Beylerbeyi

Beylerbeyi : Bir Köye Rütbe Vermek

İstanbul’un sakinliğiyle gönülleri fetheden semti Beylerbeyi ’ndeyiz. Özellikle 17. Yüzyıldan itibaren yerleşimin arttığı semtin o dönemki sakinleri saray ve çevresinin adamları olduğu için, yöre halkı buraya kibarlar semti adını takmış.

Nişantaşı binalar0

Nişantaşı-Teşvikiye

Nişantaşı-Teşvikiye

Nişantaşı diye başlığı okuyunca bunun bir alışveriş yazısı olduğunu düşünebilirsiniz. Uzun yıllardır bu semt için yaratılan algı sadece piyasa yapmak ve alışverişle ilgili olduğu yönünde. Fakat bunların çok ötesinde tarihi olan şehrin eskilerinden bir semtte, Nişantaşı’ndayız.

Avrupa şehirlerini aratmayan sokakları, butikleri, el işçiliğinin en güzel örneği olan binaları ile alışverişin ve modanın merkezi olan Nişantaşı şehri şehir yapan tarihi yapısıyla insanı mest ediyor.

Bölgeye ilk nişan taşını bugünkü Teşvikiye Camii’nin olduğu yerde III. Selim 1791 tarihinde diktirmiş. Sonrasında Abdülmecid döneminde bölge iskana açılmış. Harbiye Karakolu ve Teşvikiye Camii bu dönemde inşa edilmiş. Teşvikiye ismi de, halkı henüz bilinmeyen bu bölgeye yerleşmeleri konusunda teşvik edebilmek için konulmuş zaten. Hanedanın Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na ve sonrasında Yıldız Sarayı’na taşınması sebebiyle hanedan üyeleri, yüksek devlet görevlileri ve soylu misafirler tarafından tercih edilmiş. Bölgenin hızlı gelişmesinin ve tercih edilmesinin bir sebebi de, o dönem batılılaşmanın sembolü olan Pera bölgesine yakın olması. O dönemlerde üst gelir seviyesindeki kişilerin tercih ettiği bu semt, yıllar içinde şehrin en pahalı bölgesi olarak kalmaya devam etmiş.

Konaklar Semti

1920’lerde Konaklar semti olarak anılan Nişantaşı, bundan sonraki dönemde ise şehrin gelişimine paralel olarak hızla apartmanlaşmış.(Türk Edebiyatı’nın birçok eserinin hikayesi Nişantaşı’ndaki konaklarda geçmektedir.) Ancak bu süreç sırasında belli bir mimari özen ve tertipe bağlı kalınmaya çalışılmış. Çarpık kentleşme süreci sırasında, şık konaklar ve 3-4 katlı lüks apartmanlardan sadece birkaç cadde öteyi mesken edinen çingenelerin kurdukları evlerin, kapattıkları dutlukların çevresine tenekeler dizmesi sebebiyle “tenekeli mahalle” olarak anıldığı da biliniyor.

Nişantaşı semtinin isminin nereden geldiğini merak edenler için hemen yazalım:  Eski zamanlarda padişahlar sık sık ava çıkarlarmış. İşte bu avlar veya özel olarak düzenlenen ok atma yarışları sırasında, rekor sayılabilecek uzaklıklara ya da bizzat padişahlar tarafından en uzağa atılan okların düştükleri yerlere anıtsal olarak “nişan taşları” dikilirmiş. Bahsi geçen ok atma yarışlarının ise Okmeydanı’nda yapıldığı söylenir. Okun oralardan bu bölgeye atıldığını düşününce, şehrin o zamanki halini hayal etmek gerçekten güç oluyor. Bölge o dönemde tamamen dağlık orman arazisiymiş.

Nişantaşları

Semtte hala ayakta kalan 5 Nişantaşı ise şunlar: Teşvikiye Camii Avlusu (giriş kapısı yanı) – 1790-91 – III.Selim, Teşvikiye Camii Avlusu – 1811 – II. Mahmut, Harbiye Karakolu Önü – 1853-54 – Abdülmecid (bölge iskana açıldığında ilk dikilen bu nişantaşıdır. Kare kesit yekpare mermer bir yapıdır), Teşvikiye Caddesi ve Valikonağı Caddesi Kesişimi – 1853-54 – Abdülmecid (Yapı itibariyle Harbiye Karakolu önündeki taşa benzemektedir. Bu nokta Nişantaşı semtinin merkezidir), Ihlamur Yolu Caddesi Üzeri – Çınar Apt. Bahçesi – ? – Abdülmecid. Karakolun önünde ve nişantaşı merkezde dört yol ağzında bulunan taşlar aynı özelliktedir. Bu taşların üzerinde “Eser-i Avatıf-ı Mecidiye Mahalle-i Cedide-i Teşvikiye” (Abdülmecit’in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye Mahallesi) ibaresi yer alıyor.

Semtin en eski ve görkemli yapılarından biri Teşvikiye Camii. Padişahın atış talimleri yaptığı sırada ibadet edebilmesi için kurulan küçük mescit ve sonrasında inşa edilen camii, bölgenin ilk binası olma özelliğini taşıyor. Karakol binası da durup izlenmesi gereken eşsiz yapılardan biri. Valikonağı Caddesi Nişantaşı’nı ortadan ikiye bölüyor. Harbiye Askeri Müzesi de yine bu caddenin başlangıç kısmında bulunuyor. Alışverişin popüler caddeleri ise her iki tarafta da yer alan Rumeli Caddesi, Teşvikiye Caddesi ve Abdi İpekçi Caddesi’dir. Mağazaların, binaların ve kalabalığın arasında kalan, çoğu zaman gözden kaçan öyle eşsiz yapılar var ki.. 19. Yüzyılın mimarisinin bu güzel örneklerini görüp anlamak, kıymetini bilmek bu şehri sevmek kadar önemli.

Mevsim sonbaharsa şehirde keşif zamanıdır. Siz de romanlara konu olmuş bu semti gezin, keşfedin, meydandaki parkta açılan el işi tezgahları dolaşın. Ne güzel bir şehirde yaşadığını anlayınca, kıymetini daha çok bilir insanoğlu.

Gonca SAĞLIK

Nasıl gidilir:

Nişantaşı, şehrin en kolay ulaşılabilen semtlerinden biri. Metro Osmanbey durağında inip sokaklar arasında havayı koklayarak merkeze ulaşabilirsiniz. Bölgeye dolmuşla gelmek de mümkün. Beşiktaş’ta Deniz Müzesi’nin karşısından, Taksim’de Gezi Pastanesi’nin önünden ve Eminönü sahilden vasıtaya binip Nişantaşı’na kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Yürümeyi sevenler için biraz yokuşlu da olsa şahane iki rotamız varç Birincisi Beşiktaş pazaryerinden yukarı tırmanmak olacaktır. Sağ tarafta eski mahalleyi görecek; tırmandıkça eşsiz mimari eserlerle karşılaşacaksınız. İkinci yol ise Beşiktaş merkezinden Akaretler’i takip ederek yokuştan Maçka Demokrasi ve Özgürlük parkına doğru çıkmak olacaktır. Şehrin eski ve kıymetli eserlerini seyrederek çıkacağınız bu yokuş, inanın yorgunluğunuza değecek. Maçka Kışlası’nın karşısındaki şahane çeşmenin altından teleferik’e binip, şehirde bu farklı tecrübeyi yaşamanız da özel tavsiyemiz olacaktır.

Hisar Manzarasıa

Anadolu Hisarı

Anadolu Hisarı

İstanbul’un mahalle dokusunu muhafaza eden semti Anadolu Hisarı ’ndayız. Göksu Deresi’nin güzelliği, meşhur yalıları, çarşısı ve tarihi 1395’li yıllara dayanan ve semte adını veren hisarıyla görülmeye değer bir boğaz semti burası.

Anadolu Hisarı yıllarca Rumeli Hisarı’nın gölgesinde kalmış bir yapı. Haliyle bölge de öyle. Fakat son yıllarda özellikle haftasonları gezi severlerin uğrak yeri olmuş semt. Göksu Deresi’nin kenarındaki mekanların bu ilginin artışındaki etkisi büyük. Her zaman söylediğimiz gibi, gezmeyi seviyorsanız ve vaktiniz varsa hafta içi sabahları tercih edin. Tadına doyamayacaksınız.

Semtin simgesi olan Anadolu Hisarı Boğaz’ın en dar noktasında arz-ı endam eder. Yıldırım Bayezid’ın isteğiyle karakol olarak inşa etirilen hisar, 7 dönümlük arazi üzerine kurulmuş. Yapı, iç ve dış kale ile surlardan oluşuyor. Yapının özellikleri ve tarihsel kaynaklardan anlaşıldığına göre İç kale Yıldırım Bayezid döneminde, dış surlar ise Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılmış. Boğaz’ın hakimiyetini sağlamak ve Karadeniz’e açılan gemilerin güvenliğini sağlamak için inşa ettirilen Anadolu Hisarı, boğazın en dar yerinde bulunuyor.

Baba – Oğul / Anadolu – Rumeli

Hemen karşısındaki Rumeli Hisarı’nın dörtte biri büyüklüğündeki yapı dağınık şekliyle dikkat çekiyor. Zamanla ora alandaki yapılar yıkılarak ortasından yol geçirilmiş. Rumeli Hisarı gibi bütün bir yapı değil, biraz daha bakımsız ve tahrip edilmiş. O dönem güzelliğiyle göz kamaştıran Rumeli Hisarı’ndan ayırt edilebilsin ve dikkat çeksin diye yapıya Güzelce Hisar da denilirmiş.

Anadolu Hisarı Namazgahı

Bölgedeki dikkat çeken bir yapı da kalenin hemen önündeki Namazgah. Kaleyi koruyan askerlerin rahatça namaz kılabilmeleri için Fatih Sultan Mehmet tarafından XVIII. Yüzyılda yaptırılan Anadolu Hisarı Namazgahı yemyeşil bir bahçe içinde ilk günkü güzelliğiyle ziyaretçilerini bekliyor. Kıbleyi gösteren dikili bir taş ve geniş alandan oluşan yapı açık havada ibadet etme olanağını sağlıyor. Benzer taş mihrap ve mimberi bulunan namazgahın birer örneklerini Maçka ve Kadırga’da görmek mümkün.

Komodor Remzi Bey Yalısı / Erdal İnönü Yalısı olarak da bilinir.

Anadolu Hisarı Boğaziçi’nin en gözde ve kıymetli yalılarına da ev sahipliği yapıyor. Komodor Remzi Bey (Erdal İnönü’nin yalısı diye de geçer), Zarif Mustafa Paşa, Nuri Paşa, Bahriyeli Sedat Bey ve Hekimbaşı Salih Efendi yalıları bunlardan bazılarıdır.

Semtte görülmeye değer tarihi eserlerden biri de 1752 yılında Sadrazam Divittar Mehmet Paşa tarafından yaptırılan Küçüksu Kasrı’dır. Türk mimari tarihinde çok önemli bir yere sahip olan kasırın yapımında tamamen ahşap malzeme kullanılmış. Birçok devlet adamına ev sahipliği yapan kasır günümüzde Milli Saraylar’a bağlı ve ziyarete açık. Ayrıca kasrın hemen yanında 3. Selim’in annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı Mihrişah Sultan Çeşmesi de görülmesi gereken diğer bir tarihi eser.

Geçmişin mesire yeriydiler

Anadolu Hisarı denilince akla ilk gelen yerlerden ikisi de Göksu ve Küçüksu mesire yerleridir. İstanbul’daki anılarını ve gezi notlarını yayımlayan Julia Pardoe, Türkçe’ye 18. Yüzyılda İstanbul ismiyle çevrilen The Beauties of Bosphorus adlı kitabında Göksu’ya şu satırlarla anlatmış: “Vadinin kendisi çok güzeldir; çimenler kentin başka hiçbir yerinde olmadığı biçimde parlak ve boldur. Yazın, tatil günü olan Cuma günlerinde her sınıftan insan, akan dere, çiçekler, yapraklar ve güneşin tadını, büyük bir zevkle ve ancak Doğuluların yapabileceği bir şekilde çıkarırlar…”

Osmanlı döneminde Anadolu yakasındaki en rağbet gören mesire yerleri olan Göksu ve Küçüksu günümüzde de oldukça ilgi gören yerler arasında ilk sıradaki yerini koruyor. Osmanlı döneminde vazgeçilmez eğlenceler olan boğaz sefaları, sandal gezintileri, dere kenarındaki ortaoyunları, sanatsal etkinliklerle Göksu ve Küçüksu mesire yerleri doğal güzellikleri ile bugün de ilgi çekiyor. Dere boyunca restoranlar, balık lokantaları ve rengarenk kahveler boy gösteriyor. Özellikle Pazar sabahları kahvaltı için gelmek istediğinizde çok kalabalık olduğunu görüp yer bulamadığınızda sakın şaşırmayın.

Anadolu Hisarı bölgesindeki tüm bu popüler mekanlar içinde bizim size 2 tavsiyemiz olacak. İlki, sahildeki Öğretmenevi. Hem uygun fiyatları hem de Boğaz’ı en güzel haliyle seyredebileceğiniz manzarasıyla eşsiz bir atmosfere sahip. Haftasonları canlı müziğe rastlama olasılığınız yüksek. Bir diğer tavsiyemiz de hemen iskelenin yanındaki çay ocağı. Denize nazır uygun fiyatlı çay içip mahallenin kokusunu içinize çekmek için ideal.

Sonra hemen iskelenin karşısındaki yokuştan yukarı çıkmaya başlayın. Tırmandıkça geride muhteşem bir manzara, ilerde mahallenin eski evleri sizi bekliyor olacak. Mevsim kışsa soba kokuları, yaz ise kuş cıvıltıları eşliğinde her sokakta ayrı bir sürpriz sizi bekliyor olacak.

Gonca SAĞLIK

Nasıl gidilir: Üsküdar İskele’den kalkan Beykoz otobüsleri ve dolmuşlarıyla Hisar’a ulaşmak mümkün. Anadolu Hisarı’nda iskele olmasına rağmen sefer sayıları maalesef çok yetersiz. Sefer saatleriniinternetten veya iskelelerdeki tabelalardan takip etmenizi öneririz.

Kethüda Hamamı

Kethüda Hamamı

Kethüda Hamamı

Bu yazımızda, İstanbul’u gezmekle bitiremeyeceğimizin kanıtlarından biri olan Kethüda Hamamı ‘ndan  bahsedeceğiz. İstanbul’da yaşayıp da Ortaköy’e gitmeyenimiz var mı? Zannediyoruz yoktur veya yok gibidir. Peki ya Kethüda Hamamını bilmeyen var mı? Ya da bilen var mı diye mi sormalıyız? Böyle bir güzellik, böyle sürprizler ancak şehr-i İstanbul’a aittir. Her keşifte bir sürpriz hazırlar…Hep önünden geçtiğimiz fakat görmediğimiz bir eserle karşılaşınca duyduğumuz o heyecan içimizde Kethüda Hamamını gezmeye başlıyoruz.

Yapı, Ortaköy Meydanda, meşhur kumpircilerin hemen karşısında. 1980’lerin ilk yarısına kadar özgün işleviyle kullanılmış. 2001 senesinde yapılan restorasyondan sonra sırasıyla, restoran, gece kulübü ve tasarım ofisi olarak kullanılmış. 2011’de tekrar bakıma alınan yapı özgün haline kavuşarak Beşiktaş Belediyesi tarafından kültür merkezi haline getirilmiş.

16. Yüzyıldan kalma bir yapı olan hamam, halk arasında Ortaköy Hamamı olarak biliniyor. Vezir Kara Ahmet Paşa’nın kâhyası Hüsrev Kethüda tarafından yaptırılan eser, Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sinan Paşa Camii ve Yahya Efendi Dergahıyla birlikte Beşiktaş’taki Mimar Sinan eserlerinden biridir.

Kethüda isminin anlamını merak edenler için yazalım, Kethüda zengin insanlara yardım eden kişi, kâhya anlamına geliyor.

İki kare bölümden oluşan Kethüda Hamamı ‘nda iki kubbe bulunuyor. Klasik Osmanlı mimari örneği olan taş hamamda, soğukluk-soyunma, ılıklık-hela ve sıcaklık-hamam bölümleri bulunuyor. 1200 metrekare alana sahip binaya ilk girdiğinizde geniş bir avluyla karşılaşıyorsunuz. Merdivenle üst kata çıkılıyor. Pencerelerin rengi ve sekizgen kasnaklı kubbe muhteşem. Alt katta hamam odaları bulunuyor. Restorasyonda orijinal kurnalar da değerlendirilmiş. Odalarda mermer hamam malzemelerini görmeniz mümkün. Mimar Sinan’ın bu muhteşem eseri, Osmanlı klasik dönem hamam mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Evliya Çelebi de 14 bin 888 İstanbul hamamı içinden bu hamamı ayırarak övgüyle bahsetmiştir.

Böyle önemli eserlerin değerinin bilinmesi ve müze olarak korunması çok önemli.. Dileriz kıymeti bilinir..

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

şemsiyeli kadın

Arkas Koleksiyonu Tophane’de

Arkas Koleksiyonu Tophane’de

Arkas Koleksiyonu ‘ndan seçilen eserlerden oluşan sergi Tophane’de İstanbullu sanat meraklıları ile buluşuyor. Sonbahar sezonu kültür etkinliklerinin belki de en önemlisi olan sergi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi işbirliğiyle Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşiyor.

Arkas Koleksiyonu ’nda Post-Empresyonizm sergisi, bu tarihi yapının “Beş Kubbe Salonu“nda ziyaretçilerini bekliyor. Avrupa’nın farklı ülkelerinden 48 sanatçı ve 102 eserin bir araya geldiği sergi gerçekten gözalıcı. Postempresyonist eserler koleksiyonu sadece Fransız ressamları değil, Paris’te tohumu atılan ve yayılan fikirlerin etkisiyle modernist yaklaşımı benimseyen ve bunu kendi kültürel öğeleriyle harmanlayan pek çok Avrupalı sanatçıyı da bünyesinde barındırıyor.

Türkiye’de Postempresyonizm üzerine açılan en kapsamlı sergi olması bakımından büyük önemi olan serginin bir başka önemli noktası, üretken bir ortam içinde birbirleriyle devamlı etkileşim içinde olan sanatçıların kariyerleri boyunca denedikleri farklı tarzlardan örnekler barındırıyor olması. Sergide, Pierre-Auguste Renoir, Louis Anquetin, Maxime Maufra, Theo van Rysselberghe, Paul Serusier, Suzanne Valadon, Edouard Vuillard, Leo Putz, Louis Valtat, Maurice de Vlaminck, Kees Van Dongen, André Derain, George Braque ve André Lhote gibi önemli sanatçıların eserleri bulunuyor.

Çok önemli, mutlaka görülmesi gereken ve Arkas Koleksiyonu ‘ndan seçilen eserlerden oluşan bu sergi, 6 Kasım’a kadar devam edecek. Şahane bir semtte, tarihi bir binanın içinde eşsiz resimleri seyre dalmak fırsatını kaçırmak olmaz.

Ekim-Kasım aylarında sergiyi gezmek isteyenler salı, cuma, cumartesi ve pazar günleri 10.00-17.00 saatleri arasında, çarşamba ve perşembe günleri ise 10.00-19.30 saatleri arasında Post-Empresyonistlerin eserlerini görebilirler.

Fırsat oluşturup gidin, hem güzel eserleri görün hem tarihi yapının tadına varın.

Arzum Onan Aslantuğ’dan “Kadın” eserler

Yine aynı binada sağ tarafta Arzum Onan Aslantuğ’a

ait ‘Kadın’ isimli heykel

sergisini de gezin. Beklentimizin üzerinde bir sergiydi. Ülkemizde yaşayan kadınların yaşadıkları zorlukların aktarılmaya çalışıldığı sergi alkışı hak ediyor. Sergi 14 Ekim’e kadar görülebilir..

Sonbahar geldi, şehrin kültür-sanat etkinlikleri sanatseverlere kapılarını araladı.. Dönem dönem güzel etkinliklerden sizleri de haberdar etmeye çalışacağız.

Sanat dolu nice keşiflere…

Gonca SAĞLIK

Orhan Kemal Müzesi

Orhan Kemal Müzesi

 

Orhan Kemal Müzesi

Cihangir’de bulunan Orhan Kemal Müzesi, İstanbul’un dört bir yanındaki hazine dolu gizli müzelerinden birisi. Sokak arasında bir apartman dairesinin giriş katında bulunan müze Orhan Kemal Kültür Sanat Koordinatörlüğü’nün katkılarıyla 2000 senesinde açılmış. Orhan Kemal’in ailesi binayı 1997 senesinde satın almış.
Müzeyi gezmek için gittiğimizde kapalıydı, kapıda durduğumuzu gören görevli gelip müzeyi açtı. Mekanın devam etmesi için yazarın oğlu Işık Öğütçü’nün büyük çaba sarf ettiğini söyledi.

Müze dediğimize bakmayın, hepi topu 2 odadan oluşuyor burası. İçeri girer girmez yazarın çoğu Ara Güler tarafından çekilmiş fotoğrafları dikkatimizi çekiyor. Müzede özel eşyaları, hakkında çıkan gazete haberleri, mektuplar, yazılar ve eserlerinin ilk basımlarını da görebilmek mümkün. Odası ve eşyalarına bakarken o günlere, yazarın içinde bulunduğu sıkıntılı döneme bir geçiş yapıyoruz sanki. Müze küçük fakat içindeki eserler göz alıcı. Köşede, kitap ve mektupların arasında Nuriye Öğütçü’ye ait dikiş makinesi dikkatimizi çekiyor.

Camlı vitrinde sahanlar, ütü, çay takımı,semaver, dolma kalem, kolonya şişesi, kravat ve tırnak makasına kadar özel eşyaları görmek mümkün. Turhan Selçuk’a ait bir karikatür görüyoruz. Üzerinde ‘şimdiye kadar neredeydiniz dostlarım’ yazılı…İki basamak çıkıp odasına giriyoruz. Yazarın kıyafetleri iki manken üzerine giydirilerek sergilenmiş. Yatağının üzerinde öldüğü gün yüzünden alçıyla alınan maskesi duruyor. Diğer bir köşede bir çeyiz sandığı (1925), eski radyo (1956), pikap (1969),çalışma masası (1954), daktilo, gırgır süpürge, duvarda gaz lambası, kitapla dolu bir kütüphane, Bursa ceza evinde çekilmiş fotoğraflar ve anılar.. Bu müzede sadece edebiyat değil bir yaşam tarzıyla da tanışacaksınız.

 

 

Henüz Tanımayanlara Orhan Kemal

Orhan Kemal Eylül 1914’de Adana’da dünyaya gelmiş. Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü olan yazarın ailesi Suriye’ye göç etmek zorunda kalınca ortaokul eğitimini son sınıfta yarım bırakmak zorunda kalmış. Yaşadığı birçok acı ve zorluğa rağmen yazmaktan vazgeçmeyen Orhan Kemal, çeşitli dillere çevrilen kitaplarıyla her yaştaki okuyucuyu etkisi altına almayı başarmış. Evrensel dilde yazılan eserlerini her okuyuşta farklı bir lezzet alacağınıza emin olabilirsiniz.

 

Büyük ustanın aziz hatırasını saygıyla yad ederek gezdiğimiz müzeden çıkışta hemen alt katta bulunan İkbal Kahvesi’ne gidiyoruz. Bu kahvenin edebi tarihimizde önemi büyük. Bir dönem usta edebiyatçılar burada toplanıp birlikte vakit geçirir, edebiyat konuşurlarmış. Orhan Kemal’in oğlu da bu kahveyi korumuş. Oturup bir çay içiyor, raflardaki kitapları inceliyoruz. Buradan dilediğiniz kitabı da satın alabileceğinizi belirtelim.

Müze hafta içleri oldukça sakin, ziyaret için tercih edebilirsiniz. Giriş ücreti 10 TL. Öğrenci 5 TL. Öğrenci gruplarından da indirimli fiyat alıyorlarmış. Pazar günleri de kapalı.
Bu önemli ismi daha yakından tanımak ve tanıtmak için burayı ziyaret etmenizi öneririz.
Sanat dolu günlerde buluşmak dileğiyle…
Gonca Sağlık

Firuzağa Cami

Cihangir : Sanatçıların Mekanı

Cihangir : Sanatçıların Mekanı

Belli bir yaşta olup İstanbul’da yaşayan veya bir şekilde buraya yolu düşen herkesin gençlik dönemlerinin tartışmasız durağıdır İstiklal Caddesi. Günümüzde o dokusu ve kokusunun hızla yok olduğu bu güzel cadde, çalan müzikleri, kitapçıları ve sosyal hayatıyla bir döneme damga vurmuştu. Öyle popülerdi ki aklımıza ara sokaklarına, aşağı sahile doğru inmek gelmezdi bile. Son yıllarda ise caddenin arka tarafları da oldukça popüler. Cihangir gezimize Taksim meydanından başlıyor, İstiklal Caddesi’nden sola kıvrılarak Sıraselviler caddesine doğru yöneliyoruz.

Sıra Selviler

Caddeye girer girmez muhteşem yapılarla karşılaşıyoruz. Hemen sağda bir kilise, az ileride solda Romanya Konsolosluğunun özenli mimariyle bezeli yapısı. Fotoğraf çeke çeke ilerleyip Safiye Ayla apartmanına geliyoruz. Türk Musikisi’nin unutulmaz sesiSafiye Ayla Targan (1907-1998)’ın yaşadığı bu apartmanı o eşsiz nağmeler eşliğinde seyrediyoruz.

Yola devam ediyoruz. Vakit sabahın erken saatleri. (Gezi sever dostlara bir tavsiye: Eğer vaktiniz varsa İstanbul’u keşfetmek için en uygun zamanlar hafta içleri sabah saatleri. Kalabalıkları geride bırakarak sokak sokak şehri koklayabilmek gibisi yok.) Yol bizi tarihi Savoy Pastanesine çıkarıyor. 1950’den beri hizmet veren pastanenin çilekli milföyünü denemeden geçmeyin diyerek soluğu Firuzağa camiinde alıyoruz.  Burası aslında bir mescit. Firuzağa tarafından 1491 senesinde yaptırılan camii, 11 Mart 1823’de çıkan büyük yangında zarar görmüş. 2. Mahmut tarafından yenilenen camii günümüze dek ulaşmış. Camiinin altında dükkanlar ve yeme-içme yerleri var. Biz de çayımızı çok bilinen ve günün her saati kalabalık olan kahvede içiyoruz. Burada Yeşilçam’ın emektarlarına veya popüler simalara rastlamanız mümkün. Hemen karşısında duran seyyar simitçiden simit alıp mahalleyi seyrediyoruz. Bir dönem gerçekten en revaçta muhitti Cihangir. Kiralar almış başını gidiyordu. Fakat hemen alt tarafında bulunan Karaköy’ün hızlı yükselişiyle birlikte bu etkisi günümüzde azalmış gibi görünüyor.

Çay-simit faslından sonra sokak aralarından ilerleyerek üstat Orhan Kemal Müzesi’ne ulaşıyoruz. Küçük de olsa usta yazarı tanıyıp hatırlamak için önemli bir durak burası. Semtteki bir diğer müze de Orhan Pamuk’un aynı adlı eserinden esinlenerek kurulan Masumiyet Müzesi.

Şehzade Cihangir’den Semt Cihangir’e

Semtin tarihine kısaca göz atmak gerekirse: Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’dan olma oğlu Şehzade Cihangir erken yaşta vefat edince, şehrin en görülen bölgesine bir cami inşa ettiriyor ve oğlunun adını veriyor. Zamanla bu caminin etrafı yerleşim alanı haline gelerek Cihangir adını almış. 20. Yüzyıl itibariyle bölgeye gayri müslim nüfus da yerleşiyor; Cumhuriyetin ilanıyla birlikte semt hızlı gelişme gösteriyor.

Semt, yokuşları ve merdivenleriyle meşhur. Neredeyse her sokağa, her apartmana merdiven çıkılarak ulaşılıyor. Bölge tarih sürecinde çok fazla büyük yangın geçirmiş. Sokakları çok dar olduğu ve ulaşım zor olduğu için tulumbacılık oldukça önemli bir meslek haline gelmiş. Evliya Çelebi de İstanbul’un Tarihi adlı kitabında semtin merdivenli yokuşlarından bahsetmiş.

Cihangir ile ilgili bir not: Semt, İngiliz Guardian gazetesi tarafından dünyanın yaşanacak en iyi 5 yeri sıralamasında dördüncü sırada yerini almış.

Münir Özkul ve Adile Naşit’in Neşeli Günler filmini hatırlamayanınız var mı? En iyi turşu limonlu mu sirkeli mi olur tartışmaları hafızamızda yerini koruyor. İşte bu güzel filme ev sahipliği yapan meşhur Cihangir Asri Turşucusu da semtin simgelerinden biri. Mekan, İstanbul’un en iyi 10 turşucusu arasında yerini alıyor. Turşucudan çıkınca sola dönün, 100 metre ilerde ilk sağda Adile Naşit Çıkmazını göreceksiniz. Büyük ustanın önünde saygıyla eğiliyor ve Cihangir’in en iyi fotoğraf noktalarından biri olan çıkmazda bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Sırada Cihangir Camii var, görmek için gidiyoruz. Fakat yapı büyük bir tadilata girmiş. Biz de rotamızı manzaraya açılan yokuşa ve merdivenlere yönlendiriyoruz. Hava güneşli, karşımızda tarihi yarımada ve Boğaz. Muhteşem. Öğrendiğimize göre buralar gün kararmaya başladığı andan itibaren pek de tekin olmuyormuş. Aman dikkat diyoruz.

İBB bu muhteşem manzaraya nazır harika bir tesis işletiyor. Biz tamamen tesadüfen bulduk. Çevresinde inşaat hızla devam etse de, mekan temiz, farklı ve en önemlisi çok çok ucuz. İstanbul’un tartışmasız en iyi manzaralarından birine bakarak çok ucuza karnımızı doyurduğumuza inanamıyoruz.

Cihangir, güneşli bir İstanbul sabahında şehrin dokusunu sonuna kadar hissedebileceğiniz sakin bir semt. (Bu sakinliğin geceleri yerini eğlenceye ve kalabalığa bıraktığı söyleniyor.) Siz de açın haritanızı ve keşfe başlayın.

Nasıl gidilir:

Cihangir Taksim’e olan yakınlığıyla ulaşım konusunda çok rahat. Taksim’e metroyla gelip, Sıraselviler Caddesi’ni takip ederek semte ulaşabilirsiniz.

Gonca Sağlık

Zeyrek Genel

Zeyrek / Saklı Hazine

Zeyrek / Saklı Hazine

Zeyrek deyince hemen bir anlam ifade etmeyebilir zihninizde. Haliç’ten Fatih’e çıkan Atatürk Bulvarı’ndan ve su kemerinden geçmeyeniniz var mı? Şehrin en eski ve işlek bu caddesinin hemen arkasında bir tarih gizli. Henüz keşfedilmemiş, Balat gibi Kuzguncuk gibi sokaklarında kalabalıkların dolaşmadığı bir İstanbul hazinesini keşfetmeye hazır mısınız?

Yağmurlu bir İstanbul sabahında yolumuz Zeyrek’e düşüyor. Burası, İstanbul’un fethinden sonra kurulan ilk mahalle olma özelliğini taşıyor. (Fatih Sultan Mehmet’in türbesi de burada bulunuyor.) Bulvar’dan sağa doğru kıvrılıyor ve yokuştan çıkıyoruz. SGK binası dönemecinden sonra soba kokularıyla karışık bir semt karşılıyor bizi. Saklı kalmış, kendi içinde sakin görünüşüyle tarihin coşkusunu harmanlamış bir semt. Heyecanla sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Ellerinde el işi torbalarıyla komşu ziyaretine giden hanım teyzeleri görüyor, selamlaşıyoruz. Bu gezi bizi çok mutlu edecek, işte o dakika anlıyoruz.

Semte adını veren Zeyrek Camii oldukça gösterişli yapısıyla yolun karşısından bile görülüyor. Camiinin eski adı Pantokrator Manastır Kilisesi. M.S. 1118-1136 yılları arasında inşa edilmiş yapı, birbirinden farklı 3 kilisenin bir araya gelmesinden oluşmuş. Yapı aslında bir tür Hıristiyan Külliyesi. 1453 senesinde İstanbul’un fethiyle birlikte Camii olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde büyük bir tadilatla yenilenme sürecinde. Biz gittiğimizde de inşaat çalışmaları vardı. Bu nedenle sadece namaz vakitlerinde ziyarete açık olduğunu belirtelim.

Semte ve âdeta semtin simgesi olan bu yapıya adını veren Molla Zeyrek, Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi bir Allah dostu. Zeyrek adını da Hacı Bayram’ın verdiği biliniyor. Molla Zeyrek bir süre Bursa’da müderrislik yapmış. İstanbul’un fethine katılan ulemalar arasında olduğu da biliniyor.

İstanbul’a bu tepeden bakmak

Camiinin hemen karşısında İstanbul Kitapçısı var. Yağmurun şiddetinin azalmasını beklemek için burada bir mola veriyoruz. Mekân sıcacık, sakin ve şehrin tarihi dokusunu hissettiren müzikler çalıyor. Kahve, çay içip hafif bir şeyler yiyebilir; kitapları inceleyip sevdiklerinize hediyelik eşya seçebilirsiniz. Kitapçının bahçesinde muhteşem bir manzara var. Öyle böyle değil, tadına doyulmaz bir manzara. Sağ tarafınızda Süleymaniye, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesindeki yangın kulesi, Vefa’nın tarihi camileri ve İMÇ. Karşınızda Galata Kulesi, Galata köprüsü, Haliç ve şehrin yeni yüzü olan gökdelenler. Eski ve yeni yüzüyle İstanbul gözlerinizin önünde. Şehrin en iyi manzaralarından biri olarak burayı kaydedin ve ilk fırsatta mutlaka gidin.

Kitapçıdan çıktığımızda yağmur etkisini azaltmıştı. Zeyrek yokuşundan aşağı doğru iniyoruz ve yolumuz Mehmed Emin Tokadi Hazretlerinin türbesine çıkıyor. Piri Mehmet Paşa Camii (1517) ‘nin hemen üst tarafında ağaçların altındaki sessiz bölgede tarihi mezar taşlarını görüyoruz. Mehmed Emin Tokadi Hazretlerinin türbesi de burada. Rivayete göre bu Allah dostu önemli zat, nasibi olanın mezarını ziyaret etmesini; ziyaret edenlerin de cehennem ateşinde yanmamaları için dua etmiş. Hocası da, o halde mezarının gözden uzak kolay bulunmayacak bir yere yapılmasını vasiyet etmesini söylemiş. İşte bu sebepten söylenen o ki, buraya ancak nasibi olanlar gider bulurmuş…
Bu tarihi mezarlık ve Camii’yi ziyaret etmeden Zeyrek’i gördüm demek elbetteolmaz.

Semtin simgelerinden biri de dünya kültür mirası olarak kabul edilen ve sivil mimari tarzının önemli örneklerinden

olan Zeyrek evleri. Maalesef çoğu yıkık dökük. Unesco’nun dünya mirası listesindeki bu evler, Fatih Belediyesi’nin çalışmalarıyla yenileme sürecine girmiş.

Koruyormuş gibi yaptığımız semt

Mahallenin geçmişi çok zengin. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra ilk Cuma namazını Ayasofya’da, ikinci Cuma namazını Zeyrek’te, üçüncü Cuma namazını da Kariye’de kılmış.

Burada bir önemli yapı da Zeyrekhane. İmparator Komnenos tarafından Panroktator manastırının hemen yanı başına inşa ettirilmiş bu bina, o dönemler konak olarak kullanılıyormuş. Bina asıl haliyle günümüze ulaşamamış. Onun yerine eski gibi görünen bir yapı inşa edilip, bir dönem restoran bir dönem de kafe olarak işletilmiş.

Zeyrek’de Osmanlı ve Bizans dönemine ait çok sayıda eser bulunuyor. Yavuz Sultan Selim’in şeyhülislamı Zenbilli Ali Efendi türbesi de burada yer alıyor. Fakat bu noktada göze çarpan en önemli husus, bu eserlerin yıllar içinde gereken önemi görmemiş olmaları. Başlayan çalışmalarla Zeyrek bir şantiye durumunda da olsa, görülecek gezilecek çok yer var.

Uzun dönem hak ettiği ilgiyi göremeyen bir diğer eser de Zeyrek Sarnıçları. Günümüze kadar ulaşabilmiş bu yapı İstanbul’da yer üstünde bulunan tek sarnıç olma özelliğini taşıyor. Burası da tadilat sürecinde.
Tarihi evleri inceleyerek yokuş aşağı iniyor ve Kadınlar Pazarı diye adlandırılan çarşıya geliyoruz. Buraya Siirt Pazarı da deniyor. Zaten semtte bir Siirt egemenliği göze çarpıyor. At Pazarı Meydanı özellikle Pazar günü sokak aralarına açılan tezgâhlarla oldukça kalabalık oluyormuş. Kadınlar pazarında yok yok. Restoranlar, kuruyemişçiler, baharatçılar ve canlı hayvan satıcıları. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda pek hoş olmayan kokuların duyulabileceğini hatırlatalım.

Tarihin kucağında geçen bir günden geriye kalan fotoğraflara bakarak bu semte bir daha gelmeden olmaz diye düşünüyoruz..

Nasıl gidilir:

Beşiktaş’tan kalkan Unkapanı otobüslerine binerek Vefa durağında inip 5 dakika yürüyüp bu tarihi vahaya ulaşabilirsiniz.
Gonca SAĞLIK

Eski Ahşap Ev

Vefa : Sadece bir semt adı mı?

Vefa : Sadece bir semt adı mı?

İstanbul’un en eski ve en küçük semti Vefa’dayız. İnsandaki ‘vefa’ duygusunun anlatımıyla birleştirilmiş bir semt. Nice dizelere, nice öykülere ve umutlara konu olmuş. Semtin geçmişi Bizans’a kadar uzanıyor. Osmanlı ve Bizans döneminde devrin önde gelen bürokrat, tüccar ve bilim insanlarının yaşadığı bir semt olan Vefa, günümüzde terkedilmiş ve adeta yıkılmaya bırakılmış durumda.

Semt ismini, Şeyh Vefa Efendi’den alıyor. Fatih dönemi ve onu takip eden Sultan 2. Bayezid döneminin mutasavvıf ve ulemasından olan Şeyh Vefa Efendi, bu semte bir külliye yaptırmış. Şeyh Vefâ 1491 yılında hayatını kaybetmiş. Ölümünün ardından Fatih Sultan Mehmet kendisi adına bir cami ve bir çifte hamam inşa ettirmiş.

Unkapanı başlı başına bir hikâye zaten. Sahnelerin yıldızı olma ve keşfedilme heyecanıyla plakçıların kapısında bekleyen şarkıcıların durağı Unkapanı. O dönemin plakçılar çarşısı (İMÇ), bugün perdeci ve müzik aleti satan dükkânlarla dolu. Unkapanı üzerinden semte doğru yürüdüğünüzde bu köhne ama ayakta kalmaya direnen semtin etkisi altına giriyorsunuz.

Vefa’nın sivil ve resmi mimariye sahip pek çok eseri maalesef günümüze kadar ulaşamamış. Şeyh Vefa Külliyesi, Mimar Mehmet Ağa Camii, Şeb Sefa Hatun Camii ve Molla Gürani Camii semtin önemli yapılarından bir kaçı. Diğer yandan Vefa Lisesi, Cibali Lisesi, Atıf Efendi Kütüphanesi, Ekmekçizade Medresesi ve Recai Mehmet Efendi Sıbyan Mektebi gibi köklü eğitim ve Kültür kurumları da Vefa semtinin içinde yer alıyor.

Booozaaaaaa

Boza deyince Vefa ismini hatırlamayanınız var mı? Semtin geleneksel ve bozulmadan günümüze kadar ulaşabilmiş mekânı günün her saati meraklı ziyaretçilerini ağırlıyor. Lezzeti marketlerde paketli satılan bozalardan pek farklı olmasa da tarihi dükkân görülmeye değer. Vefa Bozacısı’nın kuruluş tarihi 1876. Hacı Sadık Bey 1870 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a göç eder. O dönemde boza imalatı çok revaçta olduğu için bu işe girer. Zaman içinde kendi geliştirdiği yöntemle 6 sene evinin altında imalat yaparak sarayın çevresinde satmaya başlar. O tarihten günümüze dek ulaşan Vefa Bozasının hikâyesi işte böyle başlar.

Türk spor tarihinin önde gelen eski kulüplerinden biri olan Vefa Spor Kulübü de semtin simgeleri arasındaki yerini almış.

Döneminin yaşayış tarzıyla ilgili ipuçlarını her sokakta görebileceğiniz Vefa semtinde yıkılmaya yüz tutmuş çeşmeler ve tarihi mezar taşları dikkatimizi çekiyor. Bu değerlerin sahipsiz bırakılıyor olmasına yine çok üzülüyoruz. Semtteki manevi emanetlerden biri de Fatih devrinin büyük bilgini ve şairi Nasrettin Hoca’nın torunu Hızır Bey’in türbesi. Günün her vaktinde önünde dua edenlere rastlamak mümkün.

Ayın 1’i Kilisesi

Hızır Bey Türbesinden İMÇ’nin arkasına doğru ilerleyince karşınıza Ayın Biri Kilisesi adıyla anılan yapı çıkıyor. Buranın ünü oldukça yaygın. Tarih hakkında net bir bilgi yok. Bahçede tarihi kalıntılar görülüyor. Bu yapıya mı başka bir esere mi ait maalesef belli değil. Yapı, Vefa Ayazması veya Kilisesi olarak da biliniyor. Bu küçük yapının önünde her ayın 1’inde uzun kuyruklar oluşuyor. Dilek dilemeye gelip buradan anahtar alınıyor, sıraya girip alt kattaki ayazmada kutsal su içiliyor, anahtarla belli kutular açılıyor ve papazın önündeki kuyrukta beklenip dua isteniyor. Ayın 1’i dışında geldiğinizde ise bomboş ve kapalı bir kiliseyle karşılaşacağınızı belirtelim.

Bir dönemin seçkin semtlerinden biri olan Vefa’nın yerinde bugün yeller esiyor. Barındırdığı eserler ve geçmişiyle önemli bir değer olan bu semt, Eminönü, Bayezıt, Süleymaniye ve Zeyrek gibi çok önemli yerleşim yerlerinin komşusu durumunda. Bir gezi planıyla tüm bu bölgeleri aynı anda gezmeniz mümkün. Fakat bizim tavsiyemiz her birine birer gün ayırmanız olacaktır.

Nasıl gidilir:

Semt şehrin kalbinde. Eminönü hattı otobüslerini kullanarak gidip, kısa bir yürüyüş turuyla ulaşabilirsiniz. Fatih-Laleli otobüslerini de kullanabilirsiniz.

Gonca SAĞLIK

Manzara2

Kaunos Antik Kenti : Mavinin içindeki gizli kent

Kaunos Antik Kenti : Mavinin içindeki gizli kent

Dalyan bölgesinin efsane antik kenti Kaunos şehrindeyiz. Buraya tatile geldiyseniz bu antik kenti görmeden dönmeniz kayıp olacaktır. Dalyan, Akdeniz ile Ege’nin birleştiği noktadaki bir doğa harikası. Yazılı belgelerde ilk kez Pers savaşları sırasında adı geçen kentin yerini ilk bulan (1842) İngiliz arkeolog Hoskyn olmuş. Hoskyn, Dalyan’daki harabelerde bir halk meclisi tableti bulmuş, bu tablette yazılanların deşifre edilmesiyle buranın Kaunos olduğu ortaya çıkmış. Kentteki ilk arkeolojik kazılar ise 1966 senesinde Baki Öğün başkanlığındaki ekiple başlamış. Günümüzde kazı çalışmalarının devam ettiği bu kıymetli hazinenin tanıtımı için Valilik başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlar çeşitli çalışmalar düzenlemekte.

Kent oldukça engebeli bir arazi üzerine kurulmuş. Ulaşım için farklı güzergâhlar olsa da biz Dalyan nehri kıyısından küçük tekne kiralayarak gitmeyi tercih ettik. Size de bu güzergâhı tercih etmenizi öneririz. Neden mi? Yol boyu Kaya mezarlarını, sazlıklarla kaplı göl suyunu seyredecek, muhteşem havayı soluyacaksınız. Tekne sizi minik bir iskelede bırakıyor, 15 dakika süren muhteşem bir doğa yürüyüşünden sonra kente ulaşacaksınız. Yol boyunca, dallarından narların sarktığı ağaçların güzelliği ise anlatılacak gibi değil. Gidip görmeniz gerek. Hemen buraya bir not düşelim. Tekne kiralarken pazarlık yapmayı unutmayın; fiyatlar arası büyük farklar olabiliyor.

Bu güzel doğa yürüyüşünden sonra işte antik kentteyiz. Kente girişte müze kart geçerli. Adım atar atmaz diğer antik kentlerden ayrılmasını sağlayan o güzel havası ve keçi sürüleri karşılıyor bizi. Dağ keçileri gezi boyunca bize arkadaşlık ediyor.

Kent, kilisesi, antik çeşmesi, tapınakları, tiyatrosu, agorası ve şahane manzarasıyla tam bir görsel şölen, tarihe düzenlenecek eksiksiz bir seyahat niteliğinde. Manzarasını izlemek için bolca vakit ayırın. Özellikle gün batımında eşsiz görüntüler ortaya çıkıyor. Yapılan özenli kazılar sonucu her dönem başka güzellik ortaya çıkmış. Agoradaki yarım daire taş banklar görülmeye değer.

Antik Çağ Limanı

Antik çağda bir liman kenti olan Kaunos, denizin alüvyonlarla dolması nedeniyle günümüzde bu özelliğini yitirse de görülmeye değer çok sayıda kalıntıya ev sahipliği yapıyor.

Bugün denizden bir hayli içerde olan kent, Arkaik, klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde halklara ev sahipliği yapmış. Askeri liman, tersaneler ve bazı yerleşim alanları günümüze kadar ulaşamamış. Henüz kazı çalışmasının yapılmadığı ve çok eserin de toprak altında olduğu düşünülürse, bu antik kentin ne denli önemli bir miras olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Kaunos’ta şimdiye kadarki kazılarda mimari eserlerin dışında çok sayıda heykel, heykel kaideleri, sikke, amfora, alınlık (diadem), süs eşyaları, vazolar, kandiller, figürler, çanak ve çömlek bulunmuş. Kentin kalbini oluşturan akropol 152 metre yükseklikteki tepeye kurulu. Kent surlarının kuzey yönünde olanı Ortaçağ’dan kalmış.

Kendi adına para bastıran Kaunos’un bir dönem bağımsız devlet olduğu, çevresindeki Pisilis (Sarıgerme’de), Sultaniye (Köyceğiz Gölü kenarında) ve çevredeki pek çok küçük antik kentin kendisine bağlı olduğu biliniyor. Kentin kuruluş hikâyesi ise biraz karışık ve trajik. Romalı tarihçi ve şair Ovidius’un aktardığı efsane kısaca şöyle: Kaunos ve Byblis ikiz kardeşlermiş. Genç ve güzel bir kız olan Byblis ikiz kardeşi Kaunos’a âşık olmuş. Bir mektup yazarak duygularını dile getirmiş. Bunu öfkeyle karşılayan Kaunos ikizine çok öfkelenerek, kendisini sevenlerle birlikte babasının topraklarını terk ederek kendi ülkesini yani burayı kurmuş. Byblis ise karşılıksız kalan sevgisi yüzünden kendini yüksek bir kayadan atarak yaşamına son vermiş. Su perileri Byblis’e acımış ve akıttığı gözyaşlarından bir pınar oluşturmuş. Efsaneye göre Dalyan’da labirenti andıran kanallar Byblis’in gözyaşlarından oluşmuş.

Antik kent gezmek apayrı bir zevktir. Eski çağlarda yaşananları düşünüp kalıntılara bakmak insan için önemli bir ders niteliğinde. Dalyan’ın en büyük zenginliklerinden olan Kaunos Antik Kenti’nin ortaya çıkarılması ve açık hava müzesi haline getirilmesi ülkemiz turizmi ve Anadolu kültürü açısından oldukça değerli.

Siz de ilk fırsatta bu tarihi eseri gezin, şahane doğanın ve sazlıkların arasından süzülen teknenin keyfini çıkarın.

Gonca SAĞLIK

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları