Assos – Behramkale

Tarihi ismiyle Assos, günümüz ismiyle Behramkale, Biga Yarımadasının güney kısmında bulunuyor. Şehir, Hellen bir kabile olan Aiol‘ler tarafından bir koloni olarak M.Ö 1000 ile M.Ö 900 arasında bir dönemde kurulmuş. Bulunduğu nokta eski ismiyle Adramyttian yeni ismi ile Edremit Körfezi, stratejik bir nokta ve sahil şeridi ticari anlamda bir liman olmaya çok müsait olduğundan, şehir hemen güçlenmeye başlamış. Aiol’ler, bugün antik tiyatrodan da görülebilen Lesbos adasından geldiklerinde, herhalde bu kadar önemli bir koloni kuracaklarını düşünmemiştir. Şehrin en üst noktası olan yere, M.Ö 530’da Athena Tapınağı inşa edilmiş.

Athena Tapınağı

Aristo’nun Etkisi

İşte bu tapınak şehrin sonraki gelişimini de etkileyen yerlerden birisi olmuş. Buradan yetişen ve daha sonra Plato‘nun da öğrencisi olan Hermias (ki önceden bir köle) şehrin yöneticisi konumuna gelmiş ve Assos onun zamanında çok gelişmiş. Hermias’ın arkadaşı ve aynı zamanda Plato’nun bir diğer öğrencisi olan Aristo, şehre gelip burada bir okul açmış. Daha sonra Hermias’ın yiğeni ile de evlenen Aristo sayesinde şehir düşünce geliştiren şehirlerden birisi durumuna gelmiş. Ancak Perslilerin şehri ele geçirmesi ve ardından Hermias’ın öldürülmesi sonucunda Aristo buradan kaçmış ve bir diğer Kral arkadaşı olan Makedon Kralı II. Phillip’in yanına giderek burada onun oğlunun, yani meşhur Büyük İskender‘in hocası olmuş.

Büyük İskender, Perslileri yenerek Assos’u geri almış ancak ilerleyen dönemlerde şehir Bergama Krallığı‘nın altına geçmiş. M.Ö 132 yılında ise Romalılar şehri ele geçirmiş.

Assos, Küçük Asya olarak adlandırılan Anadolu içerisinde de, en erken hristiyan olan kentlerden biri olarak tarihe geçerken, M.S. 1. yy sonrası giderek küçülerek en sonunda köy konumuna gelmiş ve devasa yapılar yıkıntılara dönüşmüş.

1080 yılında Selçukluların Bizanslılardan aldığı şehir, 1097’de tekrar Bizansa geçmiş. Karesi Beyliği 1300’lü yıllarda bu toprakları ele geçirerek ardından 1359 yılında Çanakkale ile birlikte toprak olarak Osmanlı Devletine satmış.

1900’lü yılların başında Sultan Abdülhamid’in de izniyle yurt dışına götürülen (kaçırılan?) bir çok tarihi eser gibi, Athena Tapınağı ve bir çok diğer binanın özellikli parçaları Louvre Müzesi gibi müzelerde sergilenmek üzere götürülmüş. Halen İstanbul Arkeoloji Müzesinde de, buradan parçalar sergilenmekte.

Günümüzde de kazı çalışmaları devam ediyor. Şehrin bir çok yapısı halen açığa çıkarılmamış durumda.

Burayı isterseniz sadece ziyaret ederek ve 1-2 saat geçirerek, isterseniz de burada sakin bir otel/pansiyonda 1-2 gün konaklayarak gezebilirsiniz. Özellikle Tiyatro, Tapınak ve Nekropol ile Agora görebileceğiniz yerler içerisinde.