Acente ile gezmek

Hiç unutmuyorum. 1993 yılında ODTÜ‘de okurken, şimdi İnternet diye bilinen alametin atası olan Tel-net adındaki bir sistem ile, ODTÜ Bilgisayar Laboratuvarından (Ne büyük bir laf ama) Oxford ya da Cambridge tarzlı üniversitelerin kütüphane bilgisayarlarına bağlanırdık. Zaman geçti, teknoloji ilerledi, bilgisayarlar önce iş yerlerine sonra evlere girdi. Bu arada tel-net oldu İnternet. Aramalı modemler kablosuz İnternet’e, oradan fiber İnternet ve oradan da günümüzde hızlı cepten İnternet’e alışkın olduk.

Seyahat edenler, önce ülkeler hakkında bilgiyi, ardından kalınabilecek noktaları ve nerelerin gezilebileceğini, o dönem gezip-yazan kişilerden (bugün blogger deniyor) öğrendi. Artık gelinen noktada, İnternet neredeyse bir hava ve su kadar önemli.

Tabii turizm sektörü de bu gelişmelerden iyi ya da kötü faydalandı. Özellikle işletme sahipleri İnternet’i bir çeşit reklam alanı olarak gördü. Artık herhangi bir ülkeye gitmek istiyorsanız, kendinize/kesenize uygun bir tarihte biletinizi alıp, yine çeşit çeşit olan otel sitelerinden otelinizi alıp gidebiliyorsunuz. Tam anlamıyla çocuk oyuncağı değil mi?luggage-guy

Sonra uçuşla beraber başlıyor herşey. “Aaa ben de oraya uçtum ama 2 gün sonra ve senden 400 tl az para vererek” diye bir arkadaşınız ne kadar ucuza aldım dediğiniz uçak biletinden kazık yediğinizi yüzünüze vuruyor. Sonra size ücretsiz hava limanı – otel transferi veren otelin, sizi karşılamak için birini göndermediğini, ya da bedava da olsa binmeyeceğiniz bir aracın geldiğini görüyorsunuz. Ardından otel veya odasında sıkıntı çıkıyor. Çok ucuza otel buldum diye sevinmiştiniz ama otelde tadilat olduğunu web sitesine yazmayı unutmuşlar değil mi? Ha bir de burası gezmeye geldiğiniz şehrin 35 kilometre dışındaki komşu kasaba. Kahvaltı ücrete dahildi fakat yiyemedikten sonra… Daha anlatabilecek ne sıkıntılar var bir bilseniz. Size rastlayanları büyük ihtimalle, bizim bildiklerimizin %1’i etmez.girl-harita

Oysa etrafta onlarca seyahat acentesi var. Seyahat acentesi derken, 5-10 metrekarelik tuvaletten bozma, merdiven altı işletmelerden bahsetmiyorum.

Kapısından giriyorsunuz, buyur ediyorlar. Bu mesleğin kilit sorusudur, “Bir çay alır mıydınız?” diye başlıyorlar söze. Nasıl bir seyahat planladığınızı sorup, fiyat/mevsim uygunluğuna göre uçak bileti bakıyorlar. Şu gün uçak dolu, 1 hafta sonra aynı gün 400 TL daha ucuz. O otel ucuzdur ama gezmek için harcayacağınız para çok daha fazla külfet olur. Şu otelde kalırsanız daha iyi olur. Bunun kahvaltıları bizim ağız tadımıza daha uygun. Şöyle yerleri seviyorsanız buraları görün. Botanik bahçesi çok güzel diyorlar ama verdiğiniz paraya değmez. Her türlü ipucunu veriyorlar.

Siz yılda 1-2 hadi çok vaktiniz/paranız var 4-5 kere geziyorsunuz. Ama onlar her gün sizin gibi onlarca insanı bir yerlere gönderiyorlar. Hem de aynı yere değil. Doğal olarak bu memleketin insanlarının beğeni tarzlarına göre nerelerde kalınır, ne yenir, nerelere gidilir her şeyi biliyorlar. Sürekli güncelledikleri bunca bilgiyi ise size eser miktarda bir fiyata veriyorlar. Çünkü gerçek anlamda, bu onların işi. Ve böyle büyük sorumluluk gerektiren bir işi, paranızla rezil olmayın diye, çok cüzi bir fiyata hizmet olarak sunuyorlar.

Evet belki sizin kendi maliyetiniz 100-150 dolar ucuza çıkıyormuş gibi görünebilir ama, dediğimiz gibi paranızla rezil olma riskiniz çok daha fazla. Özellikle daha önce hiç gitmediğiniz yerlerde. Ödemeyi internet üzerinden yaptığınız zaman kredi kartınızın kopyalanma ihtimali ile yaşam sürmek de işin cabası. Tabii her hangi bir hata durumunda, internetten aldığınız bir hizmet için kimseyi arayıp bağıramazsınız da.

İyi planlanmış bir tatilden daha ucuzu yoktur.