turrehberin.com
Molla Zeyrek Camii Pantokratorw

Zeyrek Camii / Molla Zeyrek Camii

Molla Zeyrek Camii

Molla Zeyrek Camii DışıDoğu Roma döneminden kalma bir yapı olan Pantokrator Kilisesi ve manastırı, günümüz İstanbul’u için Molla Zeyrek Camii olarak bilinmektedir. Burası Ayasofya‘dan sonra, Bizans’tan geriye kalan kiliseler içinde en büyük ikinci kilisedir. 3 ayrı şapel birleşiminden oluşan kiliseye bir manastır da eşlik etmekteymiş. Yığma tuğla tekniğiyle 1118-1124 yılları arasında yapılan kilisenin banisi Bizans İmparatoru II. İoannis ve ailesi tarafından yaptırılmış ve “Her Şeye Kadir İsa”ya adanmıştır. Bu yüzden orijinal ismi “Hristos Pantokrator”a ithafen Pantokrator olmuş.

Günümüz İstanbul’unda Zeyrek olarak bilinen semte adını veren cami burasıdır. Cami’nin teras bölgesinden enfes bir Haliç görüntüsü olduğunu söylemeyi unutmayalım.

Bu güzel yapı söylediğimiz üzere Bizans İmparatorluk ailesi için yaptırılmış ve bu sebepten dolayı içi muhteşem eserler ile donatılmış. Ünü o kadar fazlaymış ki, Komnenos ve Paleologos Hanedanlıkları üyeleri ölünce buraya gömülmüşler. Hatta gücü yeten çok yüksek rütbeli Bizanslı yöneticiler bile buraya gömülmüş. Tabii bu ün Haçlı Seferleri esnasında 4. Haçlı Ordu’su için güzel bir yağma alanı olması ile sonuçlanıyor.

Molla ZeyrekOsmanlı’nın Fatih Sultan Mehmet eliyle fethi gerçekleştirdiği yıllarda bu bina çoktan harabe haline gelmiş, hatta hapishane olarak kullanılır bir noktadaymış. Fatih burada hapis tutulan Georgios Kourtesios Scholarios’u Ekümenliğin ilk İstanbul Patriği olarak görevlendirmiş.

Yine aynı dönemde, Hazırcevap Mehmet Efendi olarak bilinen bir alimi, bu kilise ve etrafının cami ve medreseye çevrilmesi görevini veren Sultan, Mehmet Efendi’yi de buraya baş öğretmen olarak atamış. Hazırcevap sıfatının karşılığı Zeyrek ismini alan, zekasından ötürü de farsça Molla olarak dillendirilen Mehmet Efendi sayesinde burası hem cami hem de medrese olarak işlev görmeye başlamış. Caminin ismi Molla Zeyrek olarak kalmış. Semt ise önce Zeyrekhane ardından ise Zeyrek olarak bilinmiş.

Gelin arzu ederseniz içini birlikte gezelim.

Turrehberin Youtube Kanalı Zeyrek Camii

Göynük Genel

Göynük Gezi Rehberi

Göynük Gezi Rehberi

Her şeyin bir mevsimi varsa, Göynük’ü gezmenin mevsimi de sonbahardır. Aslında birçok gezimizin aksine, hiç planlamadan gittiğimiz bir yerdi Göynük. İstanbul’dan Ankara’ya gitmek için yola çıktığımızda otobanda bizi karşılayan yoğun trafik nedeniyle mecburen alternatif yol arayışına girdik. Çevre yolundan ilk sapağa girip eski yoldan hedefimize ulaşmaya karar vermişken, hadi Göynük’e diyerek rotamızı değiştirdik. İyi ki öyle yapmışız. Göynük’e girer girmez hissettiğimiz o muhteşem sakinlik duygusu, buraya daha önce neden gelmedik sorusunun beynimizde tekrar tekrar dönmesine neden oldu. Aracımızla ilerlerken, sağlı sollu tertemiz bakımlı konakları seyretmeye başlamıştık bile.

Aracımızı park edip sokaklarda gezmeye başlıyoruz. Merkezde bulunan Çınarlar Köprüsü’nü geçerek şırıl şırıl akan suyun kenarındaki çay bahçesinde oturarak yol yorgunluğumuzu atmak istiyoruz. Buranın havası gerçekten büyülü. Merkezde bulunan bu köprünün etrafında tescillenmiş anıt ağaçlar bulunuyor. Köprüden geçince yöresel ürünler satan esnafa rastlıyor, hem alışveriş hem de sohbet ediyoruz. Son yıllarda oldukça fazla turist alan bir merkez olmasına rağmen, hiç el değmemiş hali kendini korumuş. Esnafı sizi gelir geçer turist gibi görüp kazıklamaya çalışmıyor. Tam tersine gönülden yardım edip, hem ürünler hem de Göynük hakkında bilgi veriyorlar.

Eski ismi Koinon Gallicanon olan Göynük isminin, olgun-olgunlaşmış anlamındaki göynümüş kelimesinden geldiği tahmin ediliyor. Bir diğer söylenişe göre de Göynük, keçi kılından yapılan torba anlamına geliyormuş.

Sakin Şehir Göynük

Göynük şehir içiSon yıllarda Göynük’ü ziyaret edenlerin sayısının artmasının en önemli nedenlerinden biri de, ilçenin ‘Sakin Şehir’ unvanını kazanması. Osmanlı’dan günümüze kadar korunarak ve yaşatılarak getirilen tarihi, kültürü ve doğası ile Göynük, bu unvanı fazlasıyla hak ediyor. “Sakin Şehir” unvanına sahip olunması için gereken 70 ölçütü başarı ile yerine getiren Göynük’ün, Uluslararası CittaSlow Birliği’ne üyeliği, adının duyulmasında etkili olmuş.

Nereler Gezilmeli?

Göynük Zafer KulesiGöynük’ün tek meydanı olan geniş alana doğru yürüyoruz. Gelir gelmez ilk dikkatimizi çeken, ilçenin adeta sembolü olan Zafer Kulesi oluyor. 1923 yılında ilçenin Milli Mücadele’ye verdiği desteğin anısına, dönemin kaymakamı Hurşit Bey tarafından yaptırılan bu saat kulesi üç katlı, ahşap olarak inşa edilmiş. Altıgen taş temel üzerine, üç katlı olarak inşa edilen kulede, her katta yuvarlak kemerli, ahşap söveli pencereler ve ahşap balkon korkulukları bulunuyor.  Geçirdiği yangının ardından onarılan kule, Göynük’ün en güzel şehir manzarasına ev sahipliği yapıyor. Kuleye tırmandıkça, Göynük tüm güzelliğiyle bizi selamlıyor. 135 tanesi tarihi ev olmak üzere cami, türbe, çeşme ve hamam gibi toplam 162 sivil mimari eseriyle kentsel sit alanı ilan edilen ilçenin tüm sokaklarında tarihin izlerinin kokusunu duyuyoruz.

Meydanın hemen arkasında Akşemseddin Hazretlerinin türbesi yer alıyor. Zaten Göynük’ün bir diğer adı da Akşemseddin Diyarı olarak geçiyor. 1389 yılında Şam’da doğan ve Fatih Sultan Mehmet’in hocası olarak ünlenen Akşemseddin, Göynük’ten geçerken burayı çok beğeniyor ve bu huzurlu ilçede vefat ediyor. Akşemseddin’in huzurundan etkilendiği ilçenin en merkezi yerinde bulunan makamından etkilenmemek mümkün değil. Türbenin hemen yanı başında bir hamam ve bir de cami bulunuyor. Gazi Süleyman Paşa Cami, 2. Osmanlı Padişahı Orhan Bey’in büyük oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa tarafından 1331 ile 1335 yılları arasında yaptırılmış. Bölgedeki ilk Osmanlı eserlerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Kalınabilecek Yerler

1890’da inşa edilen Hükumet Konağı, ilçenin en güzel yapılarından sadece bir tanesi. Göynük’ün önemli tarihi binaları arasında Akşemsettinoğlu, Caferler, Hacı Müderrisoğlu, Gürcüler ve Türksoylar Konaklarını sayabiliriz. Günümüzde bu tarihi evler restore edilerek pansiyon ve otel olarak hizmete açılmış.Göynük Evleri

Göynük’ten hatıra olarak ne alalım?

Mimari yapısı ve yerleşimiyle tam bir Osmanlı kasabası olan Göynük, Batı Karadeniz’in tüm coğrafi özelliklerini barındırıyor. Yüksek dağlar arasında inci gibi parlayan evleriyle Anadolu’daki Türk yaşayış şeklinin tüm özelliklerini görebileceğiniz ilçede, kadınlar geleneksel kıyafetlerini gündelik hayatlarında da kullanmaya devam ediyor. Beyaz üzerine bordo, kırmızı ve kahve tonlarının hakim olduğu çiçeklerle bezeli şallar, kendine özgü bir örtünme biçimini oluşturuyor. Dokumalarını “üçgen” olarak adlandıran Göynüklü kadınlar, tarlada, evde ve sokakta hep bu şalları kullanıyor. İpek Yolu üzerinde aynı hatta yer alan Beypazarı’nın kadınları dokuz güllü desenleri seçerken Göynüklü kadınlar yedi güllüsünü tercih ediyor.

Göynük’ün özellikleri

Göynük’te gerek halk, gerekse yerel yöneticiler tarihin ve kültürün değerini gerçekten çok iyi bilmişler. Göynük’te görüntüyü bozacak hiçbir yapı yok. Osmanlı sivil mimarinin en güzel örneklerinden olan evler bakımlı ve bembeyaz boyalı. Tarihi dokusunu korumakla kalmayan Göynük, geleneklerini yaşatmanın gayretini de gösteriyor. Göynük ile özdeşleşen, el tezgahlarında dokunan, kısa kenarları ve baş üstüne gelen kısmı desenli, ince pamuklu dokumanın birleşmesinden meydana gelen “Tokalı Örtme” 2016 yılında Türk Patent Enstitüsü tarafından “coğrafi işaretlerin korunması” kapsamında tescillenmiş.

Ne Yiyelim?

Peki Göynük’te ne yenir, ne alınır? Biz hemen çarşı içinde bulunan Osmanlı Restoran’da mola verdik. Sahibi ve çalışanları gayet güler yüzlü. Hoş bir esnaf lokantası. Özellikle yöresel elde kesme eriştesini tavsiye ederiz. Evinize götürmek için satın almanız da mümkün. Bir de yöreye özgü uğut tatlısı var ki bin derde deva. Biz ilk kez duyduk ve hemen satın aldık. Buğdayın çimlendirmesiyle yapılan bir çeşit marmelat olan uğut, tamamen doğal. İçinde hiç şeker olmamasına karşı tadı şekerli gibi. Şeker demişken, yöreye özgü şeker fasulyeyi almadan dönmeyin. Lezzetine doyulmuyor bizden söylemesi. Göynük mutfağının en önemli lezzetlerinden biri de elbette tarhana. Hemen hemen her öğünde bir kase tarhana çorbası sofradaki yerini alıyor. Tarhananın yanında yemek için yöreye özgü Keş peynirini almayı unutmayın.

Daha Fazlası?

Göynük’e kadar gitmişken yemyeşil doğanın içindeki Sünnet ve Çubuk göllerini de görebilirsiniz. Bu göller ve çevresi birçok dizi ve film için plato olarak kullanılmış. Çubuk Gölü’nün kenarındaki yel değirmenleri ise, bir dizi için yaptırılmış. Şu anda terk edilmiş durumda olsalar da göl manzarasıyla birlikte eşsiz bir güzellik oluşturdukları kesin. Dileriz ki bu yel değirmenleri turistik açıdan değerlendirilerek kullanıma açılır.

Göynük öyle huzurlu, öyle keyifli bir yer ki, sayfalarca anlatsak yetmez. Sonbahar bitmeden bu güzelliği siz de görün istiyoruz; zira Göynük bunu fazlasıyla hak ediyor.

Fotoğraflar ve Yazı : Gonca SAĞLIK

Tabiat-Tarihi-Müzesi

Ankara Tabiat Tarihi Müzesi

Ankara Tabiat Tarihi Müzesi

Ankara Tabiat Tarihi Müzesi ‘nin ismi aslında çok daha uzun. Başında Şehit Cuma DAĞ adı da bulunuyor. Şehidimizin soyadı DAĞ olduğu için mi buraya verildi bilemiyoruz ama, önümüze çıkan her şeye bir şehit adı vermek bizce iyi bir şey değil. Herşeyden önce, bu topraklar için o kadar fazla şehit verildi ki, hepsinin ismini bir yere verecek olsak, memlekette isim verecek yer kalmaz. Bu yüzden biz buraya MTA Tabiat Tarihi Müzesi diye hitap edeceğiz.

Müze, öncelikle konuyla alakalı olan bir devlet kurumunun bünyesinde bulunmakta. Dünyada ki emsalleri gibi yapılan bu müzenin, en az emsalleri kadar güzel olduğunu söyleyebiliriz. Gezileri ailecek yaparak güzel ve eğlenceli bir yer.

Giriş katında Planetaryum, dijital küre ve sergi salonu bulunmakta. 1. Kat alanında ise fosil sergileri var. Bu alanda tek hücreli canlılardan bitkilere uzanan bir yelpazede çeşitli fosillere rastlayabiliyorsunuz. 2. kat ise kristaller, minareller ve madencilik ile alakalı eserlerin sergilendiği bir nokta.

Müze Pazartesi günleri hariç her gün 09-17 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. Müzenin kendi sitesine ulaşmak için linki tıklamanız yeterli.

MTA Tabiat Tarihi Müzesi’nin hem Ankaralılar hem de başkenti ziyaret edenler için güzel bir ziyaret noktası olduğunu düşünüyoruz. Bizce mutlaka gidilmesi gereken noktalardan birisi.

 

Rahmi koç müzesiweb

Ankara Rahmi Koç Müzesi

Ankara Rahmi Koç Müzesi

Ankara Rahmi Koç Müzesi’ nin her halde Koç ailesi için ayrı bir önemi vardır. Ankara Kalesi‘nin ana girişinin hemen önündeki alanda bulunmakta. Bir başka özelliği ise Ankara’nın ilk sanayi müzesi olması. Müzenin eski At Pazarı diye bilinen bölgede ilk açılışı 2005 yılına tarihleniyor. Türkiye’de bir kaç ayrı noktada müze açan Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı, bu dönemde Çengelhan olarak bilinen binayı Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kiralayarak restore ediyor.

Çengelhan ise, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan’ın eşi Damat Rüstem Paşa tarafından Ankara’ya yaptırılan bir eser. 1950’li yıllara kadar bir çok amaçla kullanılan hanın avlusunda Rahmi Koç’un babası Vehbşi Koç’un ticaret hayatına atıldığı yıllarda kullandığı dükkan da bulunmakta.

Daha sonra hemen yanında bulunan Safranhan da 2012 yılında kiralanarak 2016 yılına kadar devam eden bir restorasyon çalışması sonrası Ankara Rahmi Koç Müzesi’ne eklenmiş.

Müzenin sergilediği eserlerin büyük çoğunluğu Rahmi Koç koleksiyonuna ait. Müzede çok çeşitli malzemeler sergilenmekte. İlk daktilo ve ilk televizyon gibi ürünlerin haricinde Minneapolis Mulina Turk tarafından üretilen UTSD model traktör gibi oldukça değerli koleksiyon parçaları da bulunmakta.

Ankara Rahmi Koç Müzesi ile ilgili daha geniş bilgiyi, resmi web sitesinde bulabilirsiniz. Ankara kale bölgesine yapacağınız bir gezi esnasında, kaçırmamanız gereken gezi noktalarından birisi olarak programınıza eklemenizi tavsiye ederiz.

Pirinç Han 2web

Pirinç Han

Pirinç Han

Pirinç Han, Ankara‘da At Pazarı bölgesinde bulunan bir han. Aslında 17. yy. da Rumeli Kazaskeri Emin Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış olmasına rağmen, bugün gördüğümüz yapı, o zaman yaptırılan yapı değil. 1930 yıllarında o yapının yıkıldığı ve onun yerine bu ahşap Osmanlı konağının han olarak adlandırıldığı biliniyor. Zaten normalde Osmanlı tarzı hanlarda, han meydanında da ufak bir mescit bulunması gibi bir takım özelliklere sahip değil. Ancak bugünkü yapıda oldukça tarihi ve bir başka özelliği ise, şehrin ilk ahşap hanı unvanına sahip olması. Eski hanın yerine bir ilkokul yaptırılmış. Bu konak ise restore edilerek han haline getirilmiş. En son 1985 yılında bir restorasyon geçiren yapı, bugüne kadar, Ankara’nın önemli ziyaret yerlerinden birisi haline geldi. Tabii burayı en çok şehir sakinleri bilmekte, Ankara’yı ziyarete gelenler genelde bu noktayı kaçırmaktalar.

İçinde artık özellikle antikacıların yoğunlaştığı dükkanlar ile dikkat çeken Pirinç hanın duvarlarında ise ünlü Türk Şair Faruk Nafız Çamlıbel’in en ünlü eserlerinden birisi olan Han Duvarları isimli şiirinin son dizeleri bulunmakta.

Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

Pirinç han ile ilgili yaptığımız çekim ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

 

Gaziantep Yazısıweb

Gaziantep Gezi Rehberi

GAZİANTEP : YEMEK ZEVKİ VE TARİHİN BİRLEŞTİĞİ NOKTA

Çok uzun zamandır gitmek istediğimiz yerde, Gaziantep’teyiz. İstanbul’dan sabah çok erken uçtuğumuz için henüz şehir uyanmadan Gaziantep’e varıyoruz. Şehir uyanmamış fakat beyran ve katmerciler çoktan uyanmış. Buraya geldiğinizde sabah kahvaltı usulü bu. Biz de, Antep’in yemek kültürüne olan bağlılığımızı göstermek için önce Metanet’e geldik. MetanetDükkana girer girmez buram buram sarımsak kokusuyla kendinize geliyorsunuz. Beyran, Gaziantepliler için bir çorba değil, başlı başına bir yemek. Metanet çalışanlarının söylediğine göre vakit öğlen oldu mu beyran tükeniyormuş. Hemen karşısında da aynı yere ait katmerci var. Fakat biz katmer için Zekeriya Ustanın yerine gitmeye karar veriyoruz. Aynen bu yazıda olduğu gibi, Gaziantep’e de gezmekten çok, yemek üzerine bir girişimiz oluyor böylece.Zekeriya Usta

Günaydın Antep

Sabahın erken saatinde Gaziantep sokaklarında yürüyoruz. Esnaf yavaş yavaş dükkanlarını açmaya başlıyor. Tek tip binalar ve dükkanların atmosferini hissediyor, bambaşka bir yerde olduğumuzu fark ediyoruz. Bu duygularla katmerciye ulaşıyoruz. Küçücük bir dükkan, insanlar omuz omuza katmer yiyor. Biz de bulduğumuz bir masaya oturup siparişimizi veriyoruz. Anlatanlardan tecrübeliyiz. 2 kişi için tek katmer yetiyor hatta artıyor. Yanına çay söylüyoruz fakat görüyoruz ki yerli halk, tatlı olan katmerin yanına süt içiyor. Biz de bu kurala uyuyor, bu lezzetlerin keyfini çıkarıyoruz.

Almacı Pazarı

Gaziantep Almacı ,Pazarıİlk durağımız Gaziantep’in en eski çarşısı olan Almacı Pazarı. 250 yıllık geçmişiyle ahilik anlayışı, kültürel tarihi ve kuşaktan kuşağa aktarılan meslekleriyle öne çıkan çarşıda ne ararsanız var. Kültür yolu üzerinde bulunan tarihi çarşı sadece Gazianteplileri değil Türkiye‘nin farklı noktalarından gelen insanların da uğrak yeri haline gelmiş durumda. Önce çarşının ismine bir göz atalım. Geçmiş dönemlerde elma çok pahalıymış ve zor bulunurmuş. O kadar kıymetliymiş ki sadece hastalara götürülür, taneyle satılırmış. Bu pazarda da bir dönem sadece elma ve armut satılırmış. İsmini bu kadar kıymetli olan elmadan alan Almacı Pazarı’nda bugün elma bulmak zor. Elmadan hatıra kalan yegane şey çarşının girişindeki elma heykeli.

Almacı Pazarı’na girdiğinizde baharata karışmış salça kokuları eşliğinde çıtır çıtır Antep fıstıkları gözümüzü alıyor. Bu pazarda yok yok. Pestiller, sucuklar, nar ekşileri, güneşte kurutulmuş biber ve domates salçaları, kuruyemişler, Arap çayları, yöresel şerbetler neler neler.. Zaten burada dükkan önlerinde avuç avuç ikramlıklar veriliyor. Geri çevirirseniz ayıp kabul ediliyor, aman geri çevirmeyin. Biz ilk gittiğimizde alışveriş ettiğimiz Nasıroğlu ticarete çeviriyoruz yönümüzü. Hemen zahter çayımız geliyor, mis gibi dağ kekiğinin kokusu eşliğinde alışverişimizi yapıyoruz. İlk gelişimizde yükümüzü beraberimizde taşımıştık. Bu kez tecrübeliyiz, aldıklarımızı kargoyla eve teslim istiyoruz. Kargo ücretsiz, aklınızda olsun.

Bakırcılar Çarşısı

Burada işimizi bitirince yönümüzü Almacı Pazarı’nın hemen karşısında bulunan Bakırcılar Çarşısı’na çeviriyoruz. İsminin Bakırcılar olduğuna bakıp sadece bakır işleri var sanmayın. Bu çarşıda birçok el sanatı ürün, işin erbapları tarafından yapılıp satışa sunuluyor. Taş döşeli sokakları, ahşap kaplı dükkanları ve güler yüzlü esnafıyla bu çarşıda uzun zaman geçirmeniz mümkün. Çarşı çok düzenli ve üstü kapalı. Bu nedenle ferah bir gezi yapma fırsatınız doğuyor. Sağlı sollu dükkanlarda harıl harıl çalışan esnaf ve bakırları döverken çıkan o ritmik ses..Tık tık tık…Bambaşka bir dünyaya girdiğinizi fark ediyorsunuz.Bakırcılar Çarşısı

Çarşının arka taraflarına doğru ilerliyoruz ve el işlemeciliğinin şahane örneklerini seyrediyoruz. Bakırcılar Çarşısı’nda yer alan dükkanların yapım tarihi kesin olarak bilinmiyor. 19. Yüzyılda yapıldığı düşünülen çarşı, tek katlı dükkanlardan oluşuyor ve hanlar bölgesi içinde yer alıyor. Kemerli girişlerle sokağa açılan dükkanlar düzgün kesilmiş sert kalker (keymıh) taştan yapılmış. Gaziantep çarşısında gezerken açılan her kemerli kapı sizi başka bir dünyaya götürüyor zaten. Kapıların ardında geniş avlular, muhteşem çift cepheli evler, hatta çarşı içinde çarşılar göreceksiniz. Almacı Pazarı ve Bakırcılar Çarşısı’nın içinde yöresel üreticilere ait yerler var. Biz her gittiğimiz yerde geleneksel tahin helvası yapan bir yer bulma geleneğimizi bozmayarak Kasapbaşı Helva’yı buluyoruz. Doğal tahinden yapılan bu helvayı yemediyseniz, ben tahin helvası yedim demeyiniz. O derece lezzetli.Yemeni

Bakırcılar Çarşısı’nın ve Antep çarşılarının bir geleneksel ürünü de elbette ki yemeniler. Renk renk ürünlerini dükkanların girişine asmış yemenicilere giriyoruz. En meşhurundan daha az tanınmışına göre fiyatlarda ciddi fark olduğunu belirtelim. Yemeni kelime anlamı olarak başı ve ayağı kapatan anlamına geliyor. Yemenilerin ünü artık Gaziantep sınırlarını aşmış durumda. İlk giydiğinizde çok kaygan olduğunu hatırlatalım. İşin ustaları tabanının asfaltta yürüdükçe çizileceğini, ortaya çıkan liflerin yeri vantuz gibi tutacağını söylüyorlar. Bizden hatırlatması.

Tarihi Tahmis Kahvesi

Çarşı gezisi bitecek gibi değil, yürüdükçe karşımıza bir sürpriz çıkıyor. Kah bir handa gösterilen bir tabureye ilişiyor, esnafın ikram ettiği bir bardak çayı içiyoruz; kah bir sokak içinde muhteşem işlemeleriyle bir cami minaresini seyrediyoruz. Bu kadar yorgunluğun üzerine bir kahve molası vermek üzere Tahmis Kahvesi’ne geliyoruz. Türkmen Ağası ve Sancak Beyi Mustafa Ağa Bin Yusuf tarafından, Mevlevihane Tekkesi’ne gelir getirmesi amacıyla yaptırılan bu kahve günün her saati kalabalık. Gaziantep’e gelip de buraya uğramayan yok gibidir. Tahmis, kahvenin dövüldüğü yer anlamına geliyormuş. Buraya geldiğinizde menengiç kahvesi içecekseniz içinde şeker var. Bizim gibi bu lezzeti sevmeyenler Türk kahvesiyle devam edebilir. Tahmis Kahvesi’nde kahvenin yanında bakır kase içinde kuruyemiş geliyor. Burada bu yemişlere ‘eğlencelik’ dendiğini de öğrendik.Tahmis Kahve

Kahveden çıkınca, hemen yanında bulunan Mevlevihane’ye giriyoruz. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük Mevlevihanesi olan Gaziantep Mevlevihanesi, günümüzde müze olarak hizmet veriyor. Mevlevihanenin kitabesine göre Ayıntab Sancak Beyi Türkmen Mustafa Ağa bin Yusuf tarafından yaptırılmış. Mevlevihane çok hoş bir avluya bakan karşılıklı iki binadan oluşuyor. Hemen yan tarafında da 1638 yapımı Tekke Camii var. Camiinin önünde yöresel ürünler ve Gaziantep peyniri bulabileceğiniz bir de küçük çarşı var. Fiyatları oldukça ekonomik, yolunuz düşerse uğramadan dönmeyin.Gaziantep Mevlevihanesi

Bey Mahallesi

Gaziantep Bey MahallesiMevlevihane’den çıkınca Antep’in en eski mahallerinden biri olan Bey Mahallesi’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Yürüdükçe şehri gözlemliyor, her detayı fark ediyor ve bol bol fotoğraf çekiyoruz. Yol üzerinde Yuşa Aleyhisselam ve Pir Sefa Türbesi’ni görünce bir kısa mola veriyor, sonrasında Bey Mahallesi’ne ulaşıyoruz. Bu mahalle Antep’in tarihi dokusunu hissedip evlerini görebileceğiniz en güzel yer. Dar sokakları, çelik cumbalı evleri, müzeleri, mis kokan sahaflarıyla işte Gaziantep diyoruz. Burada ilk durağımız Gaziantep Atatürk Anı Müzesi.

Tarihi Bey Mahallesi’nde bulunan ve iki binadan oluşan yapının birinci bölümünde; Atatürk’ün konakladığı mekanın bir benzeri ve kullandığı şahsi eşyaların orijinalleri sergilenmekte. Ortak avluya bakan ikinci bölümde ise; Atatürk Araştırma Kitaplığı ile Antep Savunması’nın anlatıldığı Sözlü Tarih Araştırma Odası yer almakta. Bu bölümde Antep Savunması kahramanlarının sinevizyon gösterileriyle anlatıldığı salon ve halkın o dönemlerde kullandığı eşyaların örnekleri sergileniyor. Atatürk’ün kaldığı odanın, orijinal eşyalarla canlandırıldığı Anı Müzesi’nde, burayı ziyaretinde kullandığı kahve fincanından okuduğu kitaplara; kent tarihini anlatan yüzlerce yayından, dönemin kahramanlarının hikayelerine dek pek çok değerli eser sergileniyor.Gaziantep Atatürk Müzesi

Müzenin avlusunda Atatürk’ün Bey Mahallesi nüfusuna kaydını gösteren nüfus cüzdan örneği ile Gaziantep’e verilen İstiklal Madalyası için bir yer yapılmış. Avludaki İstiklal Madalyasının önüne sabitlenmiş bir yazı dikkatimizi çekiyor: “Antep Savunması, yürekleri vatan sevgisiyle dolu Anteplilerin imkansızı gerçekleştirmelerinin destanıydı. 10 ay 9 gün boyunca her türlü sıkıntıya göğüs geren Anteplilerin bu onurlu mücadelesinin sonucunda, TBMM, 8 Şubat 1921 tarih ve 93 sayılı kanunla kente ‘Gazi’ unvanını vermişti. “Gazi” unvanı alan ilk ve tek kent olan Gaziantep, 2008 yılında çıkarılan kanunla ise, 87 yıl sonra İstiklal Madalyası’na kavuştu ve Türkiye’deki “İstiklal Madalya”lı dört kentten biri olma şerefine nail oldu.”

Atatürk Nüfus Cüzdanı Tablosu

Atatürk Müzesi duvarında bulunan Atatürk’ün Nüfus Cüzdanı kopyası

Yanyana Müzeler

Antep’in “Gazi” oluşunun şanlı geçmişini gururla gördüğümüz bu müzeden gözlerimiz nemli çıkıyor ve hemen karşısındaki Oyuncak Müzesi’ne giriyoruz. Aslında niyetimiz oyuncak görmek değil. Müzenin yer aldığı bina Antep’in eski evlerinin mimari yapısını görebileceğiniz en güzel örneklerden biri. Müze restore edilirken evin temelinde ortaya çıkan iki katlı mağara da ziyarete açılmış. Bu mağaralar ile birlikte dünyanın çifte mağaralı ilk oyuncak müzesi olan Gaziantep Oyuncak Müzesi’ni sadece 2 TL. karşılığında gezebiliyorsunuz. Müze çocuklara ücretsiz. Mağara sergi salonunda, 24 farklı ülkeden, ulusal kıyafetleri giydirilmiş çocuklar ve ait olduğu ülkelerin mimari yapılarının sergilendiği bir bölüm oluşturulmuş. Gaziantep Oyuncak Müzesi

Oyuncak müzesiyle yanyana bir müze daha var. Türkiye’nin ilk Turizm ve Tanıtma Bakanı olan Ali İhsan Göğüş’ün kızı Gazeteci–Yazar Zeynep Göğüş tarafından satın alınmış ve bina Gaziantep Büyükşehir Belediyesi İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı ve KUDEB ekibi tarafından restore edilmiş. Ailenin kullandığı özel eşyaların yanısıra, yöresel eşyaların da yer aldığı müzenin üst katı Bey mahallesi manzarasına hakim bir kahve olarak düzenlenmiş. Gaziantep’in en eski mahallesini tepeden izlemek için uygun bir yer.

Kendirli KilisesiKendirli Kilisesi

Bu müzeyi de gezdikten sonra Bey Mahallesi’nden çarşı içine doğru iniyoruz. Ana caddenin üzerinde karşımıza muhteşem bir yapı olan Kendirli Kilisesi çıkıyor. Kilise, Gaziantepli Katolik Ermeniler tarafından, Fransa Kralı III. Napolyon, Fransız misyonerler ve katoliklerin maddi desteği ile 1860 yılında inşa edilmiş. Zaman içerisinde hayli yıpranan kilise, 1898 yılında yıkılarak yerine günümüzdeki kilise yapılmış ve 1900 yılında ibadete açılmış. Planı, Roma’daki Saint Fransua Kilisesi’nden örnek alınan yapı bir süre öğretmenevi lokali olarak kullanılmış. Bugün ise Avrupa Birliği kapsamında yenilenme sürecinde olan kilise, şehrin görülmesi gereken yapıları arasında yer alıyor.

Baklava mı dediniz?

Bu kadar gezdikten sonra sıra Gaziantep Mutfağı’nı keşfetmeye geliyor. Dünyada şehrin adıyla anılan tek mutfak olma özelliğini taşıyan Gaziantep mutfağının lezzetini anlatmaya gerek yok..Gurme değiliz ama yemeklerin lezzetini, çeşidini ve tazeliğini anlatmakla bitiremeyiz. Gaziantep deyince ilk akla gelen antep fıstığı ve baklavadır. Biz bu lezzetleri şehrin hemen orta yerinde 1887’den beri hizmet veren İmam Çağdaş’ta denedik. Yemekler, hizmet, garsonlar iyi ama lavabolar kötüydü. Bu kadar büyük markaya bunu elbette yakıştıramadık. Fakat havuç dilim baklavanın o az şekerli bol antep fıstıklı lezzetiyle bunu unuttuk gitti. Antep’e yolunuz düşerse baklava ve türevi alışverişinizi buradan yapın. Biz bir önceki Antep ziyaretimizde bir tavsiye üzerine Koçak’a gitmiştik. İstanbul’a döndüğümüzde yediğimiz baklavaların olumsuz etkilerini yaşadık, oldukça ağırdı ve rahatsız etti. İmam Çağdaş ise baklavasıyla bizden tam not aldı. Zaten daha sonra öğrendik ki, şehrin yerlileri İmam Çağdaş’ı, turistler Koçak’ı tercih ediyormuş..Gaziantep Baklava

Zincirli Bedesten ve Bayazhan

Bu lezzet şöleninden sonra hemen karşısında yer alan Zincirli Bedesten’e gidiyoruz. XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde Darendeli Hüseyin Paşa tarafından yaptırılan Zincirli Bedesten, halk arasında “Kara Basamak Bedesteni” olarak biliniyor. Uzun yıllar kasaplara ev sahipliği yaptığı için et hali olarak da adlandırılan tarihi yapı, restorasyon çalışmaları sonrasında 73 dükkan ile  ticari faaliyette bulunmak isteyen özellikle baharatçı ve turistik eşya satıcılarına otantik bir ortam oluşturmuş. Beş kapısı bulunan bedestenin Güney kapısındaki dört mısralık kitabenin yazarı Kusiri’dir. Çarşıda sabun, şal, yöresel baharatlar ve cam süsleme sanatının güzel örneği olan cam süsler bulabilirsiniz.Gaziantep Zincirli Bedesten

Zincirli Bedesten’den sonra bir şehir turu atıyor ve mola için Bayazhan’a geliyoruz. Bir tütün tüccarı olan Bayaz Ahmet Efendi tarafından 1909 yılında yaptırılan Bayazhan; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından Gaziantep kent kültürü ve tarihinin tanıtılması amacıyla müze haline getirilerek, Bayazhan Gaziantep Kent Müzesi adıyla 2009 yılında hizmete açılmış. Bayazhan Kent Müzesi’nde Gaziantep’in tarihi, turistik yerleri, doğal güzellikleri, ekonomisi, el sanatları ve mutfak kültürü hakkında ziyaretçilerin bilgi alarak şehri tanımaları sağlanmakta. Bunun yanı sıra, Gaziantep’in yöresel el sanatlarından kutnu, sedef, bakır işlemeciliği gibi sanatlara ait eserleri de bulabilirsiniz. Bayazhan’ın içinde yöresel mutfağın güzel örneklerinin sunulduğu bir de restoran bulunuyor. Özellikle akşam yemeği için yer ayırtmadan gitmeyin, tıklım tıklım oluyor.

Gaziantep Kalesi

Şehrin orta yerinde yer alan Gaziantep Kalesi’ni görmeden olur mu? Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisi olan kalenin çevresi parklarla düzenlenmiş. Ara sokakların hepsi ayrı bir güzellik taşıyor. Kale, heybeti ve bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde, Alleben Deresi’nin güney kenarında, yaklaşık 25-30 m. yükseklikte görülebilen bir tepe üzerinde bulunuyor.Gaziantep Kalesi

Gaziantep Kalesi’nin çevresinde yer alan hanlardan biri olan Gümrük Han’da bir kahve molası veriyoruz. Hacı Ömer Efendi tarafından 1873-1878 yılları arasında yaptırıldığı bilinen handa, el sanatlarının en güzel örneklerinin yer aldığı dükkanlar bulunuyor. Hediyelik eşya alışverişi için çok ideal bir yer.

Pişirici Kasteli

Pişirici KasteliBu kısa moladan sonra, şehrin önemli yerlerinden biri olan Pişirici Kasteli ve Mescidi’ne geliyoruz. Ağa Camii’nin hemen yan tarafında yer alan kasteli güleryüzlü ve bilgili güvenlik görevlisi eşliğinde geziyoruz. Görevli önce uzun uzun anlatıyor, dinlemezseniz çok kızıyor. Sonra kastelin ortasındaki suya nazır fotoğraflarınızı çekiyor. Pişirici Kastel’i, Gaziantep’deki tarihî yapılar içerisinde günümüze ulaşan kastellerin en eskilerinden biri. Kastelin üst örtüsü yol seviyesinde olup, biri kuzeyden, diğeri doğudan olmak üzere, iki merdivenle iniliyor. Kelime anlamı olarak “suyun taksim edildiği yer” anlamına gelen kastel, türkülere bile konu olmuş. Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan Pişirici Mescidi’nin inşaa tarihi birçok kaynakta 1282 senesi olarak gösteriliyor.Girişte havuz, çimecelik (banyo) ve helâların olduğu alan yer alıyor. Mescidin tavan kısmı oyma taştan olup, mescidin tam ortasında yüz yıllardır fokur fokur kaynayan berrak su, insanı etkisi altına alıyor.

Gaziantep’in çeşitli bölgelerinde bulunan sular, yeraltı kanallarıyla belli merkezlere getirilerek, bu merkezlerden de kanallar yardımıyla, zaman içerisinde şehrin önemli ölçüde su ihtiyacını karşılamış. Bu kanallar genel olarak kentin önemli arterlerinden ve cami altlarından geçirilmiş. Evler de, su ihtiyaçlarını karşılayabilmek için genellikle bu kanallar üzerine ya da yakınına kurulmuş ve bu evlerden kanallara kuyu açılmış. Bu kuyular aynı zamanda sıcak yaz aylarında erzakların kuyulara sarkıtılarak uzun süre muhafaza edilmesinde de kullanılmış. Su mimarisinin eşsiz örneklerinden olan kasteller, yeraltında insan eliyle kayaların oyulmasıyla yapılmış.

Özellikle yaz aylarında sıcaktan bunalanlar, serinlemek için yine kastelleri kullanmış. Dinlenme, susuzluk giderme gibi ihtiyaçlar için de kullanılan kastellerin, ikinci bir havuz bölümü ise, çamaşır, yün ve bulaşık yıkanmakta kullanılmış. Gaziantep’te yer alan sosyal amaçlı su yapılarından birisi olan Kasteller, Antep mimarisinin önemli simgelerinden birisi olarak kabul edilmekte. Sıcak bir havada yaptığımız gezide, kastele inerken yaşadığımız serinlik duygusu bu yapıların o dönemdeki insanlar için ne denli önemli olduğunu anlamamıza yetti.

Zeugma Müzesi

Artık sıra Gaziantep’in simgesi haline gelmiş Zeugma Müzesi’ni gezmeye geliyor. Peki Zeugma nedir, neresidir? Kısaca bir göz atalım: Dicle ile birlikte, uygarlığın beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın sınırını meydana getiren Fırat Nehri, binlerce yıl boyunca bu bölgeye bereket getirmiş. 2300 yıl önce tüm dünyayı ele geçirme hedefiyle Anadolu topraklarından geçen Büyük İskender’in komutanlarından Selevkos Nikator da yerleşimini kurmak için bereketli Fırat kıyılarını seçmiş ve kente bu nehir ile kendi ismini birleştiren bir ad vermeyi uygun görmüş: Selevkos Euphrathes M.Ö. 64 yılında Roma hâkimiyetine geçtiğinde ise ismi “köprü başı” anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiş.Zeugma Müzesi

Yollar kadar medeniyetler ve kültürler arasında da bir geçiş noktasında kalması ve bu özelliğini yüzyıllarca devam ettirmesi isminin ne kadar yerinde olduğunu göstermekte. Bu avantajını Sasaniler tarafından yok edilene kadar sürdüren Zeugma, Kommagene Krallığı’nın en büyük dört kentinden biri unvanını elde edecek zenginliğe ulaşmayı da başarmış. Mozaiklerin en görkemlilerinin keşfedildiği ve müzenin giriş katında tekrar hayat bulmuş biçimde ziyaretçilerini bekleyen Poseidon ve Euphrates villalarının tüm duvarları ve hatta tabanlarının dahi mozaik ve fresklerle süslenmiş olması kentin zenginliğinin kanıtları.

Müzede oldukça büyük mozaikler olmasına rağmen, en ünlü mozaik diğerlerine göre oldukça küçük bir eser olan  M.S. 2’nci yüzyıl tarihli Maenad ya da daha bilinir adıyla Çingene Kızı Mozaiği. Maenad Villası’nda yemek odasının taban mozaiğinin geriye kalan tek parçasını meydana getiren figürün gözlerindeki mahzun ifade bu mozaiği müzenin en beğenilen buluntusu yapmış ve Zeugma’nın Mona Lisa’sı olarak adlandırılarak antik kentin ve müzenin simgesi haline getirmiş. Çingene Kızı Mozaiği diğer eserlerden ayrı karanlık bir odada sergileniyor. Görünce etkisi altına girmemek pek mümkün değil. Ha bu arada, biz Çingene Kızı diyoruz ama, kendileri Yunan Mitolojisindeki “Yeryüzü Tanrıçası Gaia” da olabilir. Sadece göz bölgesine bakarak anlaşılamıyor maalesef. Tanrıça da olsa, Çingene Kızı da olsa, derinlerden gelen o bakış, insanı gerçekten etkiliyor.

Belkıs / Zeugma Antik Kenti

Gezimizin son günü Belkıs/Zeugma antik kentine doğru yol alıyoruz. Burası, Nizip ilçesinin 10 km. doğusunda, tepeler üzerine kurulmuş bir kent. Büyük İskender’in generallerinden I. Selevkos Nikator, M.Ö. 300’de, Büyük İskender’in, Fırat Nehri’ni geçtiği yerde, Selevkeia Euphrates ismiyle bir kent kurmuş. Bu kentin karşısına da eşi Apama’nın adıyla ikinci bir kent kurarak, bu iki kenti bir köprüyle birbirine bağlamış. Kent, M.Ö. 31’den itibaren Roma’ya bağlanarak adı geçit-köprü anlamında “Zeugma” olarak değiştirilmiş. Roma döneminde  altın çağını yaşamış. M.S. 256 yılında Sasani Kralı I. Şapur, Zeugma’yı ele geçirerek yakıp yıkmış. Bu tarihten sonra Zeugma bir daha eski ihtişamına ulaşamamış.

Zeugma, özellikle Roma döneminde, sanat alanında çok ilerlemiş, zengin villaları süsleyen mozaik döşemeler dünya örnekleri ile yarışır hale gelmiş. Bölgenin sadece bir bölümünde gerçekleştirilen kazılarda gün ışığına çıkarılan mozaikler Zeugma’nın tam anlamıyla bir mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarıyor. Zeugma kazıları sırasında ulaşılan ve bu alanda bir “dünya rekorunu” Gaziantep’e ve Türkiye’ye kazandıran bullalar (Mühür Baskı) da Belkıs/Zeugma’yı eşsiz kılan özellikler arasında yer alıyor. Kentte kazı çalışmaları hızla devam ediyor. Biz gittiğimizde kazı çalışmasının başında yer alan genç bir arkeolog tarafından karşılandık ve bu kıymetli bilgileri bize aktardı. İşini severek yapan böyle idealist gençleri görünce, geleceğe dair umutlarımız tekrar tekrar yeşerdi.Zeugma / Belkıs

Antik kentin içine araçla girme imkanı yok. Ana kapı önünde aracınızdan inip biraz yol yürümeniz gerekiyor. Biz bu yolda yürürken, o yılları, tarihi süreçte yaşananları ve idealist gençlerin yolumuzu aydınlatan çabalarını düşündük.

Gaziantep çoğunlukla yeme-içme turlarının gözdesi durumunda. Buna elbette sözümüz yok. Fakat gidip görüp keşfedince anladık ki, bu şehir yemeklerinin çok ötesinde önemli bir tarihe ev sahipliği yapıyor. Mutlaka gidin, mutlaka görün.

Fotoğraflar: Gonca SAĞLIK, Çağrı SAĞLIK
Yazı : Gonca Sağlık

Seğmenler Parkıweb

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı için bilmeyenlere anlatılacak çok söz var ama bizce burayı özetleyen sözleri, bir sezen Aksu şarkısı daha iyi anlatıyor.

Ah ne kahraman, ne cesur
Ne güzel çocuklardık
Her yeni günü ümitle
Nasıl kucaklardık.

Bu park bizi çocukluğumuza götüren bir olgu. Bir Ankara‘lı olarak açıldığı tarih olan 1983 yılında oradaydık. 1983 senesinde Ankara Kavaklıdere semtinde İran Caddesi ile Atatürk Bulvarı arasında bulunan alan Seğmenler Parkı olarak adlandırıldı ve açıldı. O zaman gezdiğimizde parkın boyutlarını hayal bile edemezdik. 67.000 metrekare alana kurulmuş park, sanki tüm Ankara gelse sığar gibi gelirdi bize. Birçok Ankara’lının sevgilisi, ailesi, çocukları, eşleri ile mutlaka bir anısı olmuştur burada. İçerisinde çocuklar için oyun parkından, tiyatroya bir seri etkinlik alanı da olan parkın bir de isminde geçen Seğmenler motifli heykeli bulunuyor. Kimsenin birbirini rahatsız etmeden, güzel bir gün geçirmesi için ideal bir yer. Ama eskiden birbirini rahatsız etmemeye daha fazla özen gösteriliyordu sanki. Şehrin içinde bir vaha gibi olan bu yeşil alan bizler için daha önemliydi. Şimdi yeşile duyulan sevgiye rağmen insanlarımız daha bir kirletici olmuş. Oturma banklarının etrafında sıkça yere atılan çekirdek kabukları bunun en büyük ispatı. Ama yine de, Avrupa’dan ödül almış, şehrin göbeğinde sayılabilecek bir noktada bulunan Seğmenler Parkı, hem Kavaklıdere sakinleri hem de Ankara’nın ziyaretçileri için, özellikle güneşli günlerde güzel vakit geçirilecek yerlerden bir tanesi.

eRimtan iç2web

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Ankara‘ya kazandırılan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, bu ülkede gerçekleşen mutluluk verici olaylara çok güzel bir örnek diyebiliriz. Arkeoloji günümüzde bir meslek ve üniversitede eğitimi verilen bir dal olsa da, ilk çıkışı itibarıyla tamamen merak ve amatörce geçmişe duyulan hayranlık ile alakalı.  Nitekim bu güzel müzenin sahibi olan ve asıl mesleği mühendislik olan, sanatsever ve koleksiyoner Yüksel Erimtan için de bu müzenin ilk adımı tahmin ediyoruz ki böyle başladı.

Müzenin kendi web sitesinde de belirtildiği üzere Erimtan, kolleksiyonuna 1960’lı yıllarda başlayıp gittikçe profesyonel bir koleksiyon sahibi olmayı başarmış.  Erimtan, Anadolu mirasının kaçırılmasını engellemek amacıyla ilk olarak 1996 yılında bir dernek kurmuş. Daha sonra 2009 yılında ise Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı’nı kurmuş. Burada bahsi geçen müze ise o vakıf aracılığıyla 2015 yılında kurulmuş. Müzenin envanterinde hepsi birbirinden güzel seramik, bronz ve cam eserlerin yanı sıra, sikkeler, takılar ve yüzük taşları da yerlerini almakta.

 

Tarihi açıdan bakıldığında bu eserler M.Ö. 3000’li yıllardan Bizans dönemine kadar olan bir dönemi kapsamakta. Yaklaşık 2000 kadar kayıtlı ve Ankara Medeniyetler Müzesi kontrolündeki bu özel koleksiyonun sergilendiği bina da hem tarihi hem de çok güzel bir müze düzenine sahip.  Erimtan

Müzenin bir diğer özelliği ise senelerdir gerçekleşen “Müzede Müzik” programı. Salı günleri gerçekleştirilen bu programın 2020 yılına kadar ki program detaylarını yine müzenin kendi duyurularından bulabiliyorsunuz. Ancak Erimtan müzesinin güzelliği koleksiyon veya Salı müzikleri ile bitmiyor. Bu müzede aynı zamanda çeşitli yaş gruplarındaki çocukları eğitmeye yönelik atölye programları da bulunmakta.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi içerisinde 4 yaşından başlayarak 11 yaş ve üzerine kadar devam edebilen atölye programları bulunmakta. Mitolojik Kahramanlar, Antik Sikkeler, Kil Tablet Atölyesi, Kil Çömlek Atölyesi, Urartu Kemerleri, Kilden Figürinler Atölyesi ve Mitoslardan Çömleklere gibi atölyeler ile müze içi eğitim verilebilmekte. Okulların rezervasyon ile yapabileceği bu eğitimler yeni neslimizin daha da duyarlı ve bilinçli olmasını sağlayacaktır. Eğitim camiamıza duyurmayı borç biliriz.

 

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, veya bir diğer bilinen ismi ile Türk Ocakları Binası, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yapılan büyük devlet binalarındandır. Ankara’nın şehir karakterine bir başka güzellik katan bina, aslında Türk Ocakları Merkezi olmak üzere inşa edilmiş. 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın en güzel eserlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Atatürk’ün şahsi isteği üzerine, inşaat çalışanlarından ustalarına kadar sadece Türklerin çalışarak yaptığı bina, Türk Ocakları tarafından kullanılmaya başlıyor. Bulunduğu sokağın adı da, bu yüzden Türk Ocağı Sokak olarak geçmekte.

1912 yılında kurulan Türk Ocağı, 1931 yılına kadar bu binada görev yapmaya devam etti. 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleşmesi bizzat Atatürk tarafından istenince, Türk Ocakları, CHF ile birleşerek kapandı. Böylece Halkevleri binanın yeni sahibi olur. Zaman içerisinde Halkevleri kapanır ve Türk Ocakları yeniden kurulur. Kullanım da tekrar onlara geçer. 1961 yılında Milli Eğitim, 1965 yılında Köy İşleri, 1971’de Milli Savunma ve 1972’de tekrar Milli Eğitim Bakanlıklarına veriliyor. En sonunda 1980 yılında müze olarak açılır. Ancak daha sonra 2008 yılında, içerideki bir çok eserin kopya ve sahte olduğu, orijinallerin kaçırıldığı ortaya çıktı. Halen Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı ve Abidin Dino gibi bir çok ünlü ressam ve heykeltraşın eserleri sergilenmekte.

 

Atatürk Müzesi Balmumu heykelweb

Atatürk Müzesi

Atatürk Müzesi

Şişli’nin en kalabalık caddelerinden biri olan Halaskargazi Caddesi’nde, koca binaların arasından bir ışık gibi parlayan Atatürk Müzesi binasının önündeyiz.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk 16 Mayıs 1919 sabahı bu evden çıkarak Bandırma vapuruyla Samsun’a özgürlük mücadelesine gitmiş.  Tarihi önemi çok büyük olan binanın giriş kapısının hemen üzerindeki yazı dikkat çekiyor: “Atatürk vatanın kurtuluşunu 1919 senesinde bu evde hazırladı.” Heyecanla kapıdan içeri giriyoruz. Hemen sağ tarafta Gençliğe Hitabe ve Ata’mızın kaleme aldığı bir yazı asılı.

Atatürk, Suriye Cephesi’nden ayrıldıktan sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelerek Pera Palas’daki 101 no’lu odaya yerleşmiş. Bir süre burada kaldıktan sonra önce yakın dostu Salih Fansa’nın Beyoğlu’ndaki evinde kalmış, sonra da Şişli’deki bu üç katlı köşkü kiralamış. Bu köşke taşındıktan sonra, Akaretler’de kalan annesi ve kız kardeşini de yanına alarak evin 3. katını onlara ayırmış. Atatürk evin orta katına kendisi yerleşerek, arka bahçeye bakan odayı da yatak odası olarak kullanmış. Büyük salonu toplantı salonu olarak kullanılıyormuş. Atatürk ve silah arkadaşları işte bu toplantı salonunda vatanın geleceği için sabahlara dek sürek önemli toplantılar yapmışlar. Çalışma arkadaşları arasında, İsmet (İnönü) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy)Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa ve Rauf Orbay gibi önemli isimler sayılabilir.

İşgalden Kurtuluşa

İstanbul’un işgal altında olduğu o günlerde bu evin duvarlarında yankılanan sesleri duyuyor gibi müzede ilerliyoruz. Kırmızı halılarla kaplı, ahşap korkuluklu merdivenlerden ağır ağır çıkarak, “Atatürk’ün Kurtuluş planlamasını yaptığı yer” olarak tanımlanan büyük salona ulaşıyoruz. Bir masanın başındaki balmumu heykeliyle Atatürk işte karşımızda. Üzerinde üniforma ve önündeki defterle bizi işgal yıllarının o hareketli günlerine götüren bu görüntü karşısında heyecanımızı saklayamıyoruz. Yine bu katta salonun karşısındaki odada dikkat çeken bir eşya da, Amerika Devlet Başkanı Roosevelt’in Atatürk’e hediye ettiği müzik dolabı. Dolabın hemen karşısında Atatürk’ün Selanik’te dünyaya geldiği evin maketi ve Atatürk’ün ‘Sahibinin Sesi’ etiketli dinlediği plağı. Gazi Mustafa Kemal Paşa adına Ankara’da düzenlenen nüfus kağıdı ve kartvizitleri aynı camekanda sergilenmiş.

Mustafa Kemal’in Aralık 1918 ve 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında yaşadığı bu ev, 28 Mayıs 1928’de İstanbul Belediyesi tarafından satın alınmış. Yapı, dönemin Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından “Atatürk İnkılabı Müzesi” olarak  15 Haziran 1942 tarihinde ziyarete açılmış.

Müze Koleksiyonu

Müzede başka yerde rastlayamayacağınız birçok hatırayı görme şansınız olacak. Atatürk Müzesi koleksiyonunun önemli bölümünü Atatürk`ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları oluşturmakta.

Müzeye kız kardeşi Makbule Atadan tarafından armağan edilen eşyalar arasında sivil giysiler, “Mustafa Kemal’’ armasını taşıyan mendil ve gömlekler ile iç çamaşırları bulunmakta. Müşir üniforması ve Sivas Kongresinde giydiği elbise, tarihi değeri önemle vurgulanacak parçalar arasında. Yazı takımı ile ilgili parçalar, sigara tabakaları, madalyalar ve hatıra eşyaları arasında yer almakta.

Ressam İbrahim Çallı ve Zeki Kocamemi tarafından yapılmış yağlı boya tablolar da koleksiyonun önemli parçalarından. Müzede orijinal eserler arasında V.Pisani tarafından yapılmış olan ve Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen suluboya tablolar da bulunmakta. Ata’mızın yatak odasının da sergilendiği müzede, daha önce hiç görmediğimiz bir avuç altın sarısı saç ve altın dişinin de görünce çok şaşırıyoruz. Hep fotoğraflardan gördüğümüz sapsarı saçları karşımızda görmek bambaşka bir duygu.

Müzenin bir güzel yanı da girişte hemen sağ taraftaki salonda bir kütüphanenin yer alması. Vaktiniz arsa oturup kitap sayfaları arasında kaybolabilirsiniz. 3. kat ise devrimlerle ilgili fotoğrafları, Atatürk hakkında yazılmış çeşitli kitapları, gazeteleri, ölümüne ait fotoğrafları ve bir kavanozun içinde bulunan Anıtkabir’den getirilmiş toprağı görebileceğiniz yer.

Şehrin en merkezi yerlerinden birinde yer alan bu müzeyi ücretsiz gezebilirsiniz. Müzenin çalışanları da çok güleryüzlü, ilgili ve yardımsever. Müzenin öneminin farkındalar ve ziyaretçi sayısının artması için ellerinden geleni yapıyorlar.

Unutmayalım ki böylesi önemli yerleri yalnız bırakmayıp ziyaretlerimizle desteklemek de bizlerin yükümlülüğüdür.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları