turrehberin.com
Pirinç Han 2web

Pirinç Han

Pirinç Han

Pirinç Han, Ankara‘da At Pazarı bölgesinde bulunan bir han. Aslında 17. yy. da Rumeli Kazaskeri Emin Mehmet Efendi tarafından yaptırılmış olmasına rağmen, bugün gördüğümüz yapı, o zaman yaptırılan yapı değil. 1930 yıllarında o yapının yıkıldığı ve onun yerine bu ahşap Osmanlı konağının han olarak adlandırıldığı biliniyor. Zaten normalde Osmanlı tarzı hanlarda, han meydanında da ufak bir mescit bulunması gibi bir takım özelliklere sahip değil. Ancak bugünkü yapıda oldukça tarihi ve bir başka özelliği ise, şehrin ilk ahşap hanı unvanına sahip olması. Eski hanın yerine bir ilkokul yaptırılmış. Bu konak ise restore edilerek han haline getirilmiş. En son 1985 yılında bir restorasyon geçiren yapı, bugüne kadar, Ankara’nın önemli ziyaret yerlerinden birisi haline geldi. Tabii burayı en çok şehir sakinleri bilmekte, Ankara’yı ziyarete gelenler genelde bu noktayı kaçırmaktalar.

İçinde artık özellikle antikacıların yoğunlaştığı dükkanlar ile dikkat çeken Pirinç hanın duvarlarında ise ünlü Türk Şair Faruk Nafız Çamlıbel’in en ünlü eserlerinden birisi olan Han Duvarları isimli şiirinin son dizeleri bulunmakta.

Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

Pirinç han ile ilgili yaptığımız çekim ile sizleri baş başa bırakıyoruz.

 

Salda Gölü

Salda Gölü para için yok edilecek

Salda Gölü para için yok edilecek

Salda Gölü, büyük bir doğa katliamına kurban gitmek üzere. Üstelik buna devlet eliyle ve “Millet Bahçesi” bahanesiyle resmi bir kılıf uydurularak. Daha önce Burdur Gezi Rehberi sayfamızda, sırf koruma amaçlı kısa bir bilgi ile tanıttığımız göl, aslında gerek dünya gerekse Türkiye için önemli doğal alanlardan bir tanesi. Sayfalarımızda, tanıtımını yaptığımız kimi yerleri özellikle çok ön plana çıkartmıyoruz. En büyük sebebi ise işte bu şekilde yozlaştırılarak, yok olmalarını önlemek.

Salda Gölü Nedir?

Salda Gölü, Göller Yöresinin içerisinde bulunan Tektonik yapıya sahip bir göldür. Kıyı kısmı beyaz olduğu için, turistik anlamda “Türkiye’nin Maldivleri” gibi tanıtılıyor olsa da, aslında çok önemli bir tabiat alanıdır. 184 metre derinliğe sahip göl, ülkemizin en derin göllerinden birisi konumunda. 1989 yılında 1. Derece Sit Alanı ilan edilen bölge, 1992 yılında 2. Derece Sit Alanı konumuna indirgenmiştir. O tarihten itibaren de ağır ağır bir yok oluş içine girmiş bir doğa harikasıdır.

Neden bu kadar önemli

Salda Gölü’nün gerek Türkiye gerekse Dünya için önemi, sahip olduğu endemik canlı türlerinin haricinde, göle rengini veren ve arkaik dönemde oluşumu başlamış beyaz kaya türevlerinden kaynaklanmakta. Bakteriyel bir yapıya sahip bu beyaz kayaçlar günümüzde oluşumunu devam ettirmekte ve bu sayede göl, turkuaz bir renge sahip olmakta. Yaklaşık 2 milyon yıl önce oluşan ve günümüzde de bu oluşumu devam ettirmeye çalışan göl, göle akan su kaynaklarının tarım sebebiyle azalması sonucu bu noktadan zaten bir darbe yemiş durumda.

Bunun haricinde bir tür Sığırkuyruğu olan “Verbascum pyroliforme subsp. dudleyanum”, Dünyada sadece burada yetişmekte. Dünya genelinde endemik bir tür olan Dikkuyruk ördekleri ve yine dünyada tehlike altında olup, Türkiye’de soyu tükenmekte olan Aphanius anatoliae isimli tatlı su balığı da yine burada yaşamakta. Aphanius anatoliae

Salda Gölü ve Millet Bahçesi

Böylesi büyük bir öneme sahip Salda Gölü, daha titiz koruma altına alınmak yerine, bölgeye Millet Bahçesi yapılarak, daha çabuk bir yok oluş içerisine sokulmak isteniyor. Elbette devletin böyle bir şeyi can-ı gönülden isteyerek yaptığını düşünmüyoruz. Daha doğrusu düşünmek istemiyoruz. Nitekim Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum da Salda Gölü ile ilgili yaptığı açıklamada, “Millet Bahçesi projemizle Salda Gölü’nün çevresinde herhangi bir yapılaşmaya asla izin vermeyeceğiz” demişti. Ancak gelinen noktada bu bölge için, çarpık yapılaşmaya yoğun bir katkı veren TOKİ üzerinden bir ihale açılıyor olması bizde ciddi kaygılar uyandırıyor.

Bizler de, sizleri bu konuda bilgilendirmek, ve ülkemizin bu değerini savunmak için bir bilinç oluşturmak istiyoruz. #Saldayadokunma

Haldun Canpolat

Viyana Rehber Haldun Canpolat

Viyana Rehber / Haldun Canpolat

Haldun Canpolat

Ben Haldun Canpolat, Viyana Rehber' iniz olmaya talibim. Viyana doğumluyum. 2017 yılından beri Avusturya Turizm Bakanlığı tarafından onaylı Kokartlı Tur Rehberlik hizmetleri vermekteyim.

Avusturya ve özellikle başkenti Viyana sayısız kültürel zenginliklere sahip. Değerli Avusturya-Viyana ziyaretçilerine kendi tasarladığım turları hizmete sunmaktan büyük mutluluk duyarım.

Bunun ötesinde her isteğe ve ilgi alana hitap eden gezi programları organize edebilirim.Ayrıca Orta Avrupa´da Budapeşte, Prag, Bratislava, Berlin, Dresden gibi Şehirlerde rehberiniz olurum.

Rehberlik hizmetleri yanı sıra, DMC-MICE ve Incoming hizmetlerimden yararlanabilirsiniz.

Yüksek kalitede en iyi hizmeti sunmak için sizinle çalışmayi heyecanla bekliyorum.

Saygılarımla,

Kontak Bilgilerim:

Telefon     : +43-660 444 80 88
E-Posta     : office@aroopa.guide 
Web sitesi : www.aroopa.guide

Seğmenler Parkıweb

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı

Seğmenler Parkı için bilmeyenlere anlatılacak çok söz var ama bizce burayı özetleyen sözleri, bir sezen Aksu şarkısı daha iyi anlatıyor.

Ah ne kahraman, ne cesur
Ne güzel çocuklardık
Her yeni günü ümitle
Nasıl kucaklardık.

Bu park bizi çocukluğumuza götüren bir olgu. Bir Ankara‘lı olarak açıldığı tarih olan 1983 yılında oradaydık. 1983 senesinde Ankara Kavaklıdere semtinde İran Caddesi ile Atatürk Bulvarı arasında bulunan alan Seğmenler Parkı olarak adlandırıldı ve açıldı. O zaman gezdiğimizde parkın boyutlarını hayal bile edemezdik. 67.000 metrekare alana kurulmuş park, sanki tüm Ankara gelse sığar gibi gelirdi bize. Birçok Ankara’lının sevgilisi, ailesi, çocukları, eşleri ile mutlaka bir anısı olmuştur burada. İçerisinde çocuklar için oyun parkından, tiyatroya bir seri etkinlik alanı da olan parkın bir de isminde geçen Seğmenler motifli heykeli bulunuyor. Kimsenin birbirini rahatsız etmeden, güzel bir gün geçirmesi için ideal bir yer. Ama eskiden birbirini rahatsız etmemeye daha fazla özen gösteriliyordu sanki. Şehrin içinde bir vaha gibi olan bu yeşil alan bizler için daha önemliydi. Şimdi yeşile duyulan sevgiye rağmen insanlarımız daha bir kirletici olmuş. Oturma banklarının etrafında sıkça yere atılan çekirdek kabukları bunun en büyük ispatı. Ama yine de, Avrupa’dan ödül almış, şehrin göbeğinde sayılabilecek bir noktada bulunan Seğmenler Parkı, hem Kavaklıdere sakinleri hem de Ankara’nın ziyaretçileri için, özellikle güneşli günlerde güzel vakit geçirilecek yerlerden bir tanesi.

Göbeklitepe

Göbeklitepe

Göbeklitepe

Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın yaklaşık 22 km uzaklığında bulunan Örencik Köyü sınırları içerisinde yer alıyor. Aslında 1963 yılından beri, varlığı bilinen ama pek araştırılmamış ve değerinin farkına varılamamış bir yer. İlk araştırmalar yüzey araştırması, yani tarihi ve hatta antik parçaların toprak üstünde bulunması şeklinde 1963 yılında başlıyor ve bu bölgede bir şeylerin olabileceği not ediliyor. Kısaca toprak kazıldığı taktirde altında bir şeyler olabileceği belirleniyor. Ne yazık ki, o tarihlerde yapılan bu çalışma yeterli bir önem arz etmediği için, Göbeklitepe’nin tüm dünyaca bilinirliği, ancak 1994 yılında Alman Arkeolog Klaus Schmidt tarafından yapılan araştırma ile geliyor. Klaus Schmidt, daha önce Anadolu’da yaptığı çalışmalarda ama özellikle Nevali Çori olarak adlandırılan bölgedeki kazılarda rastlanan buluntulara denk yapıların olabileceğini öne sürüyor. Çok kısa sürede ise, bu tahminlerinde haklı olduğu ortaya çıkıyor.


Göbeklitepe Neyi İfade Ediyor

Göbeklitepe’yi anlamak için size kısa bir bilgi vermemiz gerekiyor. Buradaki buluntular bizi Çanak Çömlek Neolitik Çağ dönemine bağlıyor. Normalde bu dönem, insanların yeni yeni tarım ve hayvancılık ile uğraşmaya başladığı bir dönem. Kısaca yerleşik hayata ve ticarete başlandığı bir dönem olarak görebiliriz. Ancak Göbeklitepe bir yerleşim alanı veya bir köy değil. Buradaki buluntular ise en azından şimdilik, yakın çevrede bu tür bir yerleşimin olmadığını göstermekte. Elimizdeki ispatlanmış tek gerçek ise, çıkan buluntuların bizleri M.Ö 10,000’li yıllara götürdüğü. Yani günümüzden yaklaşık 12,000 yıl önce yaşamış insanların bize bıraktıkları bir miras. Bu miras ile birlikte bildiğimiz insanlık tarihi tekrar yazılmak zorunda kalacak gibi. Bu nedenle, artık Atatürk Barajı suları altında kalan Nevali Çori gibi, insanlık tarihi için çok önemli bir nokta diyebiliriz.

Burayı Nasıl Gezmelisiniz?

Göbeklitepe, arabanıza atlayıp, gidip görebileceğiniz bir yer değil. Tabii ki fiziksel olarak böyle bir şey yapabilirsiniz ancak böyle yaparsanız gördüğünüz hiçbir şeyi anlayamayacağınızın garantisini verebiliriz. Her şeyden önce burayı gezmek için Şanlıurfa’ya geldiğinizde, ilk gitmeniz gereken yer Şanlıurfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzesi. Adından da anlaşılacağı gibi burada iki ayrı müze sergi alanı var. Arkeoloji müzesini mümkünse bir tur eşliğinde ve işini iyi bilen bir rehberin anlatımıyla gezmelisiniz. Böylece Göbeklitepe’yi gördüğünüzde, neye baktığınızı çok daha iyi anlayacaksınız. Biz bu konuda şanslıydık. Rehberimiz, bölgeyi çok uzun süredir bilen ve bu bölgede çalışan, aynı zamanda bir Sanat Tarihçisi olan Cenk Bulut olunca, sorduğumuz her sorunun cevabını alarak gezdik.

Balıklıgöl Heykeli

Bu arada, Şanlıurfa Müzesi içerisinde yer alan ve en az Göbeklitepe kadar önemli olan bir başka şey ise Balıklıgöl Heykeli. Bu heykele verilen bir başka isim ise Urfa Adamı.

Balıklıgöl Heykeli, tabanda açılan bir deliğe oturtulacak şekilde yapılmış, yüz hattı belirgin, göz kısmı obsidian ile süslenmiş neolitik dönemden yani yaklaşık olarak 11,500 yıl öncesinden bize bakıyor. Heykel dünyanın bulunan en eski gerçek boyutta yapılmış heykeli olarak anılıyor. 1.80 metre yüksekliğindeki heykelde dikkat çeken bir özellik ise, ellerinin duruşunun hem Göbeklitepe hem de Nevali Çori’dekiler gibi yandan sarkıp önde birleşik olması. Erkeklik organın da detaylandırıldığı heykel, tarihte var olan ilk Tanrının bir Tanrıça yani dişi olduğu bilgisini de şüpheli kılıyor. Yani insanların inandığı ilk Tanrı, şimdiye kadar bilindiği gibi bir dişi değil, bir erkek olma ihtimali çok daha yüksek. Bu müzede Göbeklitepe de bulunan bir çok kalıntıyı da görme şansınız var. Tabii açıklamaları ile beraber.


Şanlıurfa Müzesindeki Göbeklitepe

Müzedeki Göbeklitepe dememizin asıl nedeni, Göbeklitepe’yi ziyaret edemeyecek olsanız bile, orada göreceğiniz kalıntıların kopyalarının, müze içerisinde de sergileniyor olması. Hatta, kalıntıları görecek dahi olsanız, bu müzeye yine de gelmelisiniz. Çünkü Göbeklitepe’de gezebileceğiniz alan, doğal olarak sizin alanın içerisine girmenizi engelleyecek şekilde yapılmış. Ancak müzede, birebir kopyalarının arasında, kafanızda onlarca soru ve meraklı gözlerle gezebilme şansınız var.

Göbeklitepe Müze

Göbeklitepe hakkında bilinenler

Bunca ön ve yan bilgi verdikten sonra, size artık Göbekli’yi anlatmanın zamanı geldi. Daha iyi anlayabilmeniz için verdiğimiz bilgilerin sizi sıkmadığını umarak, asıl bilgilere geçebiliriz.

Göbekli bir tapınak mı?

İlk bulunduğu zaman akla ilk gelen şey, buranın bir tapınak veya ritüel alanı olduğu yönündeydi. Hatta Dünyanın en eski tapınağı keşfedildi diye düşünüldü. Zira benzer bir yapı olan Stonehenge de tam olarak ne olduğu bilinmeyen bir yerdi. Gerçi orası Göbekli’den yaklaşık 4500 yıl sonra yapılmıştı. Sonradan Stonehenge için mezarlık olduğu görüşü ağırlık kazandı. Göbekli ise bir tapınak izlenimi vermekten çok, bir toplanma alanı hüviyetinde. Buraya tapınak gözüyle bakmak, buradan çıkanlara ters düşüyor. Herhangi bir sunak veya adak alanı olmaması, kazı esnasında adak olarak sunulan canlı kalıntılarının olmaması da, tapınak olmama ihtimalini arttırıyor.


Buranın inşaatı nasıl gerçekleşti?

Herşeyden önce, Göbeklitepe’de bulunan taşların, hemen etrafta bulunan taşlardan olduğunu söylemek gerek. Yani özellikle T şeklindeki taşlar, yatay halinde etraftaki taşlardan yontularak yapılıp buraya taşınmışlar. Bir diğer önemli nokta ise, en büyük dairesel yapının, en eskisi olması. En derin noktadan yüzeye doğru gelindikçe, bu dairesel yapılar hem küçülüyor, hem de T taşların boyu kısalıyor. Üzerlerindeki işçilik de daha gelişigüzel bir hal alıyor. Kısaca en eski yapı en güzel ve en büyüğü.Göbekli ufak daire

Göbeklitepe’yi yapanlar burada mı yaşıyorlardı?T taş

Hayır. En azından şimdilik bilinen gerçek, etrafta bir yerleşim izi ve mezarlığa rastlanılmamış olması. O dönemde insanlar daha ufak topluluklar halinde ve avcı/toplayıcı şeklinde yaşamlarını sürdürüyorlardı. Zaten burayı önemli kılan nokta, ufak topluluklar halinde yaşayanların bir araya gelerek, belkide yüzlerce taş ustasının ve işçinin, ihtiyaçlarını karşılayarak burayı yapmalarına imkan sağlamaları. Bu çok ciddi bir hiyerarşi ve çalışma düzeni gerektiriyor.

T Taşlar neyi ifade ediyor?

Göbeklitepe’de bulunan T şeklindeki taşların insanları temsil ettiği söylenmekte. Zaten bunu taşlara bakınca da anlayabiliyorsunuz. Taşların yan kesimlerinden ön taraflarına geçen, kol ve el motifleri var. Ancak Balıklıgöl Heykelini yapabilenlerin neden T taşlara insan yüzü yapmadıkları bir başka tartışma konusu. Gerek alanın değişik yerlerinde gerekse T taşlar üzerinde hayvan motiflerine rastlıyorsunuz. Ancak bunlar, mitolojik yaratıklar değil. Tamamı bu bölgede yaşayan vahşi hayvanların motifleri. Belki bir güç, belki de koruma anlamı ifade etsin diye konulmuş olabilirler. Daha önceleri buranın üstü açık bir alan olduğu düşünülse de, özellikle D Yapısı olarak adlandırılan dairenin gerek tabanı gerekse duvarlarındaki sıvaların iyi korunmuş olması, üstlerinin kapalı olarak inşa edildiğini göstermekte. Yani bu daireler, ortada bulunan 2 büyük ve yanlarda bulunan 10 kadar daha küçük T taşları kullanılarak tepeleri kapatılmış alanlardı.


Göbeklitepe’de T taşların haricinde ne bulundu?

Göbeklitepe’de bulunanlar daha çok buradaki üretim ve tüketim faaliyetlerine yönelik şeyler. Etraf alanda çok sayıda taş işçiliği ile ilgili kullanılan malzemelerin bulunması, buradaki heykel ve taşların yine burada yapıldıklarına işaret ediyor. Bunun haricinde yine çok fazla miktarda avlanmış hayvan kemikleri bulunmuş durumda. Tamamı et tüketimi için avlanan hayvanlar bunlar. Yani ehlileştirilmemiş olanlar. Bunun yanı sıra yine yemek için toplanmış bitki kalıntıları da bulunmakta. Daha da önemlisi, hacimleri 160 litreye kadar ulaşan ve içinde bira tutulduğu düşünülen büyük kaplar var. Kapların bilimsel incelemesi sonucunda alkollü içecek barındırdığı düşünülüyor. Tüm bunlar buranın bir anlamda şölen etkinlikliklerine de ev sahipliği yaptığı izlenimini oluşturuyor.  Doğum yapan kadın

Yine bir başka dikkat çekici nokta ise, tüm Göbeklitepe alanı içerisinde, kadın şeklinde bir heykel, çizim veya kadınlar ile ilgili bir malzeme olarak tek bir taş üstü kazılmış figür bulunmuş durumda. Bu figürde çok net bir şekilde bacakları iki yana açılmış kadın motifi var. Cinsel organ bölümünde ise dışarıya doğru çıkmakta olan bir şeyler çizilmiş. Bunun bir doğum sahnesi olma ihtimali var. Eğer öyle ise, dünya tarihinin en eski doğum sahnesini gösteren bir kalıntı olduğunu söyleyebiliriz. Bu kalıntıyı Şanlıurfa Müzesinde görebilmektesiniz.

Göbeklitepe terk mi edildi?

Yazının başlarında da belirtildiği gibi, aslında bu alan, genel olarak değişik zaman dilimlerinde, aynı amaç için üst üste yapılmış bir yapılar topluluğu. Burada geçen zaman dilimi ise binlerce yıl olarak ölçülüyor. Bir dairenin üstüne veya yanına, değişik zaman dilimlerinde daha küçük olmakla birlikte başkaları eklenmiş. En üst katmanlara gelindiğinde ise, T taşlar daha küçük, üstlerinde bulunan motifler ise daha özensiz yapılmış durumda. Arkeologlar bu durumu, bu alanın önemini gittikçe yitirmesinden dolayı giderek küçülen yapıların, daha az emekle inşa edildiği şeklinde açıklamaktalar.

Göbeklitepe Hayvan Heykelleri

Bunun yanı sıra, Göbeklitepe’deki bu dairelerin tamamının bilinçli bir şekilde, önce içleri temizlenip, ardından üstlerinin toprakla örtüldüğü düşünülüyor. Hatta arkeologlar, bu sebeple, burayı yapan veya kullananlara ait kalıntıların bulunamadığını düşünüyorlar.

Yakın noktalarda bir yerleşim yerinin olmaması, burayı bir sebeple bir toplanma alanı olarak düşündürürken, yerleşim yerlerinin büyüyerek nüfuslarının artması sonucu, bu tür toplanma alanlarının ortak bir nokta yerine, yerleşim yeri yakınına yapıldığı ve bu sebeple Göbeklitepe’nin kullanımının giderek azaldığı görüşü öne sürülüyor. Bu az kullanım nedeniyle en son noktada, üstünün tamamen kapatıldığı ve unutulmaya terk edildiği düşünülüyor.

Ancak yerel halk için burası her zaman kutsiyet arz eden bir tepe olarak anılmış.

Sonuç olarak

Göbeklitepe, bir kaç yıl öncesine kadar gerek yerli gerekse yabancı turistin pek bilmediği bir yer olsa da, günümüzde gerek Bakanlık gerekse turizm paydaşları tarafından yapılan çalışmalar ile hak ettiği üne kavuşmakta olan bir yer. Henüz tam bilinirlik seviyesine ulaştığı söylenemez ancak, yapılan çalışmalar önümüzdeki bir kaç yıl için daha umut verici. Buluntular hem tüm dünya, hem de Türkiye için son derece önemli. Onun hakkında bizim burada yazdıklarımız dahil, şu ana kadar bilinen her şey, burada veya başka bir alanda yapılacak yeni bir keşifle, tamamen yanlış bir duruma düşebilir. Ama sonuç olarak, UNESCO Dünya Mirası Listesi içerisine giren bu tarihi yeri mutlaka görmeniz gerekir diyebiliriz.

eRimtan iç2web

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Ankara‘ya kazandırılan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, bu ülkede gerçekleşen mutluluk verici olaylara çok güzel bir örnek diyebiliriz. Arkeoloji günümüzde bir meslek ve üniversitede eğitimi verilen bir dal olsa da, ilk çıkışı itibarıyla tamamen merak ve amatörce geçmişe duyulan hayranlık ile alakalı.  Nitekim bu güzel müzenin sahibi olan ve asıl mesleği mühendislik olan, sanatsever ve koleksiyoner Yüksel Erimtan için de bu müzenin ilk adımı tahmin ediyoruz ki böyle başladı.

Müzenin kendi web sitesinde de belirtildiği üzere Erimtan, kolleksiyonuna 1960’lı yıllarda başlayıp gittikçe profesyonel bir koleksiyon sahibi olmayı başarmış.  Erimtan, Anadolu mirasının kaçırılmasını engellemek amacıyla ilk olarak 1996 yılında bir dernek kurmuş. Daha sonra 2009 yılında ise Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı’nı kurmuş. Burada bahsi geçen müze ise o vakıf aracılığıyla 2015 yılında kurulmuş. Müzenin envanterinde hepsi birbirinden güzel seramik, bronz ve cam eserlerin yanı sıra, sikkeler, takılar ve yüzük taşları da yerlerini almakta.

 

Tarihi açıdan bakıldığında bu eserler M.Ö. 3000’li yıllardan Bizans dönemine kadar olan bir dönemi kapsamakta. Yaklaşık 2000 kadar kayıtlı ve Ankara Medeniyetler Müzesi kontrolündeki bu özel koleksiyonun sergilendiği bina da hem tarihi hem de çok güzel bir müze düzenine sahip.  Erimtan

Müzenin bir diğer özelliği ise senelerdir gerçekleşen “Müzede Müzik” programı. Salı günleri gerçekleştirilen bu programın 2020 yılına kadar ki program detaylarını yine müzenin kendi duyurularından bulabiliyorsunuz. Ancak Erimtan müzesinin güzelliği koleksiyon veya Salı müzikleri ile bitmiyor. Bu müzede aynı zamanda çeşitli yaş gruplarındaki çocukları eğitmeye yönelik atölye programları da bulunmakta.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi içerisinde 4 yaşından başlayarak 11 yaş ve üzerine kadar devam edebilen atölye programları bulunmakta. Mitolojik Kahramanlar, Antik Sikkeler, Kil Tablet Atölyesi, Kil Çömlek Atölyesi, Urartu Kemerleri, Kilden Figürinler Atölyesi ve Mitoslardan Çömleklere gibi atölyeler ile müze içi eğitim verilebilmekte. Okulların rezervasyon ile yapabileceği bu eğitimler yeni neslimizin daha da duyarlı ve bilinçli olmasını sağlayacaktır. Eğitim camiamıza duyurmayı borç biliriz.

 

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, veya bir diğer bilinen ismi ile Türk Ocakları Binası, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yapılan büyük devlet binalarındandır. Ankara’nın şehir karakterine bir başka güzellik katan bina, aslında Türk Ocakları Merkezi olmak üzere inşa edilmiş. 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın en güzel eserlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Atatürk’ün şahsi isteği üzerine, inşaat çalışanlarından ustalarına kadar sadece Türklerin çalışarak yaptığı bina, Türk Ocakları tarafından kullanılmaya başlıyor. Bulunduğu sokağın adı da, bu yüzden Türk Ocağı Sokak olarak geçmekte.

1912 yılında kurulan Türk Ocağı, 1931 yılına kadar bu binada görev yapmaya devam etti. 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleşmesi bizzat Atatürk tarafından istenince, Türk Ocakları, CHF ile birleşerek kapandı. Böylece Halkevleri binanın yeni sahibi olur. Zaman içerisinde Halkevleri kapanır ve Türk Ocakları yeniden kurulur. Kullanım da tekrar onlara geçer. 1961 yılında Milli Eğitim, 1965 yılında Köy İşleri, 1971’de Milli Savunma ve 1972’de tekrar Milli Eğitim Bakanlıklarına veriliyor. En sonunda 1980 yılında müze olarak açılır. Ancak daha sonra 2008 yılında, içerideki bir çok eserin kopya ve sahte olduğu, orijinallerin kaçırıldığı ortaya çıktı. Halen Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı ve Abidin Dino gibi bir çok ünlü ressam ve heykeltraşın eserleri sergilenmekte.

 

Etnoğrafya Müzesiweb

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi, Ankara içinde ziyaret edilmesi gereken noktalardan birisi. Namazgah adı verilen tepede bulunmakta. Buraya Namazgah tepesi denmesinin iki sebebi var. İlki Selçuklulardan beri bu tepenin Müslüman mezarlığı olarak bir dönem kullanılmış olması. İkincisi ise Osmanlı döneminde de dini ağırlıklı etkinlikler de bu tepede yapılmış. Bir dönem Beypazarı İmaret Camii’nin saklanan eserlerin sergilenmesi için bu tepede bir müze inşaatı kararı 1925 yılında verilmiş. 25 Eylül 1925 tarihinde ise, İlk Devlet Müzesi örneği olarak inşaatına Atatürk’ün de teşrifiyle başlanmış. Selçuklu Mimarisi özelliklerini taşıyan bina 1926 yılında tamamlanmış.

Ardından 1927 yılında Etnografya Müzesi olarak hazırlanmış. 1938 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrası 15 yıl boyunca, ilk Anıtkabir olarak kullanılmış. Gerek bir müze gerekse Atatürk’ün ilk Anıtkabir‘i olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yere sahip binanın hemen girişindeki Atatürk heykeli ise, dönemin ünlü İtalyan heykeltıraşı Pietro Canonica’nın imzasını taşıyor. Müze ile ilgili daha detaylı bilgi için müzenin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kocatepe camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii, Ankara için tartışmalı ve uzun süren bir hikayenin sonucudur. Ankara, Cumhuriyet ile birlikte büyüyen bir şehir olduğundan, kalabalıklaşan şehirde ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla bir cami yapılmak istenmiş. 1944 yılında ortaya çıkan bu fikir uzun zaman hayata geçirilememiş. Tabii bunda 2. Dünya Savaşı ve sonrası ekonomik sıkıntıların da etkisi olmuş. Ardından 1957 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in de şahsi alakası ile yeni bir proje çalışması başlatılmış. Yine o dönemlerin ünlü mimarlarından Vedat Dalokay’ın hazırladığı modern bir cami projesi onaylanmış. İnşaat 1963 yılında başlamış. Ancak modern bir cami çizimi olması nedeniyle muhafazakar kitlelerin protestosu ile karşılaşılınca bu projede durdurulmuş. Vedat Dalokay, daha sonra bu camiyi Pakistan’da İslamabad kentinde Faysal Camii olarak yapmış. Bugün Faysal Camii dünyanın en büyük ve güzel camilerinden birisi olarak tanınmakta.

Kocatepe Camii ise, 1967 yılında, Sultanahmet Camii kopyası gibi bir proje ile, tekrar inşa edilmeye başlanmış. İnşaatının bir kısmına şahsen de şahit olduğumuz ve açılışına da katılma şansı bulduğumuz camiyi, 1987 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal açtı.

Modern İslam Mimarisi’nin en güzel örneklerinden birisini yapmak yerine, 1500’lü yılların Osmanlı Mimarisini yaklaşık 400 yıl sonra kopyalamak ne kadar iyi oldu tartışılır. Ancak Ankaralıların tüm dünyaca bilinen bir camiye sahip olmaktan çok, İstanbul’daki tarihi bir caminin kopyasına sahip olmayı hak ettiklerini söyleyebiliriz. Tipik bir “altı dükkan üstü cami”  anlayışına sahip Kocatepe Camii, maalesef büyüklüğünden başka ciddi hiçbir özelliği olmayan bir cami konumunda. Yine de görmek isteyenler için ideal bir gezi noktası diyebiliriz. Sonuçta altında alışveriş merkezi var.

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları