turrehberin.com
Gündoğdu Meydanı

Gündoğdu Meydanı

Gündoğdu Meydanı

Gündoğdu Meydanı, İzmir‘e sonradan eklenen bir güzellik. Tabii 1999 yılında ve sonrasında doğanlar için baştan beri orada. Meydan ismini belki de buradan sabah güneşin doğuşunun en güzel gözlenebilir nokta olmasından almakta.Burası Kordon boyunda Alsancak’ta sahilde. Meydanları ile ünlü şehrin önemli meydanlarından birisi olması için, 1999 yılında sahil doldurularak yapılmış. Meydanın tam ortasında bulunan ve “Cumhuriyet Ağacı” ismindeki heykel ise Ferit Özşen’e  ait. 2003 yılında yapılan heykelin gün doğumu ve batımında fotoğraflaması çok güzel oluyor. Meydan gerek İzmirlileri gerekse ziyaretçileri kendine çekiyor. Kaykaya binenler, faytonlar, çiğdem çitleyenler hatta uçurtma uçuranlar hiç eksik olmuyor. Bu alan aynı zamanda konser alanı olarak da kullanılmakta.

Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı

Kızlarağası Hanı, İzmir’in en işlek ve turistik bölgelerinden olan Kemeraltı Çarşısı içerisinde, Hisar Camii‘nin hemen birkaç metre ötesinde bulunmakta. Kızlarağası Hacı Beşir Ağa’nın yaptırdığı bir han olması sebebi ile bu ismi almış. 1744 yılında yapılmış ancak gerek 1745 gerekse 1778 yıllarındaki depremlerden ötürü ağır hasar alıp onarım görmüş. Han yapıldığı zaman deniz kenarındaymış. Ancak zamanla deniz doldurulduğu için, denizden yaklaşık 200-250 metre uzaklaşmış durumda. Yapı itibarıyla Osmanlı Dönemi hanlarından tamamen farklı bir yapıya sahip. Bu yüzden mimari açıdan önemli bir eser. Osmanlı hanlarında, han ortasında bulunması gereken şadırvan ve havuz artık yok. İzmir Limanının hemen yanı başına, deniz kenarına yapılan bu han, ticari açıdan çok değerli bir yermiş. Ancak hem limanın kalkması hem de kervan sisteminin bitmesi, hanı turistik bir yer haline dönüştürmüş durumda. Artık bedestenlerindeki hediyelik eşya satanları, çay ve kahve içme noktaları ile şehir halkına ve turistlere hizmet veriyor. En azından bir kahve içimine uğranması gereken bir nokta.

Kemeraltı

Kemeraltı Çarşısı

Kemeraltı Çarşısı, dünyanın belki de en büyük çarşılarından birisi. Bölge olarak İzmir’in eski şehir alanı olan bölgede bulunmakta. Buranın çok eski zamanlardan bu yana, halkın alışveriş noktası olduğu bilinmekte.

Taksim Meydan web

İstiklal Caddesi ve Dingo’nun Ahırı

İstiklal Caddesi ve Dingo’nun Ahırı

Yaşı 30 ve üzerinde olanlar İstiklal Caddesi ismini duyunca derin bir ah çekecektir.O eski günlerin detaylarını hatırlayanlar bugünkü halini görünce burkulur, İstiklal’den her geçişlerinde o günleri anarak söyleşir.

İstiklal Caddesi İstanbul’un en bilinen, en kalabalık, en piyasa caddesi…Sağlı sollu akasya ağaçları, sürekli işleyen kırmızı tramvayı, büyük kitabevleri, her milletten kalabalığıyla gençlerin uğrak yeri..Caddede yürürken müzikevlerinden gelen sesler o senenin çok satacak kasetlerinin işaretiydi. İstiklal’de en çok yankılanan şarkılar kısa sürede en çok bilinen şarkı olur, dillere düşerdi. Her şeyden birazcık barındıran cadde müzik piyasasının da nabzını tutar gibiydi.. İstiklal’e gitmek bir ritüeldi. Taksim meydanda buluşulur, Atatürk heykelinin önünde poz verilir, hamburgercilerde iki ıslak hamburger götürülür, cadde boyu yürünür, huzur ve güven içinde keyifli saatler geçirilirdi. Peki bugün durum ne? İstanbul’da yaşayanlar ve İstiklal’i çok sevenler bugünkü durumunu iyi biliyor ve buna çok üzülüyor. Canım akasya ağaçları artık yok, o müzikevleri çoktan kapandı, güvenlik endişeleri ve hızla değişen kültür yapısı ve çevresiyle İstiklal Caddesi artık bambaşka bir dünya…

Eskisinden günümüzdekine

Bizim işimiz gezmek, görmek ve gördüğümüzü yazmak.. Biz işimize geri dönelim ve bu güzel caddenin tarihine bir göz atalım.

Bizans zamanında daha çok Latin toplulukları barındıran caddenin öne çıkması, bir dönem yaşanan veba salgınına denk geliyor. Salgından kaçmak isteyen Fransızların bu bölgeye yerleşmeleriyle cadde hem mimari, hem ticari,  hem de sosyal olarak gelişme dönemine giriyor. Yaygınlaşan Fransız etkisi nedeniyle “Grande Rue de Pera” adıyla anılmaya başlanan cadde, çok uluslu yapısının da etkisiyle 17. ve 18. yüzyıllarda iyice genişleyerek, 19. Yüzyılda tamamen kalabalıklaşarak en çok tercih edilen bölgelerden biri olmuş.

Tarihi kaynaklardan edinilen bilgilere göre, İstiklal Caddesi’ndeki ilk Müslüman yerleşimleri, İskender Paşa’nın Galata Mevlevihanesi’ni inşa ettirmesiyle (1491) başlamış. Arazisini 2. Bayezıd’ın   hediye ettiği Mevlevihane, bugün de her inanıştan insanın ziyaret ettiği bir cazibe merkezi konumunda. Mevlevihane inşaatıyla aynı dönemde, Asmalımescit Sokağı’na ismini veren mescit yapılmış. Ve böylece 15. Yüzyıldan itibaren Müslüman halk bu bölgeye akın etmeye başlamış.  Caddedeki altyapı çalışmalarının önemli bir kısmı Sultan Abdülaziz döneminde yapılmış. Zemine taş döşenmiş, elektrik şebekesi ve kanalizasyon sistemi kurulmuş. O dönemler için çok önemli olan bu çalışmalardan sonra caddedeki nüfus hızlı artış göstermiş. Nüfus artışının en doğal ihtiyaçlarından biri de hiç kuşkusuz ulaşım olduğu için, dünyanın en eski metrosu sayılan Tünel’in inşaatına başlanmış. Caddenin adı bu dönemlerde Cadde-i Kebir (Büyük Cadde) olarak kullanılıyormuş.

Cumhuriyet ve İstiklal

Cumhuriyet’in ilanından sonra cadde ‘İstiklal’ adını almış.

İstiklal Caddesi deyince ilk akla gelenlerden biri de hiç şüphesiz kırmızı tramvay olacaktır. Tramvayla ulaşım önce 1869-1966 seneleri arasında atlı olarak başlamış. Elektrikli tramvay hizmetine çok sonra geçilmiş. Bir dönem durdurulan tramvay seferleri 1990 senesinin sonunda Taksim-Tünel arasında çift hat olarak hizmete başlamış. Geçtiğimiz senelerde caddede yapılan yenilenme çalışmaları süresince tramvay seferlerine ara verilmişti. Kırmızı tramvay hem İstanbul, hem de İstiklal Caddesi için bir klasik. Caddede yürürken çın çın uyarı sesini duyarsınız, sonra kırmızı tramvayın nazlanarak geçişini izleyerek geçmişe ışınlanırsınız.. Beyoğlu’na takım elbiselerle, özenerek, en şık hallerinde gelen insanları görürsünüz..İşte İstanbul bu hatıralarla çok daha güzelleşir.

Dingo’nun ahırı mı burası

Tramvay deyince, atlı tramvaylı günlerden günümüze uzanan bir hikayeyi de aktarmak isteriz: Atlı tramvaylar Şişhane’deki yokuştan çıkarken çok zorlanırlarmış. Yorulan atlar, o dönemde tüm atların dinlendiği ve bakımlarının yapıldığı bir ahıra alınır; dinlenmiş yeni atlarla değiştirilirmiş. Ahırın sahibi   de Dingo isminde Ermeni asıllı biriymiş. Hikaye bu ya, Dingo sürekli içer, işinin başında durmaz, ahırla ilgilenmezmiş. Ahır çok bakımsız, gelen gideni de belli değilmiş. Yıllar geçmiş ve bugün de dilimize yerleşmiş olan ‘Dingo’nun ahırı mı burası’ sözü kullanılır olmuş. Kullandığımız birçok söz kalıbının geçmişi şehrin tarihinde gizli. Okumak, öğrenmek ve keşfetmek işte bu yüzden çok önemli.

İstiklal’de Atlas

Bu kadar tarih yeter diyerek, İstiklal’i gezmeye başlıyoruz. Taksim’de bulunan tarihi taksim kulübesinden başlıyor, sağlı sollu eşsiz güzellikteki yapıları izleyerek ilerliyoruz. Fransız etkisinin yoğun bir şekilde hissedildiği binalara baktıkça Paris’te bir sokakta olduğunuzu hissetmemeniz mümkün değil. İstiklal Caddesi dendi mi çok bilinen pasajlarını es geçmek olmaz. Bunlardan en bilinenlerinden biri hiç şüphesiz Atlas Pasajı. 1877 senesinde inşa edilen pasaj renkli yapısıyla, tiyatro ve sinema salonlarıyla ilgi çekiyor. Eski tarz sinema bileti gişelerini görmek insanda buruk bir mutluluk hissi uyandırıyor.

Çiçek Pasajı

Cadde üzerindeki tüm pasajlar bambaşka tarihlerde yaşanan bambaşka hikayelere ev sahipliği yapmış. Çiçek Pasajı, Aznavur Pasajı, Halep Pasajı, Hazzopulo Pasajı, El-Hamra Pasajı, Beyoğlu ve Terkos Pasajları bunlara sadece birer örnek. Terkos Pasajı, ucuz ve çeşitli giyim eşyası arayanların göz bebeği bir mekan. Pasajın adını görünce sağa dönün ve tezgahları karıştırmaya başlayın. Halep ve Aznavur pasajlarında da ağırlıklı olarak takı ve giyim eşyaları satılıyor. Çiçek Pasajı ise akşam oturmayı sevenlerin vazgeçilmezi olmuş. Gündüz saatlerinde içeri girip şöyle bir yürümenizi; yürürken de başınızı yukarı kaldırıp eşsiz mimari eserin seyrine dalmanızı öneririz. Çiçek Pasajının hemen yanında Anadolu yemekleri yapan bir mekan vardır. Oraya girip üst kata çıktığınızda karşınıza çıkan pencerelerden Çiçek Pasajı’nı kuşbakışı seyredebilirsiniz. Balık sevenler için Çiçek Pasajına alternatif olarak Nevizade ve Balık Pazarı’nı tavsiye edebiliriz.

Üçyıldız Şekerleme özlenen bir tat

Balık Pazarı demişken Üç Yıldız şekerlemeden bahsetmemek olmaz. Balık Pazarına girip biraz yürüyün, sola dönün. Kime sorsanız gösterir. İstanbul’da görüp görebileceğimiz en kibar ve kıymetli esnafın sahibi olduğu bu dükkan, daha kapıyı açar açmaz bizi içine alıyor. Sahipleri o yaşlarına rağmen işlerinin başında, hep güleryüzlü, hep kibar, hep müşteri kıymeti bilen davranışlar içinde. Pamuk şekerleri, orjinal büyük kavanozlarda sergilenen akide şekerleri, çikolatalar, ev yapımı helvalar ve daha niceleri. Bu dükkanı mutlaka bulun, sahipleriyle sohbet edin, alışveriş yapın. Hiç kaybolmamasını dilediğimiz bu değerlere sahip çıkmazsak yok olacaklarından korkuyoruz.

Üç Yıldız’dan aldığımız şekerleri cebimize dolduruyor ve yine bir klasik olan Mandabatmaz’a gidiyoruz. Olivia Çıkmazı’ndaki bu küçük mekan 1967’den beri müdavimlerini ağırlıyor. Kapısındaki birkaç küçük masa ve içerdeki minicik alanı günün her saati dolu. Sadece Türk Kahvesi ve çay hizmeti sunan mekanı bilenler bilir. Kahvesi öyle yoğundur ki, manda bile batmaz. Bu sıcak ve kendine has mekandan sonra caddedeki keşfimize devam ediyoruz.

Fransız Ekolü ve Galatasaray Lisesi

Caddenin mimari olarak muhteşem örnekler gizlediğini söylemiştik. Özellikle mimarlık fakültesi öğrencileri için eşsiz kaynaklar bulmak mümkün. Hollanda ve Rusya konsolosluk binaları görülmeye değer. Caddenin göz bebeği Mısır apartmanı ise 1910’da yapılmış. Neo-Klasik tarzın en önemli örneklerinden biri olan El-Hamra Han ise, bir dönemin en şık ve seçkin sinemasına ev sahipliği yapmış. 9 ayrı mahalleyi kapsayan cadde 1400 metre uzunluğunda ve tam ortası da Galatasaray Lisesi’nin olduğu bölge.  Tanzimat Döneminde eğitim alanında gerçekleştirilen faaliyetler sonucunda 1868’de kurulan Lise, bugün caddenin o bölümüne Galatasaray ismini verecek kadar önemli. Okulun büyük bahçe kapısının önünde duruyor ve çevreyi inceliyoruz. Burada çok eski zamanlarda Kapıkulu Askerlerinin ve Yeniçerilerin yetiştirildiği Acemi Oğlanlar Kışlası (bir çeşit askeri lise) bulunuyormuş. O dönem tüm dünyada bir Fransız etkisi hüküm sürdüğünden, bu okulda da Fransızca eğitim verilmeye başlanmış. Galatasaray Lisesi o günlerden bugünlere çok önemli isimlerin yetiştiği değerli bir eğitim kurumu olarak varlığını sürdürmüş.

Lisenin hemen yanında Galatasaray Meydanı’nda, Şadi Çalık’a ait bir heykel göze çarpıyor. 1973’de Cumhuriyet’in 50. Yılında yapılan eser, çelik borularla dinamizmi temsil eder. Lisesinin hemen karşısında ise Galatasaray Postanesi yer alıyor. 1875 yılında Ermeni Mimar Theodor Sıvacıyan tarafından inşa edilen yapı, bir dönem  İngiliz ve Alman Telgraf Şirketleri tarafından kullanılmış. Dış cephesi mermerden yapılan bina 1907 senesinde Postane Telgraf Nezareti tarafından satın alınmış. İstanbul Radyosu , BBC ve Alman radyoları da buradan yayın yapmışlar. Galatasaray Postanesi, 1977 yılında tamamen yanmış. Daha sonra onarılan bina, 1998 yılında müzeye dönüştürülmüş.

Ve kiliseleri

Buraya kadar gelmişken, Saint Antuan ve Aya Triada Beyoğlu Rum Ortodoks kiliselerini de görmenizi tavsiye ederiz. Görkemli mimari yapılarıyla oldukça önemli bu eserler, semtin vazgeçilmez duraklarından biri olmuş.

Bir dönem neredeyse dört bir yanı kitabevi olan İstiklal Caddesi, eski dokusunu hızla kaybetse de ilgi çeken yerler hala var. Galatasaray Meydanındaki Yapı Kredi Kültür yayınları uzun dönem devam eden yenilenme sürecinden sonra kitapseverlere yepyeni yüzü ve büyük alanıyla merhaba dedi. Caddenin keyifle vakit geçirebileceğiniz iki kitapçısı daha var.  Alman Kitabevi ve Kırmızı Kedi Kitapçısı. Uğrak yerlerimiz olan bu iki mekanı da tavsiye listemize ekleyelim.

 

Nasıl gidilir:

Yenikapı-Levent istikametinden gelen metro hattını kullanarak Taksim’e gelirseniz İstiklal Caddesine kolayca ulaşabilirsiniz. Anadolu yakasından gelecekler de şehir hatları vapurunu veya motorları kullanarak gelip, Gümüşsuyu üzerinden Taksim meydanına ulaşabilirler. Üsküdar veya Kadıköy’den deniz yoluyla gelecekseniz, Deniz Müzesi’nin karşısından Taksim dolmuşlarına da binebilirsiniz.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

File source: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Izmir005.jpg

Kadifekale

Kadifekale

Kadifekale, İzmir‘in en stratejik noktasına kurulmuş, şehrin en eski yapılarından birisidir. Tabii bugünkü hali değil. Tarihi bölge, esasen İzmir’e tepeden bakan (184 metre) bir yer olduğu için çok stratejik bir nokta. Hikaye’ye göre Amazonlar buradan gelip Smyrna’yı kurmuşlardı. Daha sonraları Büyük İskender’in arzusu ile, o zamanlar Pagos Tepesi olarak anılan bu noktaya kale kurulmuş. Sadece birkaç bin Smyrnalı’nın mutlu yaşamaları için M.Ö 3. yy’da yapılmış. O tarihten itibaren de 2 Şehrin hikayesi başlamış. Türklerin eline geçtikten sonra Müslüman olan tepe ve etrafı İzmir, ve uzun bir süre daha (1403 yılında Timur istilasına kadar) Cenevizlilerin Latin kenti (Türklere göre Gavur İzmir) olan İzmir. Kale ise Roma, Bizans, Osmanlı dönemlerinde kullanılmış. Bugün çeşitli onarımlar ile turizme kazandırılmaya çalışılıyor. Bizce sırf İzmir’in fotoğraflarını çekmek için bile gidilebilir.

tek başına gezmek

Tek başına gezmek … için altın kurallar

Tek başına gezmek … için altın kurallar

Tek başına gezmek, aslında bir gezi için pek tercih edilen bir şey değildi. Özellikle de son birkaç seneye kadar. Çünkü gezmek, her şeyden önce, bir şeyleri paylaşmaktır. Bir gezinin ardından elde kalan en önemli şey, anılardır. Ve bu anılar için çekilir onca fotoğraf. O fotoğraf karesi içerisinde olanlar ile paylaşılır anılar, sanki daha geziden yeni dönülmüş gibi.

Ama artık dediğimiz gibi yalnız seyahatler çoğalmaya başladı. Hatta 2018 yılı Visa Global Seyahat Araştırması sonucuna göre, seyahate çıkanların %42’si, kendini rahatlatmak veya ödüllendirmek amacıyla seyahat ediyor. %47’si ise aile veya sevdikleri ile vakit geçirmek için seyahat ediyor.

Teknoloji sayesinde aşırı bireyselleşen insanlık için, yine teknolojinin katkısı ile bireysel seyahat etmek de çok kolaylaştı. Tek başına gezenlere “Ne için tek başına geziyorsun?” diye sorsanız, size birçok sebep sıralayabilirler. Tarihi, gidilecek yeri, harcanacak bütçeyi, istediğin yere istediğin zaman gitmeyi, istediğin şey için istediğin parayı vermeyi, istediğin yerde istediğin kadar kalabilme özgürlüğü gibi. Tabiidir ki, tüm bunlar hemen hemen herkesi cezbedecektir. Bunlara diyecek bir şey yok.

Böyle bir seyahatin getirebileceği sadece 2 şey olabilir. Huzur ve Kaygı. Bizim bu yazımız, huzurdan daha çok kaygıya dönen gezilerden uzak durabilmeniz için yazıldı. Tek başınıza seyahat ederken, kaygıdan uzak kalmanızı sağlayacak altın öğütler listemiz için, çayınızı ya da kahvenizi hazırlayıp, okumaya başlayın.

Daha huzurlu tek kişilik seyahatler için altın kurallar

1. Kendinize yemek ısmarlayın

Tek başınıza gezerken sürekli sokak yemekleri veya atıştırmalıklar ile gününüzü geçirmeyin. Bu geziye kendiniz için çıktıysanız, ağız tadınıza uygun, güzel bir restorana gidip, yemek istediğiniz şeyleri kendinize ısmarlayın. Sanki o günden sonra bir daha hiç yemek yemeyecekmiş gibi bir yemek ve restoran olsun. Hem zaten “Nerede, ne yiyelim?” sorusuna “Sen bilirsin” cevabını verecek kimse de yok.

2. Etraftaki insanları izleyin.

Oturduğunuz kafe veya restoranlarda cadde/sokak masaları veya cam kenarı masaları tercih edin. Böylelikle, önünüzden geçen bir sürü insanı izleme şansı bulacaksınız. Onların kendi düşünceleri içinde dışarıya yansıttıkları size çok bilgi verir. Birbiri ile tartışan, espri yapan, gülen insanları izlemek çok değişik ama güzel bir tat verir insana. Özel not: Güneş gözlüğü kullanmak tavsiye edilir. Özellikle bön bön bakma tarzı olanlar için.

3. Yerel halk ile takılın

Gidip sokakta gördüğünüz ilk kişi ile anlaşın, gününüzü birlikte geçirin demiyoruz. Belki seyahate çıkmadan önce çevrenizden, gideceğiniz yere daha önce gitmiş birileri ve onların yerli tanıdıkları vardır. Veya güvenilir olması gerektiğini düşündüğünüz kişiler karşınıza çıkabilir. Onlara geziniz ile ilgili tavsiyeler vermelerini rica edin. “Şurada şunu, burada bunu yap” gibilerinden.

4.Kaş göz yara yara yerel dil konuşun.

Artık her şey cep telefonlarına kadar indi. Dolayısıyla internet bağlantılı veya bağlatısız kullanabileceğiniz bir sürü program var. O programlar vasıtasıyla, büyük ihtimalle hem sizin için, hem de karşınızdaki için yabancı bir dil olan İngilizce ile konuşmak yerine, siz yerel halkın dilinde konuşun. Aşırı sempatik bir hareket olacağından, hemen hemen herkes size destek olmak isteyecektir.

5. Cep telefonunu yerine koy.

Eğer özel bir adrese gitmiyorsan, sadece sokak ve caddelerde kafana göre takılıyorsan, cep telefonunu yeri olan cebine koy. Kafanı kaldır, ve görerek gez. Nerede olduğunu gösteren bir haritanın üzerindeki mavi noktadan çok daha fazlasını göreceğin kesin.

6. Hatta telefonu toptan kapatın

Eğer gerçekten cesursanız, veya telefonunuzun şarjı bitmekte ise, telefonu toptan kapatın. Telefonsuz bir şekilde yolunuzu yine bulursunuz. Belki biraz fazla yürümek zorunda kalabilirsiniz ama, karşınıza nasıl bir sürpriz çıkacak bilinmez.

7. Doğada zaman harcayın

Yalnız gezen birisine gidip Everest’e tırman demiyoruz elbet. Veya bir uçaktan Sahra çölüne paraşütle atla gibi bir tavsiyemiz olamaz. Ancak, gerek kafanızı, gerekse ruhunuzu dinlendirmek için, bir parkta veya sahilde veyahut bir arberatumda geçirilecek süre sizi kendinize getirecektir.

8. Kalabalığa karışın

“Yeşillikler bana göre değil, ben kalabalıkta kendimi iyi hissederim” derseniz, o zaman şehrin kalabalığına karışın. Bir yerel Pazar veya festival bunun için ideal noktalar olabilir. Belki de bir halk konserine denk gelirsiniz. Gezdiğiniz destinasyonda ilk önce, şehirde/kasabada ne aktiviteler olduğunu mutlaka kontrol edin.

9. Daha dikkatli olun

Tabii ki herkes şahsi güvenliği için özen gösterir. Biz bunu kastetmiyoruz. Kafanızı döndürdüğünüz her yeri görün. Sadece bakmayın. Yabancı bir ortamda, ilginizi ve dikkatinizi çekecek çok şey görebilirsiniz. Ancak onların çok az bir kısmını evinize götürebileceksiniz. O yüzden gözünüz daha dikkatli bakmalı.

10. Akıllı olun

Ziyaret edeceğiniz yer ne kadar güvenli olursa olsun, siz öncelikle kendi güvenliğinizden sorumlusunuz. Bu yüzden hiçbir zaman “Bana bir şey olmaz” kafasıyla tek başınıza geziye çıkmayın.

11. Bencil olun

Tek başına gezmek deyince en güzel kısmı sanırız ki bencil olabilmektir. Sonuçta tek başınıza gezmek istemenizin en önemli sebebi istediğinizi yapmak değil miydi? O yüzden, en çok yapmayı istediğiniz şeyleri yapın. Mesela lüks bir masaj salonunda kendinize bir SPA hizmeti satın alın. Kendinizi şımartın.

12. Başkalarının olmadığı bir tura katılın.

Bazı turlar başka insanlar katılmadan yapılamayabilir. Ama gün geçtikçe, maaliyeti biraz artıyor olsa da, tek başınıza bir tura katılabiliyorsunuz. Yani tur sadece sizin için yapılmış olsun. Bunu seyahat acenteleri üzerinden rahatlıkla ayarlayabilirsiniz.

13. Müze ve anıtlardan öğrenin

Kimi zaman bir müzede gördüğünüz ufak bir parça, tüm öğrendiklerinizi sorgulamanıza sebep verebilir. O yüzden öğrenmenin en kolay yollarından olan müze ziyaretlerinizi, gezinizden eksik etmeyin.

14. Seyahat Günlüğü Tutun

Fotoğraflar her zaman elinizin altında olmayabilir. Veya fotoğraflar hislerinizi sözleriniz kadar taşıyamayabilir. Kara kalem çizerek, bilet, fotoğraf hatta harita yapıştırarak anılarınızı yazın. İstediğinizi yazın. Yıllar sonra sizi tekrar o geziye götürecekler. Emin olabilirsiniz. Tek başına gezmek bakarsınız yazarlık duyularınızı arttırır.

15. Bir gösteriye katılın

Bazı şeyler mutlaka denenmelidir. Bir Çin Operası, bir Broadway Müzikali, veya çok sevdiğiniz bir müzik grubunun konseri. Festivaller de buna dahil tabi. Dilini anlamasanız bile, mutlaka gittiğiniz yerdeki o esnada gösterimi olan bir performansı izleyin. Biletini de seyahat günlüğünüze eklersiniz.

16. Sizi çağıran her dükkana girin

Başlığı daha da açmamıza gerek var mı? Sizi içine çekebilecek her dükkana girin. Bakarsınız tam da aradığınız şeyi orada bulacaksınız. Bu şansı neden kaçırasınız ki. Tek başına gezmek, tek başına alışveriş imkanını da beraberinde getiriyor.

17. Kartpostal gönderin.

Hiç modası kalmadı diyebilirsiniz. Ama düşünsenize, evdekilere veya eş-dosta, çıktığınız geziden bir kartpostal alıp atıyorsunuz. “O gezide o dakika aklımda sen vardın” demekten daha iyi ne gösterebilir sevginizi.

18. Zamanın tadını çıkarın.

Bazı anlar vardır, hiç bitmesin istersiniz. İşte gezerken öyle bir zamana denk gelirseniz, durun ve anın tadını çıkarın. Kovalayan yok, çekiştiren yok. Niye bırakasınız?

19. Güzel bir kitap ve müzik getirin.

Eskiden olsa, kasetler ve kalın kalın kitaplar ile gezmek ayrı bir sıkıntı olurdu. Ancak şimdi bir kulaklık ve dijital şarkı çalarlar ile, bir elektronik kitap okuyucu ile, kilolarca kitap ve yüzlerce kaset ufacık cihazlara girmiş oluyor. Değerlendirin.

20. Seçimlerinizi yargılamayın

Kendi seçimlerinizi zorlamayın. Sakın “Keşke” kelimesini kendiniz için kullanmayın. Keşke diyeceğiniz şeyleri de yapmak için uğraşmayın. Tadını çıkaracağınız şeyler yapın, daha da önemlisi tadını çıkarın.

21. İçgüdülerinize güvenin

Bu gerek güvenlik gerekse gezinizin tadı açısından önemli. Her hâlükârda, içgüdüler genelde insanların hareketlerini en fazla etkileyen sebeplerdir. Belki sizi bir beladan korur, veya gezinizin hazinesini keşfetmenizi sağlar.

22. Kendinizi tanıyın

Ve turunuzu bitirmek üzeresiniz. Artık sadece kendinizin ne istediğini, nelerden hoşlandığını çok iyi biliyor olmalısınız. Henüz daha tam kavrayamamışsanız, gezide bir yerlerde bir şeyleri keyfinize göre yapamadınız demektir. Tek başına gezmek isteyen birisi, bir turunu bitirdiğinde kendini mutlaka tanımış olmalıdır. Tanıyamadıysanız, bir geziye daha ihtiyacınız var demektir.

File source: http://commons.wikimedia.org/wiki/File:Hisar_Camii3.jpg

Hisar Camii

Hisar Camii

Hisar Camii, İzmir‘in en büyük ve gösterişli, aynı zamanda da tarihi camisi. Kemeraltı Çarşısı bölgesinde Kızlarağası Hanı’nın doğusunda kalan cami ile ilgili yapım rivayetleri oldukça fazla. Ancak ismini burada daha önceleri bulunan Liman Kalesinin hisarlarından aldığı söyleniyor.

Bir rivayete göre, İbn-i Batuta’nın da kayda geçtiği Şeyh (Molla) Yakup isimli bir zat tarafından 14. yy başlarında yapıldığı söylenir.

Bir başka rivayet, Timur’un İzmir’i alması sonucunda burada bulunan Liman Kalesinin kalıntıları üzerine bu caminin yapıldığıdır. İşin aslı, Müslüman Türkler bugünkü şehrin sahilden uzak kısmına daha önceden sahipti ancak Kale ve Liman bölgesi bir Latin şehri olarak yaşamına devam etmekteydi. Bugüne kadar gelen “Gavur İzmir” deyimi ile şehrin  Latin bölgesi kastediliyordu. İşte Timur, bu şehri aldı. Cami, onun yıktığı Liman Kalesi kalıntıları üzerine dikildi rivayeti bu bilgiye dayanıyor.

Bir diğer rivayet ise, bu caminin eski bir Latin kilisesinden dönüştürüldüğü üzerine. Bu sonuncu rivayete neden teşkil eden nokta ise, Caminin ender rastlanır bir şekilde, 3 mihrabının olması ve biraz İtalyan bir tarza sahip olmasından kaynaklanıyor.

Ama en akla yatan ve kabul gören yapım tarihi ve banisi, Aydınoğulları Beyliği soyundan gelen, Özdemiroğlu Molla Yakup Bey tarafından 1597/1598 yılları arasında yaptırılmış olmasıdır.

Cami İzmir’in en büyük dini yapılarından birisi. Ancak bu büyüklüğü onun 1813, 1868 ve 1881 yıllarında depremden ötürü zarar görmesini engelleyememiş. Toplam 8 onarım gören caminin son onarımı 2009-2011 yılları arasında yapılmış.

Konak Pier

Konak Pier

Konak Pier

Konak Pier, aslında Konak’ta bulunan ve şehrin Liman Gümrük Binası olması için yapılmış bir bina. Aslında döneminin ünlü mimarı Gustave Eiffel tarafından 1890 yılında tamamlanmış bir yapı. Evet hani şu Paris‘teki Eiffel kulesini yapan mimar. Yığma taş tekniği ile yapılan ve oldukça geniş bir alana sahip bina, maalesef İzmir’in liman özelliğinin yeterince kullanılamaması sonucunda 1960 yılında balık haline dönüşmüş. İlerleyen yıllarda bir süre bu şekliyle hizmet vermiş. 2004 yılında yapılan tadilat sonrasında ise günümüzdeki yarı alışveriş yarı restoran, bir çeşit Alışveriş merkezi haline dönüşmüş durumda. Konak’da böyle bir yerin varlığı bir nebze güzel olmuş. En azından atıl sayılabilecek bir bina, toplumsal kullanım alanına dönüşmüş. Deniz kenarı kafe ve restoranları, sinema salonu ile bölgeye etkinlik kazandırmış bir yer. Binanın tarihi görünümü, güzel bir İzmir gününde, ayrı bir fotoğrafik güzellik sunmakta.

Yalı Cami

Konak Yalı Camii

Konak Yalı Camii

Konak Yalı Camii, İzmir‘in en hareketli yerlerinden olan, Konak Meydanı’nda bulunuyor. O güzelim saat kulesinin hemen yanı başında olan caminin yapılış tarihi tartışmalı. Katipzade Mehmet Paşa’nın eşi, Ayşe Hanım, 1755 veya 1774 yıllarında bu camiyi, bir medrese ile birlikte yaptırmış. Yabancılar ile çok haşır neşir olan Ayşe Hanım yüzünden, bu camiye “İngiliz Ayşe Camii” de denmiş ama bizim araştırmalarımızda bu deyime çok rastlanmadı. Cami tipik bir Osmanlı camisi olarak tek kubbe ve tek minare olarak yaptırılmış. Tüm duvarları, bir zamanlar çini ile kaplı olmasına rağmen, 1. Dünya Savaşı esnasında çok zarar görmüş. Savaş sonrası onarılmış. 1964 yılında ikinci bir onarımdan daha geçmiş. Bugün artık sadece kapı ve pencere çevreleri Kütahya çinisi. Bu tür camilerden Türkiye’de bir kaç yerde daha bulunmakta. Bunlardan birisi de Antalya’da kaleiçi liman bölgesinde bulunuyor.

 

Byzantiumhippodrome

İstanbul At Yarışları

İstanbul At Yarışları : 1800 Yıldır Bitmeyen Sevda

İstanbul‘da 1800 yıldır değişmeyen ne var diye sorsanız, belki de aklınıza gelecek son şey, İstanbul At Yarışları ‘dır. Gerçekten de İstanbul, çok büyük boyutlarda düzenlenen at yarışlarına 1800 yıldan fazla bir süredir ev sahipliği yapmakta.

Geçmişten günümüze İstanbul Yarışları

Özellikle metro kazıları esnasında bulunan tarihi kalıntılar, İstanbul’un tarihinin M.Ö 4000’li yıllara kadar götürmekte. Ancak bizim yazımıza konu yaptığımız İstanbul at yarışları için mihenk taşı olarak alınabilecek tarih M.S. 2. yy.’a dayanmakta.

Roma İmparatoru Septimus Severus, Megaralılara ait olan Byzantion kentini büyük bir savaş sonrası ele geçirir. Ancak şehir çok büyük bir hasar görmüştür. Halkın da durumu hiç iyi değildir. İmparator kendi gücünü de yeni zapt ettiği topraklarda ki halka göstermek ister. Yeni bir şehir inşası başlar. Bu süreçte kimi tarihçilere göre M.S 196 yılında, kimilerine göre ise 203 yılında Antik Hipodrom olarak bilinen at yarışları ve gladyatör gösterilerinin yapılacağı alanın inşası biter. Biz alanın büyüklüğünü de ön görerek, 196 yılının başlangıç, 203 yılının ise hipodromun inşa bitiş tarihi olduğunu düşünüyoruz. İmparator aslında yeni ele geçirdiği şehri, Yeni Roma olarak inşa etmek istemektedir. Bu yüzden Byzantion Hipodromu, Roma’daki Circus Maximus benzeri olarak yapılır. Böylece, Byzantion halkı, Roma usulü at yarışları ve gladyatör eğlencelerinin tadıyla tanışır.

Konstantin Dönemi Hipodrom

Tarih ilerler Roma çok büyür ve artık tek bir noktadan yönetilemez hale gelir. Bunun üzerine Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluğu olarak, iki başla yönetilen bir imparatorluk haline gelir. İç savaşın daha da karışması sonucu Doğu Roma İmparatorluğunun başında bulunan I. Konstantin (Gaius Flavius Valerius Aurelius Constantinus) tüm imparatorluğun tek elden başına geçti. Bu kısmı çok kısa geçiyoruz. İlerleyen zamanda, Byzantion’un stratejik nokta olmasından ötürü şehir, Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti oldu. Bu arada unutmadan söyleyelim, Konstantin, Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma İmparatoru olarak tarihe geçmiştir.

13 Mayıs 330 tarihinde Byzantion kenti Nova Roma adıyla başkent olur. Yeni başkent, yeni bir yüze kavuşmalıdır. Tabii bu hipodromu da kapsar. At nalı şeklinde yeniden yapılan hipodrom, artık 480 metre uzunluğunda, 117 metre genişliğinde ve 100,000 kişiliktir. İstanbul at yarışları artık daha da büyük bir hipodroma sahiptir.

Bugün bu hipodroma ait kalıntıları İstanbul Arkeoloji Müzesinde, Türk İslam Eserleri Müzesi tabanında ve Sultan Ahmet Camii önünde bulunan At Meydanı denilen bölgede kısmen görülebilmekte.

Osmanlıda At Meydanı

I. Konstantin öldükten sonra şehir Constantinapolis olarak isim değiştirir. 1453 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilene kadar geçen sürede, oldukça yıpranan şehirde, hipodrom artık bir viranedir. Zaten Haçlı seferleri esnasında yağmalanan Constantinapolis’in hipodrom parçaları Venedik‘e götürülmüştür. Bu bölgeye Osmanlı zamanında At meydanı denmeye başlanır. M.S. 532’de şehrin yaşadığı en büyük isyanlardan olan Nika İsyanı’nın olduğu bu nokta, Osmanlı’da da isyan noktası olarak işlev görür. İstanbul’un işgal edildiği esnasında düzenlenen Büyük İstanbul Mitingi (Halide Edip Adıvar’ın konuşma yaptığı) yine bu meydanda gerçekleşir.

Hipodrom’dan VeliEfendi’ye

İstanbul at yarışları, zaman içerisinde sekteye uğrasa da, hipodromu hep önemli ve tarihi olaylar ile anılmış. Günümüzdeki Veliefendi Hipodromu ise çok farklı bir hikayeye sahip. Sultan III. Mahmut tarafından bir iftira yüzünden sürgüne gönderilen dönemin Şeyhülislam’ı Veliyüddin Efendi‘ye özür mahiyetinde bir arazi verir. Bu arazi zamanla İstanbul halkının çok değer verdiği bir çayırlık haline gelir. Veliyüddin Efendi buraya çeşitli vakfiyeler yaptırarak, halkın kullanımında kalması için kendi vefatından sonrasını da düşünmüştür. Halkta bu iyiliği unutmamış ve buraya Veli Efendi Çayırlığı demeye başlamıştır. 1911 yılına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir anlamda yakın dostu olan Almanların tavsiyesi ve arzusu sonucunda, İstanbul at yarışları’nın tekrar başlamasına karar verilir. Almanların en uygun yer olarak gördüğü Veliefendi Çayırlığı, bu amaçla Veliefendi Hipodromuna dönüştürülür.

Bugün Türkiye Jokey Kulübü bünyesinde, 596 dönüm arazi üzerine kurulu olan Veliefendi Hipodromu, 2020 metre uzunluğunda 27-36 metre eninde çim yarış pisti, 1870 metre uzunluğunda 17.5 -19 metre eninde sentetik yarış pisti ile “İstanbul At Yarışları”nın ev sahibi konumunda.

 

 

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları