Kethüda Hamamı

Kethüda Hamamı

Kethüda Hamamı

Bu yazımızda, İstanbul’u gezmekle bitiremeyeceğimizin kanıtlarından biri olan Kethüda Hamamı ‘ndan  bahsedeceğiz. İstanbul’da yaşayıp da Ortaköy’e gitmeyenimiz var mı? Zannediyoruz yoktur veya yok gibidir. Peki ya Kethüda Hamamını bilmeyen var mı? Ya da bilen var mı diye mi sormalıyız? Böyle bir güzellik, böyle sürprizler ancak şehr-i İstanbul’a aittir. Her keşifte bir sürpriz hazırlar…Hep önünden geçtiğimiz fakat görmediğimiz bir eserle karşılaşınca duyduğumuz o heyecan içimizde Kethüda Hamamını gezmeye başlıyoruz.

Yapı, Ortaköy Meydanda, meşhur kumpircilerin hemen karşısında. 1980’lerin ilk yarısına kadar özgün işleviyle kullanılmış. 2001 senesinde yapılan restorasyondan sonra sırasıyla, restoran, gece kulübü ve tasarım ofisi olarak kullanılmış. 2011’de tekrar bakıma alınan yapı özgün haline kavuşarak Beşiktaş Belediyesi tarafından kültür merkezi haline getirilmiş.

16. Yüzyıldan kalma bir yapı olan hamam, halk arasında Ortaköy Hamamı olarak biliniyor. Vezir Kara Ahmet Paşa’nın kâhyası Hüsrev Kethüda tarafından yaptırılan eser, Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Sinan Paşa Camii ve Yahya Efendi Dergahıyla birlikte Beşiktaş’taki Mimar Sinan eserlerinden biridir.

Kethüda isminin anlamını merak edenler için yazalım, Kethüda zengin insanlara yardım eden kişi, kâhya anlamına geliyor.

İki kare bölümden oluşan Kethüda Hamamı ‘nda iki kubbe bulunuyor. Klasik Osmanlı mimari örneği olan taş hamamda, soğukluk-soyunma, ılıklık-hela ve sıcaklık-hamam bölümleri bulunuyor. 1200 metrekare alana sahip binaya ilk girdiğinizde geniş bir avluyla karşılaşıyorsunuz. Merdivenle üst kata çıkılıyor. Pencerelerin rengi ve sekizgen kasnaklı kubbe muhteşem. Alt katta hamam odaları bulunuyor. Restorasyonda orijinal kurnalar da değerlendirilmiş. Odalarda mermer hamam malzemelerini görmeniz mümkün. Mimar Sinan’ın bu muhteşem eseri, Osmanlı klasik dönem hamam mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Evliya Çelebi de 14 bin 888 İstanbul hamamı içinden bu hamamı ayırarak övgüyle bahsetmiştir.

Böyle önemli eserlerin değerinin bilinmesi ve müze olarak korunması çok önemli.. Dileriz kıymeti bilinir..

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

Firuzağa Cami

Cihangir : Sanatçıların Mekanı

Cihangir : Sanatçıların Mekanı

Belli bir yaşta olup İstanbul’da yaşayan veya bir şekilde buraya yolu düşen herkesin gençlik dönemlerinin tartışmasız durağıdır İstiklal Caddesi. Günümüzde o dokusu ve kokusunun hızla yok olduğu bu güzel cadde, çalan müzikleri, kitapçıları ve sosyal hayatıyla bir döneme damga vurmuştu. Öyle popülerdi ki aklımıza ara sokaklarına, aşağı sahile doğru inmek gelmezdi bile. Son yıllarda ise caddenin arka tarafları da oldukça popüler. Cihangir gezimize Taksim meydanından başlıyor, İstiklal Caddesi’nden sola kıvrılarak Sıraselviler caddesine doğru yöneliyoruz.

Sıra Selviler

Caddeye girer girmez muhteşem yapılarla karşılaşıyoruz. Hemen sağda bir kilise, az ileride solda Romanya Konsolosluğunun özenli mimariyle bezeli yapısı. Fotoğraf çeke çeke ilerleyip Safiye Ayla apartmanına geliyoruz. Türk Musikisi’nin unutulmaz sesiSafiye Ayla Targan (1907-1998)’ın yaşadığı bu apartmanı o eşsiz nağmeler eşliğinde seyrediyoruz.

Yola devam ediyoruz. Vakit sabahın erken saatleri. (Gezi sever dostlara bir tavsiye: Eğer vaktiniz varsa İstanbul’u keşfetmek için en uygun zamanlar hafta içleri sabah saatleri. Kalabalıkları geride bırakarak sokak sokak şehri koklayabilmek gibisi yok.) Yol bizi tarihi Savoy Pastanesine çıkarıyor. 1950’den beri hizmet veren pastanenin çilekli milföyünü denemeden geçmeyin diyerek soluğu Firuzağa camiinde alıyoruz.  Burası aslında bir mescit. Firuzağa tarafından 1491 senesinde yaptırılan camii, 11 Mart 1823’de çıkan büyük yangında zarar görmüş. 2. Mahmut tarafından yenilenen camii günümüze dek ulaşmış. Camiinin altında dükkanlar ve yeme-içme yerleri var. Biz de çayımızı çok bilinen ve günün her saati kalabalık olan kahvede içiyoruz. Burada Yeşilçam’ın emektarlarına veya popüler simalara rastlamanız mümkün. Hemen karşısında duran seyyar simitçiden simit alıp mahalleyi seyrediyoruz. Bir dönem gerçekten en revaçta muhitti Cihangir. Kiralar almış başını gidiyordu. Fakat hemen alt tarafında bulunan Karaköy’ün hızlı yükselişiyle birlikte bu etkisi günümüzde azalmış gibi görünüyor.

Çay-simit faslından sonra sokak aralarından ilerleyerek üstat Orhan Kemal Müzesi’ne ulaşıyoruz. Küçük de olsa usta yazarı tanıyıp hatırlamak için önemli bir durak burası. Semtteki bir diğer müze de Orhan Pamuk’un aynı adlı eserinden esinlenerek kurulan Masumiyet Müzesi.

Şehzade Cihangir’den Semt Cihangir’e

Semtin tarihine kısaca göz atmak gerekirse: Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan’dan olma oğlu Şehzade Cihangir erken yaşta vefat edince, şehrin en görülen bölgesine bir cami inşa ettiriyor ve oğlunun adını veriyor. Zamanla bu caminin etrafı yerleşim alanı haline gelerek Cihangir adını almış. 20. Yüzyıl itibariyle bölgeye gayri müslim nüfus da yerleşiyor; Cumhuriyetin ilanıyla birlikte semt hızlı gelişme gösteriyor.

Semt, yokuşları ve merdivenleriyle meşhur. Neredeyse her sokağa, her apartmana merdiven çıkılarak ulaşılıyor. Bölge tarih sürecinde çok fazla büyük yangın geçirmiş. Sokakları çok dar olduğu ve ulaşım zor olduğu için tulumbacılık oldukça önemli bir meslek haline gelmiş. Evliya Çelebi de İstanbul’un Tarihi adlı kitabında semtin merdivenli yokuşlarından bahsetmiş.

Cihangir ile ilgili bir not: Semt, İngiliz Guardian gazetesi tarafından dünyanın yaşanacak en iyi 5 yeri sıralamasında dördüncü sırada yerini almış.

Münir Özkul ve Adile Naşit’in Neşeli Günler filmini hatırlamayanınız var mı? En iyi turşu limonlu mu sirkeli mi olur tartışmaları hafızamızda yerini koruyor. İşte bu güzel filme ev sahipliği yapan meşhur Cihangir Asri Turşucusu da semtin simgelerinden biri. Mekan, İstanbul’un en iyi 10 turşucusu arasında yerini alıyor. Turşucudan çıkınca sola dönün, 100 metre ilerde ilk sağda Adile Naşit Çıkmazını göreceksiniz. Büyük ustanın önünde saygıyla eğiliyor ve Cihangir’in en iyi fotoğraf noktalarından biri olan çıkmazda bol bol fotoğraf çekiyoruz.

Sırada Cihangir Camii var, görmek için gidiyoruz. Fakat yapı büyük bir tadilata girmiş. Biz de rotamızı manzaraya açılan yokuşa ve merdivenlere yönlendiriyoruz. Hava güneşli, karşımızda tarihi yarımada ve Boğaz. Muhteşem. Öğrendiğimize göre buralar gün kararmaya başladığı andan itibaren pek de tekin olmuyormuş. Aman dikkat diyoruz.

İBB bu muhteşem manzaraya nazır harika bir tesis işletiyor. Biz tamamen tesadüfen bulduk. Çevresinde inşaat hızla devam etse de, mekan temiz, farklı ve en önemlisi çok çok ucuz. İstanbul’un tartışmasız en iyi manzaralarından birine bakarak çok ucuza karnımızı doyurduğumuza inanamıyoruz.

Cihangir, güneşli bir İstanbul sabahında şehrin dokusunu sonuna kadar hissedebileceğiniz sakin bir semt. (Bu sakinliğin geceleri yerini eğlenceye ve kalabalığa bıraktığı söyleniyor.) Siz de açın haritanızı ve keşfe başlayın.

Nasıl gidilir:

Cihangir Taksim’e olan yakınlığıyla ulaşım konusunda çok rahat. Taksim’e metroyla gelip, Sıraselviler Caddesi’ni takip ederek semte ulaşabilirsiniz.

Gonca Sağlık

Zeyrek Genel

Zeyrek / Saklı Hazine

Zeyrek / Saklı Hazine

Zeyrek deyince hemen bir anlam ifade etmeyebilir zihninizde. Haliç’ten Fatih’e çıkan Atatürk Bulvarı’ndan ve su kemerinden geçmeyeniniz var mı? Şehrin en eski ve işlek bu caddesinin hemen arkasında bir tarih gizli. Henüz keşfedilmemiş, Balat gibi Kuzguncuk gibi sokaklarında kalabalıkların dolaşmadığı bir İstanbul hazinesini keşfetmeye hazır mısınız?

Yağmurlu bir İstanbul sabahında yolumuz Zeyrek’e düşüyor. Burası, İstanbul’un fethinden sonra kurulan ilk mahalle olma özelliğini taşıyor. (Fatih Sultan Mehmet’in türbesi de burada bulunuyor.) Bulvar’dan sağa doğru kıvrılıyor ve yokuştan çıkıyoruz. SGK binası dönemecinden sonra soba kokularıyla karışık bir semt karşılıyor bizi. Saklı kalmış, kendi içinde sakin görünüşüyle tarihin coşkusunu harmanlamış bir semt. Heyecanla sokaklarında dolaşmaya başlıyoruz. Ellerinde el işi torbalarıyla komşu ziyaretine giden hanım teyzeleri görüyor, selamlaşıyoruz. Bu gezi bizi çok mutlu edecek, işte o dakika anlıyoruz.

Semte adını veren Zeyrek Camii oldukça gösterişli yapısıyla yolun karşısından bile görülüyor. Camiinin eski adı Pantokrator Manastır Kilisesi. M.S. 1118-1136 yılları arasında inşa edilmiş yapı, birbirinden farklı 3 kilisenin bir araya gelmesinden oluşmuş. Yapı aslında bir tür Hıristiyan Külliyesi. 1453 senesinde İstanbul’un fethiyle birlikte Camii olarak kullanılmaya başlanmış. Günümüzde büyük bir tadilatla yenilenme sürecinde. Biz gittiğimizde de inşaat çalışmaları vardı. Bu nedenle sadece namaz vakitlerinde ziyarete açık olduğunu belirtelim.

Semte ve âdeta semtin simgesi olan bu yapıya adını veren Molla Zeyrek, Hacı Bayram Veli’nin öğrencisi bir Allah dostu. Zeyrek adını da Hacı Bayram’ın verdiği biliniyor. Molla Zeyrek bir süre Bursa’da müderrislik yapmış. İstanbul’un fethine katılan ulemalar arasında olduğu da biliniyor.

İstanbul’a bu tepeden bakmak

Camiinin hemen karşısında İstanbul Kitapçısı var. Yağmurun şiddetinin azalmasını beklemek için burada bir mola veriyoruz. Mekân sıcacık, sakin ve şehrin tarihi dokusunu hissettiren müzikler çalıyor. Kahve, çay içip hafif bir şeyler yiyebilir; kitapları inceleyip sevdiklerinize hediyelik eşya seçebilirsiniz. Kitapçının bahçesinde muhteşem bir manzara var. Öyle böyle değil, tadına doyulmaz bir manzara. Sağ tarafınızda Süleymaniye, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesindeki yangın kulesi, Vefa’nın tarihi camileri ve İMÇ. Karşınızda Galata Kulesi, Galata köprüsü, Haliç ve şehrin yeni yüzü olan gökdelenler. Eski ve yeni yüzüyle İstanbul gözlerinizin önünde. Şehrin en iyi manzaralarından biri olarak burayı kaydedin ve ilk fırsatta mutlaka gidin.

Kitapçıdan çıktığımızda yağmur etkisini azaltmıştı. Zeyrek yokuşundan aşağı doğru iniyoruz ve yolumuz Mehmed Emin Tokadi Hazretlerinin türbesine çıkıyor. Piri Mehmet Paşa Camii (1517) ‘nin hemen üst tarafında ağaçların altındaki sessiz bölgede tarihi mezar taşlarını görüyoruz. Mehmed Emin Tokadi Hazretlerinin türbesi de burada. Rivayete göre bu Allah dostu önemli zat, nasibi olanın mezarını ziyaret etmesini; ziyaret edenlerin de cehennem ateşinde yanmamaları için dua etmiş. Hocası da, o halde mezarının gözden uzak kolay bulunmayacak bir yere yapılmasını vasiyet etmesini söylemiş. İşte bu sebepten söylenen o ki, buraya ancak nasibi olanlar gider bulurmuş…
Bu tarihi mezarlık ve Camii’yi ziyaret etmeden Zeyrek’i gördüm demek elbetteolmaz.

Semtin simgelerinden biri de dünya kültür mirası olarak kabul edilen ve sivil mimari tarzının önemli örneklerinden

olan Zeyrek evleri. Maalesef çoğu yıkık dökük. Unesco’nun dünya mirası listesindeki bu evler, Fatih Belediyesi’nin çalışmalarıyla yenileme sürecine girmiş.

Koruyormuş gibi yaptığımız semt

Mahallenin geçmişi çok zengin. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra ilk Cuma namazını Ayasofya’da, ikinci Cuma namazını Zeyrek’te, üçüncü Cuma namazını da Kariye’de kılmış.

Burada bir önemli yapı da Zeyrekhane. İmparator Komnenos tarafından Panroktator manastırının hemen yanı başına inşa ettirilmiş bu bina, o dönemler konak olarak kullanılıyormuş. Bina asıl haliyle günümüze ulaşamamış. Onun yerine eski gibi görünen bir yapı inşa edilip, bir dönem restoran bir dönem de kafe olarak işletilmiş.

Zeyrek’de Osmanlı ve Bizans dönemine ait çok sayıda eser bulunuyor. Yavuz Sultan Selim’in şeyhülislamı Zenbilli Ali Efendi türbesi de burada yer alıyor. Fakat bu noktada göze çarpan en önemli husus, bu eserlerin yıllar içinde gereken önemi görmemiş olmaları. Başlayan çalışmalarla Zeyrek bir şantiye durumunda da olsa, görülecek gezilecek çok yer var.

Uzun dönem hak ettiği ilgiyi göremeyen bir diğer eser de Zeyrek Sarnıçları. Günümüze kadar ulaşabilmiş bu yapı İstanbul’da yer üstünde bulunan tek sarnıç olma özelliğini taşıyor. Burası da tadilat sürecinde.
Tarihi evleri inceleyerek yokuş aşağı iniyor ve Kadınlar Pazarı diye adlandırılan çarşıya geliyoruz. Buraya Siirt Pazarı da deniyor. Zaten semtte bir Siirt egemenliği göze çarpıyor. At Pazarı Meydanı özellikle Pazar günü sokak aralarına açılan tezgâhlarla oldukça kalabalık oluyormuş. Kadınlar pazarında yok yok. Restoranlar, kuruyemişçiler, baharatçılar ve canlı hayvan satıcıları. Bu nedenle özellikle sıcak havalarda pek hoş olmayan kokuların duyulabileceğini hatırlatalım.

Tarihin kucağında geçen bir günden geriye kalan fotoğraflara bakarak bu semte bir daha gelmeden olmaz diye düşünüyoruz..

Nasıl gidilir:

Beşiktaş’tan kalkan Unkapanı otobüslerine binerek Vefa durağında inip 5 dakika yürüyüp bu tarihi vahaya ulaşabilirsiniz.
Gonca SAĞLIK

Eski Ahşap Ev

Vefa : Sadece bir semt adı mı?

Vefa : Sadece bir semt adı mı?

İstanbul’un en eski ve en küçük semti Vefa’dayız. İnsandaki ‘vefa’ duygusunun anlatımıyla birleştirilmiş bir semt. Nice dizelere, nice öykülere ve umutlara konu olmuş. Semtin geçmişi Bizans’a kadar uzanıyor. Osmanlı ve Bizans döneminde devrin önde gelen bürokrat, tüccar ve bilim insanlarının yaşadığı bir semt olan Vefa, günümüzde terkedilmiş ve adeta yıkılmaya bırakılmış durumda.

Semt ismini, Şeyh Vefa Efendi’den alıyor. Fatih dönemi ve onu takip eden Sultan 2. Bayezid döneminin mutasavvıf ve ulemasından olan Şeyh Vefa Efendi, bu semte bir külliye yaptırmış. Şeyh Vefâ 1491 yılında hayatını kaybetmiş. Ölümünün ardından Fatih Sultan Mehmet kendisi adına bir cami ve bir çifte hamam inşa ettirmiş.

Unkapanı başlı başına bir hikâye zaten. Sahnelerin yıldızı olma ve keşfedilme heyecanıyla plakçıların kapısında bekleyen şarkıcıların durağı Unkapanı. O dönemin plakçılar çarşısı (İMÇ), bugün perdeci ve müzik aleti satan dükkânlarla dolu. Unkapanı üzerinden semte doğru yürüdüğünüzde bu köhne ama ayakta kalmaya direnen semtin etkisi altına giriyorsunuz.

Vefa’nın sivil ve resmi mimariye sahip pek çok eseri maalesef günümüze kadar ulaşamamış. Şeyh Vefa Külliyesi, Mimar Mehmet Ağa Camii, Şeb Sefa Hatun Camii ve Molla Gürani Camii semtin önemli yapılarından bir kaçı. Diğer yandan Vefa Lisesi, Cibali Lisesi, Atıf Efendi Kütüphanesi, Ekmekçizade Medresesi ve Recai Mehmet Efendi Sıbyan Mektebi gibi köklü eğitim ve Kültür kurumları da Vefa semtinin içinde yer alıyor.

Booozaaaaaa

Boza deyince Vefa ismini hatırlamayanınız var mı? Semtin geleneksel ve bozulmadan günümüze kadar ulaşabilmiş mekânı günün her saati meraklı ziyaretçilerini ağırlıyor. Lezzeti marketlerde paketli satılan bozalardan pek farklı olmasa da tarihi dükkân görülmeye değer. Vefa Bozacısı’nın kuruluş tarihi 1876. Hacı Sadık Bey 1870 yılında Arnavutluk’tan İstanbul’a göç eder. O dönemde boza imalatı çok revaçta olduğu için bu işe girer. Zaman içinde kendi geliştirdiği yöntemle 6 sene evinin altında imalat yaparak sarayın çevresinde satmaya başlar. O tarihten günümüze dek ulaşan Vefa Bozasının hikâyesi işte böyle başlar.

Türk spor tarihinin önde gelen eski kulüplerinden biri olan Vefa Spor Kulübü de semtin simgeleri arasındaki yerini almış.

Döneminin yaşayış tarzıyla ilgili ipuçlarını her sokakta görebileceğiniz Vefa semtinde yıkılmaya yüz tutmuş çeşmeler ve tarihi mezar taşları dikkatimizi çekiyor. Bu değerlerin sahipsiz bırakılıyor olmasına yine çok üzülüyoruz. Semtteki manevi emanetlerden biri de Fatih devrinin büyük bilgini ve şairi Nasrettin Hoca’nın torunu Hızır Bey’in türbesi. Günün her vaktinde önünde dua edenlere rastlamak mümkün.

Ayın 1’i Kilisesi

Hızır Bey Türbesinden İMÇ’nin arkasına doğru ilerleyince karşınıza Ayın Biri Kilisesi adıyla anılan yapı çıkıyor. Buranın ünü oldukça yaygın. Tarih hakkında net bir bilgi yok. Bahçede tarihi kalıntılar görülüyor. Bu yapıya mı başka bir esere mi ait maalesef belli değil. Yapı, Vefa Ayazması veya Kilisesi olarak da biliniyor. Bu küçük yapının önünde her ayın 1’inde uzun kuyruklar oluşuyor. Dilek dilemeye gelip buradan anahtar alınıyor, sıraya girip alt kattaki ayazmada kutsal su içiliyor, anahtarla belli kutular açılıyor ve papazın önündeki kuyrukta beklenip dua isteniyor. Ayın 1’i dışında geldiğinizde ise bomboş ve kapalı bir kiliseyle karşılaşacağınızı belirtelim.

Bir dönemin seçkin semtlerinden biri olan Vefa’nın yerinde bugün yeller esiyor. Barındırdığı eserler ve geçmişiyle önemli bir değer olan bu semt, Eminönü, Bayezıt, Süleymaniye ve Zeyrek gibi çok önemli yerleşim yerlerinin komşusu durumunda. Bir gezi planıyla tüm bu bölgeleri aynı anda gezmeniz mümkün. Fakat bizim tavsiyemiz her birine birer gün ayırmanız olacaktır.

Nasıl gidilir:

Semt şehrin kalbinde. Eminönü hattı otobüslerini kullanarak gidip, kısa bir yürüyüş turuyla ulaşabilirsiniz. Fatih-Laleli otobüslerini de kullanabilirsiniz.

Gonca SAĞLIK

Yalıköy Manzara

Yalıköy, tarih kokan mahalle

Yalıköy, tarih kokan mahalle

Beykoz’un 25 mahallesinden biri olan Yalıköy’deyiz. Anadolu’daki sahil kasabalarının doğallığında, insanların birbirini tanıdığı, iyot kokusu ve martıların sesiyle huzur duyacağınız bir yer Yalıköy. Beykoz hiç şüphesiz çok büyük bir ilçe ve gezilecek çok bölgesi var. Bizden size tavsiye, en az yarım gününüzü buraya ayırın, vazgeçemeyeceksiniz.

Her zaman olduğu gibi önce kısa bir tarih bilgisi vermekte fayda görüyoruz. Bölgede tarihi süreç içinde Ermeni, Rum, Türk ve Arnavut kökenli vatandaşlar yaşamış. Günümüzde her sokakta bu çok kültürlülüğün izlerine rastlamak mümkün. Özellikle Türk mimari yapısına dair muhteşem evler var. Sahilden dik yokuşlara doğru tırmandıkça bu yapıları göreceksiniz. Fakat birçoğu yıkılmaya yüz tutmuş.

Kimler gelmiş kimler geçmiş bu güzel mahalleden. Ahmet Mithat Efendi YalısıAhmet Mithat Efendi, Orhan Veli Kanık, Ressam Burhan Önal bu isimlerden sadece birkaçı. Ünlü şair Orhan Veli İshakağa Yokuşu’ndaki Çayır Sokak’da 9 numaralı evde dünyaya gelmiş.

Günümüzde eskilerin dostlukları samimiyeti kaldı mı bilemeyiz. Fakat mahalle tüm canlılığıyla sizleri içine çekiyor. Beykoz çok uzak gidemem diyenler için: Her 20 dakikada bir Yeniköy-Yalıköy arasında motor seferleri olduğunu hatırlatalım. Boğazın en geniş geçişli bölgesinde keyifli bir yolculuk edeceğinizin garantisini verelim. Çarşı içinde gezdikçe küçük bir  kasabadaymış gibi hissettirecek dükkanlara rastlayacaksınız. Nasıl mutluluk verici.. Biz gittiğimizde sabah saatleriydi ve esnaf yeni yeni dükkan açıyordu. Onlarla sohbet etmek ve izlemek çok keyifliydi.

Balık mı dediniz?

Yalıköy sahil boyunca çok hoş manzaralarla sizleri bekliyor. Beykoz balıkçıların neredeyse merkezi durumunda olduğu için ağ atan büyük tekneleri ve etrafında uçuşan martıları seyretmenin keyfi ise tabi ki paha biçilemez. Buradan da anlaşılacağı için bölge taze ve ucuz balığın adresi durumunda.

Yalıköy’den bahsedince tarihi çeşmelerini es geçmek olmaz. 1749 yılında Osmanlı’da Gümrük Emiri olarak görev yapan İshak Ağa tarafından inşa ettirilen ve Yalıköy’ün başında bulunan İstanbul’un en büyük kır kahvelerinin birinin önünde yer alan çeşme, orijinal halini günümüze kadar koruyabilmiştir. Bu çeşme halk arasında Terazi Çeşmesi olarak bilinir. İshak Paşa döneminden kalan bir diğer çeşme ise Beykoz vapur İskelesinin yakınında yer alan caminin kıble duvarının

hemen önündeki çeşmedir. 1741 yılında inşa edilen çeşme tek cephelidir. Anadolu yakasının tesbit edilebilen en eski çeşmelerinden biri de Yalıköy’de bulunan Kethüda Çeşmesi’dir. (H.940-M.1533) Çeşme 1978 senesinde yol genişletme çalışmaları sebebiyle yer değiştirmiş. Çeşme 1983 yılında eski yerinin gerisinde Ahmed Mithat Efendi yalısının arka cephesi önünde yeniden kurulmuş. Fakat bu nakil sırasında taşları zedelenmiş, özellikle iki yandaki küçük çeşmeleri yok olmuş denecek kadar tahrip edilmiş. Bu arada 1 ve 4 numaralı kitabeler birbirinin yerini almış.

Buradaki tarihi mezarlık ise Çakmak Dede Mezarlığı. Küçük bir köy mezarlığını andıran bu mezarlık, Yalıköy’ün eski sahiplerinin daimi istirahatgahı.

Kadersiz Kışla

Beykoz-Yalıköy mahallesinin ayrılmaz parçası olan bir diğer önemli tarihi değeri ise yaklaşık yirmi bin metrekarelik bir alana sahip olan Kışla’dır. Kışla’nın ön cephesinde bir kitabe, Osmanlı tuğrası, kemerli bir giriş kapısı ve kemerlerin oturduğu sütun başlıkları yer alır. Kışla’nın III. Sultan Selim dönemine dek ne hizmet verdiği tam olarak bilinmemekte. III. Sultan Selim dönemi ile birlikte Kışla’nın bir sanayi bölgesine dönüşmesi planlanmış. III. Sultan Selim bu doğrultuda askeri amaçlı bir çuha fabrikası ile kâğıt fabrikasının kurulmasını emretmiş olsa da, 1807 Ayaklanması sonucunda tahttan indirilerek öldürülmesinin ardından bu proje sekteye uğramış, III. Sultan Selim’in yerine geçen II. Sultan Mahmud bu projeyi sürdürmemiştir. Başlanan inşaat yarım kalmış ve tesisler desteksiz kalmış.

Kışla Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında yetimler yurdu (Dar’ül Etyam) olarak hizmet vermiş, daha sonra askeriye tarafından kullanılmaya başlanmış. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Beykoz çayırında konuşlanan askeri birliklere karargâh işlevi gören Kışla, 1960’lı yılların ardından Askeri İnzibat Merkezi olarak tayin edilmiştir.

Bu güzel mahalleyi gezip keşfettikten sonra karnınızın acıkması normal. Çarşı içindeki taş fırınlardan alacağınız hamur işlerini, Boğaz’ın Karadeniz’e açılan sularını izleyerek yiyebileceğiniz çay bahçeleri sizleri bekliyor.

Nasıl gidilir:

Üsküdar İskelesi’nin karşısından Beykoz dolmuş veya otobüslerine binip sahil boyunca şahane manzaraları izleyerek Yalıköy’e ulaşabilirsiniz. Avrupa yakasından direkt gelmek isteyenler için Yeniköy İskelesi’nden 20 dakikada bir kalkan motorlar ideal. Aynı motorla geri dönmeniz de mümkün. Bir diğer alternatif de Sarıyer’den Anadolu Kavağı’na giden şehir hatlarına binip karşıya geçmek. Böylece bir taşla iki kuş vurup Anadolu Kavağını da gezebilirsiniz.

Gonca Sağlık

Arnavutköy

İstanbul’da bir mahalle: Arnavutköy

İstanbul’da bir mahalle: Arnavutköy

İstanbul’da Boğaz’ın kıyılarını süsleyen bir mahallede, Arnavutköy’deyiz. Diğer tüm Boğaz semtleri gibi göz

Arnavutköy manzara

kamaştırıcı, eski, kıymetli ve çekici…Kuruçeşme ve Bebek arasında, kendi halinde, dut ve envai çeşit meyve ağaçlarıyla bezeli Arnavutköy, meşhur akıntı burnunu da içinde barındırıyor. Semtin tarihi oldukça eski. Arşivler incelendiğinde 1850’li yıllara kadar ulaşmak mümkün. Fakat daha net bilgilere 1920 ve sonrasındaki kaynaklardan ulaşılabiliyor.
Semt mübadele öncesinde 180 haneden oluşan küçük bir bölgeymiş. Bölge sakinlerinin tamamının Rum olduğu biliniyor. Lozan Antlaşmasıyla, Türkiye Cumhuriyeti ve Yunanistan arasında ‘yaşayan halkların değişimi’ protokolünün imzalanmasıyla birlikte karşılıklı göçler başlıyor ve burada yaşayan Rum köylüler Yunanistan’a, Yunanistan Drama Bölgesi’nde yaşayan Müslüman Türkler ise bu bölgeye yerleştiriliyor. Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesi’nde Arnavutköy’den bahsederken ‘Ekmeğinin peksimetinin beyaz, Yahudilerinin zevk sahibi ve ehl-i saz, Rum Hıristiyanlarının kavmi-i Laz, Cemaati-i Müsliminin ise gayet az’ olduğunu yazar. Sadece bu anlatımla bile, Arnavutköy’ün tarihinde yaşamış halklarının durumu ile ilgili fikir sahibi olabilmek mümkün.

Arnavutköy üzüm asma

Sırasıyla, Rumların, Musevilerin ve Müslüman Türklerin yaşadığı semt, bugün eski halinden oldukça uzakta bir görüntü sergiliyor. Döneminde denizin yalıların duvarlarını yalayan deniz, 1980 sonrasında denizin içinden geçirilen kazıklı yol sayesinde oldukça gerilerde kalmış. Bugün semtte yalı diyebileceğiniz bir bina maalesef bulunmuyor. Fakat her şeye rağmen tarihe tanıklık etmiş muhteşem binalar Boğaz’a karşı arz-ı endam ediyor.
Konumu nedeniyle oldukça kolay ulaşılan ve popüler bölgelere yakın olan Arnavutköy, sokaklarının içlerine daldıkça size sürprizler hazırlıyor. Hatta ben yürümeyi severim, dağ-bayır demem tırmanırım derseniz, Etiler’deki meşhur AVM’nin arasından aşağı doğru yürürseniz, eski ve yeninin harmanlandığı Arnavutköy’ü daha yakından tanıma fırsatını yakalayabilirsiniz. Aşağıya doğru indikçe, evlerin arasındaki dik merdivenler ve üzüm asmaları dikkatinizi çekecek. Keyfini çıkarın.

Son dönem Osmanlı Yapıları

Yürüyüşünüzün sonuna yaklaşırken semtin tam orta yerinde tüm haşmetiyle Ayia Strati Rum Ortodoks Taksiarhi Kilisesi sizi karşılayacak. Durup seyrediyor ve ibadete gelen insanları görüyoruz. Her inanıştan insanın yaşadığı bu güzel şehrin kıymetini iyi bilmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Gerek iç gerekse dış mimarisiyle oldukça etkileyici bu kilise, 1899’da inşa edilmiş. Osmanlı döneminde büyükelçi, vezir ve paşa gibi önemli makamlarda görev almış Rum asıllı Kostantinos Mousouros ve ailesine ait kabristanın kilisenin bahçesinde bulunduğu biliniyor.

Arnavutköy kilise
Bu etkileyici binayı gördükten sonra sahile doğru iniyoruz. Caddedeki ışıkların hemen karşısında bulunan Tevfkiye Camii’ne gidiyoruz. Semtte görülmesi gereken önemli eserlerden olan Camii, Sultan 2. Mahmut tarafından oğlu Şehzade Tevfik için 1832 yılında yaptırılmıştır. Akıntı Burnu ve Arnavutköy Camii olarak da anılan yapı, dikdörtgen planlı ve tek minareli ahşap çatılı olarak inşa edilmiş. Boğaz’a hakim geniş bir avlusu olan Camii’nin müthiş bir manzarası olduğunu da ekleyelim. Avludaki banklara oturup eşsiz manzaranın seyrine dalabilirsiniz.

Semtte bu yapılardan başka, Rumlara ait ayazmalar ve Musevi mezarlığı da bulunuyor. Arnavutköy Çarşısı ve Boyalı Köşk Kasrı da görülmesi gereken yapıların başında yer alıyor.
Arnavutköy, yeme-içme ve eğlence bakımından çok gözde gibi görünmese de müdavimlerinin vazgeçemediği bir semt. Bu durum Osmanlı’nın son döneminde başlamış. O dönem eğlence hayatı o kadar revaçtaymış ki, semt küçük Beyoğlu olarak anılırmış.

Yamaçlarını süsleyen koruluklarıyla temiz havanın hüküm sürdüğü semt, üzüm bağları, çileği ve beyaz peksimetleriyle ünlü. Çarşı içindeki fırınlardan taze hamur işlerinin kokusunu duyacaksınız.
Yeme-içme üstadı olmasak da her yazımızda birkaç fikir vermek isteriz elbette. Arnavutköy balıkçılarıyla meşhur. Oldukça yüksek fiyatlı bu işletmelerin yanında popüler cafe-restoranlar da açılmış. Karnınızı doyurmak için küçük bir servet harcamak zorunda değilsiniz elbette. Tam meydanda Tevfikiye Camii’nin önünde belediyeye ait bir işletme mevcut. Türk kahvesi 4, çay 1 TL. Üstelik yanında limon da var. Manzaraya karşı yerinizi alın, bu güzel semtin tadını çıkarın.

Nasıl gidilir:

Arnavutköy sahilde oldukça merkezi bir konumda. Merkezden Sarıyer yönüne giden tüm otobüsleri kullanabilirsiniz. Ayrıca son dönemlerde Beşiktaş İskeleden sahil yolu üzerinden Bebek-Etiler dolmuşu çalışmaya başladı. Dolmuşa binip kısa sürede semte ulaşabilirsiniz. Ulaşımla ilgili bir yeni gelişme de Arnavutköy iskelesinden Beşiktaş-Eminönü vapur seferlerinin başlamış olması.

Fotoğraf ve Yazı

Gonca Sağlık

Beşiktaş Köyiçi

Beşiktaş – Bir Yaşam Biçimi

Beşiktaş - Bir Yaşam Biçimi

Beşiktaş için İstanbul’un kalbi dersek yanılmış olmayız. Ruhu olan, yaşayan bir yer Beşiktaş. Şehrin en önemli geçiş noktasında yer almasının yanında, Türkiye’nin en köklü futbol takımlarından birinin yuvası olması da önemine önem katıyor.

Bu güzel bölge adını, Barbaros Hayrettin Paşa’nın gemilerini kıyıya bağlamak için yaptırdığı beş adet sütun taştan almış. O dönemler bölgeye Beştaş denirmiş. (Barbaros Hayrettin Paşa Beşiktaş için önemli isimlerden biri. Sahilde iskelenin karşısındaki türbesi ve hemen karşısındaki heykeli dikkat çeken yapılar arasında.) Yıllar içinde isim değişmiş ve Beşiktaş olmuş.

Bir sahil semti olan Beşiktaş’ta 19. Yüzyıla kadar bir koy varmış. Sonra bu bölge doldurulmuş ve bugünkü Dolmabahçe ismini almış. Semtin tarihine şöyle bir göz atıp, tarihi bilgileri doğru yazılmış tarih kaynaklarından öğrenmeliyiz diyerek sosyal mesajımızı da verdikten sonra yolumuza devam ediyoruz.

Beşiktaş, uzun bir sahile sahip. İskelenin yanındaki banklarda oturup Üsküdar’ı, vapurları ve eşsiz boğaz manzarasını izliyoruz. Derken Kadıköy iskelesine bir vapur yanaşıyor. İşte kartpostallara yaraşır bir görüntü. Zaman dursa dediğimiz bir an, hele yağmur da varsa..Deniz havasını içimize çektikten sonra keşfetmeye hazırız. Yol üzerinde yenilenmiş haliyle önemli müzelerden olan Deniz Müzesi yer alıyor. Meraklısı için ilginç bir ziyaret olabilir. Tam bilet 7.5 TL. Hemen küçük bir not: Deniz Müzesi de dâhil bütün önemli noktalar ayrı yazılarda ele alınacağı için sadece kısa bilgiler vererek geçiyoruz.

Çarşı Her Şeye Karşı mı?

Işıklardan karşıya geçtik, Kabalcı Kitabevi’nin köşesinden kıvrılıp köy içine gitmek için yürüyoruz. Ah Kabalcı, bir semtin simgesi. Hızla değişen çok şey gibi kapandı gitti. Bir dönemin anılarını da alıp götürdü…Bu düşüncelerle yürürken sağda büyük çınar ağacına selam veriyoruz. Neredeyse tüm bölgeyi yemyeşil gösterecek kadar heybetli bu çınar ağacının daha nice nesilleri mutlu etmesini dileyerek yolumuza devam ediyoruz. Ve karşımızda ilk kartal heykeli. Semtin kokusunu hissetmemek elde değil ki. Sağa kıvrılıp büyük heykelin yer aldığı ve ‘Köy içi’ denilen bölgedeyiz. Etraf restoran, ,insan ve heyecan dolu. Günün her saati hareketli. Tam göbekte duran lokmacıdan tarçınlı lokmamızı alıp bir süre dinleniyor ve balık pazarına gidiyoruz.

Mevsiminde tazecik balıkları bulabileceğiniz, hemen arkasındaki restoranlarda tadına bakabileceğiniz bölgedesiniz. Kendine has kültürü olan bu mekânlarda dost sohbetlerinin tadına doyulmaz.

Beşiktaş aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir çarşı konumunda. Ucuz fiyata ayakkabıcılar sağlı sollu dizilmiş. 1milyonculardan pahalı markalara kadar çok çeşitli ürüne ulaşmak mümkün. Kuyumcular, tekstil ürünleri, aktarlar ve elektronik eşya satan dükkânlar. Hepsi emrinize amade. Semtte her şey var da en güzelleri kitapçılar. Beşiktaş’a gidince kitapçı gezmeden olmaz gibi gelmiştir hep. Semt neredeyse kitapçı cenneti. Her sokakta rastlamak mümkün. Burada yazarın uğrak yeri olan iki mekâna değineceğiz. İlki, Balık Pazarı’nın karşısındaki Mephisto. Sabah erken saatlerde gidin ki sakin olsun, fonda çalan şarkılarla mest olun, kitapların arasında kaybolun. Fakat kitap tercihleri biraz kısıtlı gibi. Zamanla seçeneklerin artmasını ümit ediyoruz. Kabalcı kapandıktan sonra o bölge için vazgeçilmez mekânlardan biri oldu bile. Bir diğer tavsiye de Akaretler yokuşunda Açık Öğretim bürosunun hemen karşısında yer alan Minoa kitap&kahve. Mekâna girerken sağlı sollu ortancalar tarafından karşılanıyor, girer girmez kitapların ve kurabiye kokusunun büyüsüne kapılıyorsunuz. Saatlerce gezip sıkılmayacağınız bir yer burası. Çok da hoş bir cafesi var. Şahane salatalar, tatlılar ve kahve. Öğlen saatlerinde giderseniz yer bulmanız güç, ünlü bir simaya rastlamanız muhtemeldir. Tarihi öneme sahip Akaretler son yıllarda Beşiktaş’ın lükse döndüğü yüzü olarak boy göstermekte. Bunu da ayrı bir yazıya saklıyor, Minoa’dan aşağıya doğru yürüyüp Şair Nedim sokakta ilerlemeye başlıyoruz. Beşiktaş çarşının bir üst paralelinde bulunan Şair Nedim geniş caddesi ve alışveriş seçenekleriyle ilgi çekiyor. Bizim bu caddeye giriş nedenimiz ise yolun ortasındaki Doğu Karadeniz Pidecisi’ne varmak. Gurme değiliz tabi ama az biraz Karadeniz pidesinden anlıyorsak buradaki pidelerin enfes olduğunu yazmadan geçemeyiz. Pideciden çıkınca sağa dönüp çarşıya inebilir, ya da devam edip pazara ulaşabilirsiniz. Beşiktaş Cumartesi Pazarı sadece bölge halkı için değil tüm İstanbul için önemli bir yere sahip. Elbiseden gıda maddelerine, ucuz taze sebze ve meyveden kozmetiğe kadar aradığınız her şey bu pazarda var. Fakat amacınız gezi ise cumartesileri bu bölgeye gelmeyin. Çok kalabalık, yürümek mümkün olmuyor.

Park yeri bulmak zaten hayal. Hele pazarın tam karşısındaki Beşiktaş Evlendirme Dairesini de göz önüne alırsanız…Pazardan Teşvikiye’ye tırmanıp yürüyerek Nişantaşı’na ulaşmak mümkün. Fakat çok dik bir yokuş olduğunu söyleyelim. Tam tersi bir rota çizmek daha akıllıca olur. Neyse biz yolumuza devam edelim. Pazardan aşağı inip göbekten sola dönünce şehrin göbeğindeki vaha Ihlamur Kasrı’yla karşılaşacaksınız. 1 TL. karşılığında bahçe kullanıma açık. Şehrin dışındaymış gibi hissederek bir kahve içip parkta oynayan çocukları izleyince, yoldan vızır vızır geçen arabaların sesini duymayacaksınız bile. Bahçedeki ördekler ve tavus kuşları da günün sürprizi olacak.

Moladan sonra Ihlamur Deresi caddesinden geri dönüyoruz. Yol boyu dükkânların arasından pencerelerinden sardunyalar sarkan evleri izleyerek yürüyoruz. Her yaşanmış semt gibi burası da mahalle dokusunun güzelliğiyle bizleri etkiliyor. Yolda mahalleli teyzelere selam veriyoruz. Burada insanlar birbirini tanıyor, Beşiktaş’ın yerlisi diye bir kavram var.

Çarşı ise Beşiktaş’ın içinde başlı başına bir semt durumunda. Büyük Beşiktaş Çarşısı ve Sinanpaşa’da her türlü kıyafet, ayakkabı, cd ve sınavlara hazırlık kitapları bulabilirsiniz. Moda’nın kalbi Beşiktaş Çarşı’da atıyor, bizden söylemesi. Semt içindeki Abbasağa Parkı’na değinmeden Beşiktaş yazısı olmaz. Bu park genellikle mahallelinin gittiği, çeşitli etkinliklerin ve buluşmaların yapıldığı, Ramazan ayında iftar sofralarının kurulduğu bir park. Barbaros Bulvarı’ndan kolayca ulaşabileceğiniz bu park, mahallenin kokusunu içine çekebileceğiniz önemli merkezler arasında yerini alıyor.

Beşiktaş bu gezmekle biter mi? Dolmabahçe yolunu asırlık çınarların gölgesinde yürümek, Dolmabahçe Sarayı’nda tarihin içinde gezinmek, Beşiktaş’ın mabedi Vodafone Arena’da kartal ruhuna bürünmek isteyenler için de elbette bir kaç tavsiyemiz olacak. Stadyumdan başlayalım. Kartal yuvası, yenilenen yüzüyle Beşiktaşlıların gözdesi. Stadyumun hemen altındaki BJK müzesini gezip alışveriş yapmanız mümkün. Dolmabahçe Sarayı ise eşsiz güzelliğiyle Boğaz’ın en güzel yerinde ziyaretçilerini bekliyor. Saray’ın önünde Saat Kulesi’nin hemen altındaki çay bahçesi de denize sıfır konumu ile iyi bir mola tercihi olacaktır. Buraya girmek için Saray’ı ziyaret etmenize gerek yok, hatırlatalım.

Dolmabahçe-Beşiktaş arasındaki yol ise tam bir efsane. Lale mevsimine denk gelirseniz sağlı sollu rengârenk laleler eşliğinde yürümek çok keyifli oluyor. Bu yolu dümdüz yürüdüğünüzde yol sizi Çırağan Caddesi’ne çıkaracak. Yol üzerindeki eşsiz mermer kemerler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün şahane fotoğrafları sizlere görsel şölen sunacak.

Yol üzerindeki Yıldız Parkı ve Yıldız Sarayı da şehir içinde bir cennet. Fakat son zamanlarda devam eden inşaat ve yapım çalışmaları nedeniyle içeriye girmeniz sizi hüsrana uğratacak. Etrafta oldukça fazla olan sokak köpeklerinin tehlikeli olabileceği konusunda da bir küçük hatırlatma yaptıktan sonra yolumuzu hemen sol taraftaki Yahya Efendi Dergâhına çeviriyoruz.

Manevi yönden güçlü duygular hissettiren bu güzel Dergâha uğramak, çölde vaha bulmak kadar güzel…Şehir yaşamının olanca hızıyla aktığı bir cadde ve hemen üzerindeki huzur yuvası…Bahçesinden eşsiz Boğaz manzarasına tepeden bakabilirsiniz. Tüm bu mekânlar ayrı ayrı o kadar önemli ki, gezdikçe seviyor ve vazgeçemiyorsunuz.

Gurme değiliz desek de bir semti anlatırken nerede ne yenir ne yenmez yazmadan olmaz. Biz yazılarımızda tecrübe ettiğimiz mekânları anlatmaya dikkat ediyoruz. Pideciye üstteki satırlarda değinmiştik. Kahveyi de Minoa’da içtik. Bunun dışında son zamanlarda bir çok yeni nesil kahve mekânları açılmış. Yeni mekânlara inat, Yedi Sekiz Hasanpaşa Fırını yıllara meydan okurcasına boy gösteriyor. Mutlaka ama mutlaka uğrayıp paskalya ve tuzlu çubuklarından alın. Çarşıyı gezerken mis gibi tereyağ kokan çubuklarınızı yeyin, Köy içinin hemen alt sokağındaki sokak kahvesinde demli çayınızı için. Zincir kahveciler ve restoranları sevmeyenlerden iseniz bu sokak kahveleri tam size göre. Tabureler üzerinde oturup derin sohbetlere dalın, sonrasında gelsin çaylar kahveler. Kahvaltı sever misiniz? Cevabınız evet ise Çelebi oğlu Sokak’taki kahvaltıcılar tam size göre. Birbiri sıra kahvaltı mekânlarıyla dolu sokakta kalabalık ve sıra olduğunu görünce şaşırmayın, bu doğal ortamı. Beşiktaş’ın üniversitelerin merkezi  ve öğrenci nüfusunun fazla olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda ekonomik fiyata kahvaltı veren bu mekânların neden bu kadar kalabalık olduğunu anlamak zor olmaz. Bir de dönerci ismi verelim, not alın. Bu mühim. Çünkü İstanbul’un en iyi dönercisi burası diyorlar. Büyük kartal heykelinin hemen orada Karadeniz Döner. Önünde her daim sıra vardır, açık ayranı muhteşemdir, güler yüzlü hizmetin adresidir.

Yazıyı bitirmeden şehrin orta yerinde minik bir sahilin yerini tarif edelim mi? İskeleye inin, Bahçeşehir Üniversitesi yönünde ilerleyin, İDO iskelesinin hemen yanında minicik bir sahil göreceksiniz. Denizin sesi, boğazın kıyıya vuran eşsiz görüntüsü. İşte günü burada bitirin, pişman olmayacaksınız…

Beşiktaş yazısı şimdilik bu kadar…Şimdilik diyoruz, keşfettikçe sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz..

 

Nasıl gidilir:

İstanbul’da en kolay ulaşılacak merkezlerden biri şüphesiz Beşiktaş. Öyle ki taa Bursa’dan bile gelebilirsiniz. İDO deniz otobüsü iskelesi artık Beşiktaş’ta. Üsküdar ve Kadıköy’den vapurla gelebilir, halk ve özel otobüslerle de çok kolay ulaşım sağlayabilirsiniz.

 

 

 

 

Eminönü-turrehberin

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

İstanbul’un Gerçek Yüzü: Eminönü

 

İstanbul’un kalbinde bir bölge. Eminönü. Yazması hem çok zevkli, hem çok zor. Zor çünkü, sayfalara sığmayacak kadar önemli. Öyle bir yazıyla ‘yazdım, oldu bitti’ denemeyecek kadar önemli hem de… Biz bu yazıyı ‘Eminönü’ne giriş’ diye nitelendirsek daha uygun olacak. Kısa bilgilerle şöyle bir giriş yapalım. Zamanı geldiğinde camilerini, o muhteşem han ve eserlerini tek tek yazarız elbet.

İstanbul’da yaşayan ya da ziyaret eden hemen hemen herkesin mutlaka bir kere gittiği bir merkez Eminönü. Ticaretin kalbinin attığı, şehir merkezinin her köşesine ulaşımın mümkün olduğu bir yaşam merkezi. Yabancı belgesel programlarında bile İstanbul konusu işleniyorsa Eminönü-Sirkeci bölgesine yer verilmeden geçildiği görülmez. Eminönü, şehrin tarihi yarımada olarak bilinen kısmında, Haliç’in batısında yer alıyor. Osmanlı döneminde Deniz Gümrüğü’nün yani Gümrük Eminliği’nin bu bölgede yer alması sebebiyle Eminönü (gümrük önü) ismini almış. İngilizlerin 1. Dünya Savaşı sonrası İstanbul’u işgal ettiği dönemde Yahudiler’in yerleştiği bölge, 1955 senesine kadar mahalle kültürünün olduğu bir semt durumundayken, daha sonraları tamamen iş merkezi haline gelmiş. 2008’e kadar ilçe konumunda olan semt, o tarihten sonra Fatih Belediyesi’ne bağlanmış. Önce Doğu Roma’nın, Bizans’ın başkenti, daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan bölgede, gündüz nüfusunun 2 milyonu geçtiği biliniyor. Gün ortası iğne atsanız yere düşmeyecek gibi kalabalık olan Eminönü, geceleri tam tersine sessiz sakin. Bölgede her milletten insanı görmek mümkün. Turistlerin uğrak yeri, Türkiye’nin dört bir yanında ticaret yapanların toptan alışverişleri için vazgeçilmezi Eminönü. 1500 yıldır kesintisiz ticaret ve alışverişin merkezi olan tarihi hanlar, bugün yıkık-dökük ve ilgiye muhtaç.

Eminönü meydan dediniz mi akla ilk gelen iki yer hiç şüphesiz Mısır Çarşısı ve Yeni Cami. (Bu iki tarihi kıymeti özel yazı halinde paylaşacağımız için bu yazıda detaylarına girmiyoruz.) Fotoğrafların  baş aktörü Mısır Çarşısı çok uzun yıllardır tadilatta. Çarşıya girince hemen sol taraftan gizemli merdivenleri tırmanarak çıkıp, penceresinden Galata manzarasına nazır eşsiz lezzetlerini tattığımız Pandeli de kapandı. Yıllar çok şeyi değiştiriyor maalesef. Mısır Çarşısı esnafı ise sadece turist odaklı satışlar yapmaktan ileriye gidemiyor. İnsanın kendi ülkesinde esnaf tarafından ikinci sınıf muamele görmesi çok üzücü ve ayrı bir yazı konusu. Bu nedenle işi bilenler tüm alışverişlerini Çarşı’nın arka tarafındaki dükkânlardan yapıyor. Peynirciler, kuruyemiş ve sakatat dükkanları, kahve kokuları eşliğinde Mahmutpaşa’ya doğru çıkarken dilimizde o bilindik şarkı: Yeni Cami’de mısır atmak kuşlara…Şimdi İstanbul’da olmak vardı…

Mahmutpaşa ve Tahtakale’de yok yok. Oyuncakçılar, sepetçiler, pasta malzemeleri, doğum günü-düğün-sünnet-doğum odası süslemeleri, nişanlıklar, gelinlikçiler, kırtasiye malzemeleri…Aklınıza ne gelirse her zevke, ihtiyaca ve bütçeye göre alışveriş mümkün. Mısır Çarşısı’nda turist gibi gezip, alışveriş için buralara gelmenizi tavsiye ediyoruz. Mısır Çarşısı’nın sol tarafında ise, kuş satıcıları, yemler, tohumlar ve her türlü çiçek ve bitkiyi bulmanız mümkün.

Bir dönem evlerdeki elektronik eşyaların alındığı bir merkezdi Doğubank. Bilmeyen var mı? Sirkeci İskelesi’nin karşısındaki sokaktan girince tarihi alışveriş günlerinin kokusunu alabilmek hala mümkün. Elektronik dükkânlarının pabucunu dama attığını düşününce o eski hummalı günlerinden uzak olduğunu tahmin etmek zor değil. Eskiden bütünü elektronik eşya satan dükkânlara ait olan han, bugün gözlükçü-saatçi cenneti olmuş durumda.

Eminönü sokaklarında gezmeye devam ediyoruz. Öyle bir gün içinde gezip bitirilecek gibi değil. Gezerken dikkatimizi çeken ve bizi üzen, Avrupa’da bir şehirde olsa baştacı edilecek değerde olan binaların harap, yıkık-dökük durumda olması. O işlemeler, üzerlerindeki heykellerle her biri birer mimari şaheser. Çoğu yıkılmaya yüz tutmuş, pencereleri kırılmış, yerlerine muşambalar tıkıştırılmış. İçerde soba veya ateş yakıldığını gösteren simsiyah isler duvarları boyamış. Her türlü riske açık bırakılmış koskoca bir tarih…

Gezdiniz, yoruldunuz bir yemek molası vermek istediniz. Dört bir taraf restoran. Büyük Postane’nin arka sokağı dönerci dolu. Sokak aralarında börekçiler, pideciler. Ne ararsanız var. Meydandaki alt geçitten Galata Köprüsü’ne doğru çıkarken denizde yerini almış ve tarihi görünüm verilmiş teknelerdeki balık ekmekçileri göreceksiniz. Kalabalıktan ve kokudan rahatsız olmam, Galata Kulesi manzarasına bakarak balık ekmeğimi yer, üzerine de yol üzerindeki turşuculardan turşu suyu alır içerim diyorsanız; zevk sizin kim karışır? Közde kahve seviyorsanız Nimet Abla’nın dört bir yanındaki sokak kahvecileri emrinize amade.

Nimet Abla

Nimet Abla

Nimet Abla demişken, yeni yıl öncesi uzun kuyrukların oluştuğu Milli Piyango satıcısını yazmadan olmaz. Tüm ülkede tanınan bu satıcı kimbilir kimlerin hayallerine kavuşmasına aracı olmuştur? Meydandan biraz içeri yürüyünce tarihi binada boy gösteren Ali Muhiddin Hacı Bekir şekercisini göreceksiniz. Enfes akide şekerleri ve lokumlarını tatmadan geçmemenizi tavsiye ederiz. Şekercinin yer aldığı bu binanın aslı Hamidiye Kütüphanesi. Az ileride de Hamidiye Türbesi var. Önünden kokoreççilere yol gider, meraklısı için not etmiş olalım.

Eminönü’nün tarihi yapıları tüm güzelliğiyle sizleri bekliyor. Fakat o kalabalıklar içinde görüp seçmeniz oldukça zor. Bizden bir minik tavsiye, geziye gitmeden önce araştırın, not alın öyle gidin. Nerededir, açık mıdır kontrol edin. Büyük Valide Han’ı örnek verelim. Kapalıçarşı’ya çıkarken köşede öylece duruyor. Önünden geçip gidersiniz de fark edemezsiniz. Oysa çatısından muhteşem bir İstanbul manzarası göreceksiniz. İçi ayrı güzellikte ama yıkık dökük. Gözden kaçan bir eser de bir Mimar Sinan eseri olan Rüstempaşa Camii. Çinileriyle ün salmış. Yerliler pek bilmez ama turistlerin uğrak yeridir. Sepetçiler çarşısı içinde levhalar ve mağazalar arasında kaybolup gitmiş.. Siz es geçmeyin, mutlaka girin ve gezin.

Eminönü’nde tarihe yolculuk yapmak istiyorsanız ziyaret etmeniz gereken en önemli müzeler PTT Müzesi, İstanbul Demiryolu Müzesi (Sirkeci  Garı) ve İş Bankası Müzesi. Ücretsiz gezebileceğiniz bu müzeler, sizi tarihten günümüze haberleşme, ulaşım ve bankacılık hizmetlerinde bir geziye çıkaracak. Müzelerde sergilenen eşyalar kadar binaların tarihi dokusu da sizleri etkisi altına alacak, bizden söylemesi. Özellikle PTT Müzesi çok ilgimizi çekti. Haşmetli merdivenleri, büyük pencereleri ile dikkatinizi çekecek Mimar Vedat Tek imzalı bu bina, bizi 60’lı yıllarda sevdiğine mektup atmak için postanede sıra bekleyen genç bir kızın yanına götürdü sanki.. Bu paragrafa bir de not eklemeden olmaz. PTT Müzesi’nden çıkınca hemen soldaki Art Nouveau floral motifli bezemeli Vlora Han’ı görmeden sokaktan ayrılmayın.

 

İstanbul kokulu bu güzel bölge işte böyle anlatmakla bitmez…Bu güzellikleri yaşamadan olmaz. Siz de bir yetmez birkaç gününüzü bu güzelliklere ayırıp, tarihin derinliklerine yol almaya ne dersiniz?

Yazıya ekleyemediğimiz Eminönü ve diğer İstanbul fotoğrafları için, Editörün Kadrajı bölümümüzün altındaki İstanbul Fotoğraf Galerisi kısmına bakabilirsiniz.

Nasıl gidilir?

İstanbul’un en hareketli noktalarından biri olan Eminönü, otobüs, tramvay, vapur ve son zamanlarda Marmaray ile ulaşımı en kolay yerlerden biri. Sirkeci iskeleden şehir hatları vapuruyla Kadıköy ve Üsküdar’a ulaşmak mümkün. Meydanda turşucuların ilerisindeki otobüs durağından şehrin birçok noktasına ulaşımı sağlamak mümkün. Diğer yandan Karaköy de bölgeye çok yakın olduğu için oradaki iskele de kullanılabilir. Gezerek, atmosferi soluyarak gelmek isteyenlere tarihi Tünel’den fünikülere binip Karaköy’e inmelerini, oradan Galata Köprüsü’nü yürüyerek Eminönü’ne ulaşmalarını tavsiye edebiliriz. Bu yöntemle Galata üzerinden eşsiz Yeni Camii manzarası içinizdeki keşif heyecanını ikiye katlayacaktır.

Balat Yiyecek Sokağı

Balat’ın Tatları

Balat’ın Tatları

Balat İstanbul’un içindeki kaçış noktalarından. Gezdik, tarihini araştırdık, yazdık-çizdik, bol bol fotoğraf çektik. Bir de yazı yazdık, sizlerin beğenisine sunduk. Havalar iyiden iyiye ısındı ve keşif duygusuna engel olunamaz duruma geldi. Kış, soğuk, kar-buz sevmem diyenlerdenseniz artık sizin için de gezi mevsimi geldi. Bu kez, Haliç’ten esen püfür püfür rüzgâr eşliğinde Balat’ın lezzet duraklarını birlikte keşfetmeye ne dersiniz? Hadi buyurun.

Balat’ı özel kılan en önemli unsur hiç şüphesiz yaşanılan bir semt oluşu. Geziniz sırasında semt sakinlerinin yaşamlarına tanık olup doğallığın keyfine varabiliyorsunuz. Semt, içinde bulunduğu yenilenme sürecinin etkisinde ve her zevke uygun birçok lezzet durağına ev sahipliği yapıyor. Biz de bu yazımızda bu mekânlardan bazılarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Başlamadan önce belirtmek istediğimiz bir nokta var: Biz gurme değiliz. Sadece sizleri bilgilendirmek amaçlı, görüp deneyimlediğimiz keyifli mekânları paylaşmak niyetindeyiz. Bu işi, işin erbaplarına bırakıyoruz.

Balat Sahil Restoran

Balat’ın en bilinen mekânlarından olan Sahil Restoran, tazecik mezeleri ve uygun fiyatıyla dikkatleri çekiyor. Çalışanları güler yüzlü. Kastamonu dağlarından toplanan mantarlardan hazırlanan mezelerini mutlaka denemelisiniz. Ana caddede Balat otobüs durağının 50 metre kadar ilerisindeki bu mekâna bir fırsat oluşturup gitmenizi tavsiye ediyoruz.

Agora Meyhanesi

Agora Meyhanesinin adını duymayanınız yoktur zannediyoruz. Şarkılara konu olmuş bu meyhane, doğal yapısı, eski taş duvarları, bu duvarları süsleyen tarihi fotoğraflarıyla mutlaka uğramanız gereken yerlerin başında geliyor. Mekâna girer girmez o dokuyu fark edeceksiniz. Güler yüzlü çalışanları ise ayrı güzellikte. Agora’nın teras kısmı da açık. Muhteşem sanat musikisi eşliğinde lezzetli meze ve balıklarının yanında uygun fiyatları ile de tercih edilebilir.

Cibalikapı Balıkçısı

Balat’ın temiz ve uygun fiyatlı balık restoranlarından biri de Cibalikapı Balıkçısı’dır. Porsiyonları oldukça büyük. Burada yiyeceğiniz balığı Boğaz’da yiyecek olsanız 2 katından fazla hesap ödeyeceğinizden şüpheniz olmasın. Haliç’e karşı keyif yapabilir, Galata Kulesi manzarasına doyabilirsiniz. Çeşit çeşit otlardan yapılan mezelerle doyup, balığa yer kalmayabilir. Bizden söylemesi.

Cafe Vodina

Cafe Vodina, semtin en işlek caddesinin üzerinde, çok tercih edilen mekânların ilk sırasında. Burası Balat Sanat Evi olarak da biliniyor. Şanslı gününüzdeyseniz, bir etkinliğe, söyleşi veya sergiye denk gelebilirsiniz.

Cook Life

Cooklife BalatCook Life Balat ise mekânların yoğun olduğu yerlerden biraz uzakta olmasına rağmen, pan kekli şirin kahvaltısıyla müdavimlerini ağırlıyor. Buraya daha çok turistlerin geldiğini söylemek yanlış olmaz.

 Cafe Naftalin

İlgi çekici bir diğer yer de Cafe Naftalin. Mekân sahipleri vejetaryen ve sundukları yiyecekler de et yemezlere özel. Bizden söylemesi. Ayrıca Mardin ve yöresine ait çok lezzetli kahveleri tatmak imkânı bulabilir, güler yüzlü personeliyle kahveler hakkında sohbetler edebilirsiniz. İçeri girdiğinizde 70’li yıllarda bir evde olduğunuzu hissedeceksiniz. Mutlu olacağınız huzurlu bir yer burası.

Perispiri Balat

Mekâna girdiğinizde albenili dekorasyon ve manzara karşısında mest olacaksınız. Fakat bu mutluluğun yemeklerin lezzeti ve ilgisiz çalışanlarıyla karşılaşınca biteceğini söylemek isteriz. Hele fiyatlar…Balat bölgesinin en pahalı mekanı olduğunu söyleyebiliriz. Boğazdaki otelleri geride bırakır, o derece. Bizden söylemesi.

 Molla Aşkı Terası

Sadece bilenlerin gittiği bu mekân için Karagümrük’e çıkmanız gerekecek. Birçok tarihi mekânı tepeden görme şansını yakalayabileceğiniz terasta 40 çeşit malzemeyle yapılan çayın tadına bakmanızı öneriyoruz.

Âşıklar, Abdallar ve Meczuplar Kafe

İşte sadece bilenlerin gittiği ve sonrasında müdavimi oldukları bir yer daha. Duvarlarında çini tabakların, işlemelerin ve Mevlevi dervişlerin fotoğraflarının sergilendiği bu mekân oldukça sıra dışı. Sıradanlığın dışına çıkmasının nedeni, maddi yetersizliği olan ailelere yardım toplanması ve ihtiyaç sahibi çocuklara ücretsiz ders veriliyor olması. Bir mekâna müdavim olmak için bunlardan güzel sebep olabilir mi?

Köfteci Arnavut

Sahilde bulunan köfteci 1937 senesinde kurulmuş. Bölgenin eskilerinin müdavimi olduğu mekân oldukça eski ve bakımsız. Tipik esnaf lokantaları gibi düşünün, daha küçük ve çeşit az. Fakat nostalji sevenler için memnun edici olabilir. Su şişeleri bile insanı eski yılara götürecek şekilde. Bu tarz birçok lokantada olduğu gibi kredi kartı geçerli değil.

Aşk-ı Rüba Kafe        

Balat’da közde Türk kahvesi içebileceğiniz tek yer. Küçük bir mekân, yol üzerinde olduğu için etrafı seyretmek için ideal. Sahibinin yaptığı tatlıları güzel. Sert kahve sevenler için Süryani kahvesi önerilebilir. Fiyatları ise Balat ortalaması ve mekânın özelliklerine göre birazcık yüksektir.

Cumbalı Kahve

Cumbalıkafe-turrehberinSinagogun karşısında turkuaz dekorasyonuyla dikkat çeken mekânın kahveleri gerçekten çok iyi. Özellikle Türk kahvesi. Lezzetli olmasına lezzetli fakat çekirdeği Yemen mocha matarindan çekildiği için mi bilemeyiz fiyatı 10 TL. Bu fiyat Bebek Otel fiyatıdır, o parayı da Boğaz manzarasına verirsiniz ancak.

Coffee Department

Cumbalı Kahvenin hemen karşısında bir mekân daha. Kahveleri lezzetli de olsa Nişantaşı’ndan fırlamış gelmiş gibi duran bu mekân Balat severlerin çok ilgisini çekecek gibi görünmüyor. Çünkü semtin dokusunu hissedebileceğiniz bir ortamı maalesef yok.

Balat Kadraj

Kahvelerin bir araya toplandığı Kürkçü Çeşmesi Sokak’ta bulunan mekân, 70’li yıllara ait pop şarkılarının güzelliğiyle sizi davet ediyor. Oldukça hoş, sade ve güzel tatlılar yiyebileceğiniz mekânda Türk kahvesinin yanında yaban mersini suyu ikram ediliyor. Bu ayrıntı çok önemli. Çünkü Türk kahvesi yanında tatlı ve su olmadan ikram edilmemeli. Her yiyecek ve içeceğin sunum için olmazsa olmazları vardır. Buna dikkat eden mekânlara bir yıldız da bizden gelsin.

Makam-ı Balat

Kokoreç, pastırmalı Boşnak köftesi ve et sevenler için ideal bir mekân. Sıcak, samimi ve hizmet kalitesinin üst seviyede olduğu bu lokantaya uğramanızı öneririz. Sahibi hoş sohbet ve semte oldukça hâkim. Geziniz hakkında güzel fikirler alıp sohbet edebilirsiniz.

 Lotus Cafe&Shop

Lotus Kafeİncirli kek seviyorsanız, bu bile buraya uğramanız için yeterli bir sebep. Yanına da tazecik kahve. Lazanyasını denemedik fakat övgü dolu yorumlar aldığımızı söyleyebiliriz. El yapımı takı ve objelerin satışı da yapılıyor. İlgililerine duyurulur.

Maison Balat

Zamanda bir yolculuğa çıkacağınız bu minik dükkâna mutlaka girin. Kış mevsiminde salep için. Ürünleri tek tek inceleyin, keyfini çıkarın. Hafta sonu kahvaltı için gitmek istiyorsanız mutlaka arayın, yer ayırtın. Sahipleri çok samimi, sohbet etmek keyif veriyor. Güler yüzle karşılandığınız yerlerin değerini bilin. Hem cafe hem de antikacı olan bu mekândan beğendiğiniz eşyaları satın alabiliyorsunuz.

İncir Ağacı Kahvesi

İsmiyle müsemma incir ağacının altında yer alan bu kahvenin en meşhur tatlısı da incir tatlısı. Fener Rum Lisesi’ne çıkarken sağdaki merdivenlerin üstünde yer alan kahve çok sakin ve huzurlu. Hatta otururken horoz sesi bile duyduk. Duvarlarında çok sevilen eski sanatçıların kara kalem resimlerinin yer aldığı bu kahveye mutlaka uğramalısınız.

Fida Cafe

Balat’ın yeni açılan cafelerinden biri olan Fida Cafe, kahvaltısı, gözlemesi ve iç mekânıyla dikkat çekiyor.

Fanaraki

El yapımı tatlı ve yemekleriyle sizi fethedecek, bizden söylemesi.

Pavita Balat

Kendinizi evinizde hissedeceğiniz bir aile işletmesi. Kahvaltısı anne elinden çıkmış gibi. Mantısını denemenizi tavsiye ederiz.

Karaköy Kahvesi

Denize karşı püfür püfür bir kahve keyfine ne dersiniz? Fonda eski şarkılar. Türk kahvesi çok iyi. Kışın soba başında sohbetler için ideal. Tarihi atmosferin içinde deniz manzarası eşliğinde keyif yapmak için tercih edebilirsiniz. Belirtmekte fayda var, yol kenarında olduğu için biraz gürültü var.

Pop’s Balat

Balat’ın en yeni ve en huzur bulacağınız mekânlarından biri. Sahipleriyle hoş sohbetler ederek, içerideki rahat koltuklarda kendinizi gerçekten evinizin rahatlığında hissedebileceğiniz bu mekân uzun yıllar eczane olarak hizmet vermiş. O eczaneden kalma bir de eski tip tartı var. Hani çocukken eczaneye gider tartılırdık ya. İşte onlardan. Zemin döşemesi, pencereleri ve tavan süslemesiyle çok dikkat çeken mekâna mutlaka gidin, keyifli sohbetler eşiğinde buzlu kahvenizi için. Ya da Türk kahvesini deneyin, lezzeti gerçekten eşsiz. İnsana huzur veren böylesi mekânların çoğalmasını diliyoruz.

Forno Balat

Ve Balat’ın bizce en iyilerinden biri Forno Balat. Tertemiz, her müşteriyle özel ilgilenilen, pideleri ve pizzasıyla efsane bir yer burası. Ev yapımı limonata ve minik kurabiyeler tam tadında. Açık mutfak olduğu için tertemiz olduğunu gözlerinizle görüyorsunuz. Masamızda tahta servis tabaklarıyla ilgili konuşmamıza kulak misafiri olan görevli, tabakların makinede düzenli yıkandığını söyleyerek işlerine ne kadar sahip çıktıklarını ispatladı. Fiyat ortalaması da gayet iyi olan Forno’da, hafta sonları açık büfe kahvaltı servis ediliyor. Unutmadan ekleyelim, mekan Pazartesi günleri kapalı.

Tarihi Taş Fırın (Evin Unlu Mamulleri)

Balat’ta Tahta Minare Mahallesi’nde bulunan fırın, 1923 senesinde Rum usta Vasili tarafından kurulmuş. Binanın ön üst cephesinin üzerinde kuruluş tarihi Latince ve Osmanlıca olarak yazılmış. Kurulduğu günden beri ne fırın, ne odunun cinsi ne de ürünlerin yapılış tekniği değiştirilmemiş. Günün her saatinde sıcacık galetaların tadına bakabileceğiniz bu tarihi güzelliğe uğramadan bir Balat turu düşünülemez.

Tarihi Hızır Çavuş Fırını (1897)

Balat’a gelip o şahane simitlerinden almadan olmaz. Balat simidinin özelliği bol susamlı ve yumuşacık olması. Büyük ve küçük boyları var.

Bir gezi cenneti olan Balat’ta burada ismini sayamadığımız yöresel mutfaklara ait o kadar çok mekan var ki.. Biz belli başlı ve denediğimiz mekânları anlatmaya çalıştık. Şimdi sıra sizde, gidip Balat’ı keşfedin, tatlarını yerinde deneyin.

Fotoğraflar : Gonca Sağlık, Tuğrul Sağlık, Çağrı Sağlık

Yazı : Gonca Sağlık

Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı

Rumeli Hisarı

 

Boğaz’ın incilerini keşfe Rumeli Hisarı ile devam ediyoruz. Rumeli Hisarı, ‘hadi Hisar’a kahvaltıya gidelim’ cümlesinin kurulmasına sebep olan bir semt olmaktan çok öte bir öneme sahip. 

Semti keşfetmeye Rumeli Hisarı ile başlamazsak olmaz. Hisarın tarihine kısaca bir göz atalım: Boğazın en dar noktası olan semte ismini veren Rumeli Hisarı 1452 yılında İstanbul’un fethi hazırlıklarında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Bu muhteşem eser dört ay gibi kısa bir sürede tamamlanmış. İnşaatın planını Fatih bizzat kendisi yapmış. O dönem Rumeli Hisarı’nın ismi Boğazkesen imiş. İnşaat bittikten sonra Yeniçeri birlikleri buraya yerleştirilmiş, Bizans’a giden yardımlar yapının stratejik konumunun avantajıyla çok rahat engellenebilmiş.Rumeli Hisar Topları Surlara yerleştirilen toplar sayesinde düşman gemilerin geçişi durdurulmuş. Fatih Sultan Mehmet 30.000 m2’lik bir alanda inşa edilen bu hisarı yaptırarak, bugün Hisarüstü dediğimiz bölgeyi de güvence altına almayı düşünmüş. Rumeli Hisarı, üçü büyük bir küçük dört kule ve bunları birbirine bağlayan sur duvarlarından meydana gelmiş. Hisar’ın Dağ Kapısı, Hisarpeçe kapısı, Dizdar kapısı ve Sel kapısı olmak üzere dört ana kapısı var. İlk yıllarda Hisarpeçe kapısının önünde bir iskele olduğu rivayet edilmekte. Hisar’ın üç büyük burcu dönemin komutanlarının isimlerini taşımakta. İstanbul’un fethinde çok büyük öneme sahip eser, fetihten sonra daha çok hapishane olarak kullanılmış. 1953 senesinde restore edilerek açık hava tiyatrosu haline getirilen hisarda, birkaç sene öncesine dek yaz aylarında ünlü seslerin konserlerini izleyebilmek mümkündü. Rumeli Hisarı SütunCumhuriyet döneminde yapılan kamulaştırma hareketinden sonra ise önemli bir nüfus Rumeli Hisarı’nın içindeki yerleşim alanlarında yaşamaya başlamış. Boğaziçi’nin en eski Türk yerleşim bölgeleri işte buralardadır.

Rumeli Hisarı günümüzde müze olarak hizmet ediyor. Giriş ücreti 10 TL(2017 itibarıyla). Öğrenci ziyaretleri ücretsiz. Müze kart geçiyor. Giriş için gişeye ödeme yaptıktan hemen sonra yanımıza bir görevli koşuyor ve surlara-burçlara çıkışın yasak olduğunu söylüyor. Tüm surların kapıları kilitli durumda. Biz de biz ziyaretçilere uygun görülen yerlerde gezmeye başlıyoruz. İlk intibamız bu muhteşem yapının gereken ilgiyi görmediği yönünde oluyor. Oysa ziyaret ettiğimiz gün Pazar ve hemen aşağıdaki kahvaltı mekanlarının önü tıklım tıklım kalabalık; her yer insan ve araba dolu..Koskoca Hisar’ı bizimle birlikte 5 kişi geziyordu. İnsanların ilgisizliği kadar, yetkililerin de ilgisiz olduğu kesin. Böyle tarihi bir yapının tam göbeğinde kocaman bir tuvalet binası inşa etmenin başka bir açıklaması olabilir mi? Tuvalet tabi bir ihtiyaç ama daha gözden uzak bir yere yapılamaz mıydı? Bu düşücelerle hırpalanmış, bakımsız ve oldukça kaygan merdivenlerden çıkıyoruz. Karşımızda eşsiz bir manzara ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Tam karşıda Anadolu Hisarı. Fatih ve askerlerini saygıyla ve rahmetle anıyor; büyük kahramanlıkları önünde şapka çıkarıyoruz. Zirveden amfi bölümüne iniyoruz. İlk yapıldığı yıllarda burada bir mescid varmış. Zamanla yıkılmış, son yıllarda sadece bir kırık minaresi kalmış. Şimdi ise tüm haşmetiyle kocaman bir mescid sizleri karşılıyor. Ücretli bir müzenin tam ortasında böylesi büyük ve her haliyle yepyeni olduğu belli bir ibadethanenin neden yapıldığını düşünsek de elbet bir bildikleri vardır diyerek gezimize son veriyoruz.

Rumeli Hisarı’ndan işte bu düşüncelerle çıkıyoruz. Sahildeki insan kalabalığının içinden geçerek, bir semti tanımanın en iyi yolu olan ara sokaklara dalıyoruz. Yokuş tırmandıkça karşımıza çıkan evler, ağaçlar ve atmosfer bizi büyülüyor. Oldukça dik yokuşları tırmandıkça görüyoruz ki Hisar kayaların üzerine kurulmuş bir semt. Zirveye tırmandıkça çok çok güzel bir köprü manzarası karşılıyor bizi. Mest oluyor, seyretmeye doyamıyoruz. Sardunyalarla süslü pencereler ve eşsiz manzara eşliğinde yürümeye devam ediyoruz. Koca duvarlar ardında bir kiliseye rastlıyoruz. Rumeli Hisarı KiliseSurp Santuht Ermeni Kilisesi olduğunu öğrendiğimiz yapı ilk dönemlerinde ahşap mimariye sahipmiş. Bu ilk yapı 1816 senesinde yıkılmış, 1856 senesinde tekrar inşa edilerek ibadete açılmış. 1972 senesinde çıkan bir yangında ise tamamen harap olmuş, 6 sene sonra tekrar onarılmış. Bu nedenle mimari açıdan çok da ilgi çekici değil maalesef.

Şahane binalar arasından sokakta kedileri besleyen ihtiyar amcalara selam verip sahile iniyoruz. Boğazın incisi tüm semtler gibi şahane bir İstanbul manzarasıyla karşı karşıyayız. 2. Köprü ve Hisar karşımızda. Hafta sonu olduğu için çok kalabalık. Size tavsiyemiz bu sahile hafta içi sabah saatlerinde gelin ve sakinliğin tadını çıkarın. Sahile iner inmez göz alıcı ve kocaman bir yapı karşılıyor bizi.Yusuf Ziya Paşa Köşkü Bu yapı Yusuf Ziya Paşa Köşkü. Efsane adıyla Perili Köşk. 1900’lü yılların başında inşa edilen köşk, 2002 senesinde özel bir şirket tarafından kiralanmış. Hafta içi ofis, hafta sonları da müze olarak kullanılıyor. Dünyada bu uygulamanın başka bir benzeri var mı bilinmez fakat İstanbul’da böyle bir durumu ilk kez görüyoruz. Hafta sonları bir sanat müzesi haline gelen binada üst düzey yöneticilerin odalarını dahi ziyaret edebiliyorsunuz. Giriş 10 TL. 12 yaş altı çocuklar ücretsiz. Hava şartları uygunsa kule şeklindeki terasa çıkıp manzaraya doyabilirsiniz.

Gezimizin son durağı sahildeki restoranlar oluyor. Her zevke hitap eden mekânlar var. Bir kahve içip sahilin tadını çıkartmak istiyorum derseniz, Nar Cafe’ye bir uğrayın deriz. Çünkü bina oldukça tarihi, asansör yıllar öncesinden kalma. Oda oda düzenlenmiş enfes bir atmosfer.

Nasıl gidilir:

Kabataş ve Taksim’den kalkan Sarıyer, İstinye dereiçi, Reşitpaşa ve Bahçeköy otobüslerine binip, Rumeli Hisarı durağında inmelisiniz.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca Sağlık

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları