bebek boğaz bayraklıa

Bebek / Balıkçı Köyünün Hikayesi

Bebek

Şehrin popüler gezi noktalarından, boğazda gezmek deyince akla ilk gelen semtlerden biri olan Bebek’deyiz. İstanbul’un en lüks ve pahalı semtlerinden biri olan Bebek, sahilinde yürüyen ünlü insanları, her daim dolu gözde mekânları, sıkışık trafiği ve yüksek konut kiralarıyla oldukça meşhur. Semti gezmeye başlamadan önce kısa tarihine bir göz atalım.

Bilinen en eski tarihlerde balıkçı köyü olan semt, Rumeli Hisarı’nın inşaatının başlamasıyla birlikte sosyal alanda farklılık yaşamış. Semtteki balıkçılar Galata’ya göç etmiş, bölgeye varlıklı nüfus yerleşmeye başlamış. Evliya Çelebi’ye ait bilgilere göre Fatih Sultan Mehmet, Rumeli Hisarı’nın yapımı sırasında güvenliği ve düzeni sağlaması için Bebek Çelebi adında bir bölükbaşını Bebek’e yerleştirmiş. Bebek Çelebi semte bir bahçe ve köşk yaparak iyice yerleşmiş. Ölümünden sonra ise semt aynı adla anılmaya başlanmış. Semtin rağbet görmesi ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve 3. Ahmed dönemine rastlıyor.

Birçok tarihi yapının inşaası bu dönemlerde gerçekleştirilmiş. Çok uzun yıllar sadece yazlık yerleşim olarak kullanılan Bebek, 19. Yüzyılda vapur seferlerinin başlaması ve tramvay hattının inşaasıyla kışlık kullanıma da açılmış.
Semtin o döneme ait önemli eserlerinden biri Bebek Cami. bebek camii-turrehberin Yapı vapur iskelesinin hemen yanıbaşında arz-ı endam ediyor. 1726 senesinde Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış cami, muhteşem bir taş işçiliğine sahip. Cami’nin önceki ismi Hümayun-u Abad imiş. Hemen sahildeki bir önemli yapı ise bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılan,1902 yılında İtalyan Mimar Raimondo D’Aronco tarafından inşa edilen Valide Paşa YalısıMısır konsoloslugu-turrehberin

 

Yapı, zarif ve gösterişli haliyle semtin dikkat çekici görüntülerinden biri. Bu iki yapıyı da gezip gördükten sonra, her ikisi arasında bulunan asırlık çınarlarla çevrili Bebek Parkı’nda bir mola verebilir, banklara oturup boğazı seyredebilirsiniz. Bu parkın olduğu yer, 1986 senesine kadar Bebek Belediye Gazinosuna ev sahipliği yapmış. Bu bilgiye sahip olduğunuzda, banklarda oturduğunuzda kulaklarınıza o eski nağmeler gelecek…

Bebek parkı-turrehberinŞehrin her köşesinin çok büyük değişimlere uğruyor olmasına yine çok üzülerek, sahil boyu yürümeye başlıyoruz. Yol boyu şarkılar mırıldanarak Aşiyan’a geliyoruz. (Aşiyan Farsça bülbül yuvası anlamına geliyor.) İlk durak Aşiyan Müzesi.Aşiyan Müzesi-turrehberin

 

Şehrin çok içinde, hatta en popüler iki semtinin arasındaki bu müze umulanın çok altında rağbet görüyor maalesef. (Bebek’de sahilde takılıp, birkaç ünlü yüz görmenin çok ötesinde gezi hedefleri koymadığımız sürece, bu gibi güzellikler çoğunlukların dikkatini çekmeden sessizce durmaya devam edecek…)

Aşiyan Müzesi’ne gitmek için Rumeli Hisarı’na gelmeden karşımıza çıkan trafik ışıklarından yukarı tırmanmanız gerekiyor. Tırmanmanız diyoruz çünkü ciddi bir yokuş ve sonrasında merdivenle karşılaşacaksınız. Yavaş ve mola vererek çıkıyor, müze kapısından girer girmez o yorgunluğa değeceğini anlıyoruz. Burası büyük şair Tevfik Fikret’in ev olarak kullandığı bina. Güzel, büyük ve fıstık çamlarıyla dolu bir bahçe ve şahane bir Bebek Koy’u manzarası. Önce bahçede bir tur atıyor, şairin yan bahçedeki mezarını ziyaret ediyoruz.

Şair öldüğünde evinin bahçesine gömülmeyi vasiyet etmiş. Fakat karısı günün birinde evi satmak gerekebileceği ve bahçesinde bir mezar olan evi kimsenin satın almak istemeyeceği düşüncesiyle bu vasiyeti yerine getirmemiş, şair Eyüp’e defnedilmiş. Bu vasiyet ancak çok yıllar sonra yerine getirilmiş.
Bahçe ziyaretinden sonra müzeye giriyoruz. Giriş ücreti yok, gönlünüzden ne koparsa bahşiş kutusuna atıyorsunuz. Grup halinde giderseniz müzeyi bir görevli ile birlikte gezme şansınız var. Biz gittiğimizde tesadüfen Boğaziçi Üniversitesi‘nden bir grup öğrencinin proje ödevi gezisine denk geldik ve dahil olduk. Şairin çalışma odası, Atatürk’e ait hatıraları ve özel hayatı hakkında çok ilginç bilgiler edindik.

Müzede ayrıca Abdülhak Hamit Tarhan ve eşi Nigar Hanım’a ait özel eşyaların sergilendiği bir oda bulunuyor. O dönemin siyasi ve sosyal yaşantısına ışık tutacak nitelikte olan bu müzeyi çocuklarınızla gezmeniz hiç şüphesiz çok faydalı olacak. Biz bu güzel duygularla o dik yokuşu iniyor ve dilimizde o bilindik nağme ile Bebek’e doğru yürümeye başlıyoruz. Aşiyan yollarından seslensem duyar mısın?
Dönüş yolunda mutlaka görmeniz gereken bir eser daha var. Kayalar Mescidi. Yapı, boğaza nazır duruşuyla ilginizi zaten çekecektir. Veya uzun yıllar önünden geçmişsinizdir de hiç ilginizi çekmemiştir. Biz buradan hatırlatalım, bir dahaki Bebek gezinizde belki ziyaret edersiniz kimbilir? Mescidin bulunduğu yer o dönemlerde Kayalar Köyü olarak biliniyormuş. Tarihi yapı adını buradan almış.

Bir tekke camisi olan Kayalar Mescidi, Nişancı Ahmet Sıtkı Paşa tarafından 1662 yılında yaptırılmış. Mescidin yan tarafında o dönemki dergahın bazı üyelerinin mezarları da bulunuyor. Fakat tarihi olan bu mezarların büyük kısmı yıllar içinde erezyon ve deniz hasarları sonucu yok olup gitmiş.
Sahilden yürüyüp meydandaki Atatürk heykelinin hemen önünden yukarı doğru yürümeye başlıyoruz. Yol kenarındaki mermer çeşmeye bakıyor, kalabalıkların içinde kaybolmuş olmasına üzülüyoruz. Gezilerimizde görüyoruz ki İstanbul’un birçok semtinde böyle kıymetli çeşme yapıları var. Fakat çoğu bakımsız ve harap durumda. Neden koruyamıyoruz? İşte bu düşüncelerle soluğu Türk Evi Kütüphanesi’nin önünde alıyoruz.

Türk evi kütüphanesi

Bebek’de böyle bir kıymetin varlığının kaç kişi farkında acaba? Binayı inceleyerek başlıyoruz işe, tarihi ahşap bina bir o kadar da bakımlı. Ay yıldızlarla süslenmiş girişten dar bir merdivenle kütüphaneye giriyorsunuz. Müzede geleneksel Türk mimarisine ait birçok esere ulaşmak mümkün. Çok kıymetli kitap, resim ve belgeler meraklılarının hizmetine sunulmuş.

Kütüphaneden çıkınca mahalle aralarına girip gezmek, semtin doğal atmosferiyle yüzleşmek için doğru bir tercih olacak. Bölgede yapılar genellikle bakımlı ve temiz. Sokak aralarında sadece metruk birkaç yapıya rastlıyoruz. Sokak aralarındaki merdivenleri çıkmayı göze alırsanız sizi muhteşem bir boğaz manzarası karşılayacak. Tadını çıkarın. Bir de meşhur Bebek yokuşu var. Oldukça dar ve dik olan yokuş sizi Etiler semtine bağlar.

Bölge yeme-içme konusunda da oldukça fazla seçeneğe sahip. Kumpir, waffle kokularına karşı koyamayıp; hemen karşı kaldırımdaki meşhur Bebek Badem Ezmecisi’nde alıyoruz soluğu. Denize bakan kahve mekânlarında iyi bir yere konuşlanıp Boğaz’ı seyrederek içtiğiniz bir kahve inanın tüm yorgunluğa değecek.

Bebek’te kahve molası

Yürüyüş sevenler için ArnavutköyBebekAşiyanRumeli Hisarı sahili oldukça elverişli. Sabahları çok yoğun yürüyen trafiğiyle karşılaşabileceğinizi söylemeden geçmeyelim. Ana cadde sebebiyle Bebek’de çok fazla yalı kalmasa da yürürken mimari şaheseri yapılarla karşılaşacaksınız. Mesela bizim burada bir apartmanımız varmış. Yeni keşfettik. İstanbul’u solumak ve keyifli bir gün geçirmek isteyenleri bu güzel semti görmeye davet ediyoruz.

Nasıl gidilir:

Kabataş ve Beşiktaş’tan kalkıp sahil yolunu takip eden otobüslerle semte ulaşmak mümkün. Vapur saatlerini öğrenmek için şehir hatlarının web sitesinden güncellenmiş zamanlamaları öğrenmeniz mümkün.

 

Yazı ve Fotoğraflar: Gonca Sağlık

 

karaköy sahil-turrehberin

Karaköy / Kimliğini arayan semt

KARAKÖY

Kimliğini arayan semt

Birkaç sene önce gece de gündüz de çok tekin olmayan, başka amaçlarla ziyaret edilen; günümüzde şehrin uğrak yerlerinden biri olan bölgedeyiz. Eminönü ve Tophane arasına sıkışmış, şehrin yıllardan beri finans ve ticaret merkezi olmuş semtinde; Karaköy’deyiz. Bir dönem sadece işi düşenin gittiği bölge, bugün gençlerin, sanatçıların ve beyaz yakalıların çok tercih ettiği bir eğlence semti haline gelmiş. Dönüşebilmiş mi? Tabi ki hayır. Buyrun anlatalım.

cadde-turrehberin

Ticaretin Merkezi

Karaköy, deniz kıyısı olması, Denizcilik İşletmeleri, büyük bankalar ve av-balık-deniz malzemelerinin satıldığı merkez olması konumuyla yıllarca revaçta olmuş. Semt şehrin ticaret merkezi durumundaymış. Sonra bir sihirli el dokunmuş ve artık bambaşka bir çehreye bürünmüş. Artık günün her saati kalabalık. Meşhur Bankalar Caddesi görkemli ve eşsiz yapılarıyla hala bir çok bankaya ev sahipliği yapıyor. (Tabi bu kurumların bir çoğu plaza katlarına hapsolmaktan kurtulamamış.) Günümüzde elektirik, mekanik, elektronik ve su tesisatı ekipmanlarının kolaylıkla bulunabileceği bir merkez konumunda.

Öncelikle belirtelim ki bölge tarihi yapılarıyla tam bir vaha. Camiler, çatı kiliseleri, hamamlar, binalar görülmeye değer. Karaköy’de Cenevizliler, Emeviler, Bizanslılar ve Osmanlılar uzun yıllar hüküm sürmüş. Karaköy adının buraya ilk yerleşenlerden olan Karaim Yahudilerinden (Yahudiliği seçmiş tek Türk kağanlığı) geldiği düşünülüyor. Bölge Bizans döneminden beri bir liman alanına sahip. Bizans İmparatoru, Cenovalı tüccarlara bölgede yerleşme ve iş yapma konusunda izin vermiş. O döneme ait Ceneviz duvarlarının bir kısmı günümüze kadar ulaştıysa da bakımsız ve harabe durumda. Semtteki Ceneviz etkisi günümüzde bile kendini göstermekte. 15. Yüzyılda semtin tipik bir küçük İtalya olduğu düşünülürse, bu durum hiç de şaşırtıcı olmaz.

Karaköy Palas

Semt gezmekle, anlatılmakla bitirilecek gibi değil. Karaköy Palas, meşhur Karaköy HanlarıBankalar Caddesi BinalarıKamondo MerdivenleriYüksek Kaldırım ve Süslü Karakol. Bu isimler Karaköy’ün simgelerinden. Karaköy Palas, meydanın keşmekeşinde bile tüm haşmetiyle dikkatinizi çekecek bir yapıdır. Bina 1920’de İtalyan mimar Giulio Mongeri tarafından Osmanlı, Selçuklu ve Bizans tarzları karıştırılarak yapılmış. Mongeri aynı zamanda St. Antuan Kilisesinin de mimarı.

Karaköy Camii

 Kılıç Ali Paşa CamiiArap Cami (İstanbul’da camiye çevrilen ilk kilise), Nusrettin Camii ve Yer altı Camii de görülmesi gereken ibadet yerleri arasında. Kılıç Ali Paşa Cami’nin yanında bir de tarihi hamam bulunuyor. Tüm yapılar içinde en ilgi çekeni de dışarıdan görülecek bir yapı olmayan ve geçmişte Bizans zindanı olan Yer altı Camii (Kurşunlu Mahzen). Kemankeş caddesi üzerinde bulunan yapıya daha sonra minare de inşa edilmiş. Bölgenin bir önemli ibadet yerleri de çatı katında bulunan Rus Ortodoks kiliseleri. Bilmeyenin görmesi olanaksız. Pazar ayinlerinde çok kalabalık oluyormuş; diğer günler ziyaret ise özel izne tabii maalesef. Semtteki bir diğer önemli kilise de Tophane Caddesi üzerindeki Surp Krikor Lusaroviç Kilisesi. Yapı bilinen en eski Ermeni Kilisesi olma özelliğini taşıyor. Semtin tarihiyle ilgili detaylı bilgi edinmek istiyorsanız, Yahudi Müzesi’ni ziyaret etmeniz doğru bir tercih olacak. Müze bir dönem Karaim Yahudilerine ait Zülfaris Sinagogu imiş.

Semtin merkezinde yeme-içme ve hediyelik eşya dükkanlarının konuşlandığı Fransız Geçidi de tarihin derinliklerinden günümüze ulaşabilmiş.

Fransız Geçidi

1800’lü yıllarda inşaa edilen tarihi geçit, aslına sadık kalınarak restore edilmiş. Aslı 3 katlı olan binaya son dönemlerde camla kaplı, plaza görüntüsü tadında bir üç kat daha eklenmiş. (Bu çirkin görüntüye dayanamayıp başımızı yukarı kaldıramadık bile. Tarihi ve geçmişi yok etmeye bu kadar istekli olunması gerçekten şaşırtıcı.)

Tarihi dokunun yanı sıra bölge bir sanat merkezi durumunda. Bir çok sanat evi sergi ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bu merkezlerden en bilineni ve büyük olanı İstanbul Modern. Perşembe günleri tüm sergilerin ücretsiz olduğu müzenin girişinde bir de otopark bulunuyor. Karaköy’de görülmeden dönülmemesi gereken bir yer de Salt Galata. Osmanlı Bankası için Fransız mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanan bu bina 1892 yılında hizmete açılmış. Kültürel ve tarihi yıkımlara direnerek günümüze kadar ayakta kalan binanın içinde 219 kişilik oditoryum, kitapçı, kafe ve dükkanlar bulunuyor. Salt Galata’nın en dikkat çekici merkezi ise Osmanlı Bankası Müzesi. Dönemin bankacılık, finans ve kültürel özelliklerine dikkat çeken bu müzenin ilginizi çekeceğinizi düşünüyoruz. O dönemlere ait fotoğraflarla desteklenen müze, günümüze kadar yaşanan bir çok değişim ve gelişime ışık tutacak özellikte.

Kamondo Merdivenleri

Semtin çok önemli tarihi eserlerinden biri de Karaköy’ü Galata’ya bağlayan, 1850’li yıllarda bölgenin önemli banker ailelerinden birine mensup olan Abraham Salomon Kamondo tarafından yaptırılan, Kamondo Merdivenleridir. Art nouveau üsluplu bu merdivenler ilk bakışta bir sanat eserini andırıyor. Şehrin içine sıkışıp kalmış bu güzelliğe hayran olmamak mümkün değil.

Karaköy bir çok yabancı eğitim kurumunu da bünyesinde barındırıyor. Bu okulların binaları da tarihi dokularıyla oldukça dikkat çekici nitelikte.

Bu bir yeme-içme yazısı değil. Fakat Karaköy deyince Karaköy Lokantası’ndan bahsetmemek olmaz. Lezzet konusunda üstad olmadığımız için, etkileyici atmosferinden dem vurmak en iyisi. Dışardan görünüşüyle fark edilen mekan, kapıdan girer girmez sizi eskilere bir yolculuğa çıkaracak. Özenli ve beyaz örtülü masaları, beyaz gömlek ve siyah önlüklü garsonları, mavi çinilerle kaplı duvarları ve yukarı kata çıkmanızı sağlayan dökme demir döner merdiveniyle alıştığınız lokantalardan farklı bir yere geldiğinizi anlayacaksınız. Ortam Cumhuriyet’in ilk yılları ve Osmanlı havası içinde. Hızlı yemeğin ve özensiz hizmetin sıradanlaştığı günümüzde bu lokanta adeta bir sığınak. Öğlen ve akşamları çok kalabalık olduğundan rezervasyon yaptırmadan gitmemek iyi bir seçenek olacaktır. Gece lokanta havasından sıyrılıp meyhane hizmeti verdiğini belirtmeden geçmeyelim.

Uzun lafın kısası, İstanbul’u İstanbul yapan her köşe gibi Karaköy’ün kıymetini bilin. Gidin, görün, keşfedin. Namlı’da sabah kahvaltısı, Güllüoğlu’nda baklava, Koska’da helva yeyin. Türk kahvenizi popüler mekanlarda değil, sokak aralarındaki kahvelerde için. Semtin doğal halinin keyfini çıkarın. Sahilde simit-çay ile tarihi yarımadayı seyredin. Müzelerini gezin, camilerine girin. Yok olmaya başlayan değerlerin farkına varın.

Eyüp Sabri Tuncel

Eyüp Sabri Tuncer kolonyalarının satıldığı dükkanı ve üzerindeki binayı seyredin. Sonra dükkana girip mis kokulu kolonyalardan alın, sevdiklerinize armağan edin. Asmaaltlarında sohbetlere dalın. Bol bol fotoğraf çekin.

Tarihe, geçmiş dönemlere ilgi duyuyor ve o havayı koklamak istiyorsanız Karaköy’ü mutlaka görmelisiniz. Fakat gelişme çabasındaki bu semtin kirliliği, hırpalanmışlığı ve kimliğini arama çabası sizi derinden etkileyecektir. Bu yazıya Karaköy diye başlık atıp devamında semtteki popüler kültüre ait mekanları sıralayabilir; orada yer içer detayları yazabilirdik. Fakat buna gerek görmedik; çünkü dört bir taraf böyle yazılarla dolu. Oysa Karaköy yeme-içme gezilerinin çok çok ötesinde bir semt. Yıldızının parladığına sevinip gidip gezecekseniz hayal kırıklığı yaşamaya adaysınız, peşinen söyleyelim. Etraf pislik içinde, binalar yıkık dökük. İsim yapmış, içerisi tıklım tıklım ve hiç de ucuz sayılamayacak fiyatların ödendiği mekanların hemen karşı kaldırımları çöp ve hatta fare leşleriyle dolu. Bu durumu fark etmeyip o çevreye akın edenler gerçek tehlikenin farkında mı? Sadece yeme-içme ve geceleri eğlence ile sınırlanan tarihi bir semtten bahsediyoruz. Bu sektör günün birinde buradan çekilse İstanbul’un gözbebeği bu semt yine makus talihine mi gömülecek?

Nasıl gidilir?

Karaköy şehrin en kolay ulaşım sağlanabilecek noktalarından biri. Deniz yoluyla Kadıköy ve Üsküdar’dan kalkan şehir hatları vapurları veya motorlarla iskeleye gelebilirsiniz. Eğer tercihiniz raylı sistem ise, Kabataş-Zeytinburnu tramvayını veya İstiklal Tünel’den füniküler hattını; otobüse binerim diyorsanız Taksim meydandan veya Beşiktaş’tan kalkan otobüsleri kullanabilirsiniz. Eminönü’ne gelen otobüslere binip son durakta inebilir; Galata Köprüsü üzerinden yürüyerek Karaköy’e ulaşabilirsiniz.

Fotoğraflar ve yazı 

Gonca Sağlık

moda 81300-turrehberin

Cezbeden Moda

Cezbeden Moda

Bu yazımızda İstanbul’un karşı yakasının gözbebeği Moda’ya gidiyoruz. Moda, şehrin Anadolu kıyısında Kadıköy’ün batısında yer alan Marmara Denizi ve Prens Adalarına bakan konumda bulunan bir sahil semti. Kadıköy’den yukarı Bahariye Caddesine çıkıp, sağlı sollu mağazaları seyrederek yürüyüp ulaşıyoruz Moda’ya.. Semte girdiğimiz an binalar, insanlar ve çevre zaten bambaşka. Farklı bir yere geldiğimizi daha o ilk anda anlıyoruz. Şehrin bu köşesi her haliyle başka. Kahvelerde oturup kitap okuyan insanları görebileceğiniz kaç yer kaldı İstanbul’da? İşte daha o ilk anda bizi cezbeden Moda sokaklarına dalıyoruz önce.Moda - Barış MançoModa Sokakları

İlk durak bizim neslin ve hatta tüm Türkiye’nin idolü, efsanesi ve muhteşem sanatçısı Barış Manço’nun evi. Zaten Moda deyince çoğumuzun aklına hep aynı şey gelmiyor mu? “Barış Manço-81300-Moda” Adam Olacak Çocuk izleyerek büyüyen bir nesil bu adresi aklına mıh gibi işlemiştir. Manço’nun sağlığında yaşadığı bu köşk, ölümünden sonra Kadıköy Belediyesi tarafından müze haline getirilmiş. Pazartesi günleri kapalı olan bu müzede Manço ailesine ait eşyalar, odalar, yaşam alanları, Barış Manço’nun ailesi tarafından müzeye bağışlanan ödülleri ve daha nice hatıra yer alıyor. Merdivenleri çıkıp gezdikçe hatıralarınızdaki tozlu raflardan tanıdık bir çok detay ortaya çıkacak. Müzeye girişte hemen sağ tarafta bir camekan içinde, son zamanlarında kullandığı telefonunu, anahtarlarını ve not defterine yazdıklarını görünce oldukça duygulandık. Kapıdaki garajda ise sağlığında kullandığı otomobili park halinde duruyor. Her detayıyla sizi heyecanlandıracak bu müze eve ilk fırsatta gelmelisiniz.

Eski EvHeyecanla karışık duygusallık içinde müzeden çıktığınızda sokağa şöyle bir göz attığınızda, tipik Moda apartmanlarını göreceksiniz. Müze’nin hemen karşısında şahane mimarisiyle bir kilise dikkatimizi çekiyor. Kadıköy bölgesi çok dinli yaşam ve hoşgörü semti olma özelliğini uzun yıllardan beri sürdürdüğü için, bu yapılara rastlamak şaşırtıcı değil. Bir diğer tarihi kilise ise Kadıköy meydana yakın. (O güzelliklerden bahsetmek için Kadıköy yazımızı beklemeniz gerekiyor.)Moda Çikolata

Moda, cafeleri, restoranları ve dondurmacılarıyla oldukça ünlü. Son yıllarda çok fazla rağbet gören çikolatacıları da unutmamak gerek. Biz Rumeli Çikolatacı’sını denedik. Gerek mekan, gerek Türk kahvesinin sunumu ve lezzeti, gerek çikolatalarının eşsiz tadı ve kibar çalışanlarıyla bizlerden tam not aldı. Rumeli Çikolatacısı meşhur Moda havuzunun bulunduğu kavşağın hemen karşısında.Moda Sahil

Buradaki kısa moladan sonra Moda sahile doğru inmeye başlıyoruz. Cumbalı evler, eski kulüpler ve güleryüzlü insanlarla dolu çevreye baka baka kendimizi meşhur Moda İskelesi’nde buluyoruz. Moda İskeleFilmlere konu olan iskele maalesef tadilatta, girip gezmek mümkün olmadı. Uzaktan fotoğraflayıp, hayallere dalıp sahile doğru yolumuza devam ettik. Buraya kadar gelmişken Moda çay bahçesine uğrayıp, demli bir çay içmeden olmaz. Deniz kokusu eşliğinde çayımızı içip sahili gezmeye devam ediyoruz. Sahil çok keyifli olacaktı ki, dört bir yanımızı çevreleyen çekirdek kabuklarıyla irkildik. Sahilin dolgu kısmı olan kayalıklarda da durum farksızdı. Üzülmemek elde mi? Gezdikçe, keşfettikçe aynı manzaraları gördükçe alışırız gibi geliyor; alışamıyoruz. Alışmıyoruz. Güzelim yaşam alanlarımızı böyle mahvetmeye devam edersek, bir dönem sonra gezecek bir alan bulamayacağız. (Bisiklet severler, bu sözmüz size. Moda sahili Kalamış’a dek uzanan yoluyla sizin için oldukça uygun.)

Böyle sosyal mesajlarla dolu söylenmelerden sonra sahil gezimizi bitiriyor, sokak aralarına giriyoruz. Eski binaların bir çoğu bakımlı, boyanmış ve tertemiz. Bazı binalar özel okulların kullanımına tahsis edilmiş. Sokak aralarında kayboluyoruz. Gezdikçe acıkanlardansanız ve yemek yiyecek vaktiniz yoksa tarihi Moda fırınları hizmetinizde. Ponçikler, sıcacık poğaçalar, simitler. Hem bu lezzetlerin keyfini çıkarıp hem gezmeye devam ediyoruz. Moda Eczanesi ise uğramadan geçmemeniz gereken hoş bir mekan. Eczane gibi eczane görmek isteyenler için doğru adres.
Moda’nın bir diğer sembolü ise Moda Deniz Kulübü. İstanbul İstanbul iken nice toplantılara ve buluşmalara ev sahipliği yapan kulüp, günümüzde hala bir çok etkinliğin cazibe merkezi durumunda.

Moda bir çok sanatçı ve yazar-çizerin de yaşadığı semt olarak dikkat çekiyor. O meşhur zincir kahve mekanlarının özellikle üst katlarında bir çoğuna rastlamak mümkün. Sokaklarda bisiklet kullanımı oldukça fazla. Biz büyük şehirliler çok alışık olmasak da Moda halkı bisiklet ve mobiletleriyle gezmeyi seviyor.

Tramvay - ModaModa’ya gelmişken uğramadan geçmemeniz gereken bir diğer yer ise Pappa Apartmanı. Galata için Doğan Apartmanı neyse, Moda için Pappa apartmanı da o.

Farklı dokusu ve hoş insanlarıyla bizi çok etkileyen bu semtten ayrılmadan önce bir markete uğrayıp hızlıca bir kaç parça ihtiyacımızı almak istiyoruz. Alışveriş sonrası kasaya yaklaştığımızda, elimizdeki ürünlerin az olduğunu gören Moda sakinleri bize sıra vermek için yarışıyorlar.. Daha fazla söze gerek var mı? Unuttuğumuz hoşgörünün semtidir işte Moda…

Nasıl gidilir:

Eminönü veya Beşiktaş’tan vapura binip Kadıköy’e gelip, iskeleden 15 dakika yukarı yürümeniz Moda’ya ulaşmanız için yeterlidir. Karaköy’den kalkan şehir hatları vapuru ile Haydarpaşa’ya ulaşmanız mümkün. Uzun vapur yolculuğunu sevmiyorsanız, Beşiktaş-Üsküdar arası vapura binip oradan dolmuşla ulaşım sağlayabilirsiniz. Oraya kadar gitmişken Bahariye caddesi’nde tramvaya binip bir nostalji gezisi yapabilirsiniz.

Gonca Sağlık

kanlica3-turrehberin

Yoğurt Almaya Kanlıca’ya…

Yoğurt Almaya Kanlıca’ya…

Yoğurt seviyorsanız hadi Kanlıca’ya gidiyoruz. Beykoz’un meşhur semti Kanlıca boğaz’ın havası en temiz bölgesi. Hatta bir rivayete göre ismini de bu sebepten almış. Osmanlı sultanlarından biri emir vererek İstanbul’un havası en temiz semtinin bulunmasını istemiş. Vezirlerden biri her semte kanlı et bulunan direklerin asılmasını ve en geç bozulan etin olduğu direğin havası en temiz semt olacağını söylemiş. Etlerin bozulmadığı tek sahil olduğu için de bölgele Kanlıca ismi verilmiş. Bu hikaye bir rivayetin ötesine geçemese de, havasının temizliği tamamen gerçek. 

Semt, FSM Köprüsü’nün Anadolu ayağında yer alıyor. Tarihi çok eskiye dayanandığı için bölgede çok sayıda camii, çeşme, konak ve yalılar bulunuyor. Bu yapılardan en önemlisi iskelenin hemen yanındaki İskender Paşa Camii’dir.1560 yılında inşa edilen Camii günümüzde halen hizmet vermekte.Kanlıca CamiiBir yeri keşfetmenin en önemli detayı sokaklarında yürümektir. Kanlıca, arnavut kaldırımlı ve çiçeklerle bezenmiş sokaklarıyla sizleri karşılıyor.

kanlica-konak-turrehberin

Semtin simgesi hiç şüphesiz yoğurdu. İneklerin beslendikleri otların özeliği nedeniyle rengi pembeye çalan sütten yapılan bol kaymaklı yoğurt, üzerine pudra şekeri dökülerek yeniyor. Çeşit Çeşit Kanlıca Yoğurdu Zevkinize göre dondurma koyabilir, sade de yiyebilirsiniz. Yoğurt yemek için sahildeki kahvelere gidebilirsiniz. Boğaza sıfır konumdaki mekanlarda her çeşit tost, menemen ve kahvaltılık ürün bulmanız mümkün. Yediğiniz yoğurdu sıradan zannetmeyin, boğaza karşı yediğinizi de eklersek fiyatı biraz tuzlu. Fakat o keyfe değecek. İskele meydanındaki mekandan şahane manzarayı izleyin, kuşlara yem atmayı unutmayın.Yoğurtçu Kafe KanlıcaKanlıca İskele

Kanlıca ile bütünleşmiş bir yer de Mihrabad Korusu. Sahilde biraz dinlendikten sonra 25 hektar alan üzerinde bulunan Koru’ya gidip, içindeki mekanlarda bir Türk kahvesi için. Koru’nun parkları ve muhteşem Boğaz manzarası size çok iyi gelecek. Koru adını, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı sırasında, Sultan III. Ahmet için yaptırdığı ama sonradan yıkılan Mihrabad Kasrı’ndan almış. En tepeye çıktığınızda Rumeli Hisarını tam karşınızda göreceksiniz. Yahya Kemal’in burada dinlendiği ve bir çok eserini yazdığını biliyoruz.

Kanlıca EvleriYürümeyi seviyorsanız Mihrabad Korusu’ndan sahile doğru yürüyüp bu muhteşem semtin tadını çıkarabilirsiniz. Kanlıca sahili sağlı sollu yalılarla çevrili olduğu için yürüyüşe çok uygun değil. Bir çok sanatçının yalısının burada olduğunu söyleyelim. Belki sevdiğiniz bir tanesini görme şansınız olur. Kimbilir?

Kanlıca yalıları gerçekten görülmeye değer. Bunlardan en önemlileri Asaf Paşa , Şefik Bey, Hacı Ahmet Bey, Ethem Pertev, Ferruh Efendi, Prenses Rukiye, Hekimbaşı Salih Efendi, Marki Necip yalıları. Buradaki en ilginç yapı: 1699 tarihi yapımı olan, en eski ahşap Osmanlı evi sıfatını taşıyan; Amcazade Yalısı’ndan geriye kalan divanhanesi. Ne yazık ki; o da, 2003 yılındaki yağmurlardan sonra; yıkılmak üzere. Tarihi eserlerimize böylesine acımasız davranıyor olmamız insanın içini acıtıyor…

Kanlıca’ya geldiğiniz zaman çok güzel bir mesire yeri olan Kavacık‘a da uğrayabilirsiniz. Otağtepe de Kanlıca’nın tarihi mekanlarından biri. Burada Tema Vakfı’nın geliştirdiği Doğa Kültür Parkı bulunmakta. Kuzey Parkı ve Güney Parkı olarak iki ayrı şekilde düzenlenen parkta spor yapmak da mümkün. Eşsiz manzarada muhteşem Boğaz fotoğrafları yakalayacağınıza emin olabilirsiniz.

Nasıl gidilir:

Eminönü, Kabataş veya Beşiktaş’tan Üsküdar’a vapurla geçerek, Beykoz istikametine giden dolmuş veya otobüslere binerek Kanlıca’ya ulaşabilirsiniz. Dolmuşlar hemen İskele önünden, otobüsler ise yolun karşısından kalkıyor. Üsküdar-Kanlıca arası mesafe 13 km.
Kanlıca’ya ulaşım için bir diğer yol Çengelköy, İstinye ve her iki semtin arasındaki diğer semtleri de birbirine bağlayan şehirhatları vapur seferleridir. Ancak bu seferler maalesef çok az sayıda.

cengelkoykuleli-turrehberin

Çengelköy, kendine has güzellik

Çengelköy, kendine has güzellik

Bu yazımızda, Boğaz’ın Anadolu yakasında bulunan Çengelköy’ü beraber keşfetmeye ne dersiniz? Boğaz’da adeta birer inci tanesi gibi dizilen semtlerin hepsi gibi, Çengelköy de şahsına münhasır bir güzellikte. Konumu ve havası öylesine güzel ve farklı ki, Osmanlı döneminde ruhi sıkıntı yaşayan hastalar, bu semtte bulunan yalılara yerleştirilip tedavi edilirlermiş.
Çengelköy, Üsküdar’ın kuzeyinde Kuzguncuk ve Beylerbeyinden hemen sonraki semt. cengelkoykuleli-turrehberinTüm boğaz semtleri gibi hala eski güzelliğini, tarihi dokusunu korumakta. Dar sokakları, cumbalı evleri ve yerli halkıyla eskilerden bir koku duymamak içten değil. Sokaklar tarihi çınar ağaçlarıyla çevrili. Bölge çok eskiden beri sebze-meyve yetiştiriciliği konusunda oldukça isim yapmış. Çengelköy salatalığını duymayanınız var mı? Semt sakinleri bu salatalığa sadece ‘çengel’ diyor. Fakat itiraf etmeliyim ki bu salatalık İstanbul içinde çok daha ucuz olduğu halde, yerinde çok pahalı. Eee taş yerinde ağırdır diye boşuna dememişler.
Çengelköy ismi hakkında birkaç rivayet var. Bölgenin 15. yüzyıldaki durumu ile ilgili fazla bilgi bulunmamasına rağmen, İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Fatih’in Çengelköy sahillerine geldiği ve gördüğü Bizans’tan kalma gemi çengelleri (çıpalar) nedeniyle buralara önceleri “Gemi Çengeli” şeklinde isim verildiği, daha sonraları sadece “Çengelköy” olarak anılmaya başlandığı söylenir.tarihi-cengelkoy-evi-turrehberin
Çengelköy sahili yürüyüş için çok uygun değil. Araçların gürültüsü ve yoğunluğu çevrenin tadını çıkarmanıza engel oluyor. Yürürken en dikkat çeken yerler hiç şüphesiz yalılar. Semtte mimari yapı ve evler de ilginizi çekecektir. Tipik Çengelköy sokakları, yan yana sıralı evlerin bulunduğu, birbirleriyle çeşitli noktalarda buluşan düzensiz sokaklardan oluşur. Burada sokaklarda yer alan evler genellikle bir veya iki katlıdır; etraflarını kuşatan yahut evlerin arka kısımlarında kalan küçük bir bahçeye sahiptirler.cengelkoy-balikcilar-turrehberin
Sahil boyu balık tutanlara rastlayacaksınız. Özellikle Kuleli mahallesindeki geniş alan balık tutmak için uygun. Balık tutmayı seviyorsanız, ilk bulduğunuz boşluktan oltanızı sallayın. Hadi rastgele…
Semtin tadını çıkarmaya niyetliyseniz, ara sokaklardan mahalle içine yürümenizi öneriyoruz. Sokaklarda yürürken Polis Karakolu’nun önündeki eser dikkatimizi çekiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminin ünlü spor dalı atçılık ve okçuluk takımı “Lahanacılar“ın sembolü olan bu çeşmetarihi-cesme-turrehberin, günümüze kadar gelebilmiş şanslı eserlerden.
Sahilden yürürken, 1 km. kadar daha ilerleyip Kuleli Askeri Lisesi’nin önüne ulaşıyoruz. Eşsiz güzellikteki bu yapıya hayran hayran bakacak, sayısız fotoğraf çekeceksiniz. Nice başarılı asker yetiştiren bu bina, koru içerisinde tüm haşmetiyle Boğaz’ı seyrediyor.kuleli-turrehberin
Semtte bir çok tarihi camii var. Hacı Ömer Efendi Camii, Kerime Hatun Camii, Şeyh Ahmet Efendi Tekkesi ve Çınaraltı Camii tarihi dokusuyla dikkat çekiyor. Çengelköyden Kuleli’ye yürürken karşınıza çıkacak Kaymak Mustafa Paşa Camii ise denize sıfır konumuyla ayrı bir güzellikte.cengelkoy-cami-turrehberin Bu bölge Kuleli mahallesi olarak adlandırılıyor.
Gezdiniz, yoruldunuz. Şimdi bir bardak demli çay veya Türk kahvesi eşliğinde Boğaz’ı seyredip keyif yapmaya ne dersiniz? Bu keyif için Çınaraltı kahvesi hiç şüphesiz en doğru adres. cinaraltikahvve-turrehberinBahçesindeki tarihi çınar ağacı, farklı gövdesiyle gerçekten görülmeye değer.
Oldukça yaşlı olan bu çınar ağacının (ağacın bin yıllık olduğu iddia ediliyor.) dallarının bir çoğu toprağa paralel uzamış, uzunluklarından dolayı kırılmamaları için altlarına destekler konmuş. Çınarın yanındaki yalıyı yaptıran Abdullah Paşa burada küçük bir cami de yaptırmış. Bu kahveye dışardan yiyecek getirmek serbest. İçecekleri oradan alacaksınız ama. Yok ben yiyecek taşımam diyenlerdenseniz, şahane tostları ve kahvaltılıklarıyla kendinize ziyafet çekebilirsiniz. Burada kredi kartı geçmiyor, ödeme sadece nakit yapılabiliyor. Bizden hatırlatması. Kahve bizi aldı eskilere götürdü. 90’lı yıllarda birçok kişinin hafızasında yer etmiş Süper Baba dizisine uzun yıllar ev sahipliği yapmış bu kahve. Süper Baba dizisi çocukluk hatıralarımızın baş köşesindeki yerini hiç kaybetmedi. (Kahveye gelirken ana cadde üzerinde bulunan ve 150 yıllık geçmişe sahip Has Ekmek Fırını’ndan poğaça-simit almak iyi bir fikir; tavsiye ediyoruz.)
cengelkoy-turrehberincinaralti-bogaz-turrehberinSemtte çok güzel balıkçılar, börekçiler ve bilindik marka pastaneler var. Bütçenize ve keyfinize göre bir mekan bulacağınızdan şüphemiz yok.cengelkoyiskele-turrehberin

Çarşı içindeki mağazalardan hediyelik seçebilir, iskelenin önündeki lokmacıdan bol tarçınlı lokma alıp gezinize devam edebilirsiniz. Semtte çok güzel müzik merkezleri de var. Duyurularını takip edip ücretsiz dinletilere katılabilir, sanatla ruhunuzu iyi edersiniz.

Nasıl gidilir:

Eminönü, Kabataş veya Beşiktaş’tan Üsküdar’a vapurla geçerek, Beykoz istikametine giden dolmuş veya otobüslere binerek Çengelköy’e ulaşabilirsiniz. Dolmuşlar hemen İskele önünden, otobüsler ise yolun karşısından kalkıyor. Üsküdar-Çengelköy arası mesafe 9 km.

Gonca Sağlık

Kuruçeşme Tepesi

Ağaçların gölgesinde: Kuruçeşme

Ağaçların gölgesinde: Kuruçeşme

Boğazın incilerini keşfetmeye devam ediyoruz ve bu seferki durağımız Beşiktaş ilçesine bağlı Kuruçeşme. Boğazın belki de en küçük semti olan Kuruçeşme, dik yamaçların ve ağaçların gölgesinde bir kaçış noktası konumunda.
Tarihten günümüze kadar Amopolos, Bithias ve Kalamos isimleriyle de anılan semt, temiz akarsularıyla uzun yıllar İstanbul’un gizli su kaynağı olmuş. Sarp yamaçlardaki koruları nedeniyle semte bir zamanlar Koruçeşme dendiği de rivayetler arasındadır. Evliya Çelebi’ye göre ise semtin iç tarafında akan derenin kenarında Müslüman Mahallesi bulunmaktaymış. Mahallede eşsiz yapısıyla bir camii ve hamamın olduğu da biliniyor.Kuruçeşme Merdivenleri
Artık İstanbul’la bütünleşmiş erguvanların anavatanının Kuruçeşme olduğunu biliyor muydunuz? Nisan-Mayıs aylarında planlayacağınız bir gezide gözlerinize erguvan ziyafeti çektirebilir, boğazdan geçen gemilerin haşmetli görüntüleri eşliğinde yürüyüş yapabilirsiniz. Semt uzun yürüyüşler için oldukça uygun bir sahile sahip. Kuruçeşme’den başlayıp, Arnavutköy, Bebek, Rumeli Hisarı rotasını takip ederek hem spor, hem keyif yapmanızı tavsiye ederiz.
Bir dönem kömür depolarının bulunduğu Kuruçeşme’de çok sayıda tarihi yapı dikkatimizi çekiyor. Dar sokaklardan yukarı doğru çıktıkça karşımıza çıkan bu yapıların bakımlı ve temiz halleri dikkatimizi çekiyor. Karşımıza ilk çıkan yapı, taş-ahşap mimari tarzının en güzel örneklerinden olan İbrahim Paşa Camii. Camii, Sultan 2. Mehmet’in Tezkirecibaşı Osman Efendi tarafından yaptırılmış. Camiinin alt katında bulunan çeşme ise 1683 tarihinde yaptırılmış. Yerevman Surp Haç Ermeni Kilisesi, tarihi Bizans’a kadar dayanan Aya Dimitri Rum Ortodoks Kilisesi ve bir ayazma, estetik güzellikleriyle dikkatimizi çekiyor.Aya Dimitri Kuruçeşme (Kilisenin yanındaki merdivenlerden semtin içine doğru ilerlemenizi tavsiye ediyoruz. Manzarayı görmek ve çevrenin doğal yaşam tarzını incelemek için ideal.) Rum Ortodoks Kilisesi İstanbul’un fethinden sonra da işlevini sürdürmüş. Cumartesi günleri ziyarete gidildiğinde yapılan duaların kabul edildiğine inanılan kilisenin suyunun da şifa kaynağı olduğu söyleniyor. Bizden söylemesi.
Sahile indiğinizde karşınıza Galatasaray Adası çıkacak. Kuruçeşme’nin en önemli simgeleri arasında yer alan ada, 1872’de Sultan Abdülaziz tarafından Sarkis Balyan’a hediye edilmiş. Ünlü ressam Ayvazovski’nin de bir dönem ikamet ettiği ada, 1900’lü yıllardan sonra kömür deposu, sonrasında ise şehir hatları vapurlarına yakıt sağlayan bir yer haline getirilmiş. 1957 senesinde Galatasaray Spor Kulübü tarafından satın alınan ada, aynı adla anılmaya başlanmış. Günümüzde birçok toplantı, davet ve düğünlere ev sahipliği yapan adada, yaz döneminde havuz faaliyeti de devreye giriyor.
Kuruçeşme de bir çeşmeBölge tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında İstanbul’un eğlence ve gece hayatının da kalbi durumunda. Orta
köy yolu üzerinde bulunan mekanlar özellikle hafta sonları oldukça rağbet gördüğünden trafiği oldukça yoğunlaştırıyor.
Kuruçeşme yamaçlarında servet değerinde müstakil evler ve mahallelinin eski yaşam tarzı hayatlarını sürdürdükleri mütevazı evler koyun koyuna geçmiş durumda.Kuruçeşme Sahil

Kuruçeşme’de yeme-içme mekânlarının büyük çoğunluğu balık üzerine ve oldukça pahalı. Semti keşfe giderken bunu göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederiz. Sahilde manzaraya karşı kahvemi içmeden olmaz diyenlerdenseniz imkânlarınız maalesef kısıtlı. Kuruçeşme Ev SüslemesiBir dönem sahildeki çocuk parkının hemen köşesinde, denizle dip dibe bir mekân vardı. Çay-tost ve kahve keyfi yapabileceğiniz bu ekonomik mekân maalesef kaldırıldı. İlle kahve diyorsanız, az ilerde aşk ismiyle anılan mekâna gidebilirsiniz. Sırf manzara için belki katlanılabilir. Fiyatlar ve hizmet maalesef çok dengesiz. Çevresi plastik koruyucularla çevrilmiş. Boğazın keyfini plastik kokusuyla çıkarmak pek mümkün olmuyor. Bu tür mekânların İstanbul’un tarihi kokusunu hissetmeye engel olduğunu düşünenlerdenim. (Oldukça basit fakat bir o kadar da iddialı ve keyifli mekânların izini sürmeye devam edeceğiz.)
Gezimizin sonunda, soluğu Defterdar İbrahim Paşa Camii’nde alıyoruz. Camii semtin merkezinden biraz uzak, Ortaköy yolu üzerinde. Yapının bulunduğu bölge Defterdar Burnu diye geçiyor. Defterdar İskender Çelebi 1530 senesinde buraya bir Camii yaptırmış. Divriliği İbrahim Paşa 1660 senesinde bu camiyi yıktırıp, yerine taş minareli bu camiyi inşa ettirmiş. Camii bugünkü yapısına ulaşana dek 1941 ve 2011 senelerinde restore edilmiş.

Kuruçeşme Tepesi

Eğlence mekânlarının arasında sıkışmış kalmış bu şahane yapının güvenlik görevlisi namaz vakitlerinde cemaat bulmakta sıkıntı çektiklerini söyledi. Camii hakkında bir not daha, ziyarete gittiğimizde kapı kilitliydi, bizi kameradan görüp gelen güvenlik görevlisi gelip kapıyı açtı.

Geziniz bitti ve hala kahve içemediyseniz, çocuk parkının karşısındaki ışıklardan yukarı çıkan yoldan Ulus’a çıkabilir, oradaki parkın yanındaki mekânda şahane manzaraya karşı keyif yapabilirsiniz. Çıkışta aşırı dik bir yokuşla karşılaşacağınızı şimdiden söyleyelim.

Nasıl gidilir:

Gonca SAĞLIK

Kuruçeşme’ye Beşiktaş’tan kalkıp Sarıyer’e kadar giden otobüslerle ulaşmak mümkün. Ortaköy’e geldiyseniz yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Mesafe ortalama 1 kilometre. Hem böylece Boğaziçi Köprüsü’nün altından yürüyerek geçip fotoğraf çekebilirsiniz. Karşı taraftan gelecekseniz, Üsküdar ve Kadıköy’den Kuruçeşme’ye kalkan tekneleri kullanabilirsiniz.

 

Kuzguncuk Evleri - turrehberin

Sanki bizim eski mahalle: Kuzguncuk

Sanki bizim eski mahalle: Kuzguncuk

Bu kez sizi şehrin tam içinde; bir o kadar da uzağında olan bir semte, Kuzguncuk’a davet ediyoruz. 
Kuzguncuk gezimize, semtin ana caddesi olan İcadi’ye den içeri girerek başlıyoruz. Boğazın hareketliliğinin içinde sessiz kalabilmiş bir koy Kuzguncuk. Daracık sokaklarında pencereleri rengârenk sardunyalarla süslü evleri, güler yüzlü halkı ve esnafıyla bir zaman yolculuğuna hazır olun. Caddeye girer girmez sol tarafta Beth Ya’kov Sinagogu, hemen yakınında sağ tarafta ise Ayios Panteleimon Rum Kilisesi olan semt tam bir kültür ve inanç mozaiği durumunda. Tarihe göz attığımıza ise semtin büyük çoğunluğunu gayri müslimlerin oluşturduğunu görmek mümkün. Sahil yolunda ise Kuzguncuk Camii ve Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi göze çarpıyor. Yolun karşısında hemen deniz kenarında bulunan Üryanizade Camii ise 1860 senesinde 2. Abdülhamid’in şeyhülislamlarından Üryanizade Ömer Efendi tarafından inşa ettirilmiş. Bu caminin bahçesinden Boğaz’ın karşı tarafını izleyebileceğinizi söyleyelim. Manzarası muhteşem. İstanbul’da Musevilerin yerleştiği ilk bölgelerden birinin Kuzguncuk olduğu biliniyor. Bizans dönemindeki adı ise Kosinitsa’ymış. Günümüzdeki adını 15. yüzyılda burada yaşamış Derviş Kuzgun Baba’dan aldığı söyleniyor.
Sahil boyunca eşsiz mimarileriyle yalıları görmek mümkün. Hepsi birer sanat eseri olan bu yalılar, sahilde yürüme imkânını maalesef kısıtlıyor. Kuzguncuk’ta sahilde olmak istiyorsanız, hemen köprünün altındaki parka veya merkezde trafik ışıklarının arkasındaki minik alandaki çınaraltına gitmelisiniz. Hemen yan tarafta bulunan işletmeden çay&tost veya kahve ısmarlayabilir, açık havada Boğaz’ın tadını çıkarabiliriniz. Sahilde yol üzerindeki Dilim pastanesinin pastaları da bu manzaraya karşı iyi gider, tavsiye ederiz.
Semtte gezerken bir Anadolu kasabasındaymış hissi yaşayacağınıza şüphemiz yok. Bunun nedeni de Kuzguncuk’ta büyük AVM’ler inşa edilmemiş. Buna şükretmemek elde değil. Küçük esnaf önemini koruyor. Mahalle berberi, terzisi, kitapçısı, ekmek fırınları, irili ufaklı ve her beğeniye hitap eden restoranları cıvıl cıvıl. Bir dönemin beğenilen dizisi Ekmek Teknesi de semtte çekilmiş. Dükkân bugün fırın olarak işletilmese de levhası korunmuş, kapıda asılıyor. Zaten semt birçok dizi ve film çekimi için plato olarak kullanılmış. Şüphesiz birçoğumuzun hafızasında önemli bir yer tutan Perihan Abla dizisi de Kuzguncuk’ta çekilmiş. ‘Kimin başı sıkışsa koşar Perihan Abla, işte bu mahallede yaşar Perihan Abla.’ Bu şarkıyı mırıldanarak dizinin çekildiği evi buluyor ve o günlere geri dönüyoruz. 
Sokaklar arasında yürürken bazı binaların kapısında ‘burada fotoğraf çektirmek yasaktır’ şeklinde yazılara rastlıyoruz. Yoğun ziyaretçi akınından bunalmış semt sakinleri çözümü bu yazıları asmakta bulmuşlar. Binalar öyle güzel ki karşılarında durup öylece seyrediyoruz. Semti daha iyi tanıyabilmek için ana caddeden sokak aralarına girip, yokuşu tırmanmanızı tavsiye ederiz. Yükseldikçe karşınıza çıkan hayatlar, evler, manzara muhteşem. En tepeye çıktığınızda bir taşın üzerine oturup, boğaz manzarasının keyfini çıkarın. Mevsimlerden İlkbahar ise erguvanlar şahane renkleriyle manzaranızı şenlendirecektir. Dönüşte karşımıza çıkan kaplumbağayı yazmadan geçemeyeceğim. Semt gerçekten sürprizlerle dolu. Bu güzelliklere edebiyat dünyasının önde gelen isimleri de tepkisiz kalamamış; bölge birçok kitap ve şiire esin kaynağı olmuştur.

Manzara keyfinden sonra fotoğraf çeke çeke merkeze geri inince, soluğu Kuzguncuk Bostanı’nda alıyoruz. Evet yanlış duymadınız, semtin ortasında kocaman bir bostan var. İçeri girdiğiniz anda şehri geride bıraktığınızı hissedeceksiniz. Bozulmamış doğal yapı, ekim yapılmış tarlalar, gezmeye gelmiş çocuklu aileler… Eşsiz bir deneyim. Tüm bu güzelliklerin hiç bozulmamasını dileyerek yemek molası veriyoruz. Kuzguncuk’da restoranlar ağırlıklı olarak ev yemekleri üzerine çalışıyor. Vejateryan restoranları bile var. Balık restoranları meşhur, zeytinyağlıları lezzetli. Semtteki restoranlarda günün her saati kahvaltı yapabileceğinizi hatırlatmakta fayda var.  Biz bu kez tercihimizi, semtin simgesi olmuş ve İstanbul’daki en iyi ilk 10 içine girmiş Metet Döner’den yana kullanıyoruz. Burası gerçek bir esnaf lokantası. Özenli ve sade. Yan masalarda oturan müşteriler bile birbirine arkadaşıymış gibi davranıyor. Fındıklı şekerparesini tatmanızı öneriyor ve soluğu hemen karşı kaldırımında bulunan Nail Kitabevi’nde alıyoruz.
Mideyi doyurmak kolay da ya ruh ne olacak? İşte kitaplar ve kahve. Burası muhteşem düşünülmüş bir kitabevi. Üst katındaki sedirlerde saatlerce kitaplarla vakit geçirebilir, okuyabilir, dinlenebilirsiniz. Bina tarihi cumbalı bir yapı. Tadına doyulmaz kitap kokusuyla dinlenirken ille de kahvemi içerim diyorsanız üst kata maalesef sadece karton bardakla içecek çıkarılabiliyor. Ben fincandan vazgeçmem diyorsanız, kaldırıma konulmuş masalarda kahve molası verebilirsiniz.
Bölge günün her saati hareketli. Özellikle hafta sonları çok daha kalabalık. Eğer vaktiniz varsa hafta içi sabah saatlerinde keşfe çıkarsanız çok daha keyifli olacaktır.

Nasıl gidilir:
Kuzguncuk’a Üsküdar hattından kalkıp Beykoz’a giden otobüs ve minibüslerle ulaşmak mümkün. Avrupa yakasından gelecekseniz, Eminönü, Kabataş veya Beşiktaş’tan vapurla Üsküdar’a ulaşabilirsiniz. Yürümeyi seviyorum diyorsanız, Üsküdar üzerinden yürüyerek bile ulaşabilirsiniz. Üsküdar-Kuzguncuk arası mesafe yaklaşık 1.5 kilometre. Hatırlatmakta fayda var, Akbil kullanıyorsanız kartınız dolu olsun. Zira Kuzguncuk’ta kartınızı doldurabileceğiniz bir yer yok.
GONCA SAĞLIK

Su kemeri-turrehberin

Yok olmadan önce: Kemerburgaz

Yok olmadan önce: Kemerburgaz

Büyük şehirde yaşıyorsanız mutlaka bir kaçış noktanız vardır. İşte Kemerburgaz, yıllarca İstanbulluların kaçış noktası olmuş. Piknik alanlarıyla bir sayfiye yerini andıran bölge, günümüzde şehirleşmenin esiri olmaktan maalesef kurtulamamış.Kemerburgaz-turrehberin Kemerburgaz ve çok yakınındaki Göktürk İstanbul’a bağlı birer köymüş aslında. Temiz havası, ormanı ve sakinliğiyle inşaat şirketlerinin ve kalabalıktan kaçmaya çalışanların ilgisini çekmekte gecikmemiş. Günümüzde Göktürk sakin olmanın çok ötesinde, trafiği, çirkin ve yoğun yapılaşmasıyla maalesef şehir merkezinden farksız durumda. Fakat Kemerburgaz hala sakin ve kirlenmemiş yapısıyla ilgi çekmekte. Bölgede araziler inşaat firmaları tarafından parsellenmiş, iş makinelerinin gürültüsü o sakinliği çoktan bozmuş. Gelin, o güzellik de betonlaşmadan Kemerburgaz’ı birlikte keşfedelim.
1924 Mübadelesinde Selanik sancağına bağlı Müslüman Türklerin yerleştiği bölgenin eski adı Pirgos (Burgaz) ‘dır. Sonrasında farklı bölgelerden göç aldıysa da Rumeli özelliğini hiç kaybetmemiş. Bölge yıllar önce Sarıyer’e, sonrasında Eyüp ilçesine bağlanmış. Fakat konum olarak Eyüp’e oldukça uzakta. Beldenin en önemli simgesi çevresini saran tarihi su kemerleridir. Bölge çok eski dönemlerden beri şehrin su ihtiyacını karşılayan bir merkez olmuş. Günümüzde dahi kaynak suları kullanılmaya devam edilmektedir. Kemerburgaz, Göktürk ve Bahçeköy girişlerine kadar uzanan kemerlerin temellerinin Roma döneminde atıldığı bilinmektedir. Ancak bugün görülen kemerlerin büyük çoğunluğu Mimar Sinan eseridir. Özellikle Göktürk girişindeki kemer 800 metre uzunluğundadır ve Sinan’ın en muhteşem eserlerinden biridir. Su kemeri-turrehberinBu kemer tarihe Türkiye’nin en uzun su kemeri olarak geçmiştir.
Kemerburgaz tarih boyunca İstanbul’un mesire yerlerinden biri olmuştur. Deniz kıyısına 15 km. uzaklıktadır. Karadeniz’in Avrupa kıyısının temiz kumsalları oldukça ilgi çekmektedir. Özellikle yaz aylarında aşırı rüzgârlı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Beldenin bir diğer cazibe merkezi de İstanbul’u çevreleyen en geniş orman olan Belgrat Ormanı’dır. Özellikle hafta sonları piknikçilerin yoğun ilgisini çeken orman; 6 km’lik yürüyüş parkuruyla sporseverleri mutlu etmektedir. Sakinliği seviyorsanız, hafta sonu bu bölgeden uzak durmanızı tavsiye ederiz.
Kemerburgaz ev-turrehberinBölge insanı geçimlerini uzun yıllar sebze-meyve yetiştiriciliğiyle sağlamışlar. Kısa süre öncesine kadar Camii meydanında bu ürünlere ulaşabiliyor, dalından kopmuş sebzeleri satın alabiliyordunuz. Fakat belediye bu uygulamayı kaldırarak, insanları organik adı altında kurulan pazarlara muhtaç etti. Böylece Kemerburgaz bölgesinin bir özelliği daha yok edilmiş oldu. Sebze tarımının bu kadar çok olduğu Kemerburgaz’ın turşuları da oldukça meşhur. Aklınıza gelen her sebzenin turşusunu çok uygun fiyatta satın alabilir, ikram edilen nefis turşu sularını içebilirsiniz. Turşucular hemen yol üzerindeki birkaç dükkândan ibaret. Özellikle Hacı Salih Turşucusu’nu tavsiye etmek isterim. Turşular-turrehberinDeneyince göreceksiniz, muhteşem. Beldenin bir diğer önemli lezzet durağı ise meydanda bulunan Kardeşler Lokantası. Günün her saati dolu olan bu esnaf lokantası, döneri ve kuru fasulyesiyle ün salmış. Öğlen saatlerinde yer bulmanın imkansız olduğu lokantada saat 14:00 gibi döner tükeniyor haberiniz olsun. Yemek yediniz, şimdi sıra kahvede ve tatlıda. Meydanda yol ağzında eski, küçük, kapısında odunların olduğu bir dükkân göreceksiniz. Tulumbacı-turrehberinKime sorsanız söylerler. İşte Kemerburgaz’ın meşhur tulumbacısı. Öğlen saatlerinden önce giderseniz ve şanslıysanız hanım göbeği de alabilirsiniz. Tatlıcı-turrehberinTatlıları aldınız. Şimdi istikamet Tarihi Kemerburgaz Kahvesi. Kahve iç-turrehberinMeydandaki bu kahveye kadınlar da çok rahatlıkla girip oturabiliyor. Tarihi dokusu, duvarlarındaki eski fotoğraflar ve Atatürk..Fonda da Zeki Müren çalıyorsa, közde pişen o muhteşem kahvenizi söyleyebilirsiniz. Bu kadar lezzetli Türk kahvesi içebileceğiniz öyle az yer kaldı ki. Kahve makinelerinin ruhsuz lezzetlerine muhtaç edildik. Ama bu kahve başka, köpüğü bol, mekân sahipleri güleryüzlü ve çok saygılı. Tulumba yiyerek kahve keyfi yapın, pişman olmayacaksınız. İlkbaharla birlikte el yapımı limonata satışı da başlıyor, bizden söylemesi.

Yemekler yendi, kahveler içildi. Şimdi Kemerburgaz sokaklarında kaybolmaya hazır mısınız? Yol boyu güler yüzlü insanlar, kapıda oturan tatlı dilli teyzeler. Çocukluğumuzdaki evler, çiçekli balkonlar… Kemerburgaz’ı her ziyaret bir çeşit zamanda yolculuk. Kahve kemerburgaz-turrehberinBirçok evin kapısı kilitli bile değil. İnsanlar birbirine güveniyor. Sokakta yürürken pencereden uzanan bir teyze bizi evine çay içmeye davet ediyor. Unuttuğumuz mutlulukları burada yaşıyoruz
Kemerburgaz’ı özel kılan çok önemli bir şey daha var..Burada tüm evlerde ve işyerlerinde Türk bayrağı asılı. Al bayrağın gölgesinde gururla bir gezi yapacaksınız. Atasına saygı duyan bölge insanı, yapılan inşaatlardan ve bölgenin Göktürk gibi hızla yabancılaşacak olmasından dolayı çok endişeli. Biz de endişeliyiz. Bu güzelliklerin yok olup gitmemesini öyle çok istiyoruz ki..

Nasıl gidilir:
Kemerburgaz şehrin hem dışında hem çok yakınında bir merkez. Kendi aracınızla gidecekseniz işiniz kolay. Levent, Maslak gibi merkezlere 20 dakika uzaklıkta. Yolda çok fazla kamyon olduğunu hatırlatmakta fayda var. Toplu taşım kullanacaksanız işiniz biraz zor, çünkü çok fazla dolanacaksınız. Şişli’den Göktürk dolmuşları kalkıyor. Otobüs tercih edecekseniz, Mecidiyeköy ve Levent’ten direkt otobüsle ulaşmak mümkün. Bir diğer seçenekler ise Eminönü ve Eyüp üzerinden gelmek. Eminönü’nden tek otobüs ulaşım imkânı sağlarken, Eyüp’ten hem dolmuş hem otobüsle beldeye ulaşmak mümkün.
Gonca SAĞLIK

Sancaklar Yokusu-turrehberin

İkinci Baharını Yaşayan bir semt: Balat

İstanbul’un kalbinde, Fener ile Ayvansaray arasında gerçek değerinin anlaşılması için bekleyen bir vaha. Adını eski Yunanca’da ‘saray yeri’ anlamına gelen Palatia’dan alıyor Balat. Bu yazıda anlatmadığımız Balat’te bulunan lezzet noktalarını, Balat’ın tatları adlı yazımızda bulabilirsiniz

Tarih boyunca ağırlıklı olarak Musevilerin, özellikle ‘Sefaradim’ diye adlandırılan İspanyol Musevilerinin yaşadığı semte daha sonraları Rumlar, Ermeniler ve Türkler de yerleşmiş. Bir dönemin gözde semtlerinden olan Balat, zaman içinde kimsesizliğine terk edilmiş. Evler ve tarihi değerler bakımsız kalmış, şehrin güvenlik zafiyetinin yaşandığı bir bölgesi haline gelmiş. Gözden uzak, yıkık-dökük ve kozmopolit yapısıyla zamanla değeri azalan bölge, 2005 senesinde başlayan dönüşüm projesiyle tekrar hayata dönmüş. UNESCO tarafından da koruma altına alındıktan sonra ismi duyulmaya, yerli ve yabancı turistler tarafından ilgi görmeye başlamış. Fotoğrafçıların sokaklarını arşınlamaya başlaması ve sosyal medya kullanımının artmasıyla bölge insan akınına uğramış.

Farklı bir dokuyu keşfedeceğinizi gezinizin ilk dakikalarında anlayacaksınız. Arnavut kaldırımlı sokaklar, iki veya üç katlı cumbalı evler, yalın ayak gezen çocuklar ve kapı önünde el işi örüp komşusuyla sohbet eden kadınlar. İşte Balat’dasınız.

Daha ilk dönemeçte karşınıza çıkan sokakta, evler arasına gerilmiş iplere asılan çamaşırlar dikkatinizi çekecek. Yaşam tüm doğallığıyla sürerken siz mest olacaksınız. Yokuşları tırmanıp Haliç’e tepeden bakma heyecanı yaşarken, rengârenk evlerden bir müzik sesi gelecek kulağınıza. Öylece durup çok eskilere dalacaksınız. İşte o an zaman duracak, zihniniz bambaşka bir döneme gidecek. Tarihin eşsiz dokusuyla donatılmış bir şehirde yaşadığınıza şükrederken, bir bakmışsınız en tepeye tırmanmışsınız. Karşınızda muhteşem mimarisi, rengi ve haşmetiyle Fener Rum Lisesi.Fransa’dan getirtilen kırmızı tuğlalarla inşa edilen okul Kırmızı Mektep olarak da anılmakta. Osmanlı İmparatorluğu döneminde önemli görevlerde bulunan çok sayıda Fenerli Rum’un eğitim gördüğü okul, bugün sadece 20 öğrenciye eğitim vermekte. (Okulun içine giriş ancak özel izinle yapılabildiğinden, uygun açı fotoğraf çekebilmek için bir hayli uğraştık. Balkonundan bizi izleyen mahalleli yaşlı bir teyze evinin çatısından çok daha iyi görüntü alabileceğimizi söyleyerek bizi davet etti. Teyzeyi buradan sevgiyle anıyoruz.) Bölgedeki bir diğer okul ise Yuvakimyon Kız Lisesi. Manzarası harika olan bina şu anda boş durumda. Bu muhteşem yapıyı görüp fotoğraf çektikten sonra, şöyle bir durup Haliç’in eşsiz güzelliğine tepeden bakmayı ihmal etmeyin.

Bölge her ne kadar yeniden yapılanıyor ise de çoğu bina maalesef içler acısı durumda. Restorasyon haberlerinden heveslenip, gıcır gıcır binalar hayal ediyorsanız, hayal kırıklığı yaşayacağınızı şimdiden söyleyelim. Yenilenmiş ve farklı renklere boyanmış evlerin sayısı ancak bir elin parmakları kadar. Sancaklar Yokuşu’ndan aşağıya doğru inerken karşınıza neredeyse semtin simgesi haline gelmiş bina ve mermer çeşme çıkacak. Binanın pencereleri yıkık dökük, çeşmenin yerinde ise yeller esiyor. Çeşmeyi yerinden söktükleri yetmemiş, yerine bir de pencere açılmış. Tarihi değerleri nasıl hoyratça yok ettiğimizi gördükçe üzülmeyenimiz var mı? Yanından geçip gidiyoruz, bakıyoruz. Sadece bu kadar. Korumak için ne yapıyoruz?

Balat, son yıllarda artan popülerliği sayesinde birçok sanatçının atölye açtığı, hatta yaşamını sürdürdüğü bir yer haline gelmiş. Sahil yolu boyunca kocaman demir kapılar ardındaki yaşam alanları oldukça ilginç. Birçoğu dizi ve filmlerde çekim malzemesi olarak kullanılmış. Kahve içmeyi ve sanatı seviyorsanız yaşadınız. İrili ufaklı birçok sanat galerisi aynı zamanda bir kahve mekânı olarak düzenlenmiş. Sanat eserlerini seyrederek kahvenizi içebilir, beğendiğinizi satın alabilir, hatta şanslıysanız bir sanatçıya denk gelip uzun uzun sohbet edebilirsiniz.

Kahve molasından sonra, bölgenin çok dinli yaşam tarzını yansıtan ibadethanelerini keşfe çıkabilirsiniz. Bölgede Musevi, Hristiyan ve Müslüman cemaate ait çok kıymetli mekanlar bulunmakta. Kiliseler özellikle sahilde tüm haşmetiyle boy göstermekte. Aya Nikola, Aya Yorgi, Fener Rum Patrikhanesi, Aya Dimitri Rum Kilisesi ve Bulgar Stevi Stefan Kilisesi önemli tarihsel zenginliğe sahip yapılar. Balat’da biri ibadete kapalı iki Sinagog bulunmakta. Yanbol ve Ahrida Sinagogları tarihin sessiz tanıkları gibi.

Büyük ustanNejat Uygur’un ünlü tiyatro eseri Cibali Karakolu’nu bilmeyenimiz var mı? İşte bu karakola adını veren o meşhur Cibali Kapısı da Balat’ın görülmesi gereken yerlerinden. İstanbul’un fethi sırasında Cebe Ali Bey liderliğindeki Yeniçeriler bu kapıyı kırarak şehre giriş yapmışlardır. Yolun devamında Haliç surları var. Surların büyük kısmı maalesef bakımsız ve harap durumda.

Doğu Roma döneminden kalma güzel bir eser ise Gül Camii. Yapının 11. Yüzyılda inşa edildiği tahmin ediliyor. Dini yapı 1499 yılında camiye çevrilmiş. Bölgenin eşsiz mimari eserlerinden biri de çarşı içinde bulunan Tahta Minareli Camii. Cami, Fatih Sultan Mehmet Han tarafından 1458 yılında yaptırılmış. Uzun bir süre bakımsız kalan bina, 1865 tarihinde yenilenmiş. Yenilenme sürecine dek tahta olan minare günümüzde taştandır. Birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapan Küçük Mustafa Paşa Hamamı da görülmesi gereken eserlerden biri olarak gezi notlarınız arasında yer almalıdır.

Balat’a kadar gelmişken Kariye Müzesi’ni görmeden dönmek olmaz. Dışarıdan sade görünen fakat içi rengarenk ve süslü olan bu Bizans yapısı başlı başına bir yazı konusu olabilir.

Müze gezmeyi seviyorsanız Kadir Has Üniversitesi içindeki Rezan Has Müzesi’ni gezebilirsiniz. 1995 yılına dek Cibali Tütün Fabrikası olarak hizmet etmiş müze Urartular’dan kalma çok kıymetli bir takı koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor.

Bölgedeki bir diğer eser ise Kadın Eserleri Kütüphanesi. Eski bir Fener konağının restore edilmesiyle 1990 senesinde kurulan kütüphanede, aile arşivleri, kadın konulu tezler, makaleler ve çok nadir bulunan eserler muhafaza ediliyor. Çoğu kimsenin habersiz olduğu bu kütüphane kadınlar için adeta bir bilgi merkezi durumunda ve yepyeni projeleri hayata geçirmek için çalışmalar yapılmakta.

Balat02-turrehberinBölge, artan değeriyle birlikte emlakçıların ve yatırımcıların gözdesi olmuş durumda. Satılık ve kiralık değerleri oldukça yüksek. Sokak aralarında gezerken dört yandan yenilenen binalardaki inşaat seslerini duyacaksınız. Tek dileğimiz, restorasyonların aslına uygun şekilde yapılması.

Gezilerin vazgeçilmezini en sona sakladık. Alışveriş. Bölge küçük büyük antikacılarla dolu. Eski eşya severler için bulunmaz fırsat. Üstelik Çukurcuma kadar pahalı değil. Balat’ın merkezinde yer alan Çıfıt Çarşısı ise sizi eskilere götürecek. Osmanlı döneminde Yahudilerin yoğun yaşadığı yerlere ‘Çıfıt’ denirmiş. Çarşı, ismini oradan almış. Ticari zekâlarıyla ünlü olan Yahudiler, farklı ürünlerin farklı bölgelerden satın alınması yerine; tüm ürünlerin bir arada bulunabileceği bu çarşıyı kurmuşlar. Çarşıda eczaneden ayakkabı tamircisine, şekerciden oyuncakçıya, terziden fırına kadar pek çok şeyi bulabilirsiniz. Kaybolmaya yüz tutmuş zanaatkârların dükkânları ise adeta çarşının sembollerinden. Çıfıt Çarşısı günümüzde Balat Çarşısı olarak da anılmakta.

Çarşının hemen devamında Leblebiciler Sokağı üzerinde bir mekân dikkatinizi çekecek. Agora Meyhanesi. Yıllarca Zeki Müren ve Müzeyyen Senar’dan dinlediğimiz o meşhur şarkıyı mırıldanmaya başlamamak içten değil. Tarihi 126 sene öncesine uzanan Agora, dönemin sanatçı, yazar ve ünlü isimlerinin uğrak yeri olmuş. Özdemir Asaf’ın sekiz köşeli meyhanenin müdavimi olduğu ve her köşesinde şiirlerini yazdığı bilinir. Meyhanenin ilk açıldığı yıllardan beri değişmeyen bir özelliği kapısında duran kandil. Bu kandil meyhane açık olduğu sürece yakılı olurmuş. Bu gelenek günümüzde de yaşatılmakta. Yunancada Agora ‘toplanma yeri’ anlamına gelmekte. Bir dönem kapalı olan meyhane son yıllarda eski popülerliğine geri dönmüş durumda.

Şehrinizde turist olmak istiyorsanız bu fırsatı kaçırmayın, Balat’a gidin.
Nasıl gidilir:

Balat’a ulaşmanın en kolay yolu Eminönü meydan’a gelip oradan belediye veya özel halk otobüslerine binmek. Sahil yolunu kullanan otobüslerle bölgeye ulaşmak mümkün. Eyüp yönündeki tüm otobüsler de ulaşım için kullanılabilir. Deniz yoluyla gitmek isteyenler, şehir hatlarının Haliç hattını veya özel deniz taksileri kullanabilirler.

Gonca Sağlık

Ortaköy Camii

Şehrin Kalbindeki Cennet : Ortaköy

Şehrin kalbindeki cennet Ortaköy

Hadi kalkın Ortaköy’e gidiyoruz. İstanbul’un merkezinde saklı bir köy Ortaköy. Eski komşulukların hala devam ettiği bu güzel köşe, tüm doğallığıyla bizleri bekliyor.
Ortaköy
OrtaköyOrtaköy, Boğaziçi Köprüsü’nün Avrupa ayağında bulunan, ulaşımı çok kolay bir gezi noktası. Yoğun trafiğine, kalabalığına ve keşmekeşine rağmen İstanbul’a dair çok sır saklı bu cennette. Cıvıl cıvıl sahili, kahveleri, restoranları ile yerli ve yabancı turistlerin akın ettiği Ortaköy, bir gezi noktası olmasının yanında mahalle kültürünün yaşayan bir örneği. Üniversitelere yakın olması sebebiyle genç nüfusun yoğun olduğu bölge, özellikle yaz geceleri çok hareketli oluyor.

Ortaköy Camii

Semtin cazibe merkezi hiç şüphesiz Ortaköy Camii. Boğaz’da tüm haşmetiyle yerini alan Camii, Sultan AbdülmecidOrtaköy Camii tarafından ünlü Mimar Nigağos Balyan’a 1853 yılında yaptırılmıştır. Boğaz’da eşsiz bir konumda bulunan Camii barok üslubunda inşa edilmiştir. Gezinizin ilk durağı olarak buraya gidebilir, muhteşem yapının keyfini çıkarabilirsiniz. Camii ziyareti için bir küçük hatırlatma yapmakta fayda var. Caminin bahçe kapısı, namaz saatleri dışında kilitli oluyor. İçeri girebilmek için güvenlik görevlisine ulaşıp kapıyı açtırmanız gerekli.

Ortaköy’ün bu kadar cezbedici olmasının en önemli nedenlerinden biri de üç dini temsil eden yapıların birbirine çok yakın olması. Hani çok dinli şehirlerde Harmoni caddeleri olur ya; burası da bizim Harmoni semtimiz. Bu yapılar Ortaköy Camii, Ayios Fokas Kilisesi ve Etz Ahayim Sinagogu.

Esma Sultan Yalısı

Semtin bir diğer tarihi yapısı ise Esma Sultan Yalısı. Adını Sultan Abdülaziz’in kızı Esma Sultan’dan alan yalı, Osmanlı mülkiyetinden sonra Rum okulu, tütün deposu ve marangozhane olarak da kullanılmış. Günümüzde ziyarete kapalı olan yapı, düğünler ve özel geceler için kullanılmakta. Bu nedenle ancak Camii’ye bakan duvarlarının bir kısmını görebilmekten öteye geçmek zor.Esmasultaneskiyeni-turrehberin

Dört bir yanından tarih fışkıran bir şehirde yaşadığımız için, bazı görüntüler artık çok sıradan geliyor olabilir. (Gezginler ve tarih meraklıları için tabi ki böyle değil. Olmamalı da.. ) Birçoğumuza sıradan gelen bu yapılardan biri de Ortaköy Hamamı. Mimar Sinan eseri olan bu yapı 1990’lı yıllara kadar amacına uygun kullanılmış. 2001’de tamamlanan restorasyondan sonra bir süre gece kulübü olarak kullanılan yapı günümüzde maalesef özgün yapısından çok uzakta, amacından çok farklı şekilde kullanılmakta. Siz ne düşünürsünüz bilemem ama, ben böyle hor kullanılarak değeri bilinmeyen eserlerin, için için ağladıklarını düşünüyorum.

Damat İbrahim Paşa Çeşmesi

Ortaköy ÇeşmeSahile inerken karşınıza Damat İbrahim Paşa Çeşmesi çıkacak. Şöyle bir durup bakın, kalabalıkların içindeki eserleri gözden kaçırmayın. Üzerindeki kitabede Şakir Ahmet Paşa’ya ait beş kıtalık manzume bulunan çeşme, daha görünür olması açısından Beşiktaş Belediyesi tarafından asıl yerinden biraz öne alınmış.

Sahili küçük de olsa eşsiz bir manzaraya sahip. Koskoca İstanbul’da Boğaziçi Köprüsü’nü geniş açıdan fotoğraflayabileceğiniz ender yerlerden biri. Bol bol fotoğraf çekip Boğaz’ın havasını içinize çektikten sonra karnınız acıktı değil mi? O halde soluğu artık efsaneleşmiş kumpircilerin önünde alabilirsiniz. Çeşit çeşit, renk renk malzemelerle dolu kumpirci tezgâhlarının önünde karar vermekte zorlanacağınızdan hiç şüphemiz yok. Burada küçük bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Ortaköy kumpirci esnafı bol kepçeci cinsinden. Kumpirlerin boyutları o kadar büyük ki, iki kişi çok rahat doyabilir. Tatlı için içi bol malzemeli waffle tezgâhlarının birinde yerinizi almanızı öneririz. Semtin lezzetleri tabi ki bunlarla sınırlı değil. Ortaköy’de her zevke ve bütçeye uygun mekânlar mevcut. Lüks zincir restoranlardan tutun da, kokoreç ve midyecilere kadar geniş bir yelpaze var. Siz yeter ki kararınızı verin. Fakat ne yaparsanız yapın, eşsiz manzaraya karşı demli bir çay ya da kahvenizi yudumlayın. Sahilde alternatifler çok.
Ortaköy ara sokaklarYemekten sonra semt pazar ve tezgâhlarını gezmeye başlayabilirsiniz. Renk renk boncuklar, takılar, şapkalar ve İstanbul’a ait birçok hediyelik eşyayı bulabileceğiniz tezgâhların olduğu çarşı, özellikle hafta sonu çok kalabalık oluyor. ‘Ben sakinliği severim’ diyenlerdenseniz, hafta içi sabahları gitmenizi tavsiye edebiliriz. Eski eşyalara ilginiz varsa semtin arka sokaklarında 2. el eşya satan dükkânlar tam size göre.
Kumpirciler, takıcılar, wafflecılar

Gezip yorulduysanız, günü bitirmeden sahilden kalkan teknelerle Boğaz turu yapıp günün yorgunluğunu atabilirsiniz.
Bir not da gece hayatını sevenler için. İstanbul’un en popüler eğlence mekânları Ortaköy’de bulunmakta. Aklınızda olsun.

Nasıl gidilir:

Ortaköy’e vapur veya metro-tramvay hattı ile ulaşmak mümkün değil. Taksim’den Ortaköy’e direkt giden otobüsleri kullanabilirsiniz. Bir diğer seçenek ise, İstiklal Caddesi’nden fünikülere binip Kabataş’a inerek, iskele önünden kalkan Ortaköy-Rumeli Hisarüstü-Arnavutköy otobüslerine binmektir. Yürümeyi sevenlerdenseniz (bu bol bol fotoğraf çekebileceğiniz anlamına gelir) Beşiktaş üzerinden Çırağan Caddesi’ni takip ederek merkeze ulaşabilirsiniz. Yol üzerinde keyifli sürprizlerin sizi beklediği sırrını da söylemeden geçemeyeceğim..

Gonca Sağlık

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları