Eski Foça Evlerweb

Eski Foça Sakin Liman

Eski Foça : Sakin Liman

Yıllar önce Ayvalık’tan İzmir’e giderken yol kenarındaki Eski Foça sebze pazarını görüp durmuştuk. Tazecik ege otlarını, güler yüzlü esnafını, ucuz ve kaliteli alışverişi çok sevmiş; alışveriş sonrası merkeze inip bir de çay içmiştik. O zamanki rotamız Alaçatı-Çeşme olduğu için bu güzel balıkçı kasabasında geçirdiğimiz birkaç saatle yetinmek zorunda kalmış, bir daha gelmeye, tadını çıkarmaya karar vermiştik. Eski Foça o kısacık anlarda bile kalbimizde yer etmeyi başarmıştı.

Nisan’da Eski Foça bir başka

Bu kararımızı bir Nisan vakti uygulamaya karar verdik. Önce kalacağımız yeri araştırmaya başladık. Doğallık, temizlik ve güven kalacağımız yer için olmazsa olmazlarımızdan. Özellikle aile, çoluk-çocuk bir tatil yapacaksanız bunlar çok önemli. Üstelik bizim bu gezimizde aile büyüklerimiz de misafirimiz olacaklardı. Yani konaklamanın önemi gittikçe yükseliyordu. Yanlış otel tercihinin en büyülü gezi rotasını bile mahvedebileceğini biliyoruz.

Foça Hotel 1887

Sosyal medyanın ve önsezilerimizin gücüyle Foça Otel 1887 ismine rastladık. Tanıtımında ‘Foça’daki büyük eviniz’ yazısını görünce bizim için doğru yer olduğunu düşünerek tercih ettik. Ne de güzel etmişiz. İstanbul’dan altı-yedi saat sürecek araba yolculuğumuzu her zamanki gezgin ruhumuzla, gördüğümüz her kahverengi tabelanın izini sürerek 12 saate çıkarmıştık. Önceden rezervasyon yaptırıp otelin güler yüzlü genç işletmecisi Meltem Hanım’la görüşmüştük. Yolculuk planlanandan uzun sürünce ve otele girişimiz gecikince nerede kaldığımızı merak ederek bizi arayan Meltem Hanım hiç görmeden kalbimizi fethetti.

Otele gittiğimizde ise fikrimiz hiç değişmedi. Güler yüzlü ve bilinçli işletme sahipleri, tertemiz şahane odalar, günün her saati sıcak çay ve anne kurabiyesiyle, ‘Foça’daki büyük eviniz’ sözünün hakkını veren bir yerdi burası. Odaların tümü antika eşyalarla dolu. Eski zaman çevirmeli kırmızı telefonlar, ahşap yatak başları, çekmeceler, banyoların karo taşları, duvardaki askılıklar ve sabahları anne usulü pişi kokan kahvaltılar. Biz bu oteli çok sevdik, çok güzel ağırlandık. Otel şehrin merkezinde, arabanızı park edip tüm eski Foça’yı yürüyerek gezebilir, hemen önünden denize girebilirsiniz.

Şimdi bu kadar övgü dolu söz yazınca reklam karşılığı iş yaptığımız sakın düşünülmesin. Biz ücreti karşılığı kaldık. Bu bizim en temel prensibimizdir. Bunu her zaman belirtiyoruz. Burada amaç, işini bu kadar seven, önemseyen, özenli işletmelerin desteklenmesi ve devam ettirilmesidir. Günübirlik sıradan hizmetlere, ne hizmet versek gelenimiz var anlayışına artık dur demeliyiz. Hak ettiğimiz hizmetleri almak en doğal hakkımız ise, bunu hakkıyla yapanları desteklemek de önemli görevlerimizdendir. Bu vesileyle Foça Otel 1887 Otel’in tüm işletmecilerine teşekkür ediyoruz. Yolunuz düşerse güler yüzlü Meltem Hanım’a bizden çokça selam götürürsünüz.

Kısaca Tarih

Eski Foça, Osmanlı’nın son dönemleri ve erken Cumhuriyet yıllarında sakin bir balıkçı kasabasıymış. Hemen arkasındaki Top Dağının arasından kıvrılarak indiğinizde, tüm güzelliği ve yel değirmenleriyle sizleri karşılayan bu şirin kasaba, yıllar içinde gelişerek turizmcilerin ilgisini çekmeye başlamış. Akdeniz foklarının yurdu, İyonyalıların 12 antik şehrinden biri olan Foça günümüzde hala balıkçılıkla geçimini sağlayanların merkezi konumunda. Balıkçılık burası için çok önemli gelir kaynaklarından biri. Çarşıda sahildeki balıkçı heykeli de aslını unutmayan Foça’nın en güzel simgelerinden biri.

Kent Antik Çağ’ da bir İyon yerleşimi olarak ortaya çıktığında civar denizde yaşayan foklardan dolayı Phokaia adını almış. Foça’da soyları tükenmekte olan Akdeniz foklarını korumak amacıyla devletin ve üniversitelerin araştırma merkezleri mevcut. Avlanması kesinlikle yasak olan fokun balıkçılar tarafından da korunduğunu söyleyen bir balıkçı, bu konuda Foçalıların ne denli hassas olduklarının altını çiziyor. Foklar ayrıca WWF dünya örgütü tarafından da koruma altına alınmış durumda.

İsmi Fok, simgesi Horoz – Kafalar karışmasın

Araştırıldığında, Eski Foça’nın simgesinin aslında horoz olduğu görülüyor. Tarihte Phokaialılar tahtadan horoz heykellerini meclislerine, tapınaklarına ve gemilerinin burunlarına koyarlarmış. Rivayete göre, kentte saklı olduğuna inanılan bir altın horoz varmış. Arkeologlar eski Foça’nın altında bir tarih yattığını dile getiriyorlar. Şehri gezerken etrafta irili ufaklı çok sayıda kazı çalışmasını görmemiz de buna işaret ediyor. Ayrıca eski liman tarafında da çok eski bir Athena Tapınağı kalıntıları bulunmakta.

İrili ufaklı parçacıklı adalardan oluşan Foça’da görülmesi gereken yerlerden biri de Siren Kayalıkları. Yunan mitolojisine göre Siren, kayalık ve boş adalarda yaşadığına inanılan deniz yaratıklarının ismi. Foça denizinde Orak Adası yakınlarında bulunan, hiçbir canlının yaşamadığı küçük adacıklar “Siren Kayalıkları” adıyla biliniyor. Fok balıklarının da yaşam alanı olan Siren Kayalıkları görülmeye değer. Yaz aylarında kayalıklara tekne turları olduğunu hatırlatalım. Çok uygun fiyata, Orak Adası, Siren Kayalıkları ve İncir Adası’nı görmeniz mümkün.

Foça’nın Karataşı

Antalya’dan başlayıp İzmir’in orta kesimine kadar uzanan Türk Rivierası’nın içinde bulunan Foça, Rum mimarisi evleriyle ve taş sokaklarıyla bizleri etkisi altına aldı. Otelimizin merkezi konumda olması sebebiyle yürüyerek Küçük Deniz olarak bilinen küçük limana indik, oradan Reha Midilli Caddesi’ni takip ederek manzarayı seyre daldık. Sahil boyunca yürüyünce bir yanımız deniz, balıkçı tekneleri, suyun sığ kısmında pelikanlar, ördekler ve kuğular; diğer yanımızda şahane panjurlarla bezeli rengârenk kapılı taş evler. Elimizde de Foça’nın meşhur sakızlı dondurması. Adeta bir rüyanın içinde gibiyiz.

Derken taş bir avluya düşüyor yolumuz. Etrafımız güller, çiçekler ve ortada bir karataş ve Ataol Behramoğlu’nun dizeleri:

“Karataş’a bir kez ayak basan

Foça’dan ayrılmazmış derler

Foça da sizi bırakmaz zaten

Kalbinizle bastıysanız eğer”

Efsaneye göre bu karataşa ayak basan Foça’ya tekrar tekrar gelirmiş. Biz de, bu güzel yere tekrar gelelim diye taşa kalbimizle bastık.

Eski Foça Kale ve Surlar

Sahile tekrar iniyor ve Beşkapılar Kalesi ve Surlara doğru yürümeye başlıyoruz. Balıkçı heykelinin orada yönümüzü bulmak için uğraşıyoruz. Yön gösteren ne bir tabela ne işaret yok maalesef. Yolumuzu bulmak isterken eski bir hana giriyor böylece orayı da görmüş oluyoruz. Daha sonra aşağı inip sahildeki yolu takip ederek kaleye ulaşıyoruz. Biz gittiğimizde surlara sahilden çıkmak mümkün değildi, kapalıydı. Antik Çağ’da kentin doğusundaki tepeler üzerinden geçen surlar, Athena Tapınağı’nın bulunduğu yarımadayı da kuşatmaktaydı. Hem antik hem de onun üzerinde bulunan bugünkü Eski Foça, bu surların çevrelediği alanın içerisinde kalıyor.

Athena Tapınağı Kalıntıları

Ortaçağ’dan kalma, şehrin etrafını çevreleyen surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı dönemlerinde onarılan bölümler. Şimdi kısmen tahrip olmuş mazgallı ve kuleli surun yan yana dizili 5 kapısının bulunduğu bölümü şehre giriş için kullanılmış. İç kısmında Türk hamamı kalıntıları bulunan surların iç kısmına, çarşı içinden biraz yokuş tırmanarak ulaşıyoruz. Oldukça geniş bir yeşil alan ve rengârenk çiçekler eşliğinde Foça’yı tepeden seyre dalıyoruz. Hemen buradaki Fatih Camiinde Foçalılarla sohbet ediyoruz. Fatih Cami, ilçenin Türk dönemine ait en önemli yapılarından biri. Yapıda 2 kitabe bulunuyor. 1531 tarihli avlu kapısındaki kitabeye göre avlu kapısı, Mustafa Ağa adlı bir kişi tarafından yaptırılmış; ana giriş üzerindeki kitabeye göre ise yapı, Kanuni Sultan Süleyman’ın emri ile yeniden inşa ettirilmiş. Cami, günümüzde hâlen kullanılmakta.

Burada bir küçük eleştirimiz olacak: Surlara yürüdüğümüz yolda çöp bidonlarından taşan çöpler hem görüntü hem de koku olarak hoş olmayan bir durum sergiliyordu. Bu önemli ayrıntıya dikkat çekmek isteriz. Kulenin bu bölümü 1983 yılında restore edilmiş. Kale UNESCO Dünya Kültür Mirası aday listesinde yer alıyor. Bu listeye adı girmiş bir mirasın çöp kokularıyla gölgelenmiş olmasını tarih bilincine yakıştırmak mümkün değil..

Güzel bir yürüş ve ödül gibi bir müze.

Surlara tırmanmak için çıktığımız yolu geri inerek sahile ulaşıyoruz. Surları inceleyerek yaptığımız yürüyüşün sonunda, yolun sonundaki müzeyi buluyoruz.. Denizciliği Tanıtma, Sevdirme, Yaygınlaştırma Merkezi olarak geçen bu müzede denizcilikle ilgili materyaller, objeler, bilgi, belge ve dokümanlar bulunuyor. Gezmenizi önemle tavsiye ederiz. Zira bir yeri tanımak için önce sokaklarını gezmeli, tepelerine tırmanmalı; sonra varsa müzelerini ziyaret etmelisiniz.

Eski Foça’nın bir güzel tarafı da denizinin mavi bayraklı olması. Merkeze yakın çok sayıda plaj var. Fakat merkezde her yerde dilediğiniz gibi denize girebiliyorsunuz. Kaldığımız otelden bir adım ötesi sahildi. Önü kumsal. Dilediğince yüzen insanlar. Kimse kimseyi rahatsız etmiyor. Denize girmek için arabanıza binip onca yol kat etmenize gerek yok.

Gelecekte buralıyız

Burası öyle sakin bir yer ki, emeklilikte yerleşmek istediğimiz yerler içindeki listeye ismini ‘altın’ harflerle yazdırdı. Çeşme, Alaçatı ve Bodrum gibi aşırı kalabalık değil. Bu çok güzel anlatılmaz bir keyif. Etraftaki insanlarda tam bir yazlıkçı rahatlığı var. Geceleri gümbür gümbür müzik çalan gece kulüpleri yok. Yürüyerek her yere ulaşıyorsunuz. Çarşıdaki asmanın altındaki pastaneden poğaça, kurabiye alıp sahildeki çay bahçesinde yiyebiliyorsunuz.

Öyle teferruatlı sofralara gerek yok mutlu olmak için. Tatil yerlerinde, popüler yerlerde veya her şey dahil otellerde özellikle akşamları yemeğe iki dirhem bir çekirdek gidenlere, topuklu ayakkabıların üzerinde salınarak yürüyenlere hep hayret ve şaşkınlıkla bakmışımdır. Tatil rahat edip dinlenme yeri iken, kendine bu eziyet niye? Yüzünde tonlarca makyaj, her akşama bir kıyafet ve ona uygun ayakkabı-çanta-saat vs vs.. Hatta hiç unutmam Antalya bölgesinde Rixos Otellerinin birinde kaldığım bir tatilde akşam yemeklerinde bir kadınla hep yanyana masalara denk geliyorduk. O eşiyle, ben eşimle yemeğe iniyoruz. Kendisi düğüne gider gibi giyinmiş, ben bir elbise, bez ayakkabı, saçlar toplanmış. O bana, ben ona şaşkın bakarak bir haftalık tatili geçirmiştik.

Oysa tatil keyif yeridir, kafayı boşaltmak için fırsattır. Katı kuralları sevmez. İşte bu yüzden Eski Foça bizim gibi bez ayakkabılarından vazgeçmek istemeyenlerin bir numarası olacak özellikte bir cennet. Her köşesiyle doğal, keyif veren ve dinlendiren.

Eski Foça Yeryüzü Pazarı

Eski Foça’nın bir de Yeryüzü Pazarı diye isimlendirilmiş meşhur pazarı var. Yıllar önce yoldan geçerken bizi durdurup, Foça’yla tanıştıran pazarın ta kendisi. Bu pazarın özelliği Slow food ilkelerine uygun, temiz ve adil satış yapılması. Bu Pazar sadece üreticilerin yer aldığı bir Pazar olma özelliğini taşıyor. Bunun bir örneğini de Sığacık’ta görmüştük. Eski Foça Yeryüzü Pazarı, her Pazar 08:30-18:00 arasında siz ziyaretçilerini bekliyor. Pazarda, zeytinyağından, Ege’nin meşhur yeşilliklerine, peynirden, reçellere ve doğal ekmeklere kadar birçok ürüne ulaşmak mümkün.

Eski Foça’ya kadar gelmişken Kozbeyli köyünü görmeden olmaz. Tarihi yapıları, doğal güzelliği, şirin kahvesini çok duyduk. Biz de gezdik, gördük ve dibek kahvemizi içtik. Hafta sonları çok kalabalık olduğunu duyduk, malum sosyal medyada meşhur olan yerler böyle zamanlarda insan akınına uğruyor.

Kalabalıkları sevmiyorsanız Eski Foça’yı en güzel ziyaret zamanları her iki bahar mevsimi olacaktır. Gezi tarihlerinizi hafta içi günlere denk getirirseniz, sakin huzur dolu bir tatil kaçınılmaz olacak.

Siz bizi dinleyin, Eski Foça’ya gidin..Bizden de selam söyleyin.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

üçyıldız şekerleme web

Üç Yıldız ve Roman Kahramanı

Üç Yıldız ve Roman Kahramanı

Üç Yıldız ve Roman Kahramanı sanki bir öykü başlığı gibi oldu. Ama biz de o kapıyı açtığımızda bir öyküyü başlattık. Zaman içinde sizi de, bir yolculuğa çıkartacak bu öykü. İçeride olduğunuz sürece başka bir dünyanın kalbinde, belki de hayal ettiğiniz o günlerde geziyorsunuz. İşte biz bugün öyle bir kapıyı araladık. Burada gördüklerimizi ise sizinle paylaşacağımız için heyecanlanıyoruz. Beyoğlu’ndayız. İstiklal Caddesi’nde ilerliyoruz. Çiçek Pasajının hemen yan sokağına, Balık Pazarı’na çeviriyoruz yönümüzü. Balık Pazarı’nın ilk dükkânlarından biri olan Üç Yıldız Şekerleme işte karşımızda. Durup bir bakıyoruz. Üç yıldızdan oluşan tabelası ve ahşap kapı döşemesiyle yıllara meydan okurcasına bizi karşılıyor. Sahibi Feridun Bey, her zamanki saygısı ve güler yüzüyle karşılıyor bizi. Kapıdan giren her müşteriyi velinimet sayan, sadece ürün satmakla değil, insanın özüyle ilgilenen, günümüzde artık ender rastladığımız bir esnafla karşı karşıyayız. Saygıyla buyur ediyor bizi, hal hatır soruyor ve sohbete başlıyoruz. Buraya her yolumuz düştüğünde mutlaka uğrar, kendisiyle sohbet eder, kakaolu-sade helvamızı ve karışık akide şekerimizi alır, yüzümüzde bir tebessümle evimize döneriz. Feridun Bey ve benBugün de niyetimiz bu; fakat sohbet biraz uzuyor. Çayları, ıhlamurları içtikçe konuşuyoruz, Taksim’in bozulan dokusunu, Beyoğlu’nun ‘Beyoğlu’ olduğu günleri, itinayla giyinmiş hanımefendileri, o eskinin fötr şapkalı, takım elbiseli İstanbul bey efendilerini. Bir de günümüzün yozlaşmış, kirli, kalabalık ve anlamsız kalabalıklarına bakıyoruz… Üzülmemek elde değil.

Üç Yıldız Hikayesi

Feridun Bey’in ailesi Rumeli’den İnebolu’ya, sonrasında da İstanbul’a gelmiş. Babası Ahmet Fikri Dörtler ’in dedesi de tatlıcıymış. Neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt olan dükkân, Ahmet Bey ve 2 ortağıyla birlikte 1926’da açılmış. Ortaklardan biri Feridun Bey’in amcasıymış. 3 ortağı simgelesin diye Üç Yıldız ismini koymuşlar. Yıllar içinde ortaklık bozulmuş, Ahmet Fikri Dörtler tek sahibi olarak devam etmiş. Fakat yola çıktığı ortaklarını hiç unutmamış, dükkânın ismi Üç Yıldız olarak kalmış. Feridun Dörtler dükkânın ikinci kuşak temsilcisi olarak oğlu Altuğ Dörtler ile birlikte işinin başında. Feridun Bey başlı başına bir tarih. 85 yaşında. Galatasaray Lisesi mezunu. 1 yaşından beri Cihangir’de babadan kalma bir evde yaşıyor. Bir dönem Galatasaray’da profesyonel futbol oynayan Feridun Dörtler, futbolu neden bıraktığını sorduğumuzda ‘gönül işinden’ diye cevap veriyor. Eşi hanımefendiyi o yıllarda tanımış. Evlenmek istediğinde ailesi futbol oynadığı için karşı çıkmış. Ve aşk galip gelmiş, futbolu bırakan Feridun Bey, ‘benim gönlüm için dünyanın en güzel kadınıydı’ dediği eşiyle evlenmiş. Eşini 2011 senesinde kaybetmiş. Anlatırken zaman zaman duruyor, gözleri doluyor. Eşine ve işine böylesine bağlı böylesi bir beyefendinin karşısında saygıdan ve hayranlıktan bizim de gözlerimiz doluyor. Zaten bu uzun sohbet esnasında defalarca duygulu anlar yaşıyor, karşılıklı gözyaşlarımızı siliyoruz.

Eski Beyoğlu

Bizi bu duyguların içine sürükleyen, eskiye ve güzele olan özlemimiz. Beyoğlu’ndaki esnafın birbirini ne denli sevdiğini, saydığını ve koruduğunu anlatıyor. O dönemler herkes birbirini tanırmış, o kadar çok pastane olduğu halde kimse kimsenin işini baltalamazmış. Şimdi çevrede bir-iki esnaftan başka kimsenin kimseyi tanımadığını söylüyor 84 senedir oturduğu apartmanda bile ancak 2 aileyle selamlaşıyorlarmış. Anlatırken duyduğu hüznü gözlerinden okuyoruz. Sohbet ederken bir yandan dükkândaki ürünleri seyre dalıyoruz. Şık ambalajlar içinde çikolatinler, badem şekerleri, şık kaplar içinde akide şekerleri, helvalar, reçeller. Reçellerin tamamı ev yapımı. Mevsiminde halden alınan meyveler klasik usulde pişirilerek reçel haline getiriliyor. Hazır kavanozlar içinde alabileceğiniz gibi, açık kaplardan dilediğiniz kadar da alabilirsiniz. Eskiden müşteriler kendi kaplarını getirir içini reçelle doldururlarmış. Bu reçeller neredeyse 190 senelik bakır kaplarda (batyalar), bembeyaz örtülerle muhafaza ediliyor. Sohbet ederken bir müşteri, sabah kahvaltısı için birazcık reçel almaya geliyor. Feridun Bey az-çok demeden her ürünü itinayla hazırlıyor, paketliyor, müşterisine veriyor. Çilek reçelinin lezzetini müşterilerden duyduk, size aktarmazsak olmaz.Reçeller Sadece çilek reçeli mi? Tabi ki hayır. Gül, vişne, kayısı, ayva, portakal reçelleri de ustalarının imzalarını üzerinde taşıyan bakır kaplarda sizleri bekliyor. Üç Yıldız’ın vazgeçilmez tatlarından olan badem ezmesi %75 badem, %25 pudra şekerinden oluşuyor.  Tamamen el ile yoğurulan badem ve Antep fıstık ezmesi özel kutularda satışa sunuluyor.

Beyaz Tatlı

Beyaz TatlıGözümüz tezgâhtaki reçel kaplarına kıyasla daha küçük bakır kaplara takılıyor. Bergamotlu beyaz tatlı yazan kapağı kaldırıyor ve meşhur Beyaz Tatlı ile tanışıyoruz. Kapağı açar açmaz bergamot ve vanilya kokularıyla sarhoş oluyoruz. Su, şeker, limon ve çeşitli aromalardan oluşan bu tatlı, çevire çevire yapıldığı için ‘çevirme’ olarak da anılıyor. İstanbul’un en eski tatlılarından biri olan Beyaz Tatlı, sıcak yaz günlerinde buz gibi suyun içine bir kaşıkla konulur, biraz suyu içerek biraz da kaşıkla yenilerek tüketilirmiş. Çok eskiden Boğaz’daki pastanelerde ‘denizaltı’ olarak satılan bu tatlı, Rumların evlerine her gelen misafire mutlaka ikram ettiği, Musevilerin dini bayramlarında yediği bir lezzet. Bir tatlı çeşidi bile içinde hoşgörüyü, birlik ve beraberliği olmayı barındırabiliyor. Bu dükkânda bugün bunu bir kez daha fark ediyoruz.    

Tarihi bir şekerci

Tarihi dükkânın başka bir üretimi ise rengârenk akide şekerleri. Şekerler kavanozların içinde parlak ve renkli halleriyle sadece çocukları değil her yaştan insanı cezbedecek güzellikte. ŞekerlerTarçın, limon, kahve, gül, portakal, bergamot, karanfil ve çilekli şekerlerin içinden biz limon ekşili ve karanfilli olanı seçtik. Her ikisi de ağzımıza atar atmaz o müthiş aromalarıyla bizi mest etmeye yetti. Bu dükkânda alışverişin bir güzel tarafı da ürünlerin itinayla ambalaj edilmeleri. Çocukluğumuzun pastanelerindeki gelenek aynen devam ettiriliyor. Hele o renkli kâğıttan kurdeleler yok mu? Eve gelince paketleri açmaya kıyamadık. Bir diğer rengârenk çeşit ise üzeri toz şeker ile kaplanan meyve aromalı jöleler... Meyve aromalı şekerleri ve lokumları unutmak olur mu? Dükkânda bir çanak içinde ikram edilen o muhteşem sakızlı lokumlar, tam olması gerektiği gibi. Diğer adıyla ‘pullu sakızlı’ lokum diye anılan bu lokum çeşidi turistlerin en çok rağbet ettiği ürünler arasında. Unutmamak gerekir ki, lokum bu toprakların en eski lezzetlerinden biri. Çikolatanın tarihi o kadar eski değil. Türk ismiyle anılan bir tatlı olma özelliğini taşıyan lokumun değerini en az turistler kadar bilip sahip çıkmak, kültürel vazifelerimizden biridir. Feridun Bey’le konuştukça bir tarih kitabının sayfalarını aralıyor gibi hissediyoruz. Fotoğrafları ise tamamen hayal gücümüzden ibaret. O anlatıyor, biz hayal ediyoruz. Sohbet arasında dükkâna adres sormak, buğday satın almak için girenlere bile büyük özenle cevap veriyor; yardımcı oluyor. Böyle kıymetli yerlerin bilinmeyişine içten içe üzülüyoruz. O dükkâna girip buğday soran kişi ne büyük bir tarihle karşı karşıya olduğunun farkında mıydı acaba?

Eski Bayramlar

Feridun Bey Üç Yıldız Şekerleme, genç Cumhuriyet’le birlikte büyümüş. O yıllara tanıklık etmiş. Söz o dönemdeki bayramlara geliyor. O yıllarda bayram öncesi dükkânın önünde kuyruk olduğunu anlatıyor Feridun Bey. Bayramda bile dükkânı açar, en itinalı kıyafetleriyle bayramlaşmaya gelen müşterilerini beklerlermiş. Günümüzde ise ne bayramlarda ne de diğer günlerde o yoğunluktan eser kalmadığını anlatıyor. Duyan, araştıran, okuyan ve bilerek gelen müşterilere çok kıymetli bir kaynak Feridun Bey. Anlatmaktan, paylaşmaktan ve ürünlerinden ikramda bulunmaktan büyük zevk aldığı belli. Hareketleri ve konuşması kadar kıyafeti de oldukça özenli. Tertemiz ve ütülü gömleği, boynunda atkısıyla 21 yaşından beri işinin başında. ‘Babama verdiğim sözü tuttum’ diyor gururla. Kurulduğu günden bu yana aynı yerde hizmet veren Üç Yıldız Şekerlemenin başka şubesi yok. 1965 senesinde bir tadilat geçirmiş, onun dışında çivi çakılmamış. Zemininden kapısına, kavanozlarından helva tezgâhlarına ne varsa orijinal.

Roman Kahramanı Olmak

Zamana direnen bu güzel dükkânda, kendimizi roman kahramanı gibi hissediyoruz. Derken dükkâna Rum olduğunu konuştuğumuzda anladığımız bir kadın giriyor. Kiliseye törene gelmiş, eve dönüşte çocuklarına akide şekeri almak istemiş. Kapıdan Feridun Bey’e selam vererek, hal-hatır sorarak, neşeyle giriyor. Buradan alışveriş etmenin bir aile geleneği olduğunu söylüyor. Feridun Bey bizden müsaade isteyerek tezgâhın arkasına geçiyor, büyük kavanozların kapaklarını sakince açıp rengârenk akide şekerlerini özenle tartıyor, ambalajlıyor, müşterisine paketini uzatırken bir eliyle de şeker ikram ediyor. Müşteri afiyetle şekerini yiyor, paketini alıyor, ahşap köşeli, eski pirinç kelebek kanadı şeklindeki kapının kolunu açıyor ve Balık Pazarı’nın kalabalığında evine doğru yol alıyor. Ve biz bir masalın başrolünde, bir masalın en heyecanlı yerindeymişiz gibi oturduğumuz yerden kalkıyoruz. Feridun Bey’in elini öpmek istiyoruz, izin vermiyor. Kucaklaşıyoruz.. Çok yaşayın Feridun Bey, çok yaşa Üç Yıldız… Çok yaşayın Feridun Bey gibiler, nezaketi, ölçüyü ve çalışmayı sevenler… Yazı ve Fotoğraflar: Gonca Sağlık
Byzantiumhippodrome

İstanbul At Yarışları

İstanbul At Yarışları : 1800 Yıldır Bitmeyen Sevda

İstanbul‘da 1800 yıldır değişmeyen ne var diye sorsanız, belki de aklınıza gelecek son şey, İstanbul At Yarışları ‘dır. Gerçekten de İstanbul, çok büyük boyutlarda düzenlenen at yarışlarına 1800 yıldan fazla bir süredir ev sahipliği yapmakta.

Geçmişten günümüze İstanbul Yarışları

Özellikle metro kazıları esnasında bulunan tarihi kalıntılar, İstanbul’un tarihinin M.Ö 4000’li yıllara kadar götürmekte. Ancak bizim yazımıza konu yaptığımız İstanbul at yarışları için mihenk taşı olarak alınabilecek tarih M.S. 2. yy.’a dayanmakta.

Roma İmparatoru Septimus Severus, Megaralılara ait olan Byzantion kentini büyük bir savaş sonrası ele geçirir. Ancak şehir çok büyük bir hasar görmüştür. Halkın da durumu hiç iyi değildir. İmparator kendi gücünü de yeni zapt ettiği topraklarda ki halka göstermek ister. Yeni bir şehir inşası başlar. Bu süreçte kimi tarihçilere göre M.S 196 yılında, kimilerine göre ise 203 yılında Antik Hipodrom olarak bilinen at yarışları ve gladyatör gösterilerinin yapılacağı alanın inşası biter. Biz alanın büyüklüğünü de ön görerek, 196 yılının başlangıç, 203 yılının ise hipodromun inşa bitiş tarihi olduğunu düşünüyoruz. İmparator aslında yeni ele geçirdiği şehri, Yeni Roma olarak inşa etmek istemektedir. Bu yüzden Byzantion Hipodromu, Roma’daki Circus Maximus benzeri olarak yapılır. Böylece, Byzantion halkı, Roma usulü at yarışları ve gladyatör eğlencelerinin tadıyla tanışır.

Konstantin Dönemi Hipodrom

Tarih ilerler Roma çok büyür ve artık tek bir noktadan yönetilemez hale gelir. Bunun üzerine Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluğu olarak, iki başla yönetilen bir imparatorluk haline gelir. İç savaşın daha da karışması sonucu Doğu Roma İmparatorluğunun başında bulunan I. Konstantin (Gaius Flavius Valerius Aurelius Constantinus) tüm imparatorluğun tek elden başına geçti. Bu kısmı çok kısa geçiyoruz. İlerleyen zamanda, Byzantion’un stratejik nokta olmasından ötürü şehir, Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti oldu. Bu arada unutmadan söyleyelim, Konstantin, Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma İmparatoru olarak tarihe geçmiştir.

13 Mayıs 330 tarihinde Byzantion kenti Nova Roma adıyla başkent olur. Yeni başkent, yeni bir yüze kavuşmalıdır. Tabii bu hipodromu da kapsar. At nalı şeklinde yeniden yapılan hipodrom, artık 480 metre uzunluğunda, 117 metre genişliğinde ve 100,000 kişiliktir. İstanbul at yarışları artık daha da büyük bir hipodroma sahiptir.

Bugün bu hipodroma ait kalıntıları İstanbul Arkeoloji Müzesinde, Türk İslam Eserleri Müzesi tabanında ve Sultan Ahmet Camii önünde bulunan At Meydanı denilen bölgede kısmen görülebilmekte.

Osmanlıda At Meydanı

I. Konstantin öldükten sonra şehir Constantinapolis olarak isim değiştirir. 1453 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedilene kadar geçen sürede, oldukça yıpranan şehirde, hipodrom artık bir viranedir. Zaten Haçlı seferleri esnasında yağmalanan Constantinapolis’in hipodrom parçaları Venedik‘e götürülmüştür. Bu bölgeye Osmanlı zamanında At meydanı denmeye başlanır. M.S. 532’de şehrin yaşadığı en büyük isyanlardan olan Nika İsyanı’nın olduğu bu nokta, Osmanlı’da da isyan noktası olarak işlev görür. İstanbul’un işgal edildiği esnasında düzenlenen Büyük İstanbul Mitingi (Halide Edip Adıvar’ın konuşma yaptığı) yine bu meydanda gerçekleşir.

Hipodrom’dan VeliEfendi’ye

İstanbul at yarışları, zaman içerisinde sekteye uğrasa da, hipodromu hep önemli ve tarihi olaylar ile anılmış. Günümüzdeki Veliefendi Hipodromu ise çok farklı bir hikayeye sahip. Sultan III. Mahmut tarafından bir iftira yüzünden sürgüne gönderilen dönemin Şeyhülislam’ı Veliyüddin Efendi‘ye özür mahiyetinde bir arazi verir. Bu arazi zamanla İstanbul halkının çok değer verdiği bir çayırlık haline gelir. Veliyüddin Efendi buraya çeşitli vakfiyeler yaptırarak, halkın kullanımında kalması için kendi vefatından sonrasını da düşünmüştür. Halkta bu iyiliği unutmamış ve buraya Veli Efendi Çayırlığı demeye başlamıştır. 1911 yılına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir anlamda yakın dostu olan Almanların tavsiyesi ve arzusu sonucunda, İstanbul at yarışları’nın tekrar başlamasına karar verilir. Almanların en uygun yer olarak gördüğü Veliefendi Çayırlığı, bu amaçla Veliefendi Hipodromuna dönüştürülür.

Bugün Türkiye Jokey Kulübü bünyesinde, 596 dönüm arazi üzerine kurulu olan Veliefendi Hipodromu, 2020 metre uzunluğunda 27-36 metre eninde çim yarış pisti, 1870 metre uzunluğunda 17.5 -19 metre eninde sentetik yarış pisti ile “İstanbul At Yarışları”nın ev sahibi konumunda.

 

 

cem portre resima

Cem Polatoğlu Röportajı

Turizm Sektörünün Önde Gelen İsimlerinden Olan Cem Polatoğlu İle Sizler İçin Bir Röportaj Gerçekleştirdik.

Turrehberin olarak, siz takipçilerimiz ile paylaşmak üzere, Türkiye turizm sektörünün önde gelen isimlerinden Sayın  Cem Polatoğlu ile bir röportaj gerçekleştirdik. Bu röportaj ile başlayarak, bundan sonra zaman zaman, Türkiye’deki turizm sektörünün önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiğimiz röportajları  paylaşacağız. Kimileri gerek sektörde gerekse halk önünde bilindik isimler olsa da, tamamı sektöre etki eden isimlerden oluşacak. Bu sayede, sektörün önde gelenlerini tanıma fırsatı bulacaksınız. Sözü fazla uzatmadan sizleri röportaj ile başbaşa bırakıyoruz.

Öncelikle, okuyucularımızın sizi daha iyi tanımaları amacıyla, bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Cem Polatoğlu, 1977″den beri Sektörde (Otel, Çarşı, Yurtdışı Acente, Profesyonel Turist Rehberi, Acente Sahibi) İ.T.Ü. Gemi inşaatı mezunu, Amerika“da Nord Caroline S.U. Master, Avusturya/ Viyana‘da W.T.Ü. de doktora çalışması. 1987″de Birleşmiş Milletler”de Deniz Hukuku Departmanında(USA), 1988″de IBM (İspanya) çalışma. 10 seneyi aşkın yurtdışı deneyiminde Amerika /İspanya /İtalya ve Avusturya”da büyük ve orta ölçekli seyahat acentelerinde, Türkiye”de ise kısa süreli ASYA TOUR ve DURU TURİZM çalışma deneyimli. JAYCESS Genç Müteşebbisler Derneği Türkiye Kurucu üyesi. Yurda dönüş ve 1994 PRONTOTOUR‘un kuruluşu. Devrederek 2003 yılında BARACUDATOUR‘un kuruluşu. 1994″den itibaren TÜRSAB‘da çeşitli komisyonlarda görevler. Son dört senedir TÜRSAB Boğaziçi B.Y.K. üyesi. Bildiği Diller; Çok İyi derecede; İspanyolca, İtalyanca, İngilizce ve Almanca (Tüm dillerden T.C Turizm Bakanlığı Kokartlı Profesyonel Turist Rehberi). Evli.2 Çocuk Babası.

Dünyada her noktaya turlarınız var. Hatta bu sizin sloganınız olmuş. Türkiye pazarı için hangi noktalar daha revaçta değerlendirebilir misiniz?

Evet, Tur Andiamo‘da sloganımız da “HARİTADA VARSA BİZDE DE VAR” Niş dediğimiz programlar yapmayı seviyoruz. Örneğin bu günlerde Güney Pasifik 2 ayrı turumuz kalkacak. Rotalar; Kribati, Tuvalu, Samoa, Tonga, Nauru, Niue, Fiji.

Geçtiğimiz son 2 yıl özellikle turizm sektörü için bir miktar problemli oldu. Sizin sektör içindeki durumunuz bu süreçte nasıl etkilendi?

Biz de çok etkilendik. %30’a varan kur artışı belki de 300 euro’luk Avrupa turlarında 300 TL fark etti. Müşteri sayısı açısından çok kaybımız olmadı. Ancak 7-8 bin euroya yakın maliyetlerdeki turlarımızda bu kayıp kişi başı 2.500 TL’larına vardı. Bu da bize %30-40 müşteri kaybı getirdi.

Sizce neden yurt dışı tatil yapılmalı. Misafirleriniz neden yurtdışını tercih ediyor?

Öncelikle bu dünya ölümlü dünya, üstelik çok küçük. Değişik kültürleri, tatları, medeniyetleri görmeden diğer tarafa seyahat etmek istemiyorlar. Önce bu tarafı bitirmek istiyorlar.

Döviz kurlarının Türk Lirası karşısında ciddi artışlar gerçekleştirdiği bir dönemdeyiz. Bu oluşum sizce yurtdışı turlarını nasıl etkiler?

Bilindiği üzere son 2 senede %30’un üzerinde kur kaybı yaşadık. Bu da bize aynı oranda müşteri kaybı getirdi.

Önümüzdeki 1 yıl içerisinde, özellikle outgoing turizm noktasında Türkiye beklentileriniz neler?

Turizm bir Alış-Veriştir. Yani tek taraflı turizm bir noktada sizi tıkar. Özellikle Türk insanının kullandığı gidiş uçaklarının dönüşünü biz yabancılarla dolduruyoruz. Bu da uçak maliyetini yarı yarıya düşüren bir unsur. Ayrıca gezen Türk insanı oralardaki ticaret olanaklarnı da ülkemize taşıyor. Tüccar, Sanayici yurtdışında kendi sektöründe gördüğü kaliteyi, fiyatı yakalamaya çalışıyor hatta geçip ihracata yöneliyor. Ben şahsen bunun onlarca örneğini yaşadım.

Sizce Türkiye pazarında yıldızı parlayan destinasyonlar hangileri?

Öncelikle Turizmde parlayan segmentler. başta Sağlık turizmi, 2. yaş turizmi, Dağcılık, Kuş gözetleme. Parlayan destinasyonlarımız ise Termal Bölgeler, Dini Peregrinasyon bölgeleri, Van, Kars, . Başta Gaziantep, Hatay olmak üzere Gastronomi şehirleri.

Sayın Cem Polatoğlu’na ve Tur Andiamo’ya turizme katkılarından ötürü teşekkür ederiz.

 

Türk Pasaportlar

Pasaport tarihi

Pasaport tarihi

Pasaport tarihi deyince akla ilk gelen geçerlilik süresi olsa da burada gerçekten tarihi ile ilgili bir anlatım vereceğiz. Pasaport deyince herkesin aklına gelen, biometrik fotoğraf ile başvurulan, tonla para ödenip alınan, ardından da vize başvurularında elçilik veya konsolosluklardan ilk istenen evrak geliyor değil mi? Peki Pasaport tarihini biliyor musunuz? Hikayesi hakkında bilginiz var mı? Veya hangi pasaportların en güçlü, hangilerinin en zayıf olduklarını biliyor musunuz? Gelin, nedir ne değildir öğrenelim bu pasaport olayını.

Pasaport ne demek?

İngilizce olarak Passport olarak isimlendirilen belgenin orijinal ismi nereden çıktı diye araştırmadan önce, biz de tam olarak bilmiyorduk. İsim olarak İtalyanca olduğunu zannettiğimiz kelimenin etimolojik kökeni Fransızca çıktı. Meğerse “Passport” değil “Passeport” imiş orijinal hali. Bizi ilk şaşırtan bu oldu ama devamı da ilginç. İzmir’deki Pasaport gibi, bir çok liman kentinde var olan bölgelere aynı isim verildiğinden, bu kelimenin anlamında bulunan “Port” kısmını limanlara bağlamıştık. Ancak o da yanlış çıktı. Burada kullanılan “port” liman değil sur kapısı imiş. Zira eskiden beri limanlar normalde serbest giriş alanları imiş. Ancak limanlardan içeri şehir kapısından girmek için izin gerekirmiş.

İlk Pasaport nerede kullanıldı?

Tarihte bu tür bir belgenin varlığı ile ilgili ilk bilgi, belki şaşıracaksınız ama, Tevrat ve Zebur’u kapsayan Musevi kutsal kitabı olarak anılan “Tanah” da kullanılmış. Pers Kralı I. Artaxerxes‘in emrinde çalışan Nehemiah, kutsal kitaptaki metinlere göre, Kraldan kendisini “Yahudia” topraklarında ki yöneticilere tanıtması için bir yazı vermesini talep etmiş. Böylece başka krallıkta rahatlıkla dolaşabileceğini söylemiş. Bu sayede JerusalemKudüs kentine gitmiş. Aslında bu belge tam olarak da bu oluyor. Kişinin kim olduğunu, hangi ülkenin bireyi olduğunu ve kimin izniyle sınır dışına çıktığını gösteren bir belge. Böylelikle pasaport tarihi için ilk başlangıç noktası olarak bu metni kabul etmiş oluyoruz.

Orta Çağ dönemlerinde ise İslam Halifelerinin, Müslümanlardan Zekat, Gayr-i Müslimlerden ise Cizye alınması karşılığında seyahat izin kağıdı verdiğini görüyoruz. Daha sonra ise ilk olarak İngiliz Kralı V. Henry, adamlarının başka ülkelere rahatlıkla girip çıkabilmeleri amacıyla bir evrak oluşturmuş. Hatta bu evraka yönelik ilk yazılı kayıt da “1414 yılı Parlamento kuralları” isimli belgede, 1540 yılında bulunmuş.

Osmanlı’nında “Sultan’ın İmparatorluğundan” diye sunulan bir Sınır Çıkış Belgesi var.

Osmanlı-Rus Pasaport Belgesi

Sonraki dönemlerde özellikle matbaa ve tren yollarının gelişimi, seyahat kültürünün de yayılmasına sebep vermiş. Böylelikle sadece tüccarlar değil, gezip görmek isteyenler de (o zamanlar henüz turist kavramı yok) bu belgeye sahip olmaya başlamış.

Günümüz kullanımıyla Pasaport

Birinci Dünya Savaşı sonrası bol miktarda göç ve kaçış oluşunca, pasaport kavramı yeni bir kullanım amacına kavuşmuş. Kimliğini ispat edebilme. Bu yüzden sahte evraklardan kaçınmak için belgelere yüz fotoğrafı ve tasvir kısımları da eklenmiş. 50’li yaşlarda şişman çirkin ve benzeri. Tabii İngiliz vatandaşları bunun ne derece insanlık dışı bir uygulama olduğu konusunda 1920 yılında isyan edince, Milletler Ligi (Günümüz ismiyle Birleşmiş Milletler) 1920 – 1926 – 1927 yıllarında toplanarak bir kurallar silsilesi oluşturmuş. Ama günümüzdeki halini ancak 1980 yılında alabilmiş. Pasaport tarihinde en önemli gelişme de sonuç olarak bu tarihte gerçekleşmiş.

En Güçlü ve Güçsüz Pasaportlar

Pasaportların gücü veya güçsüzlüğü, kaç farklı ülke tarafından vize istenmeden giriş sağlayabilmesi ile ölçülüyor. Toplamda 199 ülkenin pasaportlarının karşılaştırıldığı listenin 2018 yılı güncellemesine göre dünyanın en değerli pasaportu 164 ülkeye vizesiz girebilen Singapur Pasaportu. İkinci sırayı 163 ülke ile Güney Kore, üçüncü sırayı 162 vizesiz giriş ile Almanya ve Japonya alıyor. Yani ticaret hala pasaport için önemli ve geçerli bir sebep.

Aynı şekilde en kötüler incelendiğinde Afganistan, Irak, Pakistan ve Suriye en güçsüz 4 ülke pasaportu olarak son sıraları paylaşıyor.

Efendim. Türkiye’mi dediniz. Sıralama da 111 ülkeye vizesiz girebilme özelliği ile 89. sırada.

Gelecekte belki pasaport tarihini etkileyecek daha değişik olaylar gerçekleşebilir. Belki de pasaportlar gereksiz evraklar olarak sadece tarihi bir belge olarak kalacaklar. Bakalım, zaman bize ne gösterecek.

 

teknolojik turizm

Teknolojik Turizm – Eski Dönemin Sonu

Teknolojik Turizm – Eski dönemin sonu.

Bireysel farklılaşma ve teknolojinin ilerleyiş hızına bakarak Teknolojik Turizm eski dönemi sonlandırıyor diyebiliriz. Eskiden seyyah veya gezgin diye adlandırılabilmek için, ömrünüzün epey bir kısmını at veya deve sırtında, farklı ülke ve/veya kıtalarda harcamanız gerekirdi. Ancak günümüzde 30 yaşınızı doldurmadan, Evliya Çelebi’nin bir ömür gezdiği yerlerin 2-3 katını rahat rahat gezebiliyorsunuz. Bu da turizm sektörünü çok hızlı ve kapsamlı hareket etmeye zorluyor. Ancak maalesef, gerek kurumlar, gerekse bireyler, bu hizmeti sağlayabilecek kapasitede değiller.

Alışılmış sistem nasıl işliyor.

Hepimizin içine doğduğu sistemde turizmin 4 ana bacağı ve 1 destek noktası var. Müşteri, Seyahat Acentesi, Ulaşım Bileşenleri ve Konaklama bu ana bacakları oluştururken, medya ve iletişim ise destek noktası. Çok standart olan bu sistemde, acente ve tur operatörleri, ulaşım bileşenlerini ve konaklama noktalarını kullanarak, müşterilerin genel kabul gösterdiği programları hazırlarlar. Medya ve iletişim kaynakları bu turların tanıtımı ve reklamı için mecra görevi görür. En nihayetinde müşteri gitmek istediği yer için fiyat / program karşılaştırması yapar ve satın alır. Bu sistemde en birincil risk seyahat acentesi veya tur operatöründedir. Zira gerek ulaşım, gerekse konaklama, para almadıkları işi yapmazlar. Ancak seyahat acentesi, bu riske girer, satışından emin olmasa da reklam yaparak müşterisine turu satmaya çalışır. Ardından da müşteri memnuniyetini üst seviyede tutmak için kıvranır. Konaklama ve ulaşım bileşenleri de müşteri memnuniyetini gözetler ancak onlar için bu işlem parayı garanti altına aldıktan sonra gerçekleşir. Bu sistemde müşteri, gerek yasalar, gerekse ticari sebeplerden ötürü hat safhada korunur. Terslikler yaşansa da büyük çoğunlukla müşterinin memnun olacağı şekilde düzeltilir.

Yavaş yavaş içine girdiğimiz sistem.

Peki Teknolojik Turizm nasıl işliyor. Bunu bir örnekle anlatmak gerek. İnternette merak edip bir ülkeye veya şehre yönelik arama yaptınız. Veya telefonunuz üzerinden yaşadığınız şehirden başka bir yerde sosyal medya hesaplarınızdan birine girdiniz. Öyleyse artık mega meta data unsurunun bir parçası oldunuz demektir. İnternet üzerinde girdiğiniz her yerde artık size o ülke veya şehir ile ilgili reklamlar gösterilmeye başlar. İşte bu sistem turizm için de işlemeye başladı. Özellikle havayolları ve oteller, ayrıca çevirim içi acente diyebileceğimiz web siteleri ve onların akıllı telefonlar için ürettikleri uygulamalar sizi verileri içine alır. Çevirim içi denilen acenteler, kredi kartınızdan parayı çekmek kaydı ile size en uygun fiyatlı uçak bileti, otel ve hatta restoran rezervasyonlarını yaparlar. Tabii üye olmanız birincil şarttır. Böylelikle her an ulaşılabilir olursunuz. Bu sistemde tüm riskler müşterinin omzundadır. Çünkü her hangi bir ters durumda, en fazla e-mail adresi ile şikayet kabul edilir. Kısaca ne yaptığınızı çok iyi bilmeniz gerekiyor. Zira yapay zekaya karşı yalnızsınız.

Müşteri için çevirim içi olmak.

Dünya üzerinde sayısı her yıl artmakta olan, seyahat temalı uygulamalar ve web siteleri bizi artık bir ayrımın eşiğine getirdi. Yapay zekanın insancıl tepkiler vereceğini sanan, veya sadece biraz daha ucuza gitmek uğruna tüm riskleri üzerine müşterilere karşı, alışılageldik turizmin sonuna gelmek üzereyiz. Aslında tamamen insan odaklı ve insan hizmeti ile sağlanan bir servis olan turizmde var olmak, ancak hizmeti veren taraf olarak mümkün durumda. Bu noktada havayolları ve otellerin çok büyük etkilenmeler yaşamayacağı açık. Ancak seyahat acenteleri, hizmet verme şekillerini çevirim içine geçirmedikleri takdirde, şirket bazında var olma savaşı vermeye başlayacaklar.

Çağrı Sağlık

langkawi

Langkawi Adası: Turizm’de Parlayan Yıldız

Langkawi Adası: Turizm’de Parlayan Yıldız

Türkiye’de yeni tanınmaya başlasa da, dünya genelinde çok tutulan ve adeta cennet olarak algılanan bir Langkawi Adası var. Belki daha önce duydunuz ve hatta şanslıysanız  gidip gördünüz. Ama bu şanslı kişiler arasında değilseniz, her bir yeri ayrı güzel olan ve 99 adadan oluşan bu adayı biraz tanımanızda fayda var. Bu konuda Turrehberin Langkawi Rehberi sayfasından faydalanabilirsiniz.

Malezya Turizm Bakanlığı İstanbul’da bulunan Tanıtma Ofisi üzerinden gerçekleştirdiği tanıtım çalışmalarıyla, bu cennet adayı  Türkiye’de akıllara kazımayı amaçlıyor. www.malezyatatilcenneti.com Adlı siteyi hayata geçiren tanıtma ofisi, aynı zamanda Türk seyahat acentelerinin Malezya turlarının tanıtımını da yapıyor. Biz de sizler için Langkawi’nin ünlü kumsallarını ve daha da ünlü olan otellerini derledik.

1- Andaman Hotel

Andaman Koyu’nda bulunan otel, upuzun kumsalı ve lüks hizmetleri ile göze çarpıyor.

Andaman

2- Meritus Pelangi

Adanın en eski 5 yıldızlı oteli olan Meritus Pelangi, oldukça uzun bir kumsala sahip. Otel adanın en güzel yerinde, alışveriş noktalarına ve merkeze yürüme mesafesinde. Havalimanına yakınlığıyla dikkati çeken otel, adanın en uygun fiyatlı 5 yıldızlı oteli konumunda.Meritus Pelangi

3 – The Danna

Ada’nın yeni yapılarından biri olan otel daha çok Koloni dönemi mimarisi ile göze çarpıyor. Mimari yapıda beyaz renk tercih edilmiş. Yapı, kumsalın beyazlığıyla adeta birleşmiş durumda.

4-Westin Hotel

Adaya son zamanlarda gelen zincirlerden birisi de Westin Hotel. Tabii ki Westin kalitesi bu otele de yansımış durumda. Ama bizi en çok kumsalı etkiledi.westin

5- St. Regis

Dünya standartlarında bir kalite olan St. Regis, adaya son gelen zincir otellerden. Westin ile hemen yan yana olan otel misafirlerini kendine hayran bırakacak cinsten.

6-Tanjung Rhu

Dünyanın en iyi 44. kumsalına sahip otel, adanın en sessiz noktalarından birinde. Tam bir balayı oteli. 

7- Four Season Langkawi

Söyleyecek hiç bir söz kalmıyor. Tanjung Rhu ile aynı kumsal üzerinden bulunan Four Season, lüks hizmet noktasında çıtayı çok çok yukarılara çekmiş durumda.

Avrupalı ve Türk turistin özellikle Eylül – Nisan arası tercihi olan Langkawi’ye, Kuala Lumpur’dan uçak ile ulaşım sağlanıyor. Henüz bu adayı keşfetmemiş olanlar için bir dip not. Adada yapılacak o kadar fazla aktivite var ki, denize girmeyi bile unutabilirsiniz. Bizden söylemesi…

Cep telefonları

Cep telefonu Malezya’da daha ucuz

Cep telefonu Malezya’da daha ucuz

Daha önce Iphone’lar ile ilgili bir yazı yazmıştık ama 2018 yılı ile ilgili araştırmamızda fark ettik ki, Samsung ve Huawei cep telefonu markaları da Malezya’da daha ucuz. Hatta Iphone harici telefonlar, Türkiye’ye nazaran çok çok daha ucuz.

Malezya’nın özellikle elektronik sektörü ve bileşenleri ile ilgili önemli bir ülke olduğu zaten çok uzun süredir bilinen bir gerçek. Ancak elektronik alışverişlerinde ön plana çıktığı ve hatta elektronik alışverişinde dünyanın sayılı merkezlerinden birisi olduğu konusunda bizi ilk uyaran CNBC kanalı olmuştu. Kozmetik ve diğer günlük eşyalarda da, özellikle gümrük vergisinin olmamasından dolayı çok ucuza alış veriş yapılabiliyor. Malezya‘da bu işin merkezi olma görevini ise Kuala Lumpur üstlenmiş durumda.

Türkiye ve Malezya’da ki cep telefonu markalarında en lüks ve pahalı olanlarını karşılaştırdık. 9 Ocak 2018 tarihi itibarıyla (1 TL =1.07 RM) aşağıdaki tablo ortaya çıktı.

Malezya cep telefonu

Bu karşılaştırma yapılırken, fiyatları firmaların kendi dükkan ve sitelerindeki resmi satış fiyatları olarak aldık. Dolayısıyla herhangi bir indirim harici peşin fiyatlar ile karşılaştırdık. Gördüğünüz gibi 900 TL ile 1800 Tl arasında değişen oranlarda fiyat farkları bulunmakta.

Malezya’ya nasıl gidilir

Türkiye’deki seyahat acentelerinin ve Türk Havayolları’nın da dahil olduğu bir tanıtım projesi kapsamında, Malezya Turizm Bakanlığı’nın Türkçe tanıtım sitesi olan www.malezyatatilcenneti.com adresinde bulunan acente turları ile bir taşla iki kuş vurabilirsiniz. Hatta birden fazla cep telefonu alırsanız vurulan kuşların sayısı artıyor. Malezya gibi uzak rotalara gitmek aslında sanıldığından kolay ve hatta ucuz olabiliyor. Şimdiden alıcısına hayırlı olsun.

Ek: Konuyla ilgili yeni en güncel yazımız için tıklayın

Hediyelikler-turrehberin

Yurtdışı gezisinde hediyelik ne almalı…

Yurtdışı gezisinde alınması gereken hediyelikler..

Eğer siz de, “Yurtdışı gezisinde hediyelik ne almalı?” sorusuyla kıvrananlardansanız, bilin ki yalnız değilsiniz. Bir çok kişi aynı bilinmezlik içerisinde kaybolup, kendini “Duty free” adıyla kandıran yerlerde teselli arıyor. Halbuki “Duty Free” ler hem “Duty”li hem de hiç “Free” değil. Eğer henüz yanınızda yoksa, bir çay / kahve eşliğinde sizi hem gezdirelim, hem de bilgilendirelim. Bakalım ülkeler, hediyelikleri ile sizi etkileyecebilecekler mi?

Yurtdışı

Hemen hemen herkes, ilk yurtdışı çıkışlarında bir çok kişiden “duty free” yani “vergiden muaf” alışveriş alanlarını duymuşlardır. Bunların en sık rastlananı, özellikle ülkelerin giriş kapıları olan, uluslararası hava limanlarıdır. Ancak yanlış bilinen bir gerçek, hava limanları her vergiden muaf olmadığı gibi, aynı zamanda ucuz da değillerdir. Bunun en büyük sebebi, artık uçağa binip gidecek bir yabancıya daha ucuz fiyata bir şey satmanın anlamının olmaması, ikinci büyük sebebi ise havaalanı dükkanlarının kiralarının çok yüksek olması.

Hediyelik

Bir de tabi ne alacağınız da, en az ne kadara aldığınız kadar önemli bir durum. Hatta çoğu zaman çok daha önemli olabiliyor. Düşünsenize tüm arkadaşlarınızı kıskandıracak, düşmanı karpuz gibi ortadan çatlatacak o güzelim eşsiz şey (artık her ne ise), salonunuzun ortasında dururken, elbette aldığınız fiyat pek önemli olmayacak. Zaten bire bin katarak anlatacaksınız. “Aslında 10.000 dolardı da pazarlık ile 2000 dolara kaptım” deyivereceksiniz.

Ne almalı

Şakası bir yana, ne almak gerektiği ile ilgili soruyu aslında bizim ülke ve şehir rehberleri sayfamızda gideceğiniz ülkelerin sayfalarından da okuyarak öğrenebilirsiniz. Ama size tüm siteyi gezdirmektense, bir iyilik yapıp aşağıya özetleyelim dedik.

A.B.D.
Elektronik, Texas’tan kovboy şapkası, Chicago’dan Pırlanta yok o pahalı ise Blues içerikli hediyelik alınabilir.
Bahamalar 
Hasır şapkalar, deniz kabukları, hasır şapkalar.
Dominik Cumhuriyeti
Deniz kabukları, deniz kabukları, deniz kabukları…
Arjantin
Mate, kesinlikle Espadrilles denilen ayakkabı ve alabiliyorsanız TANGO…
Brezilya
Rio karnaval kıyafeti. Dikkat edin içindeki de gelmesin 🙂
İngiltere
Tam kraliçelere layık, 5 çayınıza renk katacak Porselen çay takımları. İngiliz süeterleri de iyi seçim.
Fransa
Mum, çikolata ve Şal
İtalya
Zeytinyağı ve Modena Balzamik Sirkesi
Finlandiya
Ahşap eşya
Danimarka
Porselen bebek ya da bir Viking.
Belçika
Çikolata ve Dantel
Almanya
Elbetteki Bira Kupası
Avusturya
Kristal… Hem de Swarovski marka.
Çekya
Likör takımı, özellikle kristalden yapılmış olanları
Bosna Hersek
Sürahi… Buraya özgü olanları
Arnavutluk
Rakı
Bulgaristan
El oyması ürünler
Azerbaycan
Çok nadir rastlarsınız ama bulursanız, petrolden çizilmiş resimler alın. Bulamazsanız halı.
Fas
Yerel seramikler
Malezya
Batik kumaş ve kıyafetler
Endonezya
Kris adı altında kıvrımlı hançer
Avustralya
Bumerang
Macaristan
Toz biber / pul biber (Paprika)
İrlanda
Whiskey
Japonya
Elektronik
Polonya
Kehribar Taşı
Rusya
Matruşka Bebekler ve kilitli kutular
Güney Afrika Cumhuriyeti
Amarula
Türkiye
Bakır Kahve seti ve onunla birlikte 1 paket de lokum.

Başka tavsiyesi olanlar, yorumlar üzerinden bu sayfaya ekleyebilir. İlerleyen zamanlarda fazla tavsiye alan hediyelikleri de yazıya ekleriz. Böylelikle yaşayan bir hediyelik listemiz olur.

İyi gezmeler ve iyi alış verişler.

2 Yıla girerken

2 Yılı Geride Bırakırken

Turrehberin 2 yılı geride bırakırken

Turrehberin ile alakalı her şey gezi tutkunu 2 kişinin bir araya gelmesiyle başladı. Yıllarca, kısıtlı zamanlarda ancak sayılarla sınırlı yıllık izinlerinde gezebilen 2 kişi…O yıllarda akıllı telefonlar, navigasyonlar  yoktu. Haritamızı açar, rotamızı belirler yola çıkardık. Hangi otelde kalınır, nerede ne yenir, nereler gezilir? Internet kullanımının günümüzdeki  kadar yaygın olmadığı o yıllarda tüm bunlar oldukça heyecan vericiydi. Heyecan diyorum çünkü sürprizlerle karşılaştığımızda olurdu. Beklenmedik sürprizleri tecrübe kabul edip her geziye tekrar ilk gün gibi heyecanla çıkardık.

Yıllar geçti, gezdikçe tecrübelerle donandık. Internet denen derya sayesinde gitmeden önce araştırır, soruşturur ve öğrenir olduk. Şartlar ne kadar gelişirse gelişsin biz keşif heyecanını hep canlı tutuyorduk. Sonra, yılların tecrübelerini, keşif noktalarını önce not almaya sonra yazmaya başladık. Kendimizce bir yazı-fotoğraf arşivi oluşturduk. Ankara’da yaşayan bu iki gezgin ruh, 9 sene önce İstanbul’a taşınınca işin içine bu büyülü şehri keşfetmek de girdi. Yazılar, fotoğraflar ve anılar biriktikçe tüm bunları bizim gibi gezi sever dostlarla paylaşma fikri doğdu. Çevremizden de bu yönde istekler gelmeye başladıkça, tamamen amatör bir ruh ve büyük sevgiyle Turrehberin doğdu. Tamamen bağımsız, herhangi bir sponsor ortaklığı olmayan ve sadece gönül işi yapan iki kafadar olarak gezerken hissettiğimiz heyecanı sizlerle paylaşmak bizi çok mutlu etti.  Yola çıkarken sadece yurtdışı rehberiniz olmayı planlarken, sizlerden gelen istekler doğrultusunda ibreyi yurtiçine de çevirmeye başladık. Hele hele İstanbul gibi büyülü bir şehirde yaşayınca, semt semt sokak sokak yazmamak olur muydu? Olmadı da. Güzel İstanbul’u sizlerle gezip, sizlerle öğrenmeye başladık. Biz yazdıkça siz sevdiniz, okudunuz. Heyecanımıza heyecan kattınız. Turrehberin artık tamamen yaşayan bir proje ve sizlerle keşfetmeye devam ediyor.  Sizlerden aldığımız tüm geri bildirimler ışığında gezmeye ve keşfetmeye devam edeceğiz.

Gezmek ciddi iştir. Turrehberin olarak bu işi gerçekten ciddiye alıyoruz.

Birlikte nice senelere.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları