turrehberin.com
Pirinç Han 2web

Pirinç Han

Pirinç Han

Pirinç Han, Ankara‘da At Pazarı bölgesinde bulunan bir han. Aslında 17. yy. da Rumeli Kazaskeri Emin Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış olmasına rağmen, bugün gördüğümüz yapı, o zaman yaptırılan yapı değil. 1930 yıllarında o yapının yıkıldığı ve onun yerine bu ahşap Osmanlı konağının han olarak adlandırıldığı biliniyor. Zaten normalde Osmanlı tarzı hanlarda, han meydanında da ufak bir mescit bulunması gibi bir takım özelliklere sahip değil. Ancak bugünkü yapıda oldukça tarihi ve bir başka özelliği ise, şehrin ilk ahşap hanı unvanına sahip olması. Eski hanın yerine bir ilkokul yaptırılmış. Bu konak ise restore edilerek han haline getirilmiş. En son 1985 yılında bir restorasyon geçiren yapı, bugüne kadar, Ankara’nın önemli ziyaret yerlerinden birisi haline geldi. Tabii burayı en çok şehir sakinleri bilmekte, Ankara’yı ziyarete gelenler genelde bu noktayı kaçırmaktalar.

İçinde artık özellikle antikacıların yoğunlaştığı dükkanlar ile dikkat çeken Pirinç hanın duvarlarında ise ünlü Türk Şair Faruk Nafız Çamlıbel’in en ünlü eserlerinden birisi olan Han Duvarları isimli şiirinin son dizeleri bulunmakta.

Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

Pirinç han ile ilgili yaptığımız çekim ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

 

Seğmenler Parkıweb

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı için bilmeyenlere anlatılacak çok söz var ama bizce burayı özetleyen sözleri, bir sezen Aksu şarkısı daha iyi anlatıyor.

Ah ne kahraman, ne cesur
Ne güzel çocuklardık
Her yeni günü ümitle
Nasıl kucaklardık.

Bu park bizi çocukluğumuza götüren bir olgu. Bir Ankara‘lı olarak açıldığı tarih olan 1983 yılında oradaydık. 1983 senesinde Ankara Kavaklıdere semtinde İran Caddesi ile Atatürk Bulvarı arasında bulunan alan Seğmenler Parkı olarak adlandırıldı ve açıldı. O zaman gezdiğimizde parkın boyutlarını hayal bile edemezdik. 67.000 metrekare alana kurulmuş park, sanki tüm Ankara gelse sığar gibi gelirdi bize. Birçok Ankara’lının sevgilisi, ailesi, çocukları, eşleri ile mutlaka bir anısı olmuştur burada. İçerisinde çocuklar için oyun parkından, tiyatroya bir seri etkinlik alanı da olan parkın bir de isminde geçen Seğmenler motifli heykeli bulunuyor. Kimsenin birbirini rahatsız etmeden, güzel bir gün geçirmesi için ideal bir yer. Ama eskiden birbirini rahatsız etmemeye daha fazla özen gösteriliyordu sanki. Şehrin içinde bir vaha gibi olan bu yeşil alan bizler için daha önemliydi. Şimdi yeşile duyulan sevgiye rağmen insanlarımız daha bir kirletici olmuş. Oturma banklarının etrafında sıkça yere atılan çekirdek kabukları bunun en büyük ispatı. Ama yine de, Avrupa’dan ödül almış, şehrin göbeğinde sayılabilecek bir noktada bulunan Seğmenler Parkı, hem Kavaklıdere sakinleri hem de Ankara’nın ziyaretçileri için, özellikle güneşli günlerde güzel vakit geçirilecek yerlerden bir tanesi.

eRimtan iç2web

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Ankara‘ya kazandırılan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, bu ülkede gerçekleşen mutluluk verici olaylara çok güzel bir örnek diyebiliriz. Arkeoloji günümüzde bir meslek ve üniversitede eğitimi verilen bir dal olsa da, ilk çıkışı itibarıyla tamamen merak ve amatörce geçmişe duyulan hayranlık ile alakalı.  Nitekim bu güzel müzenin sahibi olan ve asıl mesleği mühendislik olan, sanatsever ve koleksiyoner Yüksel Erimtan için de bu müzenin ilk adımı tahmin ediyoruz ki böyle başladı.

Müzenin kendi web sitesinde de belirtildiği üzere Erimtan, kolleksiyonuna 1960’lı yıllarda başlayıp gittikçe profesyonel bir koleksiyon sahibi olmayı başarmış.  Erimtan, Anadolu mirasının kaçırılmasını engellemek amacıyla ilk olarak 1996 yılında bir dernek kurmuş. Daha sonra 2009 yılında ise Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı’nı kurmuş. Burada bahsi geçen müze ise o vakıf aracılığıyla 2015 yılında kurulmuş. Müzenin envanterinde hepsi birbirinden güzel seramik, bronz ve cam eserlerin yanı sıra, sikkeler, takılar ve yüzük taşları da yerlerini almakta.

 

Tarihi açıdan bakıldığında bu eserler M.Ö. 3000’li yıllardan Bizans dönemine kadar olan bir dönemi kapsamakta. Yaklaşık 2000 kadar kayıtlı ve Ankara Medeniyetler Müzesi kontrolündeki bu özel koleksiyonun sergilendiği bina da hem tarihi hem de çok güzel bir müze düzenine sahip.  Erimtan

Müzenin bir diğer özelliği ise senelerdir gerçekleşen “Müzede Müzik” programı. Salı günleri gerçekleştirilen bu programın 2020 yılına kadar ki program detaylarını yine müzenin kendi duyurularından bulabiliyorsunuz. Ancak Erimtan müzesinin güzelliği koleksiyon veya Salı müzikleri ile bitmiyor. Bu müzede aynı zamanda çeşitli yaş gruplarındaki çocukları eğitmeye yönelik atölye programları da bulunmakta.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi içerisinde 4 yaşından başlayarak 11 yaş ve üzerine kadar devam edebilen atölye programları bulunmakta. Mitolojik Kahramanlar, Antik Sikkeler, Kil Tablet Atölyesi, Kil Çömlek Atölyesi, Urartu Kemerleri, Kilden Figürinler Atölyesi ve Mitoslardan Çömleklere gibi atölyeler ile müze içi eğitim verilebilmekte. Okulların rezervasyon ile yapabileceği bu eğitimler yeni neslimizin daha da duyarlı ve bilinçli olmasını sağlayacaktır. Eğitim camiamıza duyurmayı borç biliriz.

 

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, veya bir diğer bilinen ismi ile Türk Ocakları Binası, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yapılan büyük devlet binalarındandır. Ankara’nın şehir karakterine bir başka güzellik katan bina, aslında Türk Ocakları Merkezi olmak üzere inşa edilmiş. 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın en güzel eserlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Atatürk’ün şahsi isteği üzerine, inşaat çalışanlarından ustalarına kadar sadece Türklerin çalışarak yaptığı bina, Türk Ocakları tarafından kullanılmaya başlıyor. Bulunduğu sokağın adı da, bu yüzden Türk Ocağı Sokak olarak geçmekte.

1912 yılında kurulan Türk Ocağı, 1931 yılına kadar bu binada görev yapmaya devam etti. 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleşmesi bizzat Atatürk tarafından istenince, Türk Ocakları, CHF ile birleşerek kapandı. Böylece Halkevleri binanın yeni sahibi olur. Zaman içerisinde Halkevleri kapanır ve Türk Ocakları yeniden kurulur. Kullanım da tekrar onlara geçer. 1961 yılında Milli Eğitim, 1965 yılında Köy İşleri, 1971’de Milli Savunma ve 1972’de tekrar Milli Eğitim Bakanlıklarına veriliyor. En sonunda 1980 yılında müze olarak açılır. Ancak daha sonra 2008 yılında, içerideki bir çok eserin kopya ve sahte olduğu, orijinallerin kaçırıldığı ortaya çıktı. Halen Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı ve Abidin Dino gibi bir çok ünlü ressam ve heykeltraşın eserleri sergilenmekte.

 

Etnoğrafya Müzesiweb

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi, Ankara içinde ziyaret edilmesi gereken noktalardan birisi. Namazgah adı verilen tepede bulunmakta. Buraya Namazgah tepesi denmesinin iki sebebi var. İlki Selçuklulardan beri bu tepenin Müslüman mezarlığı olarak bir dönem kullanılmış olması. İkincisi ise Osmanlı döneminde de dini ağırlıklı etkinlikler de bu tepede yapılmış. Bir dönem Beypazarı İmaret Camii’nin saklanan eserlerin sergilenmesi için bu tepede bir müze inşaatı kararı 1925 yılında verilmiş. 25 Eylül 1925 tarihinde ise, İlk Devlet Müzesi örneği olarak inşaatına Atatürk’ün de teşrifiyle başlanmış. Selçuklu Mimarisi özelliklerini taşıyan bina 1926 yılında tamamlanmış.

Ardından 1927 yılında Etnografya Müzesi olarak hazırlanmış. 1938 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrası 15 yıl boyunca, ilk Anıtkabir olarak kullanılmış. Gerek bir müze gerekse Atatürk’ün ilk Anıtkabir‘i olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yere sahip binanın hemen girişindeki Atatürk heykeli ise, dönemin ünlü İtalyan heykeltıraşı Pietro Canonica’nın imzasını taşıyor. Müze ile ilgili daha detaylı bilgi için müzenin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kocatepe camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii, Ankara için tartışmalı ve uzun süren bir hikayenin sonucudur. Ankara, Cumhuriyet ile birlikte büyüyen bir şehir olduğundan, kalabalıklaşan şehirde ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla bir cami yapılmak istenmiş. 1944 yılında ortaya çıkan bu fikir uzun zaman hayata geçirilememiş. Tabii bunda 2. Dünya Savaşı ve sonrası ekonomik sıkıntıların da etkisi olmuş. Ardından 1957 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in de şahsi alakası ile yeni bir proje çalışması başlatılmış. Yine o dönemlerin ünlü mimarlarından Vedat Dalokay’ın hazırladığı modern bir cami projesi onaylanmış. İnşaat 1963 yılında başlamış. Ancak modern bir cami çizimi olması nedeniyle muhafazakar kitlelerin protestosu ile karşılaşılınca bu projede durdurulmuş. Vedat Dalokay, daha sonra bu camiyi Pakistan’da İslamabad kentinde Faysal Camii olarak yapmış. Bugün Faysal Camii dünyanın en büyük ve güzel camilerinden birisi olarak tanınmakta.

Kocatepe Camii ise, 1967 yılında, Sultanahmet Camii kopyası gibi bir proje ile, tekrar inşa edilmeye başlanmış. İnşaatının bir kısmına şahsen de şahit olduğumuz ve açılışına da katılma şansı bulduğumuz camiyi, 1987 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal açtı.

Modern İslam Mimarisi’nin en güzel örneklerinden birisini yapmak yerine, 1500’lü yılların Osmanlı Mimarisini yaklaşık 400 yıl sonra kopyalamak ne kadar iyi oldu tartışılır. Ancak Ankaralıların tüm dünyaca bilinen bir camiye sahip olmaktan çok, İstanbul’daki tarihi bir caminin kopyasına sahip olmayı hak ettiklerini söyleyebiliriz. Tipik bir “altı dükkan üstü cami”  anlayışına sahip Kocatepe Camii, maalesef büyüklüğünden başka ciddi hiçbir özelliği olmayan bir cami konumunda. Yine de görmek isteyenler için ideal bir gezi noktası diyebiliriz. Sonuçta altında alışveriş merkezi var.

1.meclisweb

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzesi veya yapılış sebebi olan 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası (1.TBMM Binası), Ankara‘da Ulus meydanında bulunan bir müze. Bina ilk etapta, İttihak ve Terakki Cemiyeti Kulüp Binası olarak tasarlanmış ve 1915 yılında yapımına başlanmış. Binanın mimari açıdan iki ayrı önemi bulunmakta. Bunlardan ilki Türk Mimarisi’nin güzel örneklerinden biri olması. Diğeri ise, bina yapımında Ankara taşı olarak bilinen Andezit taşının kullanılmış olması.

2 katlı bina, ilerleyen dönemde 23 Nisan 1920 yılında yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Millet Meclisi olarak ilan edildiğinde henüz bitmemiş bir haldeymiş. Halkın da yoğun desteğiyle bitirilen bina, 15 Ekim 1924 yılına kadar meclis binası olarak kullanılmaya devam etmiş. Daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi olarak da kullanılan bina, bir ara Hukuk Mektebi olarak da kullanılmış.

23 Nisan 1961 yılında müze olarak halkın ziyaretine açılan bina, o günden bu güne bu işlevini devam ettirmekte. Ankara’yı ziyaret eden herkesin görmesi gereken güzel bir müze olduğunu düşünüyoruz.

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı, antik Ankara şehrinin, ezelden beri tapınaklarının bulunduğu noktaya yapılmış bir Roma Tapınağı’dır. Bu bölgede M.Ö 800’lü yıllardan beri, tüm mitolojik inançların başlangıcı olarak düşünülen Tanrıça Kybele’nin bir tapınağı bulunmaktaymış. Bu öyle önemli bir tapınakmış ki, bugün Sivrihisar’da bulunan Pessinus Antik Kenti‘ndeki ana tapınaktan buraya rahipler atanırmış.

Roma İmparatorluğu döneminde Ancyra, Galatya Eyaletinin başkenti olunca, dönemin Roma İmparatoru Augustus’a ithafen, bu tapınak aynı yere yapılmış. Tahmini yapılış tarihi olarak M.Ö. 25 yılı verilmekte. Tapınak daha sonra Hristiyanlığın yayılması ile kiliseye dönüştürülmüş. Türklerin şehri ele geçirmesi sonrasında ise, tapınağın hemen yanına bu sefer Hacı Bayram-ı Veli Camii yapılmış.

Anadolu topraklarındaki en iyi korunmuş Roma tapınaklarından birisi olarak günümüzde önemli bir turistik nokta olarak öne çıkmakta.

Ankara Kalesi evleriweb

Ankara Kalesi

Ankara Kalesi

Ankara Kalesi, şüphesiz geçmişi olan her şehirde olduğu gibi, Ankara‘nın en eski yerleşimlerinin bulunduğu noktalardan bir tanesi. Aynı zamanda şehrin en tepe noktalarından birisi. Şu an ki kale elbette ilk yapılanı değil. Ancak M.Ö 2. yy.’da burada bir kalenin varlığı biliniyor. O zamanlar Roma İmparatorluğu Galatya’yı ele geçirince bu kaleyi M.Ö. 217’de onarmışlar. O tarihten itibaren iç kalenin haricinde bu sefer Bizanslıların M.S 668 yılında dış kaleyi yaptırdıkları biliniyor. İç kalede 20, dış kalede 42 kadar kulesi bulunan kale, tarih boyunca sürekli el değiştirmiş ve onarım görmüş. Selçuklu zamanında 1073 yılında ele geçirilen kale daha sonra Haçlı seferlerinde kaybedilip, tekrar 1227 yılında ele geçirilmiş. Kale duvarlarına baktığınızda duvar içinde lahit, heykel parçaları gibi izlere de rastlanmakta. Bu da özellikle Roma İmparatorluğu sonrasında, kalenin acil tamiri için, elde ne varsa kullanıldığını gösteriyor. Bugün gezilebilen bölge iç kale alanı. Özellikle de surların tepesinden çok güzel bir Ankara görünümü sunmakta. Kale içerisindeki evlerin bir kısmı restorana döndürülmüş, bir kısmında ise hala yaşayan halk bulunuyor. El işi satan kadınlara, müzik çalan gençlere sıklıkla rastlanıyor.

Hacı Bayramıveli web

Hacı Bayram Veli Camii

Hacı Bayram Veli Camii

Hacı Bayram Veli Camii, Ankara’nın tarih boyunca en önemli dini noktalarından birisinde bulunan bir cami. Şehrin tarihi boyunca burada, bu cami öncesinde de çeşitli tapınaklar ve ibadet noktaları bulunmuş. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri aslen Ankara’nın Solfasol köyündenmiş. Asıl adı Numan olan Hacı Bayram-ı Veli, eğitimini yine Ankara’da alıp daha sonra Kayserili Şeyh Hamideddin Aksarayi’nin öğrencisi olmuş. Hicaz ve Şam’a onunla birlikte giderek 3 yıl bu bölgelerde kalmış. Döndüğünde kendi adıyla anılan Bayrami Tarikatını kurmuş ve o dönemde çok fazla mürit toplamış.

Buradaki cami de 1427 yılında, halen yine bitişikte bulunan Augustus Tapınağı’nın yanına, yapılmış. Ancak caminin günümüz hali, daha çok 1700’lü yılların cami mimarisi örneklerini bulundurduğundan, caminin bu dönemde yenilendiğini düşünüyoruz. Türbesi de caminin hemen yanı başında bulunan Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, Arapça ve Farsça’nın Türk diline yerleştiği dönemlerde, Türkçe şiirler yazarak ve yine Türkçe dersler vererek, dilin korunmasında büyük katkı sağlamış.

Yaşamı boyunca bir çok öğrenci yetiştiren Havı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin öğrencileri arasında, yine Türk ve Osmanlı tarihine büyük katkıda bulunan, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin Hazretleri de bulunmakta.

Sultan II. Murat, o zamanlar Edirne‘de bulunan başkente, kendisini vaaz vermesi için çağırmış. Edirne Eski Cami‘de bir Cuma vaazı veren Hacı Bayram-ı Veli’nin vaaz verdiği kürsüde, ona hürmetten, bugüne kadar başka hiç kimse vaaz vermemiş. Halen Edirne’de onun vaaz verdiği kürsü kullanılmamakta.

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları