Selimiye Camii

Selimiye Camii

Selimiye Camii

Edirne deyince akla her halde ilk gelen şey, Selimiye Camii’dir.

II. Selim zamanında Mimar Sinan’a 1568 yılında yaptırılmaya başlanan Cami, Mimar Sinan’ın ve Osmanlı İmparatorluğu mimarisinin en önemli eserlerindendir. 1574 yılında açılması planlanmıştır. Nitekim bitiş tarihi de 1574 yılıdır. Ancak II. Selim vefat edince, ibadete açılış bir sonraki yıla ertelenmiş.

Selimiye Camii, II. Selim’in aslında şehre olan sevgisinin bir ürünüdür. 2011 yılı itibarıyla UNESCO Dünya Mirası Listesi içerisine giren caminin en önemli özelliği inşaatında gizlidir. Kendisinden önceki tüm kubbeli yapılar, yarım kubbelerden destek alarak yapılırken, Selimiye Camii, direk 8 sütunlu bir kasnak üzerine oturtulmuştur. Yani 31,25 metre çapındaki tek bir kubbe yerden 43,25 metre yukarıda, toplamda 8 sütuna dayanarak durmakta.

Caminin minareleri özellikle kubbeye yakın yapılmış. Böylelikle kafanızı kaldırıp kubbeye doğru baktığınızda, sanki minareler sonsuza uzanıyormuş gibi bir his vermekte.

Minarelerin her birinde 3’er şerefiye bulunuyor. Ana giriş kapısındaki minarelerin her şerefiyesine ayrı bir merdiven ile çıkılır. Bu da Mimar Sinan’ın bir başka matematiksel dehası.

 

Caminin içerisine girdiğinizde, buranın farkını çok net anlayacaksınız.

Büyüklüğü içinize işleyecek.

Eğer dikkatli bir çift göze sahip iseniz, müezzin mahfilinin mermer ayaklarının birinde ters bir lale motifi göreceksiniz.

Hikaye o ki, burada bir lale bahçesi varmış. Sahibi ise çok ters bir adammış.

Caminin yapımı esnasında arazi sahibi olduğu için çok sıkıntı çıkarmış. Mimar Sinan’dan ise Lale’yi çok sevdiği için Cami içine lale motifi istemiş. Mimar Sinan isteği kırmamış ama ters çizdirerek adamın tersliğine gönderme yapmış.

Kafanızı kaldırıp Lale’den kubbeye çevirdiğinizde ise, muhteşem bir işçilik ve sanat göreceksiniz. Buradaki çiniler elbetteki İznik Çinileri’dir. Ancak Osmanlı – Rus Savaşı sonrasında Rus General, buradaki çinilerden bir kısmını sökerek Moskova’ya götürmüş.

Edirne gezinize buradan başlamasanız bile, Edirne’nin her tarafından bu camiyi göreceğinizi garanti ederiz. Mimar Sinan sanki, kör göze sokmak istercesine, Edirne’nin her yerinden görünebilecek şekilde yapmıştır bu şaheseri.

Mihrimah Sultan Camii

Mihrimah Sultan Camii

Burada bahsettiğimiz Mihrimah Sultan Camii, Üsküdar iskelesi karşısında bulunan cami. “Mihr-i Mah” kelime anlamı olarak “Güneş ve Ay” demek. Kanun-i Sultan Süleyman kızına bu ismi vermişti. 17 yaşına gelen prenses evlendirilmek istendiğinde Mimar Sinan ve Diyarbakır Valisi Rüstem Paşa aday olarak çıkmıştı. Hürrem Sultan’ın telkinleri ile, rüşvetçi olarak bilinen Rüstem Paşa ile Mihrimah Sultan evlenmişler. Ardından cami yapmak isteyen Mihrimah Sultan, Mimar Sinan’a bu talebini iletmiş. Mimar Sinan’da ilk Mihrimah Sultan Camii’ni Üsküdar’a yapmış. Karşılıksız aşkın ilk eseri olan bu camiden sonra ikincisi de Edirnekapı’da yapılmış. Mimar Sinan’ın mimari ve matematik dehası Edirnekapı’daki caminin yapımından sonra belli olur. Nisan ve Mayıs aylarında sadece bir kaç gün, güneş Üsküdar’daki caminin ardından batarken, ay Edirnekapıdaki caminin ardından doğar. Mihrimah ismine uyumlu olarak.

Rüstem Paşa Camii

Rüstem Paşa Camii

Rüstem Paşa Camii

Rüstem Paşa Camii, Mimar Sinan tarafından yapılan ve özellikli camilerden birisi. Tahtakale’de Hasırcılar Çarşısı içerisinde bulunan cami, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış. İşin ilginç yanı, Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan, 17 yaşına bastığında evlendirilmek istendiğinde, iki damat adayı çıkmış. Birisi Diyarbakır Valisi olan Rüstem Paşa, diğeri ise o zamanlar 50 yaşında ve evli olan Mimar Sinan. Hürrem Sultan’ın da talebiyle, entrikacı ve rüşvetçi olarak bilinen Rüstem Paşa Mihrimah Sultan’ı almış. Mimar Sinan ise bu aileye camiler yapmış. Rüstem Paşa camiinin en önemli özelliği ise çinileri. Neredeyse her tarafı çiniler ile örülmüş olan caminin çinileri, Osmanlı dönemi çini sanatının en kaliteli ve güzel örneklerinden.

Mimar Sinan Çarşısı1

Mimar Sinan Çarşısı

Mimar Sinan Çarşısı

Mimar Sinan Çarşısı, Türkiye’de yaşayanların, atalarından kalan değerlere ne kadar önem gösterdiğinin en güzel örneklerinden birisi. 1583 yılında Üsküdar’daki Toptaşı Camii’ne gelir kaynağı olsun diye, III. Murat’ın annesi Nurbanu Valide Sultan, Mimar Sinan’dan bir hamam yapmasını ister. Mimar Sinan da son hamam inşaatını gerçekleştirir. İsmini de Çarşı Hamamı koyarlar. Evliya Çelebi bu hamam ile ilgili notunda “Çarşı içinde olan Çarşı Hamamı gayet ferah, havası hoş, yapısı hoş bir hamamdır. Sevimli, dilber, temiz tellâkları ve mavi peştemalları vardır” diye bahseder.

Buraya kadar her şey normal. Sıkıntı ise 1917 yılında miras bölüşmek isteyen o dönem ki sahiplerin bir an önce paraya çevirmek amacıyla hamamı kapatmaları ile başlıyor. Hemen içindeki mermerler kırılarak satılınca zaten tarihi tahribat başlıyor. 1932 yılında harap bir hale dönen, büyük mimarın son eserini Gümülcine’li Mehmet Korkut Bey satın alıp biraz toparlamış. Ancak daha sonra bir kısmı marangozhane bir kısmı araba garajı olarak kullanılmış. Adnan Menderes’in “İmar Planı” içerisinde yıkılan bir çok tarihi eser içerisine bu hamam da dahil olmuş ve kısmen yıkılarak yol için alan açılmış.

1962 yılında ise Mehmet Bey, bugünkü haline getirecek restorasyonu yaptırarak burayı Mimar Sinan Çarşısı adı altında tekrar açmış. Yazının başında dediğimiz gibi Türkiye’de yaşayanlar atalarına o kadar saygılıdır ki, Mimar Sinan gibi bir ustanın yaptığı son hamam, yarı yarıya yok edilip, kalanından çarşı adı altında bir gudubet çıkarabilir.

Süleymaniye-turrehberin

Süleymaniye Camii

Süleymaniye Camii

Süleymaniye Camii, ünlü Mimar Sinan’ın, Kanuni Sultan Süleyman adına yaptığı ve kalfalık eserim dediği cami. Yaptıran kudretli, yapan zeki olunca ortaya tam bir şaheser çıkıyor. Mimari açıdan çok önemli bir yapı olan Süleymaniye Camii, bir külliye olarak inşa edilmiş yapı. Yapımına 1550 yılında başlanan ve 1557 yılında bitirilen caminin etrafında o dönemlerde yapılması oldukça normal olan, hastahane, hamam, okul, kütüphane ve aş evi bulunmakta. Cami, Mimar Sinan gibi zeki biri tarafından yapılırsa, matematiksel kodlamalara da bakmak gerekiyor. Buradaki kodlamalar ise minarelerde gizli. 4 Minare Sultan Süleyman’ın, İstanbul’un fethinden sonraki 4. Sultan olmasına işaret ediyormuş. Uzun minarelerde 3’er tane, kısa minarelerde ise 2’şer tane olan şerefiyelerin toplamı olan 10 sayısı, 10. Osmanlı Sultanı olmasına ithafen yapılmış. Bu arada bu camide kullanılan kandillerin islerinin, hava akımı sayesinde toplandığı bir oda olduğunu, ve bu islerin daha sonra, o dönemler çok pahalı olan, mürekkebe dönüştürüldüğünü de söylersek, ünlü dehanın zekasını bir kere daha anmış oluruz. 

 

Eminönü-turrehberin

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

 

İstanbul’un kalbinde bir bölge. Eminönü. Yazması hem çok zevkli, hem çok zor. Zor çünkü, sayfalara sığmayacak kadar önemli. Öyle bir yazıyla ‘yazdım, oldu bitti’ denemeyecek kadar önemli hem de… Biz bu yazıyı ‘Eminönü’ne giriş’ diye nitelendirsek daha uygun olacak. Kısa bilgilerle şöyle bir giriş yapalım. Zamanı geldiğinde camilerini, o muhteşem han ve eserlerini tek tek yazarız elbet.

İstanbul’da yaşayan ya da ziyaret eden hemen hemen herkesin mutlaka bir kere gittiği bir merkez Eminönü. Ticaretin kalbinin attığı, şehir merkezinin her köşesine ulaşımın mümkün olduğu bir yaşam merkezi. Yabancı belgesel programlarında bile İstanbul konusu işleniyorsa Eminönü-Sirkeci bölgesine yer verilmeden geçildiği görülmez. Eminönü, şehrin tarihi yarımada olarak bilinen kısmında, Haliç’in batısında yer alıyor. Osmanlı döneminde Deniz Gümrüğü’nün yani Gümrük Eminliği’nin bu bölgede yer alması sebebiyle Eminönü (gümrük önü) ismini almış. İngilizlerin 1. Dünya Savaşı sonrası İstanbul’u işgal ettiği dönemde Yahudiler’in yerleştiği bölge, 1955 senesine kadar mahalle kültürünün olduğu bir semt durumundayken, daha sonraları tamamen iş merkezi haline gelmiş. 2008’e kadar ilçe konumunda olan semt, o tarihten sonra Fatih Belediyesi’ne bağlanmış. Önce Doğu Roma’nın, Bizans’ın başkenti, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan bölgede, gündüz nüfusunun 2 milyonu geçtiği biliniyor. Gün ortası iğne atsanız yere düşmeyecek gibi kalabalık olan Eminönü, geceleri tam tersine sessiz sakin. Bölgede her milletten insanı görmek mümkün. Turistlerin uğrak yeri, Türkiye’nin dört bir yanında ticaret yapanların toptan alışverişleri için vazgeçilmezi Eminönü. 1500 yıldır kesintisiz ticaret ve alışverişin merkezi olan tarihi hanlar, bugün yıkık-dökük ve ilgiye muhtaç.

Eminönü meydan dediniz mi akla ilk gelen iki yer hiç şüphesiz Mısır Çarşısı ve Yeni Cami. (Bu iki tarihi kıymeti özel yazı halinde paylaşacağımız için bu yazıda detaylarına girmiyoruz.) Fotoğrafların  baş aktörü Mısır Çarşısı çok uzun yıllardır tadilatta. Çarşıya girince hemen sol taraftan gizemli merdivenleri tırmanarak çıkıp, penceresinden Galata manzarasına nazır eşsiz lezzetlerini tattığımız Pandeli de kapandı. Yıllar çok şeyi değiştiriyor maalesef. Mısır Çarşısı esnafı ise sadece turist odaklı satışlar yapmaktan ileriye gidemiyor. İnsanın kendi ülkesinde esnaf tarafından ikinci sınıf muamele görmesi çok üzücü ve ayrı bir yazı konusu. Bu nedenle işi bilenler tüm alışverişlerini Çarşı’nın arka tarafındaki dükkânlardan yapıyor. Peynirciler, kuruyemiş ve sakatat dükkanları, kahve kokuları eşliğinde Mahmutpaşa’ya doğru çıkarken dilimizde o bilindik şarkı: Yeni Cami’de mısır atmak kuşlara…Şimdi İstanbul’da olmak vardı…

Mahmutpaşa ve Tahtakale’de yok yok. Oyuncakçılar, sepetçiler, pasta malzemeleri, doğum günü-düğün-sünnet-doğum odası süslemeleri, nişanlıklar, gelinlikçiler, kırtasiye malzemeleri…Aklınıza ne gelirse her zevke, ihtiyaca ve bütçeye göre alışveriş mümkün. Mısır Çarşısı’nda turist gibi gezip, alışveriş için buralara gelmenizi tavsiye ediyoruz. Mısır Çarşısı’nın sol tarafında ise, kuş satıcıları, yemler, tohumlar ve her türlü çiçek ve bitkiyi bulmanız mümkün.

Bir dönem evlerdeki elektronik eşyaların alındığı bir merkezdi Doğubank. Bilmeyen var mı? Sirkeci İskelesi’nin karşısındaki sokaktan girince tarihi alışveriş günlerinin kokusunu alabilmek hala mümkün. Elektronik dükkânlarının pabucunu dama attığını düşününce o eski hummalı günlerinden uzak olduğunu tahmin etmek zor değil. Eskiden bütünü elektronik eşya satan dükkânlara ait olan han, bugün gözlükçü-saatçi cenneti olmuş durumda.

Eminönü sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. Öyle bir gün içinde gezip bitirilecek gibi değil. Gezerken dikkatimizi çeken ve bizi üzen, Avrupa’da bir şehirde olsa baştacı edilecek değerde olan binaların harap, yıkık-dökük durumda olması. O işlemeler, üzerlerindeki heykellerle her biri birer mimari şaheser. Çoğu yıkılmaya yüz tutmuş, pencereleri kırılmış, yerlerine muşambalar tıkıştırılmış. İçerde soba veya ateş yakıldığını gösteren simsiyah isler duvarları boyamış. Her türlü riske açık bırakılmış koskoca bir tarih…

Gezdiniz, yoruldunuz bir yemek molası vermek istediniz. Dört bir taraf restoran. Büyük Postane’nin arka sokağı dönerci dolu. Sokak aralarında börekçiler, pideciler. Ne ararsanız var. Meydandaki alt geçitten Galata Köprüsü’ne doğru çıkarken denizde yerini almış ve tarihi görünüm verilmiş teknelerdeki balık ekmekçileri göreceksiniz. Kalabalıktan ve kokudan rahatsız olmam, Galata Kulesi manzarasına bakarak balık ekmeğimi yer, üzerine de yol üzerindeki turşuculardan turşu suyu alır içerim diyorsanız; zevk sizin kim karışır? Közde kahve seviyorsanız Nimet Abla’nın dört bir yanındaki sokak kahvecileri emrinize amade.

Nimet Abla

Nimet Abla

Nimet Abla demişken, yeni yıl öncesi uzun kuyrukların oluştuğu Milli Piyango satıcısını yazmadan olmaz. Tüm ülkede tanınan bu satıcı kimbilir kimlerin hayallerine kavuşmasına aracı olmuştur? Meydandan biraz içeri yürüyünce tarihi binada boy gösteren Ali Muhiddin Hacı Bekir şekercisini göreceksiniz. Enfes akide şekerleri ve lokumlarını tatmadan geçmemenizi tavsiye ederiz. Şekercinin yer aldığı bu binanın aslı Hamidiye Kütüphanesi. Az ileride de Hamidiye Türbesi var. Önünden kokoreççilere yol gider, meraklısı için not etmiş olalım.

Eminönü’nün tarihi yapıları tüm güzelliğiyle sizleri bekliyor. Fakat o kalabalıklar içinde görüp seçmeniz oldukça zor. Bizden bir minik tavsiye, geziye gitmeden önce araştırın, not alın öyle gidin. Nerededir, açık mıdır kontrol edin. Büyük Valide Han’ı örnek verelim. Kapalıçarşı’ya çıkarken köşede öylece duruyor. Önünden geçip gidersiniz de fark edemezsiniz. Oysa çatısından muhteşem bir İstanbul manzarası göreceksiniz. İçi ayrı güzellikte ama yıkık dökük. Gözden kaçan bir eser de bir Mimar Sinan eseri olan Rüstempaşa Camii. Çinileriyle ün salmış. Yerliler pek bilmez ama turistlerin uğrak yeridir. Sepetçiler çarşısı içinde levhalar ve mağazalar arasında kaybolup gitmiş.. Siz es geçmeyin, mutlaka girin ve gezin.

Eminönü’nde tarihe yolculuk yapmak istiyorsanız ziyaret etmeniz gereken en önemli müzeler PTT Müzesi, İstanbul Demiryolu Müzesi (Sirkeci  Garı) ve İş Bankası Müzesi. Ücretsiz gezebileceğiniz bu müzeler, sizi tarihten günümüze haberleşme, ulaşım ve bankacılık hizmetlerinde bir geziye çıkaracak. Müzelerde sergilenen eşyalar kadar binaların tarihi dokusu da sizleri etkisi altına alacak, bizden söylemesi. Özellikle PTT Müzesi çok ilgimizi çekti. Haşmetli merdivenleri, büyük pencereleri ile dikkatinizi çekecek Mimar Vedat Tek imzalı bu bina, bizi 60’lı yıllarda sevdiğine mektup atmak için postanede sıra bekleyen genç bir kızın yanına götürdü sanki.. Bu paragrafa bir de not eklemeden olmaz. PTT Müzesi’nden çıkınca hemen soldaki Art Nouveau floral motifli bezemeli Vlora Han’ı görmeden sokaktan ayrılmayın.

 

İstanbul kokulu bu güzel bölge işte böyle anlatmakla bitmez…Bu güzellikleri yaşamadan olmaz. Siz de bir yetmez birkaç gününüzü bu güzelliklere ayırıp, tarihin derinliklerine yol almaya ne dersiniz?

Yazıya ekleyemediğimiz Eminönü ve diğer İstanbul fotoğrafları için, Editörün Kadrajı bölümümüzün altındaki İstanbul Fotoğraf Galerisi kısmına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

İstanbul’un en hareketli noktalarından biri olan Eminönü, otobüs, tramvay, vapur ve son zamanlarda Marmaray ile ulaşımı en kolay yerlerden biri. Sirkeci iskeleden şehir hatları vapuruyla Kadıköy ve Üsküdar’a ulaşmak mümkün. Meydanda turşucuların ilerisindeki otobüs durağından şehrin birçok noktasına ulaşımı sağlamak mümkün. Diğer yandan Karaköy de bölgeye çok yakın olduğu için oradaki iskele de kullanılabilir. Gezerek, atmosferi soluyarak gelmek isteyenlere tarihi Tünel’den fünikülere binip Karaköy’e inmelerini, oradan Galata Köprüsü’nü yürüyerek Eminönü’ne ulaşmalarını tavsiye edebiliriz. Bu yöntemle Galata üzerinden eşsiz Yeni Camii manzarası içinizdeki keşif heyecanını ikiye katlayacaktır.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları