Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi

Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi

Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi

Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi, Türkiye’nin ilk ve hatta şu ana kadar tek araba müzesi olarak öne çıkan bir müze. Burada tabii ki Koç ailesinin müzecilik anlayışı ve ülkemizin çeşitli yerlerinde sahip çıktıkları tarih bilinci asıl öne çıkan nokta. Nitekim bu müze de, İpeker ailesine ait eski bir İpek fabrikasının satın alınarak restore edilmesi sonucu 2002 yılında ziyarete açılmış. Müzede, daha önce Bursa Arkeoloji Müzesinde sergilenen 2600 yıllık bir savaş arabası da sergilenmekte. Zaten müze girişinde sizi orijinali Balıkesir’de bulunan Üçpınar Tümülüsü replikası karşılıyor. Müzede gezerken savaş arabalarından at arabalarına, oradan da motorlu arabalara geçen bir tarihi süreci görmüş oluyorsunuz. Tarihi Umurbey Hamamı da restore edilip sergi salonu haline çevrilmiş.

Bahçede bulunan “Cafe Chariot” ise tam da müzenin konseptine uygun bir dinlenme alanı sunuyor. Halen eski usul de fayton üretiminin de yapıldığı atölyeler, ziyaret edenleri farklı bir çağa taşıyor. Kısaca ilginç ve güzel bir müzeyi ziyaaret etmek isterseniz burayı kaçırmamalısınız. Müzede de belirtildiği gibi, bu müze “Yeni ustalardan eski ustalara bir teşekkür” anlamını taşıyor.

İnkaya Çınarı

İnkaya Çınarı

İnkaya Çınarı

İnkaya Çınarı, Bursa‘nın İnkaya köyünden adını alan, Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından birisi. Yaklaşık yaşı 610 yıl olarak tarihlenen Çınar ağacı, neredeyse tüm Osmanlı ve sonrasında Türkiye Cumhuriyeti dönemini görmüş bir ağaç. Yaklaşık 1 dönüm (1000 metrekare) bir alanı dalları üle örten ağacın çapı 10 metre, yüksekliği ise 35 metre olarak ölçülmüş. Ağacın dallarının neredeyse her biri ayrı bir ağaç görüntüsünde. 13 ayrı kola ayrılan dallar bile 3-4 metre çapına ulaşabiliyor. Bu özellikleri ile de Türkiye’nin en büyük ağaçlardan birisi olma özelliğini de elinde tutuyor. Ağacın gölgesi altında bulunan atıştırmalık alan ve etrafında var olan pazar alanı, köye önemli bir geçim kaynağı sağlıyor. Yaşayan tarih, ziyareti hak ediyor.

Muradiye Külliyesi

Muradiye Külliyesi

Muradiye Külliyesi

Muradiye Külliyesi, Osmanlı’nın Bursa’da yaptırdığı son külliye olarak tarihe geçer. Günümüzde sakin ve huzurlu bir yer olarak görünse de, aslında içinde çok fazla mutsuz sonu içermekte olan bir yer. 1425 – 1426 yılları arasında Sultan II. Murat tarafından yaptırılan külliye, adının da ipucu verdiği gibi, bir çok bina ve yapıyı içermekte.

Bunların arasında, estetik olarak çok güzel tasarlanmış olan Muradiye Camii başı çeker. Sade ama güzel bir yapıdır. Muradiye Hamamı, Muradiye İmareti ve bir dönem Muradiye Medresesi olarak kullanılan, günümüzde ise Sağlık binası işlevi gören yapılar bulunmaktadır.

Ancak burayı ve belki de Bursa’yı ünlü yapan ve “Türbeler şehri” olarak anılmasını sağlayan ise burada bulunan türbelerdir. Buradaki türbeler, Türk İslam Dünyası’nın en önemli türbe yapıları içerisinde bulunmakta. Özellikle de türbelerin sahipleri çok ilgi çeken kişiler olunca. Bunlardan bir tanesi Fatih Sultan Mehmet’in sürgünde ölen oğlu Cem Sultan’a, bir diğeri Yavuz Sultan Selim’in boğdurttuğu kardeşi Şehzade Ahmet’e, ve bir diğeri ise Kanuni Sultan Süleyman’ın öldürttüğü oğlu Şehzade Mustafa’ya ait.

 

iznik-ayasofya

İznik

İznik

İznik, günümüzde yaklaşık 45,000 nüfuslu bir kasaba olsa bile, M.Ö 2,500 yıllarında ilk yerleşim izlerine rastlanan şehir daha sonra Makedon, Bitnia, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu ve nihayetinde Anadolu Selçuklu Devletinin başkenti olarak Türk toprağı haline gelmiş. Hristiyanlık için ayrı bir önemi olan şehir, 325 yılının yaz başında toplanan 1. İznik Konsili toplantısına ev sahipliği yapmıştır. Nikea kanunları olarak bilinen 20 maddelik Hristiyanlık kanunları bu toplantıda alınmış. Sonrasında 787 yılında İznik Ayasofya‘sında (bugünkü Ayasofya Müzesi) 7. Konsül toplantısı gerçekleşmiştir.iznik-ayasofya

İznik’in önemi bununla da kalmaz. 6. Haçlı seferleri esnasında Haçlı orduları İstanbul’u ele geçirir ve yağmalar. Bu esnada Katolik Haçlılardan kaçan Ortodoks Bizans İmparatorluğu hanedan üyeleri buraya gelerek Latin İmparatorluğunu kurar ve daha sonra İstanbul’u tekrar alarak 2. Bizans İmparatorluğunu kurarlar. 1331 yılında Osmanlı’nın eline geçen İznik, Osmanlı Devletine ait ilk cami, medrese ve imarethanenin de yapıldığı yer olması nedeniyle çok önemlidir. Osmanlı altında İznik çinileri dünya çapında üne kavuşmuştur.

iznik-muzesiİznik’i yürüyerek gezmek

Burada gezeceğiniz her yer birbirine çok yakın olduğundan arabamızı Ayasofya Müzesi yakınına park ederek yola yürüyerek devam edeceğiz. Osmanlı’nın kitabesi bununan en eski camisi olan 1334 yılında yapılmış  Hacı Özbek Camii sonrası güzel bir Anadolu kasabası ara sokaklarından, I. Murat’ın eşine yaptırdığı imarethane olan ve günümüzde İznik Müzesi olarak bilinen Nilüfer Hatun İmarethanesine geçiyoruz. Maalesef biz müzeye restorasyon çalışmaları nedeniyle giremedik. Müzenin hemen yanı başında küçücük bir cami ve bitişiğinde bir türbe göreceksiniz. Bu cami Şeyh Kutbettin Camii ve yapılış tarihi olarak 1492 olarak tarihleniyor. Cami de önemli ama türbede yatan zat-ı muhterem daha da önemli. Kutbettinzade Mehmet İzniki hazretleri olarak da bilinen Şeyh Kutbettinzade Mehmet İzniki, ilk Türkçe İslam İlmihali‘nin de yazarı aynı zamanda.

Arkanızı bu camiye dönüp, İznik Müzesini solunuza aldığınızda karşınızda kalan Camii ise I. Murat’ın meşhur sadrazamı Çandarlı Halil Paşa’nın yaptırdığı, ölümü nedeniyle oğlu Çandarlı Ali Paşa tarafından 1392 yılında tamamlanan Yeşil Cami. Maalesef bu sanat eseri olan Cami’ye de restorasyon çalışmaları nedeniyle giremedik.

yesil-cami-iznikseyhkutbettinYürüyüş haritamızda geniş bir U çizerek geldiğimiz bu noktadan geri dönerken, Orhan Gazi’nin padişah olması beklenen büyük oğlu, Rumeli Fatihi Süleyman Paşa’nın vefatı sonrasında, babası Orhan Gazi’nin oğlu adına yaptırdığı ve kayıtlara ilk Osmanlı Medresesi olarak geçen Süleyman Paşa Medresesini göreceksiniz.

Tam yapım tarihi kitabesi olmadığından bilinmemekle birlikte, Orhan Gazi’nin 1361 yıllı Vakfiyesi bulunmaktadır. Bugün Çini ürünlerinin satıldığı dükkanların olduğu bu ufak medrese, sonrasında imparatorluğun yapacağı bir çok medresenin ilki olması nedeniyle önemli. Medresenin az ilerisinde kazı çalışmaları göreceksiniz. Bu kazı çalışmaları da şehrin eski Çini fırınları ile ilgili bir kazı çalışması. Öğlen yemeğinizi ister burada meydanda isterseniz İznik gölü kenarında bulunan yerlerde yiyebilirsiniz.

suleyman-pasa-medresesi

Osman Gazi Türbesi

Osman Gazi Türbesi

Osman Gazi Türbesi

Osman Gazi Türbesi, Tophane Tepesi olarak adlandırılan noktada bulunan Bizansdan kalma Sainte Elie Manastırının bir odasına defnedilmiş Osman Gazi’nin mezar yeri. Tepeye çıktığınızda sol tarafta bulunan türbe, eskiden sağ tarafta bulunan oğlu Orhan Gazi Türbesi ile aynı çatı altındayken, 1855’de yaşanan deprem ile manastır yıkılmış. 1863 yılında Sultan Abdülaziz yenileme yaparak bugünkü halini almasını sağlamış. Osman Gazi Han vefat ettiğinde ilk gömüldüğü yer esasen Söğüt’te babası Ertuğrul Gazi Türbesi iken, Bursa’nın fethinden sonra oğlu Orhan Gazi tarafından buraya getirilmiş. Sandukanın üzerine kadife kumaş üzerine gümüş sim ile doğum, ölüm ve saltanat süresi gibi bilgiler işlenmiş. Bu türbede de, Osman Gazi’nin soyundan gelen diğer hanedan üyelerinin sandukası bulunmakta.

Orhan Gazi Türbesi

Orhan Gazi Türbesi

Orhan Gazi Türbesi

Orhan Gazi Türbesi, Bursa’yı Osmanlı topraklarına katan Orhan Gazi’nin defnedildiği nokta. Tophane tepesinde bulunan bu yer aslına eskiden  Sainte Elie Manastırı imiş. Manastırın içerisindeki bir oda Orhan Gazi’ye türbe olarak hazırlanmış. Bu yüzden türbenin yer kısmında Bizans döneminden kalma mozaikler bulunmakta. Tophane tepesinde Osman Gazi Türbesi ile aynı çatı altında olan türbe, 1855 yılındaki deprem sonrasında zarar görmüş ve 1863 yılında Sultan Abdülaziz zamanında tamirat görerek günümüz halini almış. Bu arada da manastır tamamen ortadan kalkmış. Aslında ilk Osmanlı parasını basarak devletleşme yolunda ilk adımı atan Orhan Gazi olsa da, babası Osman Gazi asıl kurucu konumunda. Türbe oldukça sade ve kare tabanlı bir alan. Sandukanın etrafı gösterişli ancak sade pirinç parmaklıklar ile çevrili. Sanduka kadife üzerine gümüş sim ile işlenmiş Hadis-i Şerif ile kaplanmış. Türbe’de daha sonra vefat eden hanedan üyelerinin de sandukaları bulunmakta.

Ulu Cami

Bursa Ulu Cami

Bursa Ulu Cami

Ulu Cami, Bursa’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli tarihi eserlerinin başında geliyor. Yapıma başlangıç tarihi tam olarak bilinmese de, Sultan I. Bayezid’in Niğbolu Zaferi sonrası yapımına başladığı bilindiğinden başlangıç tarihi 1396 yılı olarak kabul ediliyor. Minber ise 1399 yılında konulduğundan, bu tarihte bitiş yılı olarak kabul edilmiş. Mimarı hakkında da tam bilgi bulunmamakla birlikte, Hacı İvaz veya Ali Neccar’dan birisi olduğu düşünülüyor. 20 kubbeli yapısı ile, Türkiye’de iç mekana en fazla cemaat alabilen camisi. Yapı itibariyle Selçuklu’dan Osmanlı’ya doğru değişen bir mimari yapısı var.

Cami, hem Timur’un Bursa’yı işgali sırasında hem de Fetret Döneminde Karamanoğlu Mehmed Bey’in kuşatmasında, dış çeperine odun konularak yakılmış. 1855 yılında ise bu sefer büyük deprem ile, 20 kubbenin 18’i çökmüş. 1899 yılındaki yangında ise minarelerin ahşap olan külahları yanmış. Bunca olaya rağmen ayakta kalan cami, her afet sonrası bir restorasyon ve kimi zamanda ekleme ile günümüze kadar gelmiş.

Minberi önemli bir ahşap oyma sanatına sahiptir. Doğu yanında güneş sistemi, Batı yanında ise Galaksi Sistemi resmedildiği söylenmekte. Minberin solunda, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesi sonrası Hilafet ile birlikte Osmanlıya getirilen Kabe-i Şerif’in kapı örtüsü, 1517 yılından beri burada.

Selçuklu mimarisinin bir özelliği olan, tavanda bir noktanın açık bırakılması ve bu noktanın altına Şadırvan yapılması, bu camide de geçerli. Ancak artık günümüzde bu açık kubbe, cam tavan ile kapatılmış durumda.

İç kolonlarda bulunan ve oldukça büyük harfler ile yazılmış yazılarda yoğun ilgi noktası.

Irgandi

Irgandı Köprüsü

Irgandı Köprüsü

Irgandı Köprüsü, dünya üzerinde bu tür yapılan toplam 4 köprüden bir tanesi. Bulgaristan / Lofça’da bulunan Osma Köprüsü, İtalya‘nın Floransa kentinde bulunan Ponte Vecchio Köprüsü, Venedik kentindeki Rialto Köprüsü bu tür köprülerin diğer örnekleri. Köprünün özelliği yapılırken çarşı-köprü olarak yapılması.

1442 yılında Irgandılı Ali’nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından yaptırılan, 1855 yılında depremden daha sonra Kurtuluş Savaşı esnasında ise Yunan bombardımanından tahrip olan köprü 2004 yılında Osmangazi Belediyesi tarafından yenilenmiş. Bizce de gerçek anlamda yenilenmiş. Zira tamamen yeni bir köprü var.

El sanatları ile ilgili dükkan ve imalat yerlerinin olduğu günümüzdeki halini bizim gezmemiz sadece 5 dakika sürdü. Belki siz daha fazla zaman harcamak ve alışveriş yapmak isteyebilirsiniz.

Yeşil Türbe

Yeşil Türbe

Yeşil Türbe

Yeşil Türbe, Yeşil Külliyesi içerisinde bulunan yapılar arasında bulunuyor. Yeşil Cami’nin tam karşısında bulunan Yeşil Türbe’nin de mimarı yine Hacı İvaz. Sultan Çelebi Mehmet’in vefatından 40 gün önce bitirilen türbe, Türk Mezar Sanatının en güzel örneklerinden birisi konumunda. Nadir rastlanacak bir şekilde türbe, camiden daha yüksektedir. Hatta neredeyse şehrin her tarafından görülebilmekte. Tek bir kubbe altında bulunan yapıda, bu tür yapılarda kullanılan “Türk Üçgeni” isimli sistem kullanılarak kubbenin taşınması sağlanmış. İçerisi ise sekizgen bir yapıda ve yaklaşık 3 metre mesafeye kadar çiniler ile bezeli. Türbenin giriş kapısı ise tam anlamıyla bir sanat şaheseri. Ancak burada bir uyarı yapmaya gerek duyuyoruz. Bu türbe bir padişahın türbesidir. Buraya dini bir anlam yüklememek gerekir. Yine aynı şekilde bir mezar yeri olması sebebiyle, gezerken saygı çerçevesi içerisinde gezmek lazım. Gün geçtikçe bu iki hususta yanlışlar yapıldığını gördüğümüzden, uyarmayı görev biliriz.

Yesilcami-dıs

Yeşil Cami

Yeşil Cami

Yeşil Cami, kimi sanat tarihçilerine göre, Osmanlı İmparatorluğunun en nadide ve en güzel eserlerinden birisi olarak geçer. Eski kayıtlarda caminin kubbe ve minarelerine kadar yeşil çini ile süslü olduğu bildirilmiş. Zaten camiye ismini de bu çiniler vermiş. Fetret Dönemi sonunda Çelebi Mehmet tarafından yaptırılmaya 1413 yılında başlanmış. Caminin mimarı Hacı İvaz, caminin inşaatını 1419 yılında tamamlasa da, süslemeler 1426 yılına kadar devam etmiş.

“Yeşil Külliyesi” olarak anılan binalar topluluğunun merkezi konumunda olan cami, özellikle dilimli kubbesi ile dikkat çekiyor. Girişteki taş kapı üzeri işlemeler ise Türk taş oymacılığı sanatının inceliklerini gözler önüne seriyor. Caminin içinde bulunan şadırvan ve fışkiyesi ise ayrı bir güzellik noktası. Caminin doğusunda ve batısında 2 ayrı oda bulunmakta. Doğu tarafındaki oda eskiden Anadolu Beylerbeyliğinden gelen sancak beylerinin meseleleri tartıştığı nokta iken, Batı tarafındaki oda da ise Rumeli Beylerbeyliğinden gelen sancak beyleri görüşme yaparmış. Daha sonra bu odalar bir dönem mahkeme olarak bile kullanılmış. Hat eserleri, çinileri ve taş işçiliği ile gerçekten çok güzel bir eser.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları