Arnavutköy

İstanbul’da bir mahalle: Arnavutköy

İstanbul’da bir mahalle: Arnavutköy

İstanbul’da Boğaz’ın kıyılarını süsleyen bir mahallede, Arnavutköy’deyiz. Diğer tüm Boğaz semtleri gibi göz

Arnavutköy manzara

kamaştırıcı, eski, kıymetli ve çekici…Kuruçeşme ve Bebek arasında, kendi halinde, dut ve envai çeşit meyve ağaçlarıyla bezeli Arnavutköy, meşhur akıntı burnunu da içinde barındırıyor. Semtin tarihi oldukça eski. Arşivler incelendiğinde 1850’li yıllara kadar ulaşmak mümkün. Fakat daha net bilgilere 1920 ve sonrasındaki kaynaklardan ulaşılabiliyor.
Semt mübadele öncesinde 180 haneden oluşan küçük bir bölgeymiş. Bölge sakinlerinin tamamının Rum olduğu biliniyor. Lozan Antlaşmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan arasında ‘yaşayan halkların değişimi’ protokolünün imzalanmasıyla birlikte karşılıklı göçler başlıyor ve burada yaşayan Rum köylüler Yunanistan’a, Yunanistan Drama Bölgesi’nde yaşayan Müslüman Türkler ise bu bölgeye yerleştiriliyor. Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesi’nde Arnavutköy’den bahsederken ‘Ekmeğinin peksimetinin beyaz, Yahudilerinin zevk sahibi ve ehl-i saz, Rum Hıristiyanlarının kavmi-i Laz, Cemaati-i Müsliminin ise gayet az’ olduğunu yazar. Sadece bu anlatımla bile, Arnavutköy’ün tarihinde yaşamış halklarının durumu ile ilgili fikir sahibi olabilmek mümkün.

Arnavutköy üzüm asma

Sırasıyla, Rumların, Musevilerin ve Müslüman Türklerin yaşadığı semt, bugün eski halinden oldukça uzakta bir görüntü sergiliyor. Döneminde denizin yalıların duvarlarını yalayan deniz, 1980 sonrasında denizin içinden geçirilen kazıklı yol sayesinde oldukça gerilerde kalmış. Bugün semtte yalı diyebileceğiniz bir bina maalesef bulunmuyor. Fakat her şeye rağmen tarihe tanıklık etmiş muhteşem binalar Boğaz’a karşı arz-ı endam ediyor.
Konumu nedeniyle oldukça kolay ulaşılan ve popüler bölgelere yakın olan Arnavutköy, sokaklarının içlerine daldıkça size sürprizler hazırlıyor. Hatta ben yürümeyi severim, dağ-bayır demem tırmanırım derseniz, Etiler’deki meşhur AVM’nin arasından aşağı doğru yürürseniz, eski ve yeninin harmanlandığı Arnavutköy’ü daha yakından tanıma fırsatını yakalayabilirsiniz. Aşağıya doğru indikçe, evlerin arasındaki dik merdivenler ve üzüm asmaları dikkatinizi çekecek. Keyfini çıkarın.

Son dönem Osmanlı Yapıları

Yürüyüşünüzün sonuna yaklaşırken semtin tam orta yerinde tüm haşmetiyle Ayia Strati Rum Ortodoks Taksiarhi Kilisesi sizi karşılayacak. Durup seyrediyor ve ibadete gelen insanları görüyoruz. Her inanıştan insanın yaşadığı bu güzel şehrin kıymetini iyi bilmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Gerek iç gerekse dış mimarisiyle oldukça etkileyici bu kilise, 1899’da inşa edilmiş. Osmanlı döneminde büyükelçi, vezir ve paşa gibi önemli makamlarda görev almış Rum asıllı Kostantinos Mousouros ve ailesine ait kabristanın kilisenin bahçesinde bulunduğu biliniyor.

Arnavutköy kilise
Bu etkileyici binayı gördükten sonra sahile doğru iniyoruz. Caddedeki ışıkların hemen karşısında bulunan Tevfkiye Camii’ne gidiyoruz. Semtte görülmesi gereken önemli eserlerden olan Camii, Sultan 2. Mahmut tarafından oğlu Şehzade Tevfik için 1832 yılında yaptırılmıştır. Akıntı Burnu ve Arnavutköy Camii olarak da anılan yapı, dikdörtgen planlı ve tek minareli ahşap çatılı olarak inşa edilmiş. Boğaz’a hakim geniş bir avlusu olan Camii’nin müthiş bir manzarası olduğunu da ekleyelim. Avludaki banklara oturup eşsiz manzaranın seyrine dalabilirsiniz.

Semtte bu yapılardan başka, Rumlara ait ayazmalar ve Musevi mezarlığı da bulunuyor. Arnavutköy Çarşısı ve Boyalı Köşk Kasrı da görülmesi gereken yapıların başında yer alıyor.
Arnavutköy, yeme-içme ve eğlence bakımından çok gözde gibi görünmese de müdavimlerinin vazgeçemediği bir semt. Bu durum Osmanlı’nın son döneminde başlamış. O dönem eğlence hayatı o kadar revaçtaymış ki, semt küçük Beyoğlu olarak anılırmış.

Yamaçlarını süsleyen koruluklarıyla temiz havanın hüküm sürdüğü semt, üzüm bağları, çileği ve beyaz peksimetleriyle ünlü. Çarşı içindeki fırınlardan taze hamur işlerinin kokusunu duyacaksınız.
Yeme-içme üstadı olmasak da her yazımızda birkaç fikir vermek isteriz elbette. Arnavutköy balıkçılarıyla meşhur. Oldukça yüksek fiyatlı bu işletmelerin yanında popüler cafe-restoranlar da açılmış. Karnınızı doyurmak için küçük bir servet harcamak zorunda değilsiniz elbette. Tam meydanda Tevfikiye Camii’nin önünde belediyeye ait bir işletme mevcut. Türk kahvesi 4, çay 1 TL. Üstelik yanında limon da var. Manzaraya karşı yerinizi alın, bu güzel semtin tadını çıkarın.

Nasıl gidilir:

Arnavutköy sahilde oldukça merkezi bir konumda. Merkezden Sarıyer yönüne giden tüm otobüsleri kullanabilirsiniz. Ayrıca son dönemlerde Beşiktaş İskeleden sahil yolu üzerinden Bebek-Etiler dolmuşu çalışmaya başladı. Dolmuşa binip kısa sürede semte ulaşabilirsiniz. Ulaşımla ilgili bir yeni gelişme de Arnavutköy iskelesinden Beşiktaş-Eminönü vapur seferlerinin başlamış olması.

Fotoğraf ve Yazı

Gonca Sağlık

Beşiktaş Köyiçi

Beşiktaş – Bir Yaşam Biçimi

Beşiktaş – Bir Yaşam Biçimi

Beşiktaş için İstanbul’un kalbi dersek yanılmış olmayız. Ruhu olan, yaşayan bir yer Beşiktaş. Şehrin en önemli geçiş noktasında yer almasının yanında, Türkiye’nin en köklü futbol takımlarından birinin yuvası olması da önemine önem katıyor.

Bu güzel bölge adını, Barbaros Hayrettin Paşa’nın gemilerini kıyıya bağlamak için yaptırdığı beş adet sütun taştan almış. O dönemler bölgeye Beştaş denirmiş. (Barbaros Hayrettin Paşa Beşiktaş için önemli isimlerden biri. Sahilde iskelenin karşısındaki türbesi ve hemen karşısındaki heykeli dikkat çeken yapılar arasında.) Yıllar içinde isim değişmiş ve Beşiktaş olmuş.

Bir sahil semti olan Beşiktaş’ta 19. Yüzyıla kadar bir koy varmış. Sonra bu bölge doldurulmuş ve bugünkü Dolmabahçe ismini almış. Semtin tarihine şöyle bir göz atıp, tarihi bilgileri doğru yazılmış tarih kaynaklarından öğrenmeliyiz diyerek sosyal mesajımızı da verdikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Beşiktaş, uzun bir sahile sahip. İskelenin yanındaki banklarda oturup Üsküdar’ı, vapurları ve eşsiz boğaz manzarasını izliyoruz. Derken Kadıköy iskelesine bir vapur yanaşıyor. İşte kartpostallara yaraşır bir görüntü. Zaman dursa dediğimiz bir an, hele yağmur da varsa..Deniz havasını içimize çektikten sonra keşfetmeye hazırız. Yol üzerinde yenilenmiş haliyle önemli müzelerden olan Deniz Müzesi yer alıyor. Meraklısı için ilginç bir ziyaret olabilir. Tam bilet 7.5 TL. Hemen küçük bir not: Deniz Müzesi de dâhil bütün önemli noktalar ayrı yazılarda ele alınacağı için sadece kısa bilgiler vererek geçiyoruz.

Çarşı Her Şeye Karşı mı?

Işıklardan karşıya geçtik, Kabalcı Kitabevi’nin köşesinden kıvrılıp köy içine gitmek için yürüyoruz. Ah Kabalcı, bir semtin simgesi. Hızla değişen çok şey gibi kapandı gitti. Bir dönemin anılarını da alıp götürdü…Bu düşüncelerle yürürken sağda büyük çınar ağacına selam veriyoruz. Neredeyse tüm bölgeyi yemyeşil gösterecek kadar heybetli bu çınar ağacının daha nice nesilleri mutlu etmesini dileyerek yolumuza devam ediyoruz. Ve karşımızda ilk kartal heykeli. Semtin kokusunu hissetmemek elde değil ki. Sağa kıvrılıp büyük heykelin yer aldığı ve ‘Köy içi’ denilen bölgedeyiz. Etraf restoran, ,insan ve heyecan dolu. Günün her saati hareketli. Tam göbekte duran lokmacıdan tarçınlı lokmamızı alıp bir süre dinleniyor ve balık pazarına gidiyoruz.

Mevsiminde tazecik balıkları bulabileceğiniz, hemen arkasındaki restoranlarda tadına bakabileceğiniz bölgedesiniz. Kendine has kültürü olan bu mekânlarda dost sohbetlerinin tadına doyulmaz.

Beşiktaş aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir çarşı konumunda. Ucuz fiyata ayakkabıcılar sağlı sollu dizilmiş. 1milyonculardan pahalı markalara kadar çok çeşitli ürüne ulaşmak mümkün. Kuyumcular, tekstil ürünleri, aktarlar ve elektronik eşya satan dükkânlar. Hepsi emrinize amade. Semtte her şey var da en güzelleri kitapçılar. Beşiktaş’a gidince kitapçı gezmeden olmaz gibi gelmiştir hep. Semt neredeyse kitapçı cenneti. Her sokakta rastlamak mümkün. Burada yazarın uğrak yeri olan iki mekâna değineceğiz. İlki, Balık Pazarı’nın karşısındaki Mephisto. Sabah erken saatlerde gidin ki sakin olsun, fonda çalan şarkılarla mest olun, kitapların arasında kaybolun. Fakat kitap tercihleri biraz kısıtlı gibi. Zamanla seçeneklerin artmasını ümit ediyoruz. Kabalcı kapandıktan sonra o bölge için vazgeçilmez mekânlardan biri oldu bile. Bir diğer tavsiye de Akaretler yokuşunda Açık Öğretim bürosunun hemen karşısında yer alan Minoa kitap&kahve. Mekâna girerken sağlı sollu ortancalar tarafından karşılanıyor, girer girmez kitapların ve kurabiye kokusunun büyüsüne kapılıyorsunuz. Saatlerce gezip sıkılmayacağınız bir yer burası. Çok da hoş bir cafesi var. Şahane salatalar, tatlılar ve kahve. Öğlen saatlerinde giderseniz yer bulmanız güç, ünlü bir simaya rastlamanız muhtemeldir. Tarihi öneme sahip Akaretler son yıllarda Beşiktaş’ın lükse döndüğü yüzü olarak boy göstermekte. Bunu da ayrı bir yazıya saklıyor, Minoa’dan aşağıya doğru yürüyüp Şair Nedim sokakta ilerlemeye başlıyoruz. Beşiktaş çarşının bir üst paralelinde bulunan Şair Nedim geniş caddesi ve alışveriş seçenekleriyle ilgi çekiyor. Bizim bu caddeye giriş nedenimiz ise yolun ortasındaki Doğu Karadeniz Pidecisi’ne varmak. Gurme değiliz tabi ama az biraz Karadeniz pidesinden anlıyorsak buradaki pidelerin enfes olduğunu yazmadan geçemeyiz. Pideciden çıkınca sağa dönüp çarşıya inebilir, ya da devam edip pazara ulaşabilirsiniz. Beşiktaş Cumartesi Pazarı sadece bölge halkı için değil tüm İstanbul için önemli bir yere sahip. Elbiseden gıda maddelerine, ucuz taze sebze ve meyveden kozmetiğe kadar aradığınız her şey bu pazarda var. Fakat amacınız gezi ise cumartesileri bu bölgeye gelmeyin. Çok kalabalık, yürümek mümkün olmuyor.

Park yeri bulmak zaten hayal. Hele pazarın tam karşısındaki Beşiktaş Evlendirme Dairesini de göz önüne alırsanız…Pazardan Teşvikiye’ye tırmanıp yürüyerek Nişantaşı’na ulaşmak mümkün. Fakat çok dik bir yokuş olduğunu söyleyelim. Tam tersi bir rota çizmek daha akıllıca olur. Neyse biz yolumuza devam edelim. Pazardan aşağı inip göbekten sola dönünce şehrin göbeğindeki vaha Ihlamur Kasrı’yla karşılaşacaksınız. 1 TL. karşılığında bahçe kullanıma açık. Şehrin dışındaymış gibi hissederek bir kahve içip parkta oynayan çocukları izleyince, yoldan vızır vızır geçen arabaların sesini duymayacaksınız bile. Bahçedeki ördekler ve tavus kuşları da günün sürprizi olacak.

Moladan sonra Ihlamur Deresi caddesinden geri dönüyoruz. Yol boyu dükkânların arasından pencerelerinden sardunyalar sarkan evleri izleyerek yürüyoruz. Her yaşanmış semt gibi burası da mahalle dokusunun güzelliğiyle bizleri etkiliyor. Yolda mahalleli teyzelere selam veriyoruz. Burada insanlar birbirini tanıyor, Beşiktaş’ın yerlisi diye bir kavram var.

Çarşı ise Beşiktaş’ın içinde başlı başına bir semt durumunda. Büyük Beşiktaş Çarşısı ve Sinanpaşa’da her türlü kıyafet, ayakkabı, cd ve sınavlara hazırlık kitapları bulabilirsiniz. Moda’nın kalbi Beşiktaş Çarşı’da atıyor, bizden söylemesi. Semt içindeki Abbasağa Parkı’na değinmeden Beşiktaş yazısı olmaz. Bu park genellikle mahallelinin gittiği, çeşitli etkinliklerin ve buluşmaların yapıldığı, Ramazan ayında iftar sofralarının kurulduğu bir park. Barbaros Bulvarı’ndan kolayca ulaşabileceğiniz bu park, mahallenin kokusunu içine çekebileceğiniz önemli merkezler arasında yerini alıyor.

Beşiktaş bu gezmekle biter mi? Dolmabahçe yolunu asırlık çınarların gölgesinde yürümek, Dolmabahçe Sarayı’nda tarihin içinde gezinmek, Beşiktaş’ın mabedi Vodafone Arena’da kartal ruhuna bürünmek isteyenler için de elbette bir kaç tavsiyemiz olacak. Stadyumdan başlayalım. Kartal yuvası, yenilenen yüzüyle Beşiktaşlıların gözdesi. Stadyumun hemen altındaki BJK müzesini gezip alışveriş yapmanız mümkün. Dolmabahçe Sarayı ise eşsiz güzelliğiyle Boğaz’ın en güzel yerinde ziyaretçilerini bekliyor. Saray’ın önünde Saat Kulesi’nin hemen altındaki çay bahçesi de denize sıfır konumu ile iyi bir mola tercihi olacaktır. Buraya girmek için Saray’ı ziyaret etmenize gerek yok, hatırlatalım.

Dolmabahçe-Beşiktaş arasındaki yol ise tam bir efsane. Lale mevsimine denk gelirseniz sağlı sollu rengârenk laleler eşliğinde yürümek çok keyifli oluyor. Bu yolu dümdüz yürüdüğünüzde yol sizi Çırağan Caddesi’ne çıkaracak. Yol üzerindeki eşsiz mermer kemerler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün şahane fotoğrafları sizlere görsel şölen sunacak.

Yol üzerindeki Yıldız Parkı ve Yıldız Sarayı da şehir içinde bir cennet. Fakat son zamanlarda devam eden inşaat ve yapım çalışmaları nedeniyle içeriye girmeniz sizi hüsrana uğratacak. Etrafta oldukça fazla olan sokak köpeklerinin tehlikeli olabileceği konusunda da bir küçük hatırlatma yaptıktan sonra yolumuzu hemen sol taraftaki Yahya Efendi Dergâhına çeviriyoruz.

Manevi yönden güçlü duygular hissettiren bu güzel Dergâha uğramak, çölde vaha bulmak kadar güzel…Şehir yaşamının olanca hızıyla aktığı bir cadde ve hemen üzerindeki huzur yuvası…Bahçesinden eşsiz Boğaz manzarasına tepeden bakabilirsiniz. Tüm bu mekânlar ayrı ayrı o kadar önemli ki, gezdikçe seviyor ve vazgeçemiyorsunuz.

Gurme değiliz desek de bir semti anlatırken nerede ne yenir ne yenmez yazmadan olmaz. Biz yazılarımızda tecrübe ettiğimiz mekânları anlatmaya dikkat ediyoruz. Pideciye üstteki satırlarda değinmiştik. Kahveyi de Minoa’da içtik. Bunun dışında son zamanlarda bir çok yeni nesil kahve mekânları açılmış. Yeni mekânlara inat, Yedi Sekiz Hasanpaşa Fırını yıllara meydan okurcasına boy gösteriyor. Mutlaka ama mutlaka uğrayıp paskalya ve tuzlu çubuklarından alın. Çarşıyı gezerken mis gibi tereyağ kokan çubuklarınızı yeyin, Köy içinin hemen alt sokağındaki sokak kahvesinde demli çayınızı için. Zincir kahveciler ve restoranları sevmeyenlerden iseniz bu sokak kahveleri tam size göre. Tabureler üzerinde oturup derin sohbetlere dalın, sonrasında gelsin çaylar kahveler. Kahvaltı sever misiniz? Cevabınız evet ise Çelebi oğlu Sokak’taki kahvaltıcılar tam size göre. Birbiri sıra kahvaltı mekânlarıyla dolu sokakta kalabalık ve sıra olduğunu görünce şaşırmayın, bu doğal ortamı. Beşiktaş’ın üniversitelerin merkezi  ve öğrenci nüfusunun fazla olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda ekonomik fiyata kahvaltı veren bu mekânların neden bu kadar kalabalık olduğunu anlamak zor olmaz. Bir de dönerci ismi verelim, not alın. Bu mühim. Çünkü İstanbul’un en iyi dönercisi burası diyorlar. Büyük kartal heykelinin hemen orada Karadeniz Döner. Önünde her daim sıra vardır, açık ayranı muhteşemdir, güler yüzlü hizmetin adresidir.

Yazıyı bitirmeden şehrin orta yerinde minik bir sahilin yerini tarif edelim mi? İskeleye inin, Bahçeşehir Üniversitesi yönünde ilerleyin, İDO iskelesinin hemen yanında minicik bir sahil göreceksiniz. Denizin sesi, boğazın kıyıya vuran eşsiz görüntüsü. İşte günü burada bitirin, pişman olmayacaksınız…

Beşiktaş yazısı şimdilik bu kadar…Şimdilik diyoruz, keşfettikçe sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz..

 

Nasıl gidilir:

İstanbul’da en kolay ulaşılacak merkezlerden biri şüphesiz Beşiktaş. Öyle ki taa Bursa’dan bile gelebilirsiniz. İDO deniz otobüsü iskelesi artık Beşiktaş’ta. Üsküdar ve Kadıköy’den vapurla gelebilir, halk ve özel otobüslerle de çok kolay ulaşım sağlayabilirsiniz.

 

 

 

 

Eminönü-turrehberin

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

 

İstanbul’un kalbinde bir bölge. Eminönü. Yazması hem çok zevkli, hem çok zor. Zor çünkü, sayfalara sığmayacak kadar önemli. Öyle bir yazıyla ‘yazdım, oldu bitti’ denemeyecek kadar önemli hem de… Biz bu yazıyı ‘Eminönü’ne giriş’ diye nitelendirsek daha uygun olacak. Kısa bilgilerle şöyle bir giriş yapalım. Zamanı geldiğinde camilerini, o muhteşem han ve eserlerini tek tek yazarız elbet.

İstanbul’da yaşayan ya da ziyaret eden hemen hemen herkesin mutlaka bir kere gittiği bir merkez Eminönü. Ticaretin kalbinin attığı, şehir merkezinin her köşesine ulaşımın mümkün olduğu bir yaşam merkezi. Yabancı belgesel programlarında bile İstanbul konusu işleniyorsa Eminönü-Sirkeci bölgesine yer verilmeden geçildiği görülmez. Eminönü, şehrin tarihi yarımada olarak bilinen kısmında, Haliç’in batısında yer alıyor. Osmanlı döneminde Deniz Gümrüğü’nün yani Gümrük Eminliği’nin bu bölgede yer alması sebebiyle Eminönü (gümrük önü) ismini almış. İngilizlerin 1. Dünya Savaşı sonrası İstanbul’u işgal ettiği dönemde Yahudiler’in yerleştiği bölge, 1955 senesine kadar mahalle kültürünün olduğu bir semt durumundayken, daha sonraları tamamen iş merkezi haline gelmiş. 2008’e kadar ilçe konumunda olan semt, o tarihten sonra Fatih Belediyesi’ne bağlanmış. Önce Doğu Roma’nın, Bizans’ın başkenti, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan bölgede, gündüz nüfusunun 2 milyonu geçtiği biliniyor. Gün ortası iğne atsanız yere düşmeyecek gibi kalabalık olan Eminönü, geceleri tam tersine sessiz sakin. Bölgede her milletten insanı görmek mümkün. Turistlerin uğrak yeri, Türkiye’nin dört bir yanında ticaret yapanların toptan alışverişleri için vazgeçilmezi Eminönü. 1500 yıldır kesintisiz ticaret ve alışverişin merkezi olan tarihi hanlar, bugün yıkık-dökük ve ilgiye muhtaç.

Eminönü meydan dediniz mi akla ilk gelen iki yer hiç şüphesiz Mısır Çarşısı ve Yeni Cami. (Bu iki tarihi kıymeti özel yazı halinde paylaşacağımız için bu yazıda detaylarına girmiyoruz.) Fotoğrafların  baş aktörü Mısır Çarşısı çok uzun yıllardır tadilatta. Çarşıya girince hemen sol taraftan gizemli merdivenleri tırmanarak çıkıp, penceresinden Galata manzarasına nazır eşsiz lezzetlerini tattığımız Pandeli de kapandı. Yıllar çok şeyi değiştiriyor maalesef. Mısır Çarşısı esnafı ise sadece turist odaklı satışlar yapmaktan ileriye gidemiyor. İnsanın kendi ülkesinde esnaf tarafından ikinci sınıf muamele görmesi çok üzücü ve ayrı bir yazı konusu. Bu nedenle işi bilenler tüm alışverişlerini Çarşı’nın arka tarafındaki dükkânlardan yapıyor. Peynirciler, kuruyemiş ve sakatat dükkanları, kahve kokuları eşliğinde Mahmutpaşa’ya doğru çıkarken dilimizde o bilindik şarkı: Yeni Cami’de mısır atmak kuşlara…Şimdi İstanbul’da olmak vardı…

Mahmutpaşa ve Tahtakale’de yok yok. Oyuncakçılar, sepetçiler, pasta malzemeleri, doğum günü-düğün-sünnet-doğum odası süslemeleri, nişanlıklar, gelinlikçiler, kırtasiye malzemeleri…Aklınıza ne gelirse her zevke, ihtiyaca ve bütçeye göre alışveriş mümkün. Mısır Çarşısı’nda turist gibi gezip, alışveriş için buralara gelmenizi tavsiye ediyoruz. Mısır Çarşısı’nın sol tarafında ise, kuş satıcıları, yemler, tohumlar ve her türlü çiçek ve bitkiyi bulmanız mümkün.

Bir dönem evlerdeki elektronik eşyaların alındığı bir merkezdi Doğubank. Bilmeyen var mı? Sirkeci İskelesi’nin karşısındaki sokaktan girince tarihi alışveriş günlerinin kokusunu alabilmek hala mümkün. Elektronik dükkânlarının pabucunu dama attığını düşününce o eski hummalı günlerinden uzak olduğunu tahmin etmek zor değil. Eskiden bütünü elektronik eşya satan dükkânlara ait olan han, bugün gözlükçü-saatçi cenneti olmuş durumda.

Eminönü sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. Öyle bir gün içinde gezip bitirilecek gibi değil. Gezerken dikkatimizi çeken ve bizi üzen, Avrupa’da bir şehirde olsa baştacı edilecek değerde olan binaların harap, yıkık-dökük durumda olması. O işlemeler, üzerlerindeki heykellerle her biri birer mimari şaheser. Çoğu yıkılmaya yüz tutmuş, pencereleri kırılmış, yerlerine muşambalar tıkıştırılmış. İçerde soba veya ateş yakıldığını gösteren simsiyah isler duvarları boyamış. Her türlü riske açık bırakılmış koskoca bir tarih…

Gezdiniz, yoruldunuz bir yemek molası vermek istediniz. Dört bir taraf restoran. Büyük Postane’nin arka sokağı dönerci dolu. Sokak aralarında börekçiler, pideciler. Ne ararsanız var. Meydandaki alt geçitten Galata Köprüsü’ne doğru çıkarken denizde yerini almış ve tarihi görünüm verilmiş teknelerdeki balık ekmekçileri göreceksiniz. Kalabalıktan ve kokudan rahatsız olmam, Galata Kulesi manzarasına bakarak balık ekmeğimi yer, üzerine de yol üzerindeki turşuculardan turşu suyu alır içerim diyorsanız; zevk sizin kim karışır? Közde kahve seviyorsanız Nimet Abla’nın dört bir yanındaki sokak kahvecileri emrinize amade.

Nimet Abla

Nimet Abla

Nimet Abla demişken, yeni yıl öncesi uzun kuyrukların oluştuğu Milli Piyango satıcısını yazmadan olmaz. Tüm ülkede tanınan bu satıcı kimbilir kimlerin hayallerine kavuşmasına aracı olmuştur? Meydandan biraz içeri yürüyünce tarihi binada boy gösteren Ali Muhiddin Hacı Bekir şekercisini göreceksiniz. Enfes akide şekerleri ve lokumlarını tatmadan geçmemenizi tavsiye ederiz. Şekercinin yer aldığı bu binanın aslı Hamidiye Kütüphanesi. Az ileride de Hamidiye Türbesi var. Önünden kokoreççilere yol gider, meraklısı için not etmiş olalım.

Eminönü’nün tarihi yapıları tüm güzelliğiyle sizleri bekliyor. Fakat o kalabalıklar içinde görüp seçmeniz oldukça zor. Bizden bir minik tavsiye, geziye gitmeden önce araştırın, not alın öyle gidin. Nerededir, açık mıdır kontrol edin. Büyük Valide Han’ı örnek verelim. Kapalıçarşı’ya çıkarken köşede öylece duruyor. Önünden geçip gidersiniz de fark edemezsiniz. Oysa çatısından muhteşem bir İstanbul manzarası göreceksiniz. İçi ayrı güzellikte ama yıkık dökük. Gözden kaçan bir eser de bir Mimar Sinan eseri olan Rüstempaşa Camii. Çinileriyle ün salmış. Yerliler pek bilmez ama turistlerin uğrak yeridir. Sepetçiler çarşısı içinde levhalar ve mağazalar arasında kaybolup gitmiş.. Siz es geçmeyin, mutlaka girin ve gezin.

Eminönü’nde tarihe yolculuk yapmak istiyorsanız ziyaret etmeniz gereken en önemli müzeler PTT Müzesi, İstanbul Demiryolu Müzesi (Sirkeci  Garı) ve İş Bankası Müzesi. Ücretsiz gezebileceğiniz bu müzeler, sizi tarihten günümüze haberleşme, ulaşım ve bankacılık hizmetlerinde bir geziye çıkaracak. Müzelerde sergilenen eşyalar kadar binaların tarihi dokusu da sizleri etkisi altına alacak, bizden söylemesi. Özellikle PTT Müzesi çok ilgimizi çekti. Haşmetli merdivenleri, büyük pencereleri ile dikkatinizi çekecek Mimar Vedat Tek imzalı bu bina, bizi 60’lı yıllarda sevdiğine mektup atmak için postanede sıra bekleyen genç bir kızın yanına götürdü sanki.. Bu paragrafa bir de not eklemeden olmaz. PTT Müzesi’nden çıkınca hemen soldaki Art Nouveau floral motifli bezemeli Vlora Han’ı görmeden sokaktan ayrılmayın.

 

İstanbul kokulu bu güzel bölge işte böyle anlatmakla bitmez…Bu güzellikleri yaşamadan olmaz. Siz de bir yetmez birkaç gününüzü bu güzelliklere ayırıp, tarihin derinliklerine yol almaya ne dersiniz?

Yazıya ekleyemediğimiz Eminönü ve diğer İstanbul fotoğrafları için, Editörün Kadrajı bölümümüzün altındaki İstanbul Fotoğraf Galerisi kısmına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

İstanbul’un en hareketli noktalarından biri olan Eminönü, otobüs, tramvay, vapur ve son zamanlarda Marmaray ile ulaşımı en kolay yerlerden biri. Sirkeci iskeleden şehir hatları vapuruyla Kadıköy ve Üsküdar’a ulaşmak mümkün. Meydanda turşucuların ilerisindeki otobüs durağından şehrin birçok noktasına ulaşımı sağlamak mümkün. Diğer yandan Karaköy de bölgeye çok yakın olduğu için oradaki iskele de kullanılabilir. Gezerek, atmosferi soluyarak gelmek isteyenlere tarihi Tünel’den fünikülere binip Karaköy’e inmelerini, oradan Galata Köprüsü’nü yürüyerek Eminönü’ne ulaşmalarını tavsiye edebiliriz. Bu yöntemle Galata üzerinden eşsiz Yeni Camii manzarası içinizdeki keşif heyecanını ikiye katlayacaktır.

Balat Yiyecek Sokağı

Balat’ın Tatları

Balat’ın Tatları

Balat İstanbul’un içindeki kaçış noktalarından. Gezdik, tarihini araştırdık, yazdık-çizdik, bol bol fotoğraf çektik. Bir de yazı yazdık, sizlerin beğenisine sunduk. Havalar iyiden iyiye ısındı ve keşif duygusuna engel olunamaz duruma geldi. Kış, soğuk, kar-buz sevmem diyenlerdenseniz artık sizin için de gezi mevsimi geldi. Bu kez, Haliç’ten esen püfür püfür rüzgâr eşliğinde Balat’ın lezzet duraklarını birlikte keşfetmeye ne dersiniz? Hadi buyurun.

Balat’ı özel kılan en önemli unsur hiç şüphesiz yaşanılan bir semt oluşu. Geziniz sırasında semt sakinlerinin yaşamlarına tanık olup doğallığın keyfine varabiliyorsunuz. Semt, içinde bulunduğu yenilenme sürecinin etkisinde ve her zevke uygun birçok lezzet durağına ev sahipliği yapıyor. Biz de bu yazımızda bu mekânlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Başlamadan önce belirtmek istediğimiz bir nokta var: Biz gurme değiliz. Sadece sizleri bilgilendirmek amaçlı, görüp deneyimlediğimiz keyifli mekânları paylaşmak niyetindeyiz. Bu işi, işin erbaplarına bırakıyoruz.

Balat Sahil Restoran

Balat’ın en bilinen mekânlarından olan Sahil Restoran, tazecik mezeleri ve uygun fiyatıyla dikkatleri çekiyor. Çalışanları güler yüzlü. Kastamonu dağlarından toplanan mantarlardan hazırlanan mezelerini mutlaka denemelisiniz. Ana caddede Balat otobüs durağının 50 metre kadar ilerisindeki bu mekâna bir fırsat oluşturup gitmenizi tavsiye ediyoruz.

Agora Meyhanesi

Agora Meyhanesinin adını duymayanınız yoktur zannediyoruz. Şarkılara konu olmuş bu meyhane, doğal yapısı, eski taş duvarları, bu duvarları süsleyen tarihi fotoğraflarıyla mutlaka uğramanız gereken yerlerin başında geliyor. Mekâna girer girmez o dokuyu fark edeceksiniz. Güler yüzlü çalışanları ise ayrı güzellikte. Agora’nın teras kısmı da açık. Muhteşem sanat musikisi eşliğinde lezzetli meze ve balıklarının yanında uygun fiyatları ile de tercih edilebilir.

Cibalikapı Balıkçısı

Balat’ın temiz ve uygun fiyatlı balık restoranlarından biri de Cibalikapı Balıkçısı’dır. Porsiyonları oldukça büyük. Burada yiyeceğiniz balığı Boğaz’da yiyecek olsanız 2 katından fazla hesap ödeyeceğinizden şüpheniz olmasın. Haliç’e karşı keyif yapabilir, Galata Kulesi manzarasına doyabilirsiniz. Çeşit çeşit otlardan yapılan mezelerle doyup, balığa yer kalmayabilir. Bizden söylemesi.

Cafe Vodina

Cafe Vodina, semtin en işlek caddesinin üzerinde, çok tercih edilen mekânların ilk sırasında. Burası Balat Sanat Evi olarak da biliniyor. Şanslı gününüzdeyseniz, bir etkinliğe, söyleşi veya sergiye denk gelebilirsiniz.

Cook Life

Cooklife BalatCook Life Balat ise mekânların yoğun olduğu yerlerden biraz uzakta olmasına rağmen, pan kekli şirin kahvaltısıyla müdavimlerini ağırlıyor. Buraya daha çok turistlerin geldiğini söylemek yanlış olmaz.

 Cafe Naftalin

İlgi çekici bir diğer yer de Cafe Naftalin. Mekân sahipleri vejetaryen ve sundukları yiyecekler de et yemezlere özel. Bizden söylemesi. Ayrıca Mardin ve yöresine ait çok lezzetli kahveleri tatmak imkânı bulabilir, güler yüzlü personeliyle kahveler hakkında sohbetler edebilirsiniz. İçeri girdiğinizde 70’li yıllarda bir evde olduğunuzu hissedeceksiniz. Mutlu olacağınız huzurlu bir yer burası.

Perispiri Balat

Mekâna girdiğinizde albenili dekorasyon ve manzara karşısında mest olacaksınız. Fakat bu mutluluğun yemeklerin lezzeti ve ilgisiz çalışanlarıyla karşılaşınca biteceğini söylemek isteriz. Hele fiyatlar…Balat bölgesinin en pahalı mekanı olduğunu söyleyebiliriz. Boğazdaki otelleri geride bırakır, o derece. Bizden söylemesi.

 Molla Aşkı Terası

Sadece bilenlerin gittiği bu mekân için Karagümrük’e çıkmanız gerekecek. Birçok tarihi mekânı tepeden görme şansını yakalayabileceğiniz terasta 40 çeşit malzemeyle yapılan çayın tadına bakmanızı öneriyoruz.

Âşıklar, Abdallar ve Meczuplar Kafe

İşte sadece bilenlerin gittiği ve sonrasında müdavimi oldukları bir yer daha. Duvarlarında çini tabakların, işlemelerin ve Mevlevi dervişlerin fotoğraflarının sergilendiği bu mekân oldukça sıra dışı. Sıradanlığın dışına çıkmasının nedeni, maddi yetersizliği olan ailelere yardım toplanması ve ihtiyaç sahibi çocuklara ücretsiz ders veriliyor olması. Bir mekâna müdavim olmak için bunlardan güzel sebep olabilir mi?

Köfteci Arnavut

Sahilde bulunan köfteci 1937 senesinde kurulmuş. Bölgenin eskilerinin müdavimi olduğu mekân oldukça eski ve bakımsız. Tipik esnaf lokantaları gibi düşünün, daha küçük ve çeşit az. Fakat nostalji sevenler için memnun edici olabilir. Su şişeleri bile insanı eski yılara götürecek şekilde. Bu tarz birçok lokantada olduğu gibi kredi kartı geçerli değil.

Aşk-ı Rüba Kafe        

Balat’da közde Türk kahvesi içebileceğiniz tek yer. Küçük bir mekân, yol üzerinde olduğu için etrafı seyretmek için ideal. Sahibinin yaptığı tatlıları güzel. Sert kahve sevenler için Süryani kahvesi önerilebilir. Fiyatları ise Balat ortalaması ve mekânın özelliklerine göre birazcık yüksektir.

Cumbalı Kahve

Cumbalıkafe-turrehberinSinagogun karşısında turkuaz dekorasyonuyla dikkat çeken mekânın kahveleri gerçekten çok iyi. Özellikle Türk kahvesi. Lezzetli olmasına lezzetli fakat çekirdeği Yemen mocha matarindan çekildiği için mi bilemeyiz fiyatı 10 TL. Bu fiyat Bebek Otel fiyatıdır, o parayı da Boğaz manzarasına verirsiniz ancak.

Coffee Department

Cumbalı Kahvenin hemen karşısında bir mekân daha. Kahveleri lezzetli de olsa Nişantaşı’ndan fırlamış gelmiş gibi duran bu mekân Balat severlerin çok ilgisini çekecek gibi görünmüyor. Çünkü semtin dokusunu hissedebileceğiniz bir ortamı maalesef yok.

Balat Kadraj

Kahvelerin bir araya toplandığı Kürkçü Çeşmesi Sokak’ta bulunan mekân, 70’li yıllara ait pop şarkılarının güzelliğiyle sizi davet ediyor. Oldukça hoş, sade ve güzel tatlılar yiyebileceğiniz mekânda Türk kahvesinin yanında yaban mersini suyu ikram ediliyor. Bu ayrıntı çok önemli. Çünkü Türk kahvesi yanında tatlı ve su olmadan ikram edilmemeli. Her yiyecek ve içeceğin sunum için olmazsa olmazları vardır. Buna dikkat eden mekânlara bir yıldız da bizden gelsin.

Makam-ı Balat

Kokoreç, pastırmalı Boşnak köftesi ve et sevenler için ideal bir mekân. Sıcak, samimi ve hizmet kalitesinin üst seviyede olduğu bu lokantaya uğramanızı öneririz. Sahibi hoş sohbet ve semte oldukça hâkim. Geziniz hakkında güzel fikirler alıp sohbet edebilirsiniz.

 Lotus Cafe&Shop

Lotus Kafeİncirli kek seviyorsanız, bu bile buraya uğramanız için yeterli bir sebep. Yanına da tazecik kahve. Lazanyasını denemedik fakat övgü dolu yorumlar aldığımızı söyleyebiliriz. El yapımı takı ve objelerin satışı da yapılıyor. İlgililerine duyurulur.

Maison Balat

Zamanda bir yolculuğa çıkacağınız bu minik dükkâna mutlaka girin. Kış mevsiminde salep için. Ürünleri tek tek inceleyin, keyfini çıkarın. Hafta sonu kahvaltı için gitmek istiyorsanız mutlaka arayın, yer ayırtın. Sahipleri çok samimi, sohbet etmek keyif veriyor. Güler yüzle karşılandığınız yerlerin değerini bilin. Hem cafe hem de antikacı olan bu mekândan beğendiğiniz eşyaları satın alabiliyorsunuz.

İncir Ağacı Kahvesi

İsmiyle müsemma incir ağacının altında yer alan bu kahvenin en meşhur tatlısı da incir tatlısı. Fener Rum Lisesi’ne çıkarken sağdaki merdivenlerin üstünde yer alan kahve çok sakin ve huzurlu. Hatta otururken horoz sesi bile duyduk. Duvarlarında çok sevilen eski sanatçıların kara kalem resimlerinin yer aldığı bu kahveye mutlaka uğramalısınız.

Fida Cafe

Balat’ın yeni açılan cafelerinden biri olan Fida Cafe, kahvaltısı, gözlemesi ve iç mekânıyla dikkat çekiyor.

Fanaraki

El yapımı tatlı ve yemekleriyle sizi fethedecek, bizden söylemesi.

Pavita Balat

Kendinizi evinizde hissedeceğiniz bir aile işletmesi. Kahvaltısı anne elinden çıkmış gibi. Mantısını denemenizi tavsiye ederiz.

Karaköy Kahvesi

Denize karşı püfür püfür bir kahve keyfine ne dersiniz? Fonda eski şarkılar. Türk kahvesi çok iyi. Kışın soba başında sohbetler için ideal. Tarihi atmosferin içinde deniz manzarası eşliğinde keyif yapmak için tercih edebilirsiniz. Belirtmekte fayda var, yol kenarında olduğu için biraz gürültü var.

Pop’s Balat

Balat’ın en yeni ve en huzur bulacağınız mekânlarından biri. Sahipleriyle hoş sohbetler ederek, içerideki rahat koltuklarda kendinizi gerçekten evinizin rahatlığında hissedebileceğiniz bu mekân uzun yıllar eczane olarak hizmet vermiş. O eczaneden kalma bir de eski tip tartı var. Hani çocukken eczaneye gider tartılırdık ya. İşte onlardan. Zemin döşemesi, pencereleri ve tavan süslemesiyle çok dikkat çeken mekâna mutlaka gidin, keyifli sohbetler eşiğinde buzlu kahvenizi için. Ya da Türk kahvesini deneyin, lezzeti gerçekten eşsiz. İnsana huzur veren böylesi mekânların çoğalmasını diliyoruz.

Forno Balat

Ve Balat’ın bizce en iyilerinden biri Forno Balat. Tertemiz, her müşteriyle özel ilgilenilen, pideleri ve pizzasıyla efsane bir yer burası. Ev yapımı limonata ve minik kurabiyeler tam tadında. Açık mutfak olduğu için tertemiz olduğunu gözlerinizle görüyorsunuz. Masamızda tahta servis tabaklarıyla ilgili konuşmamıza kulak misafiri olan görevli, tabakların makinede düzenli yıkandığını söyleyerek işlerine ne kadar sahip çıktıklarını ispatladı. Fiyat ortalaması da gayet iyi olan Forno’da, hafta sonları açık büfe kahvaltı servis ediliyor. Unutmadan ekleyelim, mekan Pazartesi günleri kapalı.

Tarihi Taş Fırın (Evin Unlu Mamulleri)

Balat’ta Tahta Minare Mahallesi’nde bulunan fırın, 1923 senesinde Rum usta Vasili tarafından kurulmuş. Binanın ön üst cephesinin üzerinde kuruluş tarihi Latince ve Osmanlıca olarak yazılmış. Kurulduğu günden beri ne fırın, ne odunun cinsi ne de ürünlerin yapılış tekniği değiştirilmemiş. Günün her saatinde sıcacık galetaların tadına bakabileceğiniz bu tarihi güzelliğe uğramadan bir Balat turu düşünülemez.

Tarihi Hızır Çavuş Fırını (1897)

Balat’a gelip o şahane simitlerinden almadan olmaz. Balat simidinin özelliği bol susamlı ve yumuşacık olması. Büyük ve küçük boyları var.

Bir gezi cenneti olan Balat’ta burada ismini sayamadığımız yöresel mutfaklara ait o kadar çok mekan var ki.. Biz belli başlı ve denediğimiz mekânları anlatmaya çalıştık. Şimdi sıra sizde, gidip Balat’ı keşfedin, tatlarını yerinde deneyin.

Fotoğraflar : Gonca Sağlık, Tuğrul Sağlık, Çağrı Sağlık

Yazı : Gonca Sağlık

Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı

 

Boğaz’ın incilerini keşfe Rumeli Hisarı ile devam ediyoruz. Rumeli Hisarı, ‘hadi Hisar’a kahvaltıya gidelim’ cümlesinin kurulmasına sebep olan bir semt olmaktan çok öte bir öneme sahip. 

Semti keşfetmeye Rumeli Hisarı ile başlamazsak olmaz. Hisarın tarihine kısaca bir göz atalım: Boğazın en dar noktası olan semte ismini veren Rumeli Hisarı 1452 yılında İstanbul’un fethi hazırlıklarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Bu muhteşem eser dört ay gibi kısa bir sürede tamamlanmış. İnşaatın planını Fatih bizzat kendisi yapmış. O dönem Rumeli Hisarı’nın ismi Boğazkesen imiş. İnşaat bittikten sonra Yeniçeri birlikleri buraya yerleştirilmiş, Bizans’a giden yardımlar yapının stratejik konumunun avantajıyla çok rahat engellenebilmiş.Rumeli Hisar Topları Surlara yerleştirilen toplar sayesinde düşman gemilerin geçişi durdurulmuş. Fatih Sultan Mehmet 30.000 m2’lik bir alanda inşa edilen bu hisarı yaptırarak, bugün Hisarüstü dediğimiz bölgeyi de güvence altına almayı düşünmüş. Rumeli Hisarı, üçü büyük bir küçük dört kule ve bunları birbirine bağlayan sur duvarlarından meydana gelmiş. Hisar’ın Dağ Kapısı, Hisarpeçe kapısı, Dizdar kapısı ve Sel kapısı olmak üzere dört ana kapısı var. İlk yıllarda Hisarpeçe kapısının önünde bir iskele olduğu rivayet edilmekte. Hisar’ın üç büyük burcu dönemin komutanlarının isimlerini taşımakta. İstanbul’un fethinde çok büyük öneme sahip eser, fetihten sonra daha çok hapishane olarak kullanılmış. 1953 senesinde restore edilerek açık hava tiyatrosu haline getirilen hisarda, birkaç sene öncesine dek yaz aylarında ünlü seslerin konserlerini izleyebilmek mümkündü. Rumeli Hisarı SütunCumhuriyet döneminde yapılan kamulaştırma hareketinden sonra ise önemli bir nüfus Rumeli Hisarı’nın içindeki yerleşim alanlarında yaşamaya başlamış. Boğaziçi’nin en eski Türk yerleşim bölgeleri işte buralardadır.

Rumeli Hisarı günümüzde müze olarak hizmet ediyor. Giriş ücreti 10 TL(2017 itibarıyla). Öğrenci ziyaretleri ücretsiz. Müze kart geçiyor. Giriş için gişeye ödeme yaptıktan hemen sonra yanımıza bir görevli koşuyor ve surlara-burçlara çıkışın yasak olduğunu söylüyor. Tüm surların kapıları kilitli durumda. Biz de biz ziyaretçilere uygun görülen yerlerde gezmeye başlıyoruz. İlk intibamız bu muhteşem yapının gereken ilgiyi görmediği yönünde oluyor. Oysa ziyaret ettiğimiz gün Pazar ve hemen aşağıdaki kahvaltı mekanlarının önü tıklım tıklım kalabalık; her yer insan ve araba dolu..Koskoca Hisar’ı bizimle birlikte 5 kişi geziyordu. İnsanların ilgisizliği kadar, yetkililerin de ilgisiz olduğu kesin. Böyle tarihi bir yapının tam göbeğinde kocaman bir tuvalet binası inşa etmenin başka bir açıklaması olabilir mi? Tuvalet tabi bir ihtiyaç ama daha gözden uzak bir yere yapılamaz mıydı? Bu düşücelerle hırpalanmış, bakımsız ve oldukça kaygan merdivenlerden çıkıyoruz. Karşımızda eşsiz bir manzara ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Tam karşıda Anadolu Hisarı. Fatih ve askerlerini saygıyla ve rahmetle anıyor; büyük kahramanlıkları önünde şapka çıkarıyoruz. Zirveden amfi bölümüne iniyoruz. İlk yapıldığı yıllarda burada bir mescid varmış. Zamanla yıkılmış, son yıllarda sadece bir kırık minaresi kalmış. Şimdi ise tüm haşmetiyle kocaman bir mescid sizleri karşılıyor. Ücretli bir müzenin tam ortasında böylesi büyük ve her haliyle yepyeni olduğu belli bir ibadethanenin neden yapıldığını düşünsek de elbet bir bildikleri vardır diyerek gezimize son veriyoruz.

Rumeli Hisarı’ndan işte bu düşüncelerle çıkıyoruz. Sahildeki insan kalabalığının içinden geçerek, bir semti tanımanın en iyi yolu olan ara sokaklara dalıyoruz. Yokuş tırmandıkça karşımıza çıkan evler, ağaçlar ve atmosfer bizi büyülüyor. Oldukça dik yokuşları tırmandıkça görüyoruz ki Hisar kayaların üzerine kurulmuş bir semt. Zirveye tırmandıkça çok çok güzel bir köprü manzarası karşılıyor bizi. Mest oluyor, seyretmeye doyamıyoruz. Sardunyalarla süslü pencereler ve eşsiz manzara eşliğinde yürümeye devam ediyoruz. Koca duvarlar ardında bir kiliseye rastlıyoruz. Rumeli Hisarı KiliseSurp Santuht Ermeni Kilisesi olduğunu öğrendiğimiz yapı ilk dönemlerinde ahşap mimariye sahipmiş. Bu ilk yapı 1816 senesinde yıkılmış, 1856 senesinde tekrar inşa edilerek ibadete açılmış. 1972 senesinde çıkan bir yangında ise tamamen harap olmuş, 6 sene sonra tekrar onarılmış. Bu nedenle mimari açıdan çok da ilgi çekici değil maalesef.

Şahane binalar arasından sokakta kedileri besleyen ihtiyar amcalara selam verip sahile iniyoruz. Boğazın incisi tüm semtler gibi şahane bir İstanbul manzarasıyla karşı karşıyayız. 2. Köprü ve Hisar karşımızda. Hafta sonu olduğu için çok kalabalık. Size tavsiyemiz bu sahile hafta içi sabah saatlerinde gelin ve sakinliğin tadını çıkarın. Sahile iner inmez göz alıcı ve kocaman bir yapı karşılıyor bizi.Yusuf Ziya Paşa Köşkü Bu yapı Yusuf Ziya Paşa Köşkü. Efsane adıyla Perili Köşk. 1900’lü yılların başında inşa edilen köşk, 2002 senesinde özel bir şirket tarafından kiralanmış. Hafta içi ofis, hafta sonları da müze olarak kullanılıyor. Dünyada bu uygulamanın başka bir benzeri var mı bilinmez fakat İstanbul’da böyle bir durumu ilk kez görüyoruz. Hafta sonları bir sanat müzesi haline gelen binada üst düzey yöneticilerin odalarını dahi ziyaret edebiliyorsunuz. Giriş 10 TL. 12 yaş altı çocuklar ücretsiz. Hava şartları uygunsa kule şeklindeki terasa çıkıp manzaraya doyabilirsiniz.

Gezimizin son durağı sahildeki restoranlar oluyor. Her zevke hitap eden mekânlar var. Bir kahve içip sahilin tadını çıkartmak istiyorum derseniz, Nar Cafe’ye bir uğrayın deriz. Çünkü bina oldukça tarihi, asansör yıllar öncesinden kalma. Oda oda düzenlenmiş enfes bir atmosfer.

Nasıl gidilir:

Kabataş ve Taksim’den kalkan Sarıyer, İstinye dereiçi, Reşitpaşa ve Bahçeköy otobüslerine binip, Rumeli Hisarı durağında inmelisiniz.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca Sağlık

Yeniköy-turrehberin

Sakin Sessiz Yeniköy

Sakin Sessiz Yeniköy

İstanbul ve sakinlik kelimesi pek yakışmıyor gibi görünse de, içinde gizli güzellikleri de barındırıyor ve Yeniköy de tam böyle bir yer. Şehrin hem ortasında hem de çok sakin… Üstelik bu kural hafta sonları dahi bozulmuyor. Hangi mekâna gitseniz günün her saati boş masa bulmanız mümkün.

Yeniköy Sarıyer’e bağlı, İstinye ve Tarabya arasında kalıyor. Tarihinin Bizans dönemine kadar uzandığı rivayet edilse de bunun için net bir kaynağa ulaşmak mümkün değil. Bu güzel sahil semtinde Türkler ve Rumlar uzun süre birlikte yaşamışlar. Bölgede çilek yetiştirildiği için Komarodes anıyla anılırmış. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar ise Geniköy ismiyle anılan semte, bu yeni dönemle birlikte Yeniköy denmeye başlanmış. İstanbul’un fethi sırasında harap bir semt olan Yeniköy, fetih sonrası yeniden imar edilerek güzelleştirilmiş. 16. Yüzyıl sonlarında bölgeye Doğu Karadeniz bölgesinden zengin tüccar ve denizciler gelip yerleşmiş. Günümüzde de varlıklı ve İstanbul’un eskilerinin yerleşik olduğu semt, sahil boyu yalıları ve eski evleriyle göz kamaştırıyor. Fakat bir ayrıntı; bu yalıların çevresi yüksek duvarlarla çevrili olduğundan geziniz esnasında görmeniz çok zor. Ancak tekne turlarına katılarak bu görsel şölene şahit olabilirsiniz.

Bu kadar tarih yeter, şimdi keşfe başlıyoruz. Semtin her daim sakin olduğunu yazının başında belirtmiştik. Bu sakinliğin keyfini çıkarayım, bir de keyif kahvesi içeyim derseniz tereddütsüz adresiniz Yeniköy Kahvesi olmalı. Kahve ile ilgili yol üzerinde görebileceğiniz tek iz, isminin yazılı olduğu sarı levha. Yeşilliklerle dolu bir merdivenden çıkıyorsunuz ve asmaların altındaki bu güzel mekâna ulaşıyorsunuz. Dış mekânı ayrı içi ayrı güzel bu kahvenin. Eski radyolar, Mustafa Kemal Atatürk’e ve bölgeye dair fotoğraflara bakarak keyfinize keyif katabilirsiniz. Kahvenin çok da hoş bir kütüphanesi var. Kahvenizin yanına havuçlu-tarçınlı kekinizi söylemeyi unutmayın. Üstelik sabah saatlerinde giderseniz kek sıcacık oluyor.

Kahvede keyif yapıp, gezi rotanızı belirledikten sonra merdivenden inmeyip ters yöne yukarı doğru çıkın. Asmalarla çevrili muhteşem bir yolda zamanda yolculuğa çıkacağınıza teminat verebilirim. Sağlı sollu kuş yuvaları, döneminin evleri, uzaklardan gelen eski bir şarkı ve kocaman Arnavut kaldırımı taşlar…Şahane. Bu muhteşem minik yoldan pazar yerine çıkacaksınız. Biraz sola ilerleyin ve muhteşem Boğaz manzarasını en tepeden seyredin. Az ileride Rumlardan kaldığı tahmin edilen eski bir bina var. Uzun zaman boş kalan bina bugün özel bir okul olarak kullanılıyor. Fakat boş durumdayken çok daha çekici ve güzeldi bunu belirtmeden geçmek olmaz.

Şimdi yokuş aşağı evleri izleyerek merkeze inme zamanı. Yol üzerindeki eski kilisenin kapısı kapalıydı, içeri girmek mümkün olmadı. Fakat cami, kilise ve sinagogların bir arada oluşları bölgenin çok kültürlü ve güzel yapısını anlayabilmek için güzel bir örnek.

Ana caddeye indiğinizde asırlık dev çınarların gölgesinde yürümeye başlayın. Popüler olmuş restoranlar, mantıcılar ve balıkçılarla dolu bu caddede damak zevkinize uygun bir lezzet mutlaka bulacaksınız. Az ilerideki parkta oturup semti seyredin. Parkın hemen karşısında ise çok bilinen Emek Kahve var. Fakat biz bu mekânı, daracık ve yumurta kokulu atmosferi, deniz görelim diye oturulan daracık ve soğuk bahçesi nedeniyle pek sevemedik.

Yeniköy, sahil yolunun genişliği ve spor yapmaya uygun oluşu nedeniyle de oldukça şanslı semtlerden. Uzun sahilinde günün her saati yürüyüş yapanlara rastlamak mümkün. Bu yürüyüşü Tarabya’ya kadar uzatırsanız şahane köşkler göreceğinizi belirtelim. Fakat bu sahile özellik katan beyaz zincirli demirleri maalesef kaldırmışlar. Bu pek hoşumuza gitmedi.

Yürüyüş yaptıktan sonra semtin ana caddesinden keşfe devam ediyoruz. Bölgede tarihi birçok yapı var. Bunlar içinde en dikkat çekeni meydanda bir parkın içinde yer alan 1805 tarihinde yapılmış Mihrişah Valide Sultan Çeşmesi.  Yol güzergâhının değişmesi nedeniyle sırtı ana yola dönük kalan bu çeşme, yılların ve özensizliğin getirdiği tahribattan nasibini almış. Çeşme, tek cepheli ve tamamen mermerden yapılmış.  Bir diğer eser de yolun solunda kalan ve muhteşem deniz manzarasına sahip Osman Reis Camii.  Bina 1635 yılında inşa edilmiş. Renkli ve orijinal kapısıyla dikkat çekiyor. Yeniköy Sinagogu ve Sait Halim Paşa Yalısı da semtin ilgi çekecek nitelikteki yapılarından.

Yeniköy deyince tarihi börekçisinden bahsetmeden olur mu? Laf olsun diye tarihi değil üstelik, 1817’den beri oradalar. Çeşit çeşit çıtır börekler, üzümlü çörek, poğaça, açma, un kurabiyesi, peksimet ve odun ateşinde taş fırında pişirilen daha birçok lezzet. Ürünlerin hiçbir kimyasal koruyucu içermediğini öğrenince demli bir bardak çayla börek keyfine başladık; çok da iyi ettik.

Bizim anlatacaklarımız kısaca bu kadar. Daha fazlası için Yeniköy sizleri bekliyor.

 

Nasıl gidilir:

Beşiktaş ve Kabataş’tan kalkan, Sarıyer, Garipçe, Rumeli Feneri ve Bahçeköy otobüslerine binerek Yeniköy’e ulaşabilirsiniz.

Yazı ve fotoğraflar : Gonca Sağlık

bebek boğaz bayraklıa

Bebek / Balıkçı Köyünün Hikayesi

Bebek

Şehrin popüler gezi noktalarından, boğazda gezmek deyince akla ilk gelen semtlerden biri olan Bebek’deyiz. İstanbul’un en lüks ve pahalı semtlerinden biri olan Bebek, sahilinde yürüyen ünlü insanları, her daim dolu gözde mekânları, sıkışık trafiği ve yüksek konut kiralarıyla oldukça meşhur. Semti gezmeye başlamadan önce kısa tarihine bir göz atalım.

Bilinen en eski tarihlerde balıkçı köyü olan semt, Rumeli Hisarı’nın inşaatının başlamasıyla birlikte sosyal alanda farklılık yaşamış. Semtteki balıkçılar Galata’ya göç etmiş, bölgeye varlıklı nüfus yerleşmeye başlamış. Evliya Çelebi’ye ait bilgilere göre Fatih Sultan Mehmet, Rumeli Hisarı’nın yapımı sırasında güvenliği ve düzeni sağlaması için Bebek Çelebi adında bir bölükbaşını Bebek’e yerleştirmiş. Bebek Çelebi semte bir bahçe ve köşk yaparak iyice yerleşmiş. Ölümünden sonra ise semt aynı adla anılmaya başlanmış. Semtin rağbet görmesi ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve 3. Ahmed dönemine rastlıyor.

Birçok tarihi yapının inşaası bu dönemlerde gerçekleştirilmiş. Çok uzun yıllar sadece yazlık yerleşim olarak kullanılan Bebek, 19. Yüzyılda vapur seferlerinin başlaması ve tramvay hattının inşaasıyla kışlık kullanıma da açılmış.
Semtin o döneme ait önemli eserlerinden biri Bebek Cami. bebek camii-turrehberin Yapı vapur iskelesinin hemen yanıbaşında arz-ı endam ediyor. 1726 senesinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış cami, muhteşem bir taş işçiliğine sahip. Cami’nin önceki ismi Hümayun-u Abad imiş. Hemen sahildeki bir önemli yapı ise bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılan,1902 yılında İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco tarafından inşa edilen Valide Paşa YalısıMısır konsoloslugu-turrehberin

 

Yapı, zarif ve gösterişli haliyle semtin dikkat çekici görüntülerinden biri. Bu iki yapıyı da gezip gördükten sonra, her ikisi arasında bulunan asırlık çınarlarla çevrili Bebek Parkı’nda bir mola verebilir, banklara oturup boğazı seyredebilirsiniz. Bu parkın olduğu yer, 1986 senesine kadar Bebek Belediye Gazinosuna ev sahipliği yapmış. Bu bilgiye sahip olduğunuzda, banklarda oturduğunuzda kulaklarınıza o eski nağmeler gelecek…

Bebek parkı-turrehberinŞehrin her köşesinin çok büyük değişimlere uğruyor olmasına yine çok üzülerek, sahil boyu yürümeye başlıyoruz. Yol boyu şarkılar mırıldanarak Aşiyan’a geliyoruz. (Aşiyan Farsça bülbül yuvası anlamına geliyor.) İlk durak Aşiyan Müzesi.Aşiyan Müzesi-turrehberin

 

Şehrin çok içinde, hatta en popüler iki semtinin arasındaki bu müze umulanın çok altında rağbet görüyor maalesef. (Bebek’de sahilde takılıp, birkaç ünlü yüz görmenin çok ötesinde gezi hedefleri koymadığımız sürece, bu gibi güzellikler çoğunlukların dikkatini çekmeden sessizce durmaya devam edecek…)

Aşiyan Müzesi’ne gitmek için Rumeli Hisarı’na gelmeden karşımıza çıkan trafik ışıklarından yukarı tırmanmanız gerekiyor. Tırmanmanız diyoruz çünkü ciddi bir yokuş ve sonrasında merdivenle karşılaşacaksınız. Yavaş ve mola vererek çıkıyor, müze kapısından girer girmez o yorgunluğa değeceğini anlıyoruz. Burası büyük şair Tevfik Fikret’in ev olarak kullandığı bina. Güzel, büyük ve fıstık çamlarıyla dolu bir bahçe ve şahane bir Bebek Koy’u manzarası. Önce bahçede bir tur atıyor, şairin yan bahçedeki mezarını ziyaret ediyoruz.

Şair öldüğünde evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet etmiş. Fakat karısı günün birinde evi satmak gerekebileceği ve bahçesinde bir mezar olan evi kimsenin satın almak istemeyeceği düşüncesiyle bu vasiyeti yerine getirmemiş, şair Eyüp’e defnedilmiş. Bu vasiyet ancak çok yıllar sonra yerine getirilmiş.
Bahçe ziyaretinden sonra müzeye giriyoruz. Giriş ücreti yok, gönlünüzden ne koparsa bahşiş kutusuna atıyorsunuz. Grup halinde giderseniz müzeyi bir görevli ile birlikte gezme şansınız var. Biz gittiğimizde tesadüfen Boğaziçi Üniversitesi‘nden bir grup öğrencinin proje ödevi gezisine denk geldik ve dahil olduk. Şairin çalışma odası, Atatürk’e ait hatıraları ve özel hayatı hakkında çok ilginç bilgiler edindik.

Müzede ayrıca Abdülhak Hamit Tarhan ve eşi Nigar Hanım’a ait özel eşyaların sergilendiği bir oda bulunuyor. O dönemin siyasi ve sosyal yaşantısına ışık tutacak nitelikte olan bu müzeyi çocuklarınızla gezmeniz hiç şüphesiz çok faydalı olacak. Biz bu güzel duygularla o dik yokuşu iniyor ve dilimizde o bilindik nağme ile Bebek’e doğru yürümeye başlıyoruz. Aşiyan yollarından seslensem duyar mısın?
Dönüş yolunda mutlaka görmeniz gereken bir eser daha var. Kayalar Mescidi. Yapı, boğaza nazır duruşuyla ilginizi zaten çekecektir. Veya uzun yıllar önünden geçmişsinizdir de hiç ilginizi çekmemiştir. Biz buradan hatırlatalım, bir dahaki Bebek gezinizde belki ziyaret edersiniz kimbilir? Mescidin bulunduğu yer o dönemlerde Kayalar Köyü olarak biliniyormuş. Tarihi yapı adını buradan almış.

Bir tekke camisi olan Kayalar Mescidi, Nişancı Ahmet Sıtkı Paşa tarafından 1662 yılında yaptırılmış. Mescidin yan tarafında o dönemki dergahın bazı üyelerinin mezarları da bulunuyor. Fakat tarihi olan bu mezarların büyük kısmı yıllar içinde erezyon ve deniz hasarları sonucu yok olup gitmiş.
Sahilden yürüyüp meydandaki Atatürk heykelinin hemen önünden yukarı doğru yürümeye başlıyoruz. Yol kenarındaki mermer çeşmeye bakıyor, kalabalıkların içinde kaybolmuş olmasına üzülüyoruz. Gezilerimizde görüyoruz ki İstanbul’un birçok semtinde böyle kıymetli çeşme yapıları var. Fakat çoğu bakımsız ve harap durumda. Neden koruyamıyoruz? İşte bu düşüncelerle soluğu Türk Evi Kütüphanesi’nin önünde alıyoruz.

Türk evi kütüphanesi

Bebek’de böyle bir kıymetin varlığının kaç kişi farkında acaba? Binayı inceleyerek başlıyoruz işe, tarihi ahşap bina bir o kadar da bakımlı. Ay yıldızlarla süslenmiş girişten dar bir merdivenle kütüphaneye giriyorsunuz. Müzede geleneksel Türk mimarisine ait birçok esere ulaşmak mümkün. Çok kıymetli kitap, resim ve belgeler meraklılarının hizmetine sunulmuş.

Kütüphaneden çıkınca mahalle aralarına girip gezmek, semtin doğal atmosferiyle yüzleşmek için doğru bir tercih olacak. Bölgede yapılar genellikle bakımlı ve temiz. Sokak aralarında sadece metruk birkaç yapıya rastlıyoruz. Sokak aralarındaki merdivenleri çıkmayı göze alırsanız sizi muhteşem bir boğaz manzarası karşılayacak. Tadını çıkarın. Bir de meşhur Bebek yokuşu var. Oldukça dar ve dik olan yokuş sizi Etiler semtine bağlar.

Bölge yeme-içme konusunda da oldukça fazla seçeneğe sahip. Kumpir, waffle kokularına karşı koyamayıp; hemen karşı kaldırımdaki meşhur Bebek Badem Ezmecisi’nde alıyoruz soluğu. Denize bakan kahve mekânlarında iyi bir yere konuşlanıp Boğaz’ı seyrederek içtiğiniz bir kahve inanın tüm yorgunluğa değecek.

Bebek’te kahve molası

Yürüyüş sevenler için ArnavutköyBebekAşiyanRumeli Hisarı sahili oldukça elverişli. Sabahları çok yoğun yürüyen trafiğiyle karşılaşabileceğinizi söylemeden geçmeyelim. Ana cadde sebebiyle Bebek’de çok fazla yalı kalmasa da yürürken mimari şaheseri yapılarla karşılaşacaksınız. Mesela bizim burada bir apartmanımız varmış. Yeni keşfettik. İstanbul’u solumak ve keyifli bir gün geçirmek isteyenleri bu güzel semti görmeye davet ediyoruz.

Nasıl gidilir:

Kabataş ve Beşiktaş’tan kalkıp sahil yolunu takip eden otobüslerle semte ulaşmak mümkün. Vapur saatlerini öğrenmek için şehir hatlarının web sitesinden güncellenmiş zamanlamaları öğrenmeniz mümkün.

 

Yazı ve Fotoğraflar: Gonca Sağlık

 

karaköy sahil-turrehberin

Karaköy / Kimliğini arayan semt

KARAKÖY

Kimliğini arayan semt

Birkaç sene önce gece de gündüz de çok tekin olmayan, başka amaçlarla ziyaret edilen; günümüzde şehrin uğrak yerlerinden biri olan bölgedeyiz. Eminönü ve Tophane arasına sıkışmış, şehrin yıllardan beri finans ve ticaret merkezi olmuş semtinde; Karaköy’deyiz. Bir dönem sadece işi düşenin gittiği bölge, bugün gençlerin, sanatçıların ve beyaz yakalıların çok tercih ettiği bir eğlence semti haline gelmiş. Dönüşebilmiş mi? Tabi ki hayır. Buyrun anlatalım.

cadde-turrehberin

Ticaretin Merkezi

Karaköy, deniz kıyısı olması, Denizcilik İşletmeleri, büyük bankalar ve av-balık-deniz malzemelerinin satıldığı merkez olması konumuyla yıllarca revaçta olmuş. Semt şehrin ticaret merkezi durumundaymış. Sonra bir sihirli el dokunmuş ve artık bambaşka bir çehreye bürünmüş. Artık günün her saati kalabalık. Meşhur Bankalar Caddesi görkemli ve eşsiz yapılarıyla hala bir çok bankaya ev sahipliği yapıyor. (Tabi bu kurumların bir çoğu plaza katlarına hapsolmaktan kurtulamamış.) Günümüzde elektirik, mekanik, elektronik ve su tesisatı ekipmanlarının kolaylıkla bulunabileceği bir merkez konumunda.

Öncelikle belirtelim ki bölge tarihi yapılarıyla tam bir vaha. Camiler, çatı kiliseleri, hamamlar, binalar görülmeye değer. Karaköy’de Cenevizliler, Emeviler, Bizanslılar ve Osmanlılar uzun yıllar hüküm sürmüş. Karaköy adının buraya ilk yerleşenlerden olan Karaim Yahudilerinden (Yahudiliği seçmiş tek Türk kağanlığı) geldiği düşünülüyor. Bölge Bizans döneminden beri bir liman alanına sahip. Bizans İmparatoru, Cenovalı tüccarlara bölgede yerleşme ve iş yapma konusunda izin vermiş. O döneme ait Ceneviz duvarlarının bir kısmı günümüze kadar ulaştıysa da bakımsız ve harabe durumda. Semtteki Ceneviz etkisi günümüzde bile kendini göstermekte. 15. Yüzyılda semtin tipik bir küçük İtalya olduğu düşünülürse, bu durum hiç de şaşırtıcı olmaz.

Karaköy Palas

Semt gezmekle, anlatılmakla bitirilecek gibi değil. Karaköy Palas, meşhur Karaköy HanlarıBankalar Caddesi BinalarıKamondo MerdivenleriYüksek Kaldırım ve Süslü Karakol. Bu isimler Karaköy’ün simgelerinden. Karaköy Palas, meydanın keşmekeşinde bile tüm haşmetiyle dikkatinizi çekecek bir yapıdır. Bina 1920’de İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından Osmanlı, Selçuklu ve Bizans tarzları karıştırılarak yapılmış. Mongeri aynı zamanda St. Antuan Kilisesinin de mimarı.

Karaköy Camii

 Kılıç Ali Paşa CamiiArap Cami (İstanbul’da camiye çevrilen ilk kilise), Nusrettin Camii ve Yer altı Camii de görülmesi gereken ibadet yerleri arasında. Kılıç Ali Paşa Cami’nin yanında bir de tarihi hamam bulunuyor. Tüm yapılar içinde en ilgi çekeni de dışarıdan görülecek bir yapı olmayan ve geçmişte Bizans zindanı olan Yer altı Camii (Kurşunlu Mahzen). Kemankeş caddesi üzerinde bulunan yapıya daha sonra minare de inşa edilmiş. Bölgenin bir önemli ibadet yerleri de çatı katında bulunan Rus Ortodoks kiliseleri. Bilmeyenin görmesi olanaksız. Pazar ayinlerinde çok kalabalık oluyormuş; diğer günler ziyaret ise özel izne tabii maalesef. Semtteki bir diğer önemli kilise de Tophane Caddesi üzerindeki Surp Krikor Lusaroviç Kilisesi. Yapı bilinen en eski Ermeni Kilisesi olma özelliğini taşıyor. Semtin tarihiyle ilgili detaylı bilgi edinmek istiyorsanız, Yahudi Müzesi’ni ziyaret etmeniz doğru bir tercih olacak. Müze bir dönem Karaim Yahudilerine ait Zülfaris Sinagogu imiş.

Semtin merkezinde yeme-içme ve hediyelik eşya dükkanlarının konuşlandığı Fransız Geçidi de tarihin derinliklerinden günümüze ulaşabilmiş.

Fransız Geçidi

1800’lü yıllarda inşaa edilen tarihi geçit, aslına sadık kalınarak restore edilmiş. Aslı 3 katlı olan binaya son dönemlerde camla kaplı, plaza görüntüsü tadında bir üç kat daha eklenmiş. (Bu çirkin görüntüye dayanamayıp başımızı yukarı kaldıramadık bile. Tarihi ve geçmişi yok etmeye bu kadar istekli olunması gerçekten şaşırtıcı.)

Tarihi dokunun yanı sıra bölge bir sanat merkezi durumunda. Bir çok sanat evi sergi ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bu merkezlerden en bilineni ve büyük olanı İstanbul Modern. Perşembe günleri tüm sergilerin ücretsiz olduğu müzenin girişinde bir de otopark bulunuyor. Karaköy’de görülmeden dönülmemesi gereken bir yer de Salt Galata. Osmanlı Bankası için Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan bu bina 1892 yılında hizmete açılmış. Kültürel ve tarihi yıkımlara direnerek günümüze kadar ayakta kalan binanın içinde 219 kişilik oditoryum, kitapçı, kafe ve dükkanlar bulunuyor. Salt Galata’nın en dikkat çekici merkezi ise Osmanlı Bankası Müzesi. Dönemin bankacılık, finans ve kültürel özelliklerine dikkat çeken bu müzenin ilginizi çekeceğinizi düşünüyoruz. O dönemlere ait fotoğraflarla desteklenen müze, günümüze kadar yaşanan bir çok değişim ve gelişime ışık tutacak özellikte.

Kamondo Merdivenleri

Semtin çok önemli tarihi eserlerinden biri de Karaköy’ü Galata’ya bağlayan, 1850’li yıllarda bölgenin önemli banker ailelerinden birine mensup olan Abraham Salomon Kamondo tarafından yaptırılan, Kamondo Merdivenleridir. Art nouveau üsluplu bu merdivenler ilk bakışta bir sanat eserini andırıyor. Şehrin içine sıkışıp kalmış bu güzelliğe hayran olmamak mümkün değil.

Karaköy bir çok yabancı eğitim kurumunu da bünyesinde barındırıyor. Bu okulların binaları da tarihi dokularıyla oldukça dikkat çekici nitelikte.

Bu bir yeme-içme yazısı değil. Fakat Karaköy deyince Karaköy Lokantası’ndan bahsetmemek olmaz. Lezzet konusunda üstad olmadığımız için, etkileyici atmosferinden dem vurmak en iyisi. Dışardan görünüşüyle fark edilen mekan, kapıdan girer girmez sizi eskilere bir yolculuğa çıkaracak. Özenli ve beyaz örtülü masaları, beyaz gömlek ve siyah önlüklü garsonları, mavi çinilerle kaplı duvarları ve yukarı kata çıkmanızı sağlayan dökme demir döner merdiveniyle alıştığınız lokantalardan farklı bir yere geldiğinizi anlayacaksınız. Ortam Cumhuriyet’in ilk yılları ve Osmanlı havası içinde. Hızlı yemeğin ve özensiz hizmetin sıradanlaştığı günümüzde bu lokanta adeta bir sığınak. Öğlen ve akşamları çok kalabalık olduğundan rezervasyon yaptırmadan gitmemek iyi bir seçenek olacaktır. Gece lokanta havasından sıyrılıp meyhane hizmeti verdiğini belirtmeden geçmeyelim.

Uzun lafın kısası, İstanbul’u İstanbul yapan her köşe gibi Karaköy’ün kıymetini bilin. Gidin, görün, keşfedin. Namlı’da sabah kahvaltısı, Güllüoğlu’nda baklava, Koska’da helva yeyin. Türk kahvenizi popüler mekanlarda değil, sokak aralarındaki kahvelerde için. Semtin doğal halinin keyfini çıkarın. Sahilde simit-çay ile tarihi yarımadayı seyredin. Müzelerini gezin, camilerine girin. Yok olmaya başlayan değerlerin farkına varın.

Eyüp Sabri Tuncel

Eyüp Sabri Tuncer kolonyalarının satıldığı dükkanı ve üzerindeki binayı seyredin. Sonra dükkana girip mis kokulu kolonyalardan alın, sevdiklerinize armağan edin. Asmaaltlarında sohbetlere dalın. Bol bol fotoğraf çekin.

Tarihe, geçmiş dönemlere ilgi duyuyor ve o havayı koklamak istiyorsanız Karaköy’ü mutlaka görmelisiniz. Fakat gelişme çabasındaki bu semtin kirliliği, hırpalanmışlığı ve kimliğini arama çabası sizi derinden etkileyecektir. Bu yazıya Karaköy diye başlık atıp devamında semtteki popüler kültüre ait mekanları sıralayabilir; orada yer içer detayları yazabilirdik. Fakat buna gerek görmedik; çünkü dört bir taraf böyle yazılarla dolu. Oysa Karaköy yeme-içme gezilerinin çok çok ötesinde bir semt. Yıldızının parladığına sevinip gidip gezecekseniz hayal kırıklığı yaşamaya adaysınız, peşinen söyleyelim. Etraf pislik içinde, binalar yıkık dökük. İsim yapmış, içerisi tıklım tıklım ve hiç de ucuz sayılamayacak fiyatların ödendiği mekanların hemen karşı kaldırımları çöp ve hatta fare leşleriyle dolu. Bu durumu fark etmeyip o çevreye akın edenler gerçek tehlikenin farkında mı? Sadece yeme-içme ve geceleri eğlence ile sınırlanan tarihi bir semtten bahsediyoruz. Bu sektör günün birinde buradan çekilse İstanbul’un gözbebeği bu semt yine makus talihine mi gömülecek?

Nasıl gidilir?

Karaköy şehrin en kolay ulaşım sağlanabilecek noktalarından biri. Deniz yoluyla Kadıköy ve Üsküdar’dan kalkan şehir hatları vapurları veya motorlarla iskeleye gelebilirsiniz. Eğer tercihiniz raylı sistem ise, Kabataş-Zeytinburnu tramvayını veya İstiklal Tünel’den füniküler hattını; otobüse binerim diyorsanız Taksim meydandan veya Beşiktaş’tan kalkan otobüsleri kullanabilirsiniz. Eminönü’ne gelen otobüslere binip son durakta inebilir; Galata Köprüsü üzerinden yürüyerek Karaköy’e ulaşabilirsiniz.

Fotoğraflar ve yazı 

Gonca Sağlık

moda 81300-turrehberin

Cezbeden Moda

Cezbeden Moda

Bu yazımızda İstanbul’un karşı yakasının gözbebeği Moda’ya gidiyoruz. Moda, şehrin Anadolu kıyısında Kadıköy’ün batısında yer alan Marmara Denizi ve Prens Adalarına bakan konumda bulunan bir sahil semti. Kadıköy’den yukarı Bahariye Caddesine çıkıp, sağlı sollu mağazaları seyrederek yürüyüp ulaşıyoruz Moda’ya.. Semte girdiğimiz an binalar, insanlar ve çevre zaten bambaşka. Farklı bir yere geldiğimizi daha o ilk anda anlıyoruz. Şehrin bu köşesi her haliyle başka. Kahvelerde oturup kitap okuyan insanları görebileceğiniz kaç yer kaldı İstanbul’da? İşte daha o ilk anda bizi cezbeden Moda sokaklarına dalıyoruz önce.Moda - Barış MançoModa Sokakları

İlk durak bizim neslin ve hatta tüm Türkiye’nin idolü, efsanesi ve muhteşem sanatçısı Barış Manço’nun evi. Zaten Moda deyince çoğumuzun aklına hep aynı şey gelmiyor mu? “Barış Manço-81300-Moda” Adam Olacak Çocuk izleyerek büyüyen bir nesil bu adresi aklına mıh gibi işlemiştir. Manço’nun sağlığında yaşadığı bu köşk, ölümünden sonra Kadıköy Belediyesi tarafından müze haline getirilmiş. Pazartesi günleri kapalı olan bu müzede Manço ailesine ait eşyalar, odalar, yaşam alanları, Barış Manço’nun ailesi tarafından müzeye bağışlanan ödülleri ve daha nice hatıra yer alıyor. Merdivenleri çıkıp gezdikçe hatıralarınızdaki tozlu raflardan tanıdık bir çok detay ortaya çıkacak. Müzeye girişte hemen sağ tarafta bir camekan içinde, son zamanlarında kullandığı telefonunu, anahtarlarını ve not defterine yazdıklarını görünce oldukça duygulandık. Kapıdaki garajda ise sağlığında kullandığı otomobili park halinde duruyor. Her detayıyla sizi heyecanlandıracak bu müze eve ilk fırsatta gelmelisiniz.

Eski EvHeyecanla karışık duygusallık içinde müzeden çıktığınızda sokağa şöyle bir göz attığınızda, tipik Moda apartmanlarını göreceksiniz. Müze’nin hemen karşısında şahane mimarisiyle bir kilise dikkatimizi çekiyor. Kadıköy bölgesi çok dinli yaşam ve hoşgörü semti olma özelliğini uzun yıllardan beri sürdürdüğü için, bu yapılara rastlamak şaşırtıcı değil. Bir diğer tarihi kilise ise Kadıköy meydana yakın. (O güzelliklerden bahsetmek için Kadıköy yazımızı beklemeniz gerekiyor.)Moda Çikolata

Moda, cafeleri, restoranları ve dondurmacılarıyla oldukça ünlü. Son yıllarda çok fazla rağbet gören çikolatacıları da unutmamak gerek. Biz Rumeli Çikolatacı’sını denedik. Gerek mekan, gerek Türk kahvesinin sunumu ve lezzeti, gerek çikolatalarının eşsiz tadı ve kibar çalışanlarıyla bizlerden tam not aldı. Rumeli Çikolatacısı meşhur Moda havuzunun bulunduğu kavşağın hemen karşısında.Moda Sahil

Buradaki kısa moladan sonra Moda sahile doğru inmeye başlıyoruz. Cumbalı evler, eski kulüpler ve güleryüzlü insanlarla dolu çevreye baka baka kendimizi meşhur Moda İskelesi’nde buluyoruz. Moda İskeleFilmlere konu olan iskele maalesef tadilatta, girip gezmek mümkün olmadı. Uzaktan fotoğraflayıp, hayallere dalıp sahile doğru yolumuza devam ettik. Buraya kadar gelmişken Moda çay bahçesine uğrayıp, demli bir çay içmeden olmaz. Deniz kokusu eşliğinde çayımızı içip sahili gezmeye devam ediyoruz. Sahil çok keyifli olacaktı ki, dört bir yanımızı çevreleyen çekirdek kabuklarıyla irkildik. Sahilin dolgu kısmı olan kayalıklarda da durum farksızdı. Üzülmemek elde mi? Gezdikçe, keşfettikçe aynı manzaraları gördükçe alışırız gibi geliyor; alışamıyoruz. Alışmıyoruz. Güzelim yaşam alanlarımızı böyle mahvetmeye devam edersek, bir dönem sonra gezecek bir alan bulamayacağız. (Bisiklet severler, bu sözmüz size. Moda sahili Kalamış’a dek uzanan yoluyla sizin için oldukça uygun.)

Böyle sosyal mesajlarla dolu söylenmelerden sonra sahil gezimizi bitiriyor, sokak aralarına giriyoruz. Eski binaların bir çoğu bakımlı, boyanmış ve tertemiz. Bazı binalar özel okulların kullanımına tahsis edilmiş. Sokak aralarında kayboluyoruz. Gezdikçe acıkanlardansanız ve yemek yiyecek vaktiniz yoksa tarihi Moda fırınları hizmetinizde. Ponçikler, sıcacık poğaçalar, simitler. Hem bu lezzetlerin keyfini çıkarıp hem gezmeye devam ediyoruz. Moda Eczanesi ise uğramadan geçmemeniz gereken hoş bir mekan. Eczane gibi eczane görmek isteyenler için doğru adres.
Moda’nın bir diğer sembolü ise Moda Deniz Kulübü. İstanbul İstanbul iken nice toplantılara ve buluşmalara ev sahipliği yapan kulüp, günümüzde hala bir çok etkinliğin cazibe merkezi durumunda.

Moda bir çok sanatçı ve yazar-çizerin de yaşadığı semt olarak dikkat çekiyor. O meşhur zincir kahve mekanlarının özellikle üst katlarında bir çoğuna rastlamak mümkün. Sokaklarda bisiklet kullanımı oldukça fazla. Biz büyük şehirliler çok alışık olmasak da Moda halkı bisiklet ve mobiletleriyle gezmeyi seviyor.

Tramvay - ModaModa’ya gelmişken uğramadan geçmemeniz gereken bir diğer yer ise Pappa Apartmanı. Galata için Doğan Apartmanı neyse, Moda için Pappa apartmanı da o.

Farklı dokusu ve hoş insanlarıyla bizi çok etkileyen bu semtten ayrılmadan önce bir markete uğrayıp hızlıca bir kaç parça ihtiyacımızı almak istiyoruz. Alışveriş sonrası kasaya yaklaştığımızda, elimizdeki ürünlerin az olduğunu gören Moda sakinleri bize sıra vermek için yarışıyorlar.. Daha fazla söze gerek var mı? Unuttuğumuz hoşgörünün semtidir işte Moda…

Nasıl gidilir:

Eminönü veya Beşiktaş’tan vapura binip Kadıköy’e gelip, iskeleden 15 dakika yukarı yürümeniz Moda’ya ulaşmanız için yeterlidir. Karaköy’den kalkan şehir hatları vapuru ile Haydarpaşa’ya ulaşmanız mümkün. Uzun vapur yolculuğunu sevmiyorsanız, Beşiktaş-Üsküdar arası vapura binip oradan dolmuşla ulaşım sağlayabilirsiniz. Oraya kadar gitmişken Bahariye caddesi’nde tramvaya binip bir nostalji gezisi yapabilirsiniz.

Gonca Sağlık

kanlica3-turrehberin

Yoğurt Almaya Kanlıca’ya…

Yoğurt Almaya Kanlıca’ya…

Yoğurt seviyorsanız hadi Kanlıca’ya gidiyoruz. Beykoz’un meşhur semti Kanlıca boğaz’ın havası en temiz bölgesi. Hatta bir rivayete göre ismini de bu sebepten almış. Osmanlı sultanlarından biri emir vererek İstanbul’un havası en temiz semtinin bulunmasını istemiş. Vezirlerden biri her semte kanlı et bulunan direklerin asılmasını ve en geç bozulan etin olduğu direğin havası en temiz semt olacağını söylemiş. Etlerin bozulmadığı tek sahil olduğu için de bölgele Kanlıca ismi verilmiş. Bu hikaye bir rivayetin ötesine geçemese de, havasının temizliği tamamen gerçek. 

Semt, FSM Köprüsü’nün Anadolu ayağında yer alıyor. Tarihi çok eskiye dayanandığı için bölgede çok sayıda camii, çeşme, konak ve yalılar bulunuyor. Bu yapılardan en önemlisi iskelenin hemen yanındaki İskender Paşa Camii’dir.1560 yılında inşa edilen Camii günümüzde halen hizmet vermekte.Kanlıca CamiiBir yeri keşfetmenin en önemli detayı sokaklarında yürümektir. Kanlıca, arnavut kaldırımlı ve çiçeklerle bezenmiş sokaklarıyla sizleri karşılıyor.

kanlica-konak-turrehberin

Semtin simgesi hiç şüphesiz yoğurdu. İneklerin beslendikleri otların özeliği nedeniyle rengi pembeye çalan sütten yapılan bol kaymaklı yoğurt, üzerine pudra şekeri dökülerek yeniyor. Çeşit Çeşit Kanlıca Yoğurdu Zevkinize göre dondurma koyabilir, sade de yiyebilirsiniz. Yoğurt yemek için sahildeki kahvelere gidebilirsiniz. Boğaza sıfır konumdaki mekanlarda her çeşit tost, menemen ve kahvaltılık ürün bulmanız mümkün. Yediğiniz yoğurdu sıradan zannetmeyin, boğaza karşı yediğinizi de eklersek fiyatı biraz tuzlu. Fakat o keyfe değecek. İskele meydanındaki mekandan şahane manzarayı izleyin, kuşlara yem atmayı unutmayın.Yoğurtçu Kafe KanlıcaKanlıca İskele

Kanlıca ile bütünleşmiş bir yer de Mihrabad Korusu. Sahilde biraz dinlendikten sonra 25 hektar alan üzerinde bulunan Koru’ya gidip, içindeki mekanlarda bir Türk kahvesi için. Koru’nun parkları ve muhteşem Boğaz manzarası size çok iyi gelecek. Koru adını, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında, Sultan III. Ahmet için yaptırdığı ama sonradan yıkılan Mihrabad Kasrı’ndan almış. En tepeye çıktığınızda Rumeli Hisarını tam karşınızda göreceksiniz. Yahya Kemal’in burada dinlendiği ve bir çok eserini yazdığını biliyoruz.

Kanlıca EvleriYürümeyi seviyorsanız Mihrabad Korusu’ndan sahile doğru yürüyüp bu muhteşem semtin tadını çıkarabilirsiniz. Kanlıca sahili sağlı sollu yalılarla çevrili olduğu için yürüyüşe çok uygun değil. Bir çok sanatçının yalısının burada olduğunu söyleyelim. Belki sevdiğiniz bir tanesini görme şansınız olur. Kimbilir?

Kanlıca yalıları gerçekten görülmeye değer. Bunlardan en önemlileri Asaf Paşa , Şefik Bey, Hacı Ahmet Bey, Ethem Pertev, Ferruh Efendi, Prenses Rukiye, Hekimbaşı Salih Efendi, Marki Necip yalıları. Buradaki en ilginç yapı: 1699 tarihi yapımı olan, en eski ahşap Osmanlı evi sıfatını taşıyan; Amcazade Yalısı’ndan geriye kalan divanhanesi. Ne yazık ki; o da, 2003 yılındaki yağmurlardan sonra; yıkılmak üzere. Tarihi eserlerimize böylesine acımasız davranıyor olmamız insanın içini acıtıyor…

Kanlıca’ya geldiğiniz zaman çok güzel bir mesire yeri olan Kavacık‘a da uğrayabilirsiniz. Otağtepe de Kanlıca’nın tarihi mekanlarından biri. Burada Tema Vakfı’nın geliştirdiği Doğa Kültür Parkı bulunmakta. Kuzey Parkı ve Güney Parkı olarak iki ayrı şekilde düzenlenen parkta spor yapmak da mümkün. Eşsiz manzarada muhteşem Boğaz fotoğrafları yakalayacağınıza emin olabilirsiniz.

Nasıl gidilir:

Eminönü, Kabataş veya Beşiktaş’tan Üsküdar’a vapurla geçerek, Beykoz istikametine giden dolmuş veya otobüslere binerek Kanlıca’ya ulaşabilirsiniz. Dolmuşlar hemen İskele önünden, otobüsler ise yolun karşısından kalkıyor. Üsküdar-Kanlıca arası mesafe 13 km.
Kanlıca’ya ulaşım için bir diğer yol Çengelköy, İstinye ve her iki semtin arasındaki diğer semtleri de birbirine bağlayan şehirhatları vapur seferleridir. Ancak bu seferler maalesef çok az sayıda.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası