Babakale

Babakale

Babakale Anadolu olarak anılan Ön Asya veya Asya Minör’ün en uç noktası. Yani Asya kıtasının bittiği en batı nokta. Bu bile turizm anlamında tek başına burayı görmek için yeterli bir değer iken, üzerine bir de doğal güzellik ekleniyor. Eğer Assos‘a kadar geldiyseniz, tavsiyemiz yolu biraz daha uzatarak burayı da görmeniz olacak. Ancak yolun tek şeritli ve virajlı olduğunu, kesinlikle hız yapmamanız gerektiğini hatırlatalım.

Tarihte basit bir balıkçı köyü olan Babakale, halen balıkçı köyü olma özelliğini devam ettirmekte. Buranın Baba ismiyle anılması Bektaşi bir dini lider Sultan Baba’nın buraya gömülmesiyle başlamış. Baba Burun diye anılırken, Sultan III. Ahmet bir deniz seferinden dönerken, hava muhalefeti nedeniyle buradaki doğal limana sığınmış. İşte o zaman köylüler fırsat bilip, buraya musallat olan korsanlardan bahsetmiş. Sultan III. Ahmet’de buraya bir kale yapımını emretmiş. Osmanlı’nın inşa ettiği bu son kale böylece 1723 yılında yapılmış. Gitmişken yöreye özgü bıçak ve çakılardan almanız, ölmekte olan bu zanaatı canlı tutabilir.

 

Gökçeada

Gökçeada ve Bozcaada

Gökçeada ve Bozcaada

Gökçeada ve Bozcaada Türkiye’nin iki güzide adası. Her ikisi de Antik Yunan’dan günümüze sayısız hikaye ve destana mekan olmuş adalar.

Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası konumunda. Türk ve Rum karışık bir nüfusun 500 senelik Osmanlı hakimiyeti döneminde birlikte yaşadığı adada artık Rum nüfus neredeyse kalmamış durumda. Eski adıyla İmroz, tam bir rüzgar adası. Her an bir rüzgar esiyor. Burası için Rüzgar Blimci olmak ayrı bir avantaj. Zira rüzgarın estiği yöne göre denize girilecek noktayı belirlemeniz gerekiyor. Bana hep Chicago‘yu hatırlatmıştır. Orası da “Rüzgarlı Şehir” olarak bilinir. Aydınlık Plajı, Yıldız Koyu, Bademli Köyü, Kaleköy, Zeytinliköy ve Tepeköy gibi Rum köyleri de gezilebilecek diğer noktaları.

Bozcaada ise tarihteki Tenedos ismiyle ün salmış bir ada. Truva’nın alınması öncesi Agamemnon gemilerini burada sakladı der Homeros. Bugün artık yerlisi oldukça az bir oranda kalan ada, özellikle büyük şehirlerden çok göz alan bir ada. Adada çok fazla Osmanlı eseri bulunmamakta. En derli toplu ve göze batan tarihi yeri ise Bozcaada Kalesi. Yaz aylarında aşırı derecede kalabalık olduğunu hatırlatmak gerek. Rüzgar güllerinin olduğu tepeye çıkıp şahaser bir gün batımı ise mutlaka görmeniz gerekenler içerisinde.

 

 

 

Adatepe

Adatepe Köyü

Adatepe Köyü

Adatepe köyü, Kaz Dağı (İda) üzerinde kurulu saklı bir cennet. Aslında buranın tanıtılmasını yapmayıp, böylece kalmasını sağlamak lazım. Ama yine de buraya harcanan emeğin gösterilmesi de gerekli. Bölge gibi Adatepe Köyü de, sırasıyla Truva, Midilli, Yunan, Pers, Roma, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyetinde kalarak günümüze gelmiş. Nüfusun bir kısmı Rum bir kısmı Türk imiş. Ancak zaman içerisinde çeşitli sebeplerden gittikçe azalan nüfus sonucu köy boşalmış ve binalar metruk hale gelmiş. Köy ile ilgili kitabi bilgileri köyün kendi web sitesinden de bulabilirsiniz.

Biz daha çok kendi gördüğümüzü yazalım. İlk olarak ana yoldan tırmanarak köye çıkarken hissediyorsunuz farklılaşmayı. Köy meydanına varınca büyülemeye başlıyor etraf. Biz kahvaltı hayali ile buraya geldiğimizden midir nedir bilinmez, güzel bir kahvaltı yapıyorsunuz önce. Ardından köyün taşlı yollarından gezmeye başlıyorsunuz. Kimi evler yıkık ama hala gururlu. Köyün Camii Selçuklu döneminden. Bu arada Zeus Sunağı’na gitmeyi unutmayın. Manzarası müthiş.

Saat Kulesi Canakkale

Çanakkale Saat Kulesi

Çanakkale Saat Kulesi

Çanakkale Saat Kulesi, şehrin tarihi yapısının güzel yapılarının başında geliyor. Sultan Abdulhamid, kendisi zaten bir saat düşkünü iken, bir de Avrupa kentlerinde yaygınlaşan şehir saat kuleleri nedeniyle şehirlerin meydanlarına saat kuleleri yapılmalarını emretmişti. İşte bu emir ile 1897 yılında Çanakkale’ye de bir saat kulesi yapılmış. O dönemin tipik bir özelliği, bu tür hizmetlerin halktan toplanan bağışlar ile yapılması. Çanakkale de bu görevi, aynı zamanda şehrin o dönemki İtalyan Konsolosluğu görevini de yürüten, Emille Vitalis isimli bir tüccar üstlenmiş. İlk yapıldığında 3 katlı olan saat kulesi, daha sonra bölgede meydana gelen bir deprem sonucu çan takılı olan son katını kaybetmiş. Bunun üzerine kulenin boyu 4 kata çıkarılmış ve günümüz halini almış. Diğer bir çok ilimizdeki gibi, Çanakkale Saat Kulesi de Osmanlı’nın son dönem taş sanatının güzel eserlerinnden birisi.

Truva Antik Kenti

Truva Antik Kenti

Truva Antik kenti, belki de dünyadaki en önemli antik kentlerden birisi. Çünkü M.Ö 3000’li yıllarda kurulup, aralıksız ve katman katman, şehir yerleşimlerini tarihsel çizgileri ile barındırına bir yapısı var. Destansı Troya Savaşı ve onunla özdeşleşen Truva Atı hikayesi, bu önemli kentin sadece görünen popüler kültür kısmı.

Şehir o kadar eski ki, Homer’in ünlü İlliad eserinde geçen kısmı yani bildiğimiz Truva Savaşı, tahminen M.Ö. 1200-1300’lü yıllarda 7. Truva katmanında gerçekleşiyor.

Kent ilk olarak kurulduğunda Karamenderes (Scamender) Nehri’nin denize döküldüğü ovaya bakan tepede kurulmuş. O zamanlar denize çok yakın olan yerleşim, bir liman kenti olarak hızla büyüyüp zenginleşmiş. Artık denize 5 Km mesafede olmasının sebebi ise, geçtiğimiz 5000 yıl boyunca, Karamenderes Nehri’nin taşıdığı alüvyon topraklar.

Şehir her yıkılışında, şehrin halkı yıkıntıların üzerine yeni şehirlerini kurmuş. 1. Şehir yerleşik halktan farklı kişilerin şehri ele geçirmesi ile kültürel değişiklik nedeniyle 2. şehre sebep olmuş. 2 . Şehir büyük bir yangında yok olmuş ve 3. şehir kurulmuş. Şehir bundan sonra sürekli büyüyerek 4. ve 5. katmanların oluşumuna sebep vermiş. 6. Şehrin depremle yıkıldığı ve bu nedenle meşhur Truva Savaşının yaşandığı 7. Şehrin kurulduğu anlaşılıyor. 7. şehrin sonu herkesin malumu olan Truva Atı.

Sonrasında M.Ö. 546’da Perslilerin istilası yaşanıyor. Şehrin son katmanı ise M.S. 1. yy.da Roma dönemine ait. Bu tarihten sonra ise artık liman bağlantısı çok uzaklarda kalan şehir, bir iç şehir haline geldiğinden eski önemini kaybediyor. Halk ise 9 kere kurduğu şehri bir daha aynı yere kurmuyor ki, şehir harabe olarak unutuluyor.

Türkler Troyalı mı?

İşin ilginç bir yanı ise, Orta Çağ’da Avrupa’lıların, Türkleri eski Truvalılar olarak algılaması. Truva Savaşı sonrası kaçan şehirlilerin Asya’ya yerleşip, güçlenip geri gelerek, savaşın öcünü aldıkları inancına sahiplermiş.

İstanbul’un alınması öncesi şehirde bulunan Kardinal Isidore yazdığı bir mektupta “Troya Prensi” olarak adlandırmış Fatih Sultan Mehmet’i. Fatih’in resmi tarihçisi Kritovulos ise Fatih Sultan Mehmet’in bu bölgeyi ziyaret ettiği zaman

Allah beni bu şehrin ve halkının dostu olarak bugüne kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarını yendik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Yunanlar, Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar ele geçirmişlerdi. Bunların biz Asyalılara karşı kötülüklerini aradan birçok devir ve yıl geçmesine rağmen onların torunlarından aldık.

dediğini yazar.

Türkler gerçekten Troyalı mıydı? Veya Troyalı Helen gerçekten uğruna binlerce kişinin ölebileceği kadar güzel miydi? Bu sorular kafaları kurcalasa da, Truva kenti, mutlaka görülmesi gereken UNESCO Dünya Mirası Listesi içerisinde yer alan bir antik kent.

Athena Tapınağı

Assos – Behramkale

Assos – Behramkale

Tarihi ismiyle Assos, günümüz ismiyle Behramkale, Biga Yarımadasının güney kısmında bulunuyor. Şehir, Hellen bir kabile olan Aiol‘ler tarafından bir koloni olarak M.Ö 1000 ile M.Ö 900 arasında bir dönemde kurulmuş. Bulunduğu nokta eski ismiyle Adramyttian yeni ismi ile Edremit Körfezi, stratejik bir nokta ve sahil şeridi ticari anlamda bir liman olmaya çok müsait olduğundan, şehir hemen güçlenmeye başlamış. Aiol’ler, bugün antik tiyatrodan da görülebilen Lesbos adasından geldiklerinde, herhalde bu kadar önemli bir koloni kuracaklarını düşünmemiştir. Şehrin en üst noktası olan yere, M.Ö 530’da Athena Tapınağı inşa edilmiş.

Athena Tapınağı

Aristo’nun Etkisi

İşte bu tapınak şehrin sonraki gelişimini de etkileyen yerlerden birisi olmuş. Buradan yetişen ve daha sonra Plato‘nun da öğrencisi olan Hermias (ki önceden bir köle) şehrin yöneticisi konumuna gelmiş ve Assos onun zamanında çok gelişmiş. Hermias’ın arkadaşı ve aynı zamanda Plato’nun bir diğer öğrencisi olan Aristo, şehre gelip burada bir okul açmış. Daha sonra Hermias’ın yiğeni ile de evlenen Aristo sayesinde şehir düşünce geliştiren şehirlerden birisi durumuna gelmiş. Ancak Perslilerin şehri ele geçirmesi ve ardından Hermias’ın öldürülmesi sonucunda Aristo buradan kaçmış ve bir diğer Kral arkadaşı olan Makedon Kralı II. Phillip’in yanına giderek burada onun oğlunun, yani meşhur Büyük İskender‘in hocası olmuş.

Tepeden eski limana bakış

Büyük İskender, Perslileri yenerek Assos’u geri almış ancak ilerleyen dönemlerde şehir Bergama Krallığı‘nın altına geçmiş. M.Ö 132 yılında ise Romalılar şehri ele geçirmiş.

Assos, Küçük Asya olarak adlandırılan Anadolu içerisinde de, en erken hristiyan olan kentlerden biri olarak tarihe geçerken, M.S. 1. yy sonrası giderek küçülerek en sonunda köy konumuna gelmiş ve devasa yapılar yıkıntılara dönüşmüş.

1080 yılında Selçukluların Bizanslılardan aldığı şehir, 1097’de tekrar Bizansa geçmiş. Karesi Beyliği 1300’lü yıllarda bu toprakları ele geçirerek ardından 1359 yılında Çanakkale ile birlikte toprak olarak Osmanlı Devletine satmış.

1900’lü yılların başında Sultan Abdülhamid’in de izniyle yurt dışına götürülen (kaçırılan?) bir çok tarihi eser gibi, Athena Tapınağı ve bir çok diğer binanın özellikli parçaları Louvre Müzesi gibi müzelerde sergilenmek üzere götürülmüş. Halen İstanbul Arkeoloji Müzesinde de, buradan parçalar sergilenmekte.

Günümüzde de kazı çalışmaları devam ediyor. Şehrin bir çok yapısı halen açığa çıkarılmamış durumda.

Burayı isterseniz sadece ziyaret ederek ve 1-2 saat geçirerek, isterseniz de burada sakin bir otel/pansiyonda 1-2 gün konaklayarak gezebilirsiniz. Özellikle Tiyatro, Tapınak ve Nekropol ile Agora görebileceğiniz yerler içerisinde.

 

 

 

Aynalı Çarşı

Aynalı Çarşı

Aynalı Çarşı

Aynalı Çarşı, Gelibolu Yarımadası dışında, Çanakkale ile en fazla özdeşleşen yerlerden birisi. Bunun en büyük sebebi, hiç kuşkusuz, bir dönemin ağıtı olan “Çanakkale içinde Aynalı Çarşı” türküsü. Şehrin kültürünü ve geçmişini şehirle birebir paylaşmış bir yer.

Çarşıya bu isim, iki uç kapısındaki aynalardan ötürü verildi dense de, bunun kesin bir doğru olduğu söylenemiyor. Giriş kapıları kemerli ve kırmızı taştan olan çarşının kitabesinde Osmanlıca olarak “Adaletliliği ile tanınan Sultan Gazi ikinci Abdülhamid efendimiz hazretlerinin lütuf ve sahip çıkmalarıyla kendine bağlı musevi uyruğundan İlyo Halyo kullarının çabalarıyla yaptırılmış ve gönülde yer tutan çarşıdır. Yıl Hicri Muharrem 1307 (Kasım Aralık 1889)” yazmakta. Asıl ismi de “Passage Halilio”

Savaş ennasında bombalanan ve ardından İngilizlerin işgali sırasında (1918-1921) ahır olarak kullanılan yapı bir harabe olarak kalan yapı, 1967 yılında yapılan onarımla günümüzdeki halini aldı. İçerisinde hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlar bulunan çarşı, şehri ziyaret ettiğinizde görebileceğiniz noktalardan birisi.

Çimenlik Kalesi

Çimenlik Kalesi ve Çanakkale Deniz Müzesi

Çimenlik Kalesi ve Çanakkale Deniz Müzesi

Çimenlik Kalesi ve Çanakkale Deniz Müzesi aynı yerde ve şehir içinde bulunmakta. Şehrin adının geldiği Kala-i Sultaniye yani Çimenlik Kalesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından Çanakkale boğazının en dar noktasına yaptırılmış. Yapım tarihi hakkında tartışmalar olsa da, 1463 yılında yapıldığı daha ağırlıklı bir bilgi. Kale dikdörtgen bir yapıya sahip dış kale ve iç kaleden oluşmakta. Surların içerisinde bir baruthane ve iki cami bulunmakta. Camilerden bir tanesi Fatih Camii ve kale yapımı esnasında inşa edilmiş. Abdülaziz Camii ise 1861 – 1876 yılları arasında Sultan Abdulaziz tarafından yaptırılmış. Baruthane günümüzde Piri Reis Galerisi olarak kullanılmakta.

3 katlı olan iç kalenin birinci katında çeşitli askeri malzemeler ve maketler ile sinevizyon bulunmakta. İkinci katta mizansenler ve savaşan tarafların güçleri karşılaştırılmakta. 3. Kat ise yağlı boya tablolardan oluşan bir sergi.

Deniz Müzesinin iskelesinde ise Nusret Mayın Gemisi‘nin bire bir boyuttaki kopyası gezilebilmekte. Nusret Mayın Gemisi’nin orijinali 1990 yılına kadar kullanılmış ve daha sonra batmıştı. Tarsus Belediyesi bu batığı çıkartıp, onarıp, Tarsus’da sergiye açmıştı.

Not: Şu an İskelede bulunan gemi 2011 yılından sonra yapılmış olandır. Fotoğraf bu gemiden öncesine aittir.

Gelibolu Yarımadası

Gelibolu Yarımadası

Gelibolu Yarımadası

Çanakkale‘den bahsederken hemen hemen herkesin aklına gelen ilk nokta, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’dır. Burası hem Türkiye hem Dünya için önemli bir nokta. Birinci Dünya Savaşı esnasında 500,000 kadar kişinin savaşarak öldüğü, dünyanın sayılı büyük savaşlarından birinin yapıldığı yer. Herşeyden önce, burayı gezerken, yoğun bir duygu içerisine giriyorsunuz. Burada, gezi esnasında, asgari saygı ve sessizliği ister istemez sağlıyorsunuz.

Tarihi Milli Park içerisinde 56 yerli anıt ve şehitlik 35 Yabancı Mezar ve Anıtları bulunmakta. Hakkıyla gezmek isterseniz, birgüne kadar yayılan bir süre gerekiyor ama, hâlâ o kadar bir hüzün var ki, o kadar süre kalmak istemeyebilirsiniz. En azından bizde öyle oldu. Çanakkale

Savaş esnasında önemli noktalar içerisinde olan Kilitbahir Kalesi, Mecidiye Tabyası, 57. Alay Şehitliği, Conk Bayırı, Atatürk Anıtı ve diğer şehitlikler ile birlikte Çanakkale Şehitler Abidesi burada öne çıkan ziyaret noktaları.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları