
Berlin’de turistlerin ilgisini çekecek birçok yer var. Hem modern hem de tarihin kalbinden gelen bir şehir burası. Size Berlin Gezi Rehberimiz için seçtiğimiz aşağıdaki noktaları kaçırmamanızı tavsiye ederiz.
Reichstag / Parlamento Binası

Reichstag, aslında bir milletin neredeyse tüm önemli günlerini o milletle beraber yaşamış bir bina. Bu anlamda hem dünya için hem de Almanlar için büyük öneme sahip. Almanya 19yy.da birleşerek Alman İmparatorluğu haline geçtikten sonra bir parlamento binası yapımı ihtiyaç olmuş. 1871 yılında ilk girişimler yapılsa da ilk inşaat başlangıcı 1884 yılına kadar olamamış ve 1894 yılında inşaatı tamamlanmış. O tarihten itibaren de “Deutscher Bundestag” yani Alman Parlamentosu olmuş.
Berlin’in kalbinde yükselen Reichstag Binası, sadece bir mimari eser değil; aynı zamanda Alman demokrasisinin sembolü. Cam kubbesine çıktığınızda şehrin panoraması gözlerinizin önüne seriliyor. Tarihi duvarların arasında dolaşırken, geçmişin izlerini ve bugünün özgürlük ruhunu aynı anda hissediyorsunuz. Gün batımında kubbeden süzülen ışıklar, Berlin’in hem tarihi hem de modern yüzünü büyüleyici bir şekilde yansıtıyor.
Reichstag , Brandenburg kapısının hemen yakınında. İçerisinde halka açık restoran bulunan dünyanın tek parlamento binası olması da ayrı bir özelliği. Burayı ziyaret etmek istiyorsanız özellikle öğleden sonra veya gün batarken gidin. Gün batışını cam kubbeden izlemenin zevki bir başka oluyor. Reichstag ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyenler, Parlamento’nun resmi internet sitesini ziyaret edebilirler.
Brandenburger Tor / Brandenburg Kapısı

Brandenburg Kapısı, Almanya’nın Berlin şehrinin ana sembollerinden biridir. Kapı 1788-1791 yılları arasında yapılmıştır . Kapı, Prusya Kralı II. Friedrich Wilhelm’in emriyle yapılmıştır ve mimarı Carl Gotthard Langhans’tır. Berlin Gezi Rehberi’mizin de önemli bir noktasını oluşturmakta.
Şehrin 18 ayrı kapısı bulunmaktaymış ancak ayakta kalan tek kapı bu kapı olmuş. Yapıldığı dönemin üst düzey sanatçılığının izleri açıkça görülmekte. Kapının üzerinde bulunan “Quadriga“, “Zafer Tanrıçası” nı ifade etmekte. Bu heykel, Napolyon Savaşları sonrası 1806-1814 yılları arasında Fransızlar tarafından savaş ganimeti olarak Fransa‘da tutulmuş. Brandenburg Kapısı 2. Dünya savaşı esnasında zarar görse de, sağlam kalmayı başarabilmiş. Berlin ikiye bölünmüş durumda iken burası Doğu Almanya sınırları içerisinde kalmıştı.
12 Haziran 1987 yılında dönemin Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan’ın, Berlin duvarının yıkılmasına yönelik konuşması da Brandenburg Kapısı’nda gerçekleşmiş. Kasım 1989 yılında Doğu ve Batı Berlin’in birleşmesi, bu kapıyı tekrar şehrin sembolü haline getirmiş. 22 Aralık 1989 yılında birleşmeye yönelik yapılan kutlama esnasında 100,000 kişinin gelip burada kutlama yapmasından dolayı zarar gören yapı, 2002 yılında restorasyon sonrası tekrar görkemli haline kavuşmuş. Otobüs ve metro ile çok kolay ulaşılan kapının hemen yakınında Reichstag yani Parlamento binası da bulunmakta. Özellikle akşamları gelirseniz, güzel bir ışıklandırma ile de karşılaşıyorsunuz. Son sıralarda meşhur olan bina üzerine ülke bayrağı yansıtma durumu burada da var. Bakarsınız Brandenburg Kapısı üzerinde bir bayrak veya başka bir görsel şova rastlarsınız.
Eski fotoğraflar içerisinde bu binanın tepesinde bir Sovyet Rusya Bayrağı asılı olanlara da zaman zaman rastlanıyor. Bunun sebebi 1945 – 1957 yılları arasında buranın Sovyet Rusya altında kalmış olması. Daha sonraları bu bayrak Doğu Almanya bayrağı ile değiştirilmişti. Günümüzde altından rahatlıkla geçilebilen bu yapıya Almanya’nın birleşmesinden önce yaklaşmak imkansızdı.
Gerek Brandenburg Kapısı gerekse etrafındaki yerler ile ilgili daha detaylı bilgi almak isteyenler, Berlin Resmi Şehir Tanıtma Sayfasından daha detaylı bilgi bulabilirler.
Berlin Telekomünikasyon kulesi

Berlin Telekomünikasyon Kulesi 1965-1969 yılları arasında inşa edilmiş. Orijinal Adı ile Fernsehturm, Almanya’nın en uzun binasıdır. Doğu ve Batı Almanya hali geçerli iken, Doğu Almanya yönetimi, şehrin kendi taraflarında kalan kısmının bir nevi sembolü olsun diye bu kuleyi yapmış. Kim bilir belki de casusluk amacı da gütmüşlerdir. Zira açık bir havada 42 kilometre öteyi görülebilmektesiniz. Toplam uzunluğu 368 metre. İlk inşaat esnasında 365 metre olarak yapılan kule daha sonra üzerindeki antenin uzatılması sonucu 368 metreye yükselmiş. Berlin kulesinin içinde bulunan dönen restoran ilk başlarda saatte bir tur atacak bit yapıya sahip iken daha sonraları sistemi değiştirilerek yarım saatte bir tur atacak hale getirilmiş.
Şehrin her yerinden görülebilir olması, kuleyi bir anlamda şehrin sembolü haline getirir. Berlin Telekomünikasyon Kulesi ilk planlandığında sadece 130 metre olarak inşa edilmesi ön görülmüş. 26,000 ton ağırlığındaki kulenin yapım yeri de ilk inşaat başladıktan sonra değiştirilmiş. Berlin’in birçok yerinden görülebilen bu şehir simgesinin gözlem katına çıkarak tüm Berlin‘i 360 derece izleyebilirsiniz. Kulenin aynı zamanda bir bar ve restoranı var. Hem kule hakkında daha fazla bilgi hem de bilet almak isterseniz buradan ilgili siteyi ziyaret edebilirsiniz.
Kurfürstendamm

Kurfürstendamm caddesi, Berlin’in bizce en popüler merkezi. Lüks markaların olduğu bu bölgede aynı zamanda Kaiser William Hatıra Kilisesi ve küçüklerin çok eğleneceği Almanya’nın en eski hayvanat bahçesi olan Zoological Garden yer alıyor. Bir zamanlar, Berlin henüz doğu ve batı diye ikiye bölündüğü zamanlarda, Batı Berlin’in merkezi konumundaydı. Şehrin önemli bulvarlarından olan Kurfürstendamm günümüzde şehri ziyaret edenlerin mutlaka uğradığı bir nokta. Avrupa’nın en büyük ikinci alışveriş merkezi olan KaDeWe de yine bu bölgede yerini almış durumda. Rahat bir programla burada tüm gününüzü geçirebilirsiniz. Biraz alışveriş, biraz ailece gezi, diye düşünenlerin burayı gezi rotalarının içine almasında fayda var. Turistlerin en çok ziyaret ettiği noktalardan biri olan bölge, 3,5 kilometre uzunluğunda bir alışveriş caddesi olan cadde aslında Prens II. Joachim’in sarayından rahatça av köşküne gelebilmesi için 1500’lü yıllarda yaptırılıyor. 1870’li yıllardan sonra ise bir anlamda Fransa‘nın Champ-Elysees caddesinin Berlin versiyonu olmuş. Kurfürstendamm ile ilgili daha detaylı bilgi almak isterseniz burayı tıklayabilirsiniz.
Checkpoint Charlie / “C Kontrol Noktası”

Checkpoint Charlie’nin ismi değişik bir geçmişten geliyor. Amerikan ve Rus birlikleri Berlin’in ortasına kadar yarışıp şehri ikiye bölünce, hemen bir sınır oluşturdular. Bu sınır üzerinde uzun bir süre geçerli olacak kontrol noktaları kurdular. Artık Federal ve Demokratik Almanya olarak ikiye bölünen ülke ve şehrin Alpha (A), Bravo (B) ve Charlie (C) olmak üzere üç ayrı geçiş noktası kontrol noktası vardır. Yani Charlie ismi aslında askeri bir kodlamadan gelen bir isim. Bu üç geçiş noktasının en ünlüsü de Amerikan “C kontrol bölgesi” olan Checkpoint Charlie oldu.
Sadece anlaşmalar ile belirlenmiş bir kesim olarak üst düzey bürokratlar, devlet yetkilileri, Büyükelçiler, özel görevliler ve aileleri gibi insanlar bu kapıdan karşılıklı olarak geçebiliyorlardı. Halkın ise böyle bir izni yoktu. Özellikle Doğu Berlin’den Batı Berlin’e kaçmak isteyen bir çok kişinin hayatını kaybettiği bu nokta artık turistik bir yer. Schützenstraße ve Zimmerstraße caddelerinin kesiştiği noktadaki açık hava müzesi, bu kaçış hikayelerini anlatan bir müze.
Bu noktanın hemen yakınında Checkpoint Charlie müzesi var. Burası bölünmüş Almanya dönemini anlatan önemli bir yer. Berlin Duvarı Anıtı da bu bölgede. O dönemlerde kullanılan tüm malzemeler bu müzede sergilenirken, artık bu kapı, Berlin‘i gezenlere eski sınırı hatırlatıyor. Kontrol noktası ile ilgili daha detaylı bilgi için Berlin Tanıtma Ofisinin ilgili sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Berlin Museum Island / Berlin Müze Adası

Museum Island veya Türkçe ismiyle Müze adası , 5 ayrı ve önemli müzeye ev sahipliği yapan bir ada. Aynı zamanda ada ve üzerindeki binalar UNESCO Dünya Mirası listesinde. Asıl ismi Bode Museum olan müzeye, müze ve tarih konularına ilginiz var ise mutlaka gitmelisiniz. Burada,
- Altes Museum / Eski Müze : Berlin Eyalet Müzesine ait antik eserlerin sergilendiği 1830 yılında açılan müze
- Neues Museum / Yeni Müze: 2. Dünya Savaşında büyük oranda yıkılan ve tekrar yapılan ve içerisinde tarih öncesi ve erken tarih Mısır eserlerinin bulunduğu müze. Meşhur Mısır Kraliçesi Nefertiti‘nin büstü de burada.
- Alte Nationalgalerie / Eski Milli Galeri : 1876 yılında yapılan ve özellikle 19.yy. sanat eserlerini görebileceğiniz bir müze.
- Bode Müzesi : 1904 yılında açılan ve kurucusunun adı ile anılan Bode Müzesi, geç antik ve Bizans dönemi sanat eserlerini sergilemekte.
- Pergamon Müzesi : İşte bu müze, gerçekten içinizi sızlatacak bir müze. Çünkü burada Türkiye’den Osmanlı zamanında kaçırılan 2 çok önemli eser ile onlarca önemli eser bulunmakta. Bunlardan ilki Milet (Miletus)’ten kaçırılan 30 metre genişliğinde ve 16 metre yüksekliğinde Miletus Pazar Kapısı. Onlar Miletus diye sergiliyorlar. Ama asıl yeri Didim bölgesindeki Milet Milli Parkı. Bir diğeri ise 20 metre genişliğinde, 36 metre yükseklikte ve 34 metre derinliğinde olan devasa Pergamon Sunağı. Pergamon diyerek sorumluluklarını azaltmak isteseler de aslında bu sunak Bergama’dan gelmiş. Arkeologlar yine Osmanlı’nın son döneminde kaçırmışlar. Bu iki eserden ötürü bu müze, yılda ortalama 1,5 milyon ziyaretçi çeken Almanya‘nın en ünlü müzelerinden.
Müze Adası‘ndaki müzelerde 6000 yıllık kültür ve sanat tarihini bulacaksınız. Müze Adası ile ilgili bilgi ve bilet almak için Visit Berlin Bilet Sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Gendarmenmarkt

Gendarmenmarkt Şehirdeki en çarpıcı ve en tarihi meydanlardan birisi. Bu yüzden Berlin Gezi Rehberi’mizin önemli bir noktası. Tarihi dokusu gezinize ayrı bir tat katacak. Berlin‘in en alımlı alışveriş caddelerinden olan Friedrichstrasse’nin hemen yanı başında olan meydan isminden de çağırışım yapacağı gibi (Gengarmen/Jandarma) burada bulunan askeri birlikten ismini almış ve ilk olarak 1668 yılında kurulmuş. 1773 yılında yenilenen meydan, bu tarihe kadar burada yer almış olan “Gens d’Armes” süvarilerinin hatırasına Gendarmenmarkt adını almış. Şehrin en önemli 3 mimari binası olan Konser Salonu, Alman ve Fransız Kiliseleri burada yer alıyor. Bu binalardan iki tanesi, Alman Kilisesi ve Fransız Kilisesi, neredeyse birbirinin aynı binalarmış gibi duruyorlar.
Berlin’in en zarif meydanlarından biri olan Gendarmenmarkt’a adım attığınızda, sizi çevreleyen mimarinin uyumuna hayran kalıyorsunuz. Fransız ve Alman katedralleri ile Konzerthaus’un üçlü güzelliği, meydanı adeta bir açık hava sahnesine dönüştürüyor. Yaz aylarında kafelerde oturup meydanın canlı atmosferini izlemek, kışın ise Noel pazarlarının ışıkları altında dolaşmak bambaşka bir keyif. Burada vakit geçirirken, Berlin’in hem tarihi hem de kültürel ruhunu aynı anda hissediyorsunuz.
Özellikle yıl sonuna doğru, Yılbaşı alışverişi için hazırlanan Christmas Market buranın canlılığını doruk noktasına çıkartıyor. Normal zamanlarda, daha çok yaz aylarında, buraya gelen orkestralar tam anlamıyla bir açık hava konseri verirler.
Topography of Terror / Terörün Topoğrafyası

Berlin Gezi Rehberi’mizin bir başka noktası da Topography of Terror. Burası için bir çeşit terör müzesi diyebiliriz. Nazi (Nasyonal Sosyalist) Partisinin yönetimi esnasında bu bölgedeki binalar Gestapo ve SS kuvvetlerine verilmiş. Onlar da burayı propaganda ve işkence noktaları olarak kullanmış. Bu binaların büyük çoğunluğu, Berlin’e yapılan saldırı esnasında bombalanmış ve kalan yıkıntılar ise sonrasında yok edilmiş. Bir dönem yakınından bile geçmeye cesaret edilemeyen bu bölge bugün Berlin‘in en fazla ziyaret edilen müzelerinden birisi durumunda. Burada açılan sergilerin ilki 1987 yılında gerçekleşmiş. Berlin’in kuruluşunun 750. yılı sebebiyle açılan sergi için Gestaponun merkez binasının kalıntıları bulunup kazılar gerçekleştirilmiş. O dönemlerde yaşananlar bir müze olgusu içinde gösterilmeye başlanmış.
Burada sadece SS’ler ile ilgili bilgi almakla kalmıyorsunuz. Aynı zamanda Nazilerin Almanya‘da yükselişini ve yaşayıp, yaşattıklarını görebiliyorsunuz.
unuz. 2017 yılında 1,3 milyondan fazla ziyaretçi çeken müze içerisinde sabit ve değişken sergiler yer alıyor. 5 ana salon bulunmakta. Çeşitli konu başlıkları altında ile belgeler sunulmakta. Sınırlı sayıda sesli ve görsel dokümanda sergilenenler arasında. Daha detaylı bilgi için müzenin kendi internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.
East Side Gallery / Doğu Yakası Galerisi

East Side Gallery bir insanlık dramının resmidir. Berlin Gezi Rehberi’mize almamızda bu sebepten. Berlin geziniz esnasında burayı görmek size bu dramı hissettirecek. Bir zamanlar aynı şehirde yaşayan insanlar, bir sabah şehrin doğu tarafının Ruslar, batı tarafının ise Amerikalılar tarafından ele geçirildiğini gördüler. Her ne kadar Amerikalılar ve Ruslar, Almanlara karşı savaşıyor olsa da birbirlerine karşı da düşmandılar. Ruslar ve Amerikalılar şehri hemen ikiye bölüyor. Karşılıklı olarak savunmalar kuruyorlar. Günümüzde bile birbirine uzak olan bu iki kutup, Berlin’de birbirine komşu oldu. Ve o duvar… Berlin’in doğu yakası yüzüne bakan Berlin duvarı yaklaşık 1 km’lik bir galeri-duvar haline gelmiş.
1990 yılında 105 ressam burada resimler yaptı. Böylece dünyanın en büyük ve en uzun süre ziyarete açık kalan açık hava sergisi de oluşmuş oldu. Zamanla üzerlerine yapılan grafitiler, vandalizm ve erozyon sebebiyle resimler zarar gördü. Kar gütmeyen bir kuruluş bu resimleri restore etmek için ressamlar ile irtibata geçti. Ancak ressamların çoğu hem bu teklifi reddetti. Hatta şirkete karşı resimlerin kopyalarını yapmaktan ötürü telif hakkı ihlali yaptıkları gerekçesiyle dava açtı.
Berlin duvarı ve üzerinde 105 sanatçının yaptığı çalışmaları görmek isterseniz mutlaka gidin. Sadece resimleri görmeyeceksiniz. Aynı zamanda aynı şehirde iki farklı ekonomik sistemi yaşayanlardan, daha fakir olanlarının ruh halini de göreceksiniz. Berlin Duvarı Müzesinde de bu sefer Batı yakasının hikayesini görme şansınız olacak. Detaylı bilgi için Berlin Tanıtma Ofisi</strong>nin ilgili sayfasını buradan ziyaret edebilirsiniz.
Berlin Gezi Rehberi’miz ile birlikte güzel bir gezi yapmanızı temenni ederiz.







