Kilyos : İstanbul’un yazlık yeri

Belgrad Ormanının arasından ilerliyor, hem gözümüze hem ruhumuza bayram ettirerek Kilyos’a geliyoruz. İstanbul’un sayfiye yeri bu şirin beldenin kıymetini sadece yazın bilmek olmaz ki.. Kilyos her mevsim güzel. Koca şehrimizin Karadeniz’e açılan sahili, her daim dalgalı denizi, uçsuz bucaksız kumsalları, çay bahçeleri ve temiz havasıyla emrinize amade.

Biz hafta içi sakin bir sabahı tercih ediyoruz. Amacımız şehrin keşmekeşinden birkaç saat çalabilmek. Yerleşimin çok eski çağlarda başladığı Kilyos, o yıllardan günümüze kadar balıkçı kasabası olarak adını duyurmuş. Kilyos’un yıldızı Roma İmparatorluğu döneminde parlamış. İmparatorluk yıkılınca Bizans topraklarına katılan bu şirin belde, coğrafi konumu ve denize hâkim oluşu sebebiyle uygarlıklar için hep gözde bir yer olmuş. Bu balıkçı kasabası uzun bir süre Cenevizlilerin hâkimiyetinde kalmış. Haçlı Seferleri döneminde bölgede yaşanan kargaşadan sonra Osmanlı hâkimiyetine giren Kilyos, Levanten nüfusuyla her dönem kozmopolit bir yerleşim merkezi olmuş.

Cumhuriyet döneminde Sarıyer ilçesine bağlanan Kilyos’un turizm anlamında gelişmesi 1960’lı yıllara denk gelmekte. İstanbul’un önde gelen ailelerinin yazlıklarının olduğu bölgede bu evlere günümüzde de rastlamak mümkün. Özellikle çarşı içinde gezerken 60’lı yılların kokusu burnunuza gelecek.

Kilyos ‘ta bir başka Ceneviz Kalesi

Bölgenin en önemli tarihi yapısı Cenevizlilerden kalma kale. Askeri alan içinde kalan kale, Sultan 2. Mahmut döneminde restore edilmiş. Kalenin ortasında bir de sarnıç var. Sarnıçların yağmur sularıyla dolması için çok da güzel bir sistem kurulmuş. Taş yapımı kalenin kemerli ve korunaklı muhafız bölümleri aynen korunmuş. Kalenin içinde 8 top bulunuyor. Kale kapısının üzerinde Sultan 2. Mahmut’un bir de tuğrası var. Üç yüksek noktadaki su terazileri kaledeki sarnıçtan su dağıtan sistemin birer parçası durumunda.

Kilyos isminin Rumca ‘kum’ anlamına gelen Kilya sözcüğünden türediği söylenir. Beldenin adı resmi kaynaklarda Kumköy diye geçmekte. Zaten geçmişte Kilyos’un nüfusu ağırlıklı olarak Rumlardan oluşuyormuş.1877 Rus Harbi sonrası göç almaya başlayan beldede, 1923-1924 mübadelesi ile Rumlardan eser kalmamış.

Kilyos’ta bir de anıt ağaç özelliğini taşıyan çınar ağacı bulunmakta. Kilyos Kalesi arenasında bulunan ağacın boyu 28 metre, çevresi 34 metre. Ağacın üzerinde bulunan künyede 563 yaşında olduğu yazılı. Kilyos’un eskileri, bu ağacın İstanbul’un fethi anısına diktirildiğini söylüyorlar.

Kilyos deyince hepinizin aklına hiç şüphe yok ki deniz geliyor. Yaz mevsiminde çok sayıdaki plajlar tatil yörelerini aratmayacak kadar kalabalık oluyor. Özellikle hafta sonları iğne atılsa yere düşmeyecek kadar yoğun olan sahiller, kış mevsiminde oldukça ıssız. Kumsala inip yürüyüş yaptığımızda sahildeki beyaz atları görüyoruz. Adeta kartpostal güzelliğindeki bu manzaraya, atları ürkütmemek için uzaktan bakmayı tercih ediyoruz.

Kumsaldan devam edince sahildeki iki taş iskeleye geliyoruz. Bu iskeleler 18. Yüzyılda yapılmış birer tarihi eser. Köy balıkçıları tarafından aktif olarak kullanılan iskelelerin üzerinde balıkçı ağları onarılmayı bekliyordu. Rüzgârın etkisiyle iyice kabaran denizin coşkusuyla şahane fotoğraflar çektik. Kayıkhanede bir kahve içip Kilyos’a tepeden bakabileceğimiz bir çay bahçesinde çıtır çıtır yanan odun sobasının yanında köy kahvaltısı ettik.

Tarihi eser yönünden çok zengin olmasa da, doğal güzelliği ve deniziyle şehir merkezine 30 km. mesafedeki bu belde sakinliği seven gezginleri bekliyor.

Gonca SAĞLIK