turrehberin.com
eRimtan iç2web

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi

Ankara‘ya kazandırılan Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi, bu ülkede gerçekleşen mutluluk verici olaylara çok güzel bir örnek diyebiliriz. Arkeoloji günümüzde bir meslek ve üniversitede eğitimi verilen bir dal olsa da, ilk çıkışı itibarıyla tamamen merak ve amatörce geçmişe duyulan hayranlık ile alakalı.  Nitekim bu güzel müzenin sahibi olan ve asıl mesleği mühendislik olan, sanatsever ve koleksiyoner Yüksel Erimtan için de bu müzenin ilk adımı tahmin ediyoruz ki böyle başladı.

Müzenin kendi web sitesinde de belirtildiği üzere Erimtan, kolleksiyonuna 1960’lı yıllarda başlayıp gittikçe profesyonel bir koleksiyon sahibi olmayı başarmış.  Erimtan, Anadolu mirasının kaçırılmasını engellemek amacıyla ilk olarak 1996 yılında bir dernek kurmuş. Daha sonra 2009 yılında ise Yüksel Erimtan Kültür ve Sanat Vakfı’nı kurmuş. Burada bahsi geçen müze ise o vakıf aracılığıyla 2015 yılında kurulmuş. Müzenin envanterinde hepsi birbirinden güzel seramik, bronz ve cam eserlerin yanı sıra, sikkeler, takılar ve yüzük taşları da yerlerini almakta.

 

Tarihi açıdan bakıldığında bu eserler M.Ö. 3000’li yıllardan Bizans dönemine kadar olan bir dönemi kapsamakta. Yaklaşık 2000 kadar kayıtlı ve Ankara Medeniyetler Müzesi kontrolündeki bu özel koleksiyonun sergilendiği bina da hem tarihi hem de çok güzel bir müze düzenine sahip.  Erimtan

Müzenin bir diğer özelliği ise senelerdir gerçekleşen “Müzede Müzik” programı. Salı günleri gerçekleştirilen bu programın 2020 yılına kadar ki program detaylarını yine müzenin kendi duyurularından bulabiliyorsunuz. Ancak Erimtan müzesinin güzelliği koleksiyon veya Salı müzikleri ile bitmiyor. Bu müzede aynı zamanda çeşitli yaş gruplarındaki çocukları eğitmeye yönelik atölye programları da bulunmakta.

Erimtan Arkeoloji ve Sanat müzesi içerisinde 4 yaşından başlayarak 11 yaş ve üzerine kadar devam edebilen atölye programları bulunmakta. Mitolojik Kahramanlar, Antik Sikkeler, Kil Tablet Atölyesi, Kil Çömlek Atölyesi, Urartu Kemerleri, Kilden Figürinler Atölyesi ve Mitoslardan Çömleklere gibi atölyeler ile müze içi eğitim verilebilmekte. Okulların rezervasyon ile yapabileceği bu eğitimler yeni neslimizin daha da duyarlı ve bilinçli olmasını sağlayacaktır. Eğitim camiamıza duyurmayı borç biliriz.

 

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Devlet Resim ve Heykel Müzesi

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, veya bir diğer bilinen ismi ile Türk Ocakları Binası, Cumhuriyet’in kurulmasından sonra yapılan büyük devlet binalarındandır. Ankara’nın şehir karakterine bir başka güzellik katan bina, aslında Türk Ocakları Merkezi olmak üzere inşa edilmiş. 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın en güzel eserlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Atatürk’ün şahsi isteği üzerine, inşaat çalışanlarından ustalarına kadar sadece Türklerin çalışarak yaptığı bina, Türk Ocakları tarafından kullanılmaya başlıyor. Bulunduğu sokağın adı da, bu yüzden Türk Ocağı Sokak olarak geçmekte.

1912 yılında kurulan Türk Ocağı, 1931 yılına kadar bu binada görev yapmaya devam etti. 1931 yılında Cumhuriyet Halk Fırkası ile birleşmesi bizzat Atatürk tarafından istenince, Türk Ocakları, CHF ile birleşerek kapandı. Böylece Halkevleri binanın yeni sahibi olur. Zaman içerisinde Halkevleri kapanır ve Türk Ocakları yeniden kurulur. Kullanım da tekrar onlara geçer. 1961 yılında Milli Eğitim, 1965 yılında Köy İşleri, 1971’de Milli Savunma ve 1972’de tekrar Milli Eğitim Bakanlıklarına veriliyor. En sonunda 1980 yılında müze olarak açılır. Ancak daha sonra 2008 yılında, içerideki bir çok eserin kopya ve sahte olduğu, orijinallerin kaçırıldığı ortaya çıktı. Halen Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı ve Abidin Dino gibi bir çok ünlü ressam ve heykeltraşın eserleri sergilenmekte.

 

Atatürk Müzesi Balmumu heykelweb

Atatürk Müzesi

Atatürk Müzesi

Şişli’nin en kalabalık caddelerinden biri olan Halaskargazi Caddesi’nde, koca binaların arasından bir ışık gibi parlayan Atatürk Müzesi binasının önündeyiz.  Gazi Mustafa Kemal Atatürk 16 Mayıs 1919 sabahı bu evden çıkarak Bandırma vapuruyla Samsun’a özgürlük mücadelesine gitmiş.  Tarihi önemi çok büyük olan binanın giriş kapısının hemen üzerindeki yazı dikkat çekiyor: “Atatürk vatanın kurtuluşunu 1919 senesinde bu evde hazırladı.” Heyecanla kapıdan içeri giriyoruz. Hemen sağ tarafta Gençliğe Hitabe ve Ata’mızın kaleme aldığı bir yazı asılı.

Atatürk, Suriye Cephesi’nden ayrıldıktan sonra 13 Kasım 1918’de İstanbul’a gelerek Pera Palas’daki 101 no’lu odaya yerleşmiş. Bir süre burada kaldıktan sonra önce yakın dostu Salih Fansa’nın Beyoğlu’ndaki evinde kalmış, sonra da Şişli’deki bu üç katlı köşkü kiralamış. Bu köşke taşındıktan sonra, Akaretler’de kalan annesi ve kız kardeşini de yanına alarak evin 3. katını onlara ayırmış. Atatürk evin orta katına kendisi yerleşerek, arka bahçeye bakan odayı da yatak odası olarak kullanmış. Büyük salonu toplantı salonu olarak kullanılıyormuş. Atatürk ve silah arkadaşları işte bu toplantı salonunda vatanın geleceği için sabahlara dek sürek önemli toplantılar yapmışlar. Çalışma arkadaşları arasında, İsmet (İnönü) Paşa, Ali Fuat (Cebesoy)Paşa, Kazım (Karabekir) Paşa ve Rauf Orbay gibi önemli isimler sayılabilir.

İşgalden Kurtuluşa

İstanbul’un işgal altında olduğu o günlerde bu evin duvarlarında yankılanan sesleri duyuyor gibi müzede ilerliyoruz. Kırmızı halılarla kaplı, ahşap korkuluklu merdivenlerden ağır ağır çıkarak, “Atatürk’ün Kurtuluş planlamasını yaptığı yer” olarak tanımlanan büyük salona ulaşıyoruz. Bir masanın başındaki balmumu heykeliyle Atatürk işte karşımızda. Üzerinde üniforma ve önündeki defterle bizi işgal yıllarının o hareketli günlerine götüren bu görüntü karşısında heyecanımızı saklayamıyoruz. Yine bu katta salonun karşısındaki odada dikkat çeken bir eşya da, Amerika Devlet Başkanı Roosevelt’in Atatürk’e hediye ettiği müzik dolabı. Dolabın hemen karşısında Atatürk’ün Selanik’te dünyaya geldiği evin maketi ve Atatürk’ün ‘Sahibinin Sesi’ etiketli dinlediği plağı. Gazi Mustafa Kemal Paşa adına Ankara’da düzenlenen nüfus kağıdı ve kartvizitleri aynı camekanda sergilenmiş.

Mustafa Kemal’in Aralık 1918 ve 16 Mayıs 1919 tarihleri arasında yaşadığı bu ev, 28 Mayıs 1928’de İstanbul Belediyesi tarafından satın alınmış. Yapı, dönemin Belediye Başkanı Lütfi Kırdar tarafından “Atatürk İnkılabı Müzesi” olarak  15 Haziran 1942 tarihinde ziyarete açılmış.

Müze Koleksiyonu

Müzede başka yerde rastlayamayacağınız birçok hatırayı görme şansınız olacak. Atatürk Müzesi koleksiyonunun önemli bölümünü Atatürk`ün kişisel eşyaları, kıyafetleri, üniformaları, askeri ve sivil yaşamına ait fotoğrafları, el yazısı ile yazdığı çeşitli belgeleri, madalyaları, hatıra eşyaları oluşturmakta.

Müzeye kız kardeşi Makbule Atadan tarafından armağan edilen eşyalar arasında sivil giysiler, “Mustafa Kemal’’ armasını taşıyan mendil ve gömlekler ile iç çamaşırları bulunmakta. Müşir üniforması ve Sivas Kongresinde giydiği elbise, tarihi değeri önemle vurgulanacak parçalar arasında. Yazı takımı ile ilgili parçalar, sigara tabakaları, madalyalar ve hatıra eşyaları arasında yer almakta.

Ressam İbrahim Çallı ve Zeki Kocamemi tarafından yapılmış yağlı boya tablolar da koleksiyonun önemli parçalarından. Müzede orijinal eserler arasında V.Pisani tarafından yapılmış olan ve Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen suluboya tablolar da bulunmakta. Ata’mızın yatak odasının da sergilendiği müzede, daha önce hiç görmediğimiz bir avuç altın sarısı saç ve altın dişinin de görünce çok şaşırıyoruz. Hep fotoğraflardan gördüğümüz sapsarı saçları karşımızda görmek bambaşka bir duygu.

Müzenin bir güzel yanı da girişte hemen sağ taraftaki salonda bir kütüphanenin yer alması. Vaktiniz arsa oturup kitap sayfaları arasında kaybolabilirsiniz. 3. kat ise devrimlerle ilgili fotoğrafları, Atatürk hakkında yazılmış çeşitli kitapları, gazeteleri, ölümüne ait fotoğrafları ve bir kavanozun içinde bulunan Anıtkabir’den getirilmiş toprağı görebileceğiniz yer.

Şehrin en merkezi yerlerinden birinde yer alan bu müzeyi ücretsiz gezebilirsiniz. Müzenin çalışanları da çok güleryüzlü, ilgili ve yardımsever. Müzenin öneminin farkındalar ve ziyaretçi sayısının artması için ellerinden geleni yapıyorlar.

Unutmayalım ki böylesi önemli yerleri yalnız bırakmayıp ziyaretlerimizle desteklemek de bizlerin yükümlülüğüdür.

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca SAĞLIK

Etnoğrafya Müzesiweb

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi

Etnografya Müzesi, Ankara içinde ziyaret edilmesi gereken noktalardan birisi. Namazgah adı verilen tepede bulunmakta. Buraya Namazgah tepesi denmesinin iki sebebi var. İlki Selçuklulardan beri bu tepenin Müslüman mezarlığı olarak bir dönem kullanılmış olması. İkincisi ise Osmanlı döneminde de dini ağırlıklı etkinlikler de bu tepede yapılmış. Bir dönem Beypazarı İmaret Camii’nin saklanan eserlerin sergilenmesi için bu tepede bir müze inşaatı kararı 1925 yılında verilmiş. 25 Eylül 1925 tarihinde ise, İlk Devlet Müzesi örneği olarak inşaatına Atatürk’ün de teşrifiyle başlanmış. Selçuklu Mimarisi özelliklerini taşıyan bina 1926 yılında tamamlanmış.

Ardından 1927 yılında Etnografya Müzesi olarak hazırlanmış. 1938 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatı sonrası 15 yıl boyunca, ilk Anıtkabir olarak kullanılmış. Gerek bir müze gerekse Atatürk’ün ilk Anıtkabir‘i olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yere sahip binanın hemen girişindeki Atatürk heykeli ise, dönemin ünlü İtalyan heykeltıraşı Pietro Canonica’nın imzasını taşıyor. Müze ile ilgili daha detaylı bilgi için müzenin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Kocatepe camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii

Kocatepe Camii, Ankara için tartışmalı ve uzun süren bir hikayenin sonucudur. Ankara, Cumhuriyet ile birlikte büyüyen bir şehir olduğundan, kalabalıklaşan şehirde ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla bir cami yapılmak istenmiş. 1944 yılında ortaya çıkan bu fikir uzun zaman hayata geçirilememiş. Tabii bunda 2. Dünya Savaşı ve sonrası ekonomik sıkıntıların da etkisi olmuş. Ardından 1957 yılında dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in de şahsi alakası ile yeni bir proje çalışması başlatılmış. Yine o dönemlerin ünlü mimarlarından Vedat Dalokay’ın hazırladığı modern bir cami projesi onaylanmış. İnşaat 1963 yılında başlamış. Ancak modern bir cami çizimi olması nedeniyle muhafazakar kitlelerin protestosu ile karşılaşılınca bu projede durdurulmuş. Vedat Dalokay, daha sonra bu camiyi Pakistan’da İslamabad kentinde Faysal Camii olarak yapmış. Bugün Faysal Camii dünyanın en büyük ve güzel camilerinden birisi olarak tanınmakta.

Kocatepe Camii ise, 1967 yılında, Sultanahmet Camii kopyası gibi bir proje ile, tekrar inşa edilmeye başlanmış. İnşaatının bir kısmına şahsen de şahit olduğumuz ve açılışına da katılma şansı bulduğumuz camiyi, 1987 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal açtı.

Modern İslam Mimarisi’nin en güzel örneklerinden birisini yapmak yerine, 1500’lü yılların Osmanlı Mimarisini yaklaşık 400 yıl sonra kopyalamak ne kadar iyi oldu tartışılır. Ancak Ankaralıların tüm dünyaca bilinen bir camiye sahip olmaktan çok, İstanbul’daki tarihi bir caminin kopyasına sahip olmayı hak ettiklerini söyleyebiliriz. Tipik bir “altı dükkan üstü cami”  anlayışına sahip Kocatepe Camii, maalesef büyüklüğünden başka ciddi hiçbir özelliği olmayan bir cami konumunda. Yine de görmek isteyenler için ideal bir gezi noktası diyebiliriz. Sonuçta altında alışveriş merkezi var.

Erciyes ve Kayseriweb

Kayseri Gezi Rehberi

Kayseri : Selçuklu Diyarı

Anadolu’da gezilmedik şehir kalmasın diye yola çıktık, bu seferki durağımız Kayseri. Eski adıyla Kaisareia veya Latince ismi ile Caesarea olan bu şehirde Türkler, Rumlar ve Ermeniler yıllarca kardeşçe yaşamışlar. Özellikle Talas ilçesi bu güzel birlikteliğin izlerinin görülebileceği bir yer. Talas şehir merkezine 8 km. mesafede yer alıyor. Mutlaka gidip Ermeni ustaların elinden çıkmış, Ali Dağı’nın eteklerinde arz-ı endam eden taş evleri görün. Böyle bir güzelliği daha önce neden görmediğinizi sorgulayacağınıza eminiz.

Kayseri Caddeleri

Tarihi şehir güzelliği ile bizi şok etti…

Kayseri, beklentilerimizin çok üzerinde güzellikte bir şehir. Geniş yolları ve kaldırımları, şehir içi ulaşımın kolaylığı, düzenli ve temiz sokaklarıyla bizleri şaşırttı. Bu düzenin tüm şehirler için örnek teşkil etmesini gönülden diliyoruz. Bilinen en eski yerleşim yerlerinden biri olan Kayseri’nin tarihi 6 bin yıl öncesine dayanıyor. Anadolu’nun en önemli kavşak noktalarından biri olan şehir, adeta bir müze kent durumunda. Helenistik dönemde Kapadokya’ya başkentlik yapmış. O zamanki adı ise Mazaka imiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kayseri için şöyle demiş: “Kayseri’nin pastırması ve sucuğu padişahlara hediye gider. Erciyes Dağı eteğinde bulunduğu için havası soğukçadır. Bütün halkı zinde ve yiğittir. Şehrin zarifleri Farsça ve Arapça konuşur. Ama halkın dili Etrak (Türkçe) dilidir. Genellikle halk Ermeni dilini konuşur. Ama Kürt ve Rum lisanını konuşmazlar.” Çelebi’nin de söylediği gibi Kayseri’nin halkı sıcak, havası biraz soğuk. Sokakta gezerken her an bir esintiye hazırlıklı olun. Diri ve çivi gibi bir dağ havası sizleri bekliyor.

Kayseri’nin Cumhuriyet Meydanı

Cumhuriyet Meydanı

Kayseri, tarihi öneminin neticesi olarak önemli eserlere ev sahipliği yapıyor. Bu eserler çok güzel korunmuş. Biz, ziyaretimizde şehir merkezinde bir otel tercih ettik. Böylece gezimiz sırasında araç kullanmadan çok fazla yeri görme fırsatımız oldu. Şehrin merkezi konumundaki Cumhuriyet Meydanı, saat kulesi ve muhteşem Atatürk heykeliyle bir Anadolu şehrinin ne sürprizlere gebe olabileceğini kanıtlar nitelikte. Meydan oldukça geniş, bir tarafta devlet daireleri, diğer yanda tarihi eserler var. Şehrin hemen ortasından tramvay hattı geçiyor. İstediğiniz yere tramvayla ulaşabilmeniz mümkün. Sık sık geçen tramvay ve otobüslerle Talas’a kadar gidebilirsiniz.

Tarihi Devlet Binaları

Cumhuriyet Meydanı’ndan şehri seyrediyoruz. Hemen karşımızda başı dumanlı, zirvesi karlı Erciyes’i görüyoruz. Nasıl ki İstanbul’da Boğaziçi semtlerinde gezerken bir anda Boğaz’ı görür mest olursunuz, Kayseri’de de sokak aralarından geçerken Erciyes size işte böyle göz kırpıyor. Şehirde eski ve yeni iç içe geçmiş durumda. Her adımda antik bir kalıntı, bir kümbet veya han görüyor, mest oluyoruz.

Kayseri Kalesi

Kayseri Kalesi

Şehri baştan başa saran Kayseri Kalesi yol boyunca bize eşlik ediyor. 3.yy’da Roma devrinde yapılan ve 6.yy’da Bizans devrinde daraltılan Kayseri Kalesi ve Surlar; Selçuklu Sultanı I.Alaeddin Keykubat zamanında bugünkü şekliyle yeniden yapılmış. Karamanoğulları ve Osmanoğulları zamanında iki defa tamir görmüş. Kayseri şehir merkezini koruyan kale, günümüze kadar gelen eski varlığı ve zaman içinde yapılan ekleriyle tipik bir orta çağ kalesi durumunda. Şehir merkezinde gezerken kale duvarlarına yaslanıyor, o eski günleri hayal ediyoruz.

Kale’nin merkez bölümünün hemen karşısında ise meşhur Kazancılar Çarşısı var. Çarşının olduğu yerde daha önce, Şeyh İbrahim Tennuri’nin soyundan Hacı Muslihiddin adıyla bilinen Bezirci Hacı Mustafa bin Hacı Ahmed tarafından 16. yüzyılın ortalarında yapılmış bir cami ve çeşme varmış. Bu cami ve çeşme, büyük depremlerin birinde onarılamayacak biçimde yıkılmış. Daha sonra bu alana 1935 yılında Kazancılar çarşısı yapılmış.

Kazancılar Çarşısı

Çarşı cıvıl cıvıl ve ne ararsanız var. Baharat, kuruyemiş, kahve, mücevher, şarküteri, sucuk, salam, meyve, oyuncakçı da dâhil her istediğinize ulaşabileceğiniz çarşının yıldızları elbette kuyumcu dükkânları. Pırıl pırıl altınlar vitrinleri süslüyor. Biz alışverişimizin çoğunu bu çarşıda yaptık. Her gittiğimiz şehrin en eskisini bulmayı çok sevdiğimizi biliyorsunuz. Kayseri’de de bu kural bozulmadı.

Kazancılar çarşısına gelmeden yol üzerinde bir dükkânda kutularda tahinleri gördük, hemen arkasından eski şekerleme kutularıyla dolu vitrini. Dükkâna girdiğimizde ise doğru yerde olduğumuzu anlamıştık. Topuzlar Şekerleme 1928’den beri aynı yerde hizmet veriyor. Renk renk şekerlemeler, çikolatalar ve özellikle tahin helvası denemeye değer.

Pastırmalar ve sucuklar her yerde

Bir diğer tarihi dükkân ise Tarihi Göncüler Pastırmacısı. Dükkân Gökdelen diye tabir edilen yerde. Gökdelen dediğimize bakmayın, uzun iki apartmanın alt katı. Bu binalar Kayseri’nin en eski büyük binaları olduğu için bu isimle anılırlarmış. Kayseri’de elbette her taraf sucuk ve pastırma satan dükkân dolu. Fakat biz temizliği, güler yüzü, ilgileri ve tarihi geçmişleri sebebiyle Göncüler’i tercih ettik. Sucuk, pastırma, mantı ve kesme makarnaları meşhur. Üstelik kargo hizmetleri de var, daha ne olsun.

Kayseri Kapalı Çarşısı

Alışveriş işini de hallettikten sonra rotamızı Kapalı çarşı’ya çeviriyoruz. Tarihi Kapalı Çarşı 1497’de Kayseri sancak beyi Mustafa Paşa’nın kapalı çarşı ve bedesten yaptırma kararı üzerine inşa edilmiş. İlk inşa edildiği dönemde 15 bölümden oluşan, ancak 1700’lü yıllarda meydana gelen büyük yangından sonra günümüze ancak 3 bölümü ulaşan çarşı yaklaşık 600 esnafıyla Kayseri ticaretinin merkezi konumunda. Bu çarşı, İstanbul’daki Kapalı çarşı’dan sonra 2. Büyük kapalı çarşı olma özelliğini taşıyor.

Tarihi Kayseri Evleri

Çarşı’dan çıkıp Kazancılar’a doğru giden yoldan 15-20 dakika yürüyerek Tarihi Kayseri Evleri mahallesine ulaşıyoruz. Burası 88 dönüm arazi üzerinde ve Setönü olarak da anılıyor. Tarihi evlerin, eski yaşam tarzının ve esnafın yaşatılması amacıyla Belediye tarafından kurulan bu alanda görülmeye değer evler var. Ermeni mimarisi burada da bizi etkisi altına alıyor. Fakat bu mahallede eksik olan bir şeyler var. Henüz tam oturmamış ve tarihi doku ziyaretçilere çok aktarılamamış. Bizce üzerinde biraz daha çalışılmalı ve tanıtımı yapılmalı.

Seyyid Burhaneddin Tırmizi Türbesi ve Arkeloloji Müzesi

Arkeoloji Müzesi Bahçesi

Bir şehri tanımanın en iyi yolu o şehri adım adım yürümektir diyoruz ve Arkeoloji Müzesine doğru ilerliyoruz. Müze taşınma dolayısıyla kapalıydı. O nedenle sadece bahçedeki eserleri görebildik. Hemen karşısında ise Mevlana Celaleddin Rumi’nin hocası Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tırmizi Türbesi (1165-1244) yer alıyor.  Ömrünün son yıllarını Kayseri’de geçiren Seyyid Burhaneddin hazretlerinin türbesi bugün Kayseri’de en çok ziyaret edilen türbelerin başında yer alıyor. Çok geniş bir bahçesi var, tarihi mezarlar ve mezar taşları da bu bölgenin geçmişinin ne kadar eskiye dayandığının bir işareti niteliğinde.

Seyyid Burhaneddin Tırmızi Türbesi

Kümbetler Şehri

Yolun karşısına geçip yürümeye devam ediyoruz. Her adımda karşımıza bir kümbet çıkıyor. Kümbet, Anadolu Selçukluları zamanında yapılan, kendine özgü yapısı olan anıtmezarlardır. Genellikle büyük devlet ve din adamları için yapılırmış. Kayseri’de şehrin dört bir yanında Selçuklu izlerine rastlamak mümkün. Emir Han Camii ve kümbeti de bu eserlere en güzel örneklerden biri.

Emirhan Kümbeti

Şehir surlarının dışında kalanların konaklaması için 13. yüzyılda han olarak inşa edilen yapı, şehrin surların dışına taşması ile camiye dönüştürülmüş. Yapı güneybatıdan şehir surlarına yaslanan, derinliğine dikdörtgen planlı, beş sahanlı avlusuz bir han. 1188 yılına tarihlenen kümbetin içinde Emir Han’dan başka, iki yakınının daha mezarı yer alıyor. Han’ı gezdikten sonra yola devam ediyoruz. Yol üzerinde devlet dairelerine ve Kültür Bakanlığı’na dair şahane yapılar görüyoruz. İzlemeye ve fotoğraf çekmeye doyamıyor, bu güzelliklerin korunması için temennide bulunuyoruz.

Kayseri ve Milli Mücadele

Milli Mücadele Müzesi

Yol bizi Milli Mücadele Müzesi’ne getiriyor. Oldukça etkileyici bir bina olan Lise bahçesine giriyoruz. Müze’nin hemen yan tarafında ise Kayseri Lisesi var. 1863 yılında kurulan Kayseri Lisesi, eğitim alanında çok önemli çalışmaların yapıldığı, çok değerli kişilerin yetiştirildiği bir kurum olarak adını tarihe yazdırmış.

Aslen bir Rum köyü olan Talas (eski adıyla Mutalaski) Türkiye’de kurulan en eski Amerikan okullarından biri olan Talas Amerikan Koleji’ne ev sahipliği yapmış. Rumlar ve Ermeniler için açılan bu kolej, yerel nüfusun yapı değiştirmesiyle karma eğitime geçmiş. Bu önemli iki okul yıllar içinde birbiriyle yarışır hale gelmiş.

Meclis Kürsüsü

Kayseri Lisesi sadece eğitim alanında değil, Milli Mücadele’deki önemli yeriyle de dikkat çekiyor. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara’nın işgal edilme riski olduğu için Millet Meclisi bir süreliğine Kayseri’ye taşınmış. Bu sebeple Kayseri ikinci başşehir unvanını dalmış. Şimdi müze olan bina o dönemde Meclis olarak kullanılmış. Kürsü getirilmiş, özel çalışmalar yapılmış. Hatta o dönem gazeteler bile Kayseri’de basılmış. O matbaa ve döneme ait gazeteler müzede sergileniyor.

Müze içinde sergilenen matbaa

Mezun veremeyen bir başka lise

 

Kayseri Lisesi’nin 62 öğrencisi Sakarya Meydan Muharebesi’ne gönüllü olarak katılmış. Savaşta hepsi şehit düştüğünden, 1920-1921 eğitim-öğretim yılında Kayseri Lisesi mezun verememiş. Bu hüzünlü hikâyenin anısına okulun bahçesinde bir anıt dikilmiş. Tüm şehitlerimizi rahmet ve saygıyla anıyoruz.

 

Atatürk Evi

Atatürk Evi

Bu duygularla doluyken Atatürk Evi’ne geliyoruz. İmamzade Reşit Ağa’nın inşa ettirdiği bu 19. yüzyıl yapısında, 19-21 Aralık 1919 tarihleri arasında Heyet-i Temsiliye Reisi olarak şehre gelen Mustafa Kemal misafir edilmiş. Bugün ayakta kalabilen klasik Kayseri evlerinin birkaç örneğinden biri olan konağın dışı kesme taşlarla kaplı, ahşap malzemeden inşa edilmiş. Ağaçtan motiflerle süslü olan çatı uçları ve cumbanın alt saçakları dikkat çekiyor. Yapı, 1978 yılında Kültür Bakanlığınca kamulaştırılmış, 1983’te Atatürk Evi olarak hizmete girmiş, 10 Aralık 1998’de ise binanın ikinci katı Atatürk Müzesi haline getirilmiş.

Atatürk Evi’nin müzeye dönüştürülen bölümünde, Atatürk’ün kentte çekilmiş fotoğrafları ve Kayseri’de yayınladığı beyannameyi içeren 41 adet eser sergileniyor. Ücretsiz gezebileceğiniz müzede yöresel konağın dantel perdeleri, iç dolapları ve şark bölümlerini görmek de mümkün.

Cıncıklı Camii

Cıncıklı Camii

Müzeden çıkar çıkmaz Cıncıklı Camii’ni görüyoruz. Camii, Çiğlizade Hacı Ahmet Ağa tarafından 1664-1665 tarihlerinde inşa edilmiş. Kare planlı olarak kesme taştan inşa edilen caminin, kule minaresinde diğer minarelerden farklı olarak silindirik bir merdiven sistemi uygulanmış.

Kayseri Kalesi’nin Sivas kapısından geçerek çarşıyı gezmeye devam ediyoruz. Hedefimiz Hunat Hatun Camii ve Külliyesi. Şehir içinde gezerken çok düzenli ve temiz alt geçitler gördük. Yürüyen merdivenlerle halkın işi kolaylaştırılmış.

Hunat Hatun Külliyesi

Hunat Hatun Külliyesi

Eminönü’nde pis kokudan geçmekte zorlandığımız alt geçitleri düşününce içimiz burkuluyor. Alt geçitten geçiyoruz, merdivenden çıkınca karşımızda tüm haşmetiyle Hunat Hatun Külliyesi’ni görüyoruz. Şehrin orta yerinde muhteşem işçilikte bir kapının önüne geliyoruz. Burası, Alaeddin Keykubad’ın karısı, II. Keyhüsrev’in annesi  Mahperi Hatun tarafından 1237-1246 yılları arasında yaptırılmış. Medrese, türbe ve hamamdan oluşan bu külliye, gerek genel görünüşü, gerekse yapılış şekliyle Anadolu’da bulunan Selçuklu eserlerinin en güzel ve en önemli örneklerinden biri. Burada Hunat kelimesine de değinmek istiyoruz. Alaaddin Keykubat’ın eşi Mahperi Hatun’un Müslüman olmadan önceki adı da Huant imiş. Bu isim zamanla Türkçeleşmiş ve Hunat olmuş. Kayseri’de bir mahalle bu isimle anılıyor. Hunat Çarşısı, Hunat bakkalı, Hunat durağı vs.

Hunat Hatun Camii

Oturum alanı 2.203 metrekare olan yapı görülmeye değer.  Caminin batı cephesindeki ana giriş kapısı şaheser bir arabesk süsle donatılmış. İlk görüşte üzerimizde oluşturduğu etki devam ediyor, kapıdan giriyoruz. İçerisi de aynı özenle yapılmış. Uzaklardan bir ney sesi geliyor ki mest olmamak elde değil. İçeride ebru atölyeleri, ney üstatlarının yer aldığı mekânlar ve sahaflar var. Atmosfer büyüleyici. Fakat ortamı bozan en önemli unsur her zamanki gibi ‘insan’. Sosyal medyaya koyacağı tek bir fotoğraf için oradan oraya koşturup, peşindekileri de koşturup şekil şekil poz verenlere rağmen bu muhteşem yapının lezzetine varmaya çalışıyoruz. Keşke bu güzellikleri önce gözümüze, sonra ruhumuza kaydetmekle yetinebilsek…İnsanoğlu başkaları için yaşamayı bırakıp özünün kıymetini bildiğinde, dünya çok daha güzel bir yer olacak eminiz.

Sahabiye Medresesi

Sahabiye Medresesi

Yönümüzü tekrar Cumhuriyet Meydanı’na çeviriyoruz. Hedefimiz Sahabiye Medresesi. Kapı oyma işçiliğiyle ünlü olan bu yapı, Selçuklu sultanı 3. Keyhüsrev Dönemi’nde Selçuklu vezir Hüseyin oğlu Sahip ata Fahreddin Ali tarafından 1267 senesinde yaptırılmış. Bir büyük ve iki küçük dershane (eyvan) ve küçük odalardan oluşan yapı klasik medrese tarzının güzel örneklerinden sadece biri. İşlemeli kapının etkisinde kalarak avluya giriyoruz. Mekân şu anda test ve sınavlara hazırlık kitaplarının satıldığı bir yer olarak kullanılıyor. Ortada masalar var, çay ocağından içeceğinizi alıp oturabiliyorsunuz.

Medrese Kapısı Taş Oyması

 

Kayseri’de tüm medrese yapılarında bu çay ocakları aynı sistemle hizmet veriyor. Serin avluda bir süre mola verdikten sonra yakın mesafede yer alan Gevser Nesibe Hatun Darüşşifası’na doğru ilerliyoruz. Şehrin çok güzel bir yanı parkların ve yeşil alanların fazla olması. Üstelik hepsi tertemiz ve bakımlı. Aslen Kayserili olan Mimar Sinan’ın bir heykelinin olduğu parkın içinden ilerleyerek şifahaneye ulaşıyoruz.

Gevser Nesibe Hatun Şifahanesi

Rivayete göre Gevser Nesibe Hatun’un gönül verdiği saray baş sipahisi ile evlenmesine ağabeyi I. Gıyâseddin Keyhüsrev karşı çıkar. Baş sipahi, hükümdar tarafından cepheye gönderilir ve şehit düşer. Bu duruma çok üzülen Gevher Nesibe Sultan kederinden yatağa düşer, vereme yakalanır. Tüm çabalara rağmen durumunda iyileşme olmaz. Durumu öğrenen ve kız kardeşini ölüm döşeğinde ziyaret ederek özür dileyen I. Gıyâseddin Keyhüsrev, ondan son isteğinin ne olduğunu sorar. O da ağabeyine, kendisi gibi devasız hastalığa yakalananlar için bir şifahane yaptırmasını vasiyet eder.

Gıyâseddin Keyhüsrev, bu vasiyet üzerine 1204’te dârüşşifa ve tıp medresesinden oluşan birbirine bitişik külliyenin inşaatını başlatır. Yapı, 1206’da tamamlanır. Çifte Medrese olarak da anılan yapı aynı zamanda Selçuklu Müzesi olarak düzenlenmiş. Kent tarihinden yola çıkarak Anadolu orta çağına ve Selçuklu Uygarlığına odaklanan müze tematik bir yaklaşımla planlanmış. Bir kısmında Selçuklu Medeniyeti ile ilgili uygarlığı ön plana çıkarılan müzenin, diğer kısmı ise şifahiye özelliğini ön plana taşımakta.  Selçuklu Uygarlığı ile ilgili olan kısımda; ‘Selçuklu Kenti’, ‘mimarisi’, ‘sanatı’, ‘bilimi’, ‘giysisi’ gibi unsurlar ile ‘Kayseri’de Selçuklular’, ‘Anadolu’da Selçuklular’ gibi kısımlar yer almakta. Şifahiye ile ilgili kısımda ise; ‘hastalıklar’, ‘tedavi yöntemleri ve aletleri’, ‘bilginler’, ‘ecza’, ‘su ve sağlık’, ‘müzik ile tedavi’, ‘renk ile tedavi’ gibi kısımlar bulunmakta.

Selçuklu Yıldızı

Zeynel Abidin Türbesi

Bu güzel yapıdan çıkıyor, Hunat Mahallesinde yer alan Zeynel Abidin Türbesi’ne doğru ilerliyoruz. Kayseri’de İmam Sultan adı ile anılan Zeynel Abidin, 1414 yılında Kayseri’de vefat etmiş ve mezarı üzerine bugünkü yerde mütevazı bir türbe yapılmış. II. Abdülhamit zamanında, 1886 yılında ise Zeynel Abidin’in mezarının bulunduğu yere mevcut türbe inşa ettirilmiş. Kare planlı bir yapı olan türbenin üzeri kubbe ile örtülmüş.

Zeynel Abidin Türbesi

İbrahim Tennuri Türbesi

Şehirdeki bir önemli türbe de Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Şeyh Cami olarak bilinen caminin bitişiğinde yer alan Şeyh İbrahim Tennuri Türbesi’dir. Ünlü gezgin Evliya Çelebi, Kayseri hakkında bilgi verirken, bu şehirde bulunan büyük evliya kabirleri arasında Şeyh Hazreti İbrahim Tennuri’yi de saymaktadır. Türbe, klasik Selçuklu devri kümbetlerinin son örneklerinden. İbrahim Tennuri, Fatih Sultan Mehmet ile birlikte Akşemseddin’in mürididir. Türbe 2. Bayezid tarafından 1484 senesinde yaptırılmış.

Şehrin güzellikleri bitmiyor

Bu güzel eserlerin etkisi altında yürürken büyük binaların arasında muhteşem bir yapı gözümüze ilişiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığına ait bu yapı Kayseri’nin tanınmış simalarından A. Necmettin Feyzioğlu adıyla bir Halk Kütüphanesi olarak kullanılıyor. Eski Kayseri mimarisiyle yapılmış konak tarzı bu yapı şehrin ortasındaki güzelliklerden sadece biri.

Yapımı sırasında Mimar Sinan’ın 97 yaşında olduğu Kurşunlu Camii, şehrin görülmesi gereken eserleri arasında yer alıyor. 16. Yüzyıl’da yaptırılan, tek minareli ve revaklı yapının asıl ismi Hacı Ahmed Paşa Camii olmasına rağmen kurşun kaplama kubbesinden dolayı halk arasında ismi Kurşunlu Cami olarak kalmış.

Yorulduysanız Kıvılcım cafe olarak bilinen Avgunlu Medresesi ve Türbesi’ne uğrayıp bir kahve molası verebilirsiniz. 13. Yüzyıla ait bu Selçuklu yapısı uzun süre atıl durumda kaldıktan sonra yenilenerek bir kitap-kahve ortamına dönüştürülmüş. Selçuklu Müzesi’nin hemen karşısında, Mimar Sinan heykelinin arka tarafında yer alan yapı gençlerin uğrak noktası.

Döner Kümbet

Selçuklu tipi kümbetlerin en ünlülerinden biri de üzerindeki tuğla süslemelerle öne çıkan Kayseri merkezdeki Döner Kümbet. 1276’da, Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad, kızı Şah Cihan Hatun için yaptırmış. Yani aslında asıl ismi Şah Cihan Hatun Kümbeti ama kümbetin döndüğü efsanesi ile ismi zamanla Döner Kümbet kalmış.

Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi

Şehirdeki bir önemli yapı da Ermeni cemaatine ait en önemli 7 kiliseden biri olan Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi. Milli Mücadele Müzesi’nin hemen karşısında yer alan kilisenin temelleri 1191 yılında atılmış. Şu anda tadilatta olduğu için etrafı çevrilerek kapatılmıştı. Fakat buna rağmen görkemli kubbesi ve yapısıyla şehrin önemli yapılarından biri olduğu belli oluyor. Şehirdeki bir diğer kilise de 1857 tarihli, bir Ortodoks Kilisesi. Kilise mübadele sonrası kapatılıp depo olarak kullanılmaya başlanmış ama daha sonra restorasyonu yapılıp yeniden ziyarete açılmış. Şu an aktif olarak ibadete açık değil.

Kayserili Mimar Sinan

Kayseri deyince akla gelen isimlerden biri de hiç şüphesiz Mimar Sinan’dır. Koca Sinan Kayseri’ye bağlı Ağırnas’da doğmuş. Bu ev günümüzde de Mimar Sinan Evi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Ağırnas’a kadar gelmişken, yer altı şehrini görmeden dönülür mü? Kasabanın girişinde Aşağı Pınar mevkiinde bulunan Ağırnas Yeraltı Şehri, dehlizleri, mağaraları, yeraltı şehir kalıntılarıyla günümüzden en az 3000 yıl öncesinden insanların oturduğu anlaşılan bir yerleşim merkezi. Ağırnasın geçmişi ile ilgili Selçuklular dönemine ait  tarihi belgeler bulunmadığını öğrendik. Fakat Osmanlı Dönemi’ne ait 1500 yılında yapılan tahrir defterindeki bilgilerden o döneme dair bilgiler edinmek mümkün.

Yemek mi dediniz?

Tarihin içinde kaybolup gittik, nerede ne yenir bahsetmedik. Çünkü biz yeme-içme işiyle ilgili değiliz. Fakat her yazımızda olduğu gibi bu yazımızda da bir-iki noktaya değinmeden, birkaç ipucu vermeden geçemeyeceğiz. Şehir gezimizde yoruldukça Kayseri’nin meşhur Nevzine tatlısının izini sürdük. Bol cevizli, pekmezli..Fakat bulamadık. Evet yanlış okumadınız, Kayseri’nin içinde Nevzine bulamadık. Kime sorsak, o tatlı burada pek yenmez dedi. E haliyle çok şaşırdık. Fakat pes etmedik, Kayserili arkadaşlarımızla görüştük ve şehir merkezinden biraz uzakta bir restoran olan Kaşık-la’da aradığımızı bulduk. Bizim bildiğimizin biraz dışında üzeri fıstıkla bezenmiş tatlının adı da değişmişti ama olsun; biz aradığımız tatlıyı bulmuştuk. Yanında da Kayseri’nin meşhur içeceği böbrek dostu Gilaburu suyunu içtik. Böylece tatlı-ekşi dengesini de yakaladık. Kayseri yağlaması, mantısı ve su böreğiyle Kaşık-la bizleri memnun etti. Her şeyden önce güler yüzlü çalışanları vardı ki bu lezzetten bile önemli.

Akşamüzeri yorgunluk kahvemizi de Bürüngüz Camii’nin hemen önündeki köy kahvesi tarzı yerinde içtik. Eskiden ”iki Kapılı Mescid” in bulunduğu yere, Refik Bürüngüz tarafından 1977 yılında inşa ettirilen ve meydana cepheli bu cami, klasik mimarı tarzı temsil ediyor. Büyük bir kubbeyle örtülen caminin cam işçiliği ve kubbe süslemesi dikkati çekici. Önündeki eski dükkânların 1985’te kaldırılmasıyla Kale ile birlikte meydana hâkim hale gelmiş.

Daha neler var neler

Kayseri’yi gezmek için en az 2 güne ihtiyacınız olduğunu belirtelim. Şehri baştan başa gezseniz bile ilçeleri ve çevresindeki görülecek yerleri bitirebilmeniz mümkün değil. Oralar nereler mi? Kocasinan’daki Şeker Gölü,Talas’taki Derevenk Vadisi, Tomarza ilçesindeki Berçin Yaylası, Erkilet yolu üzerinde bulunan Beşparmak Kümbeti, Barsama Vadisi, Talas’ta bulunan Yaman Dede Camii, Hacer Vadisi, Aladağlar Milli Parkı içinde yer alan Kapuzbaşı Şelalesi, M.S. 4. Yüzyıla ait kaya kiliseleriyle meşhur Soğanlı Vadisi, Bürüngüz Camii, Gülük Camii, Akkışla Kalesi, Bayramhacı Kaplıcası…

Bitti sandıysanız daha bitmedi. Görülecek yerler içerisinde daha Eratna Beyliği’ni kuran Aleaddin Eratna tarafından yaptırılan Köşk Medresesi, Sırçalı Kümbet, Türkiye’nin ilk esnaf ve sanatkârlar müzesi olan Ahi Evran Müzesi, Erciyes Dağı’nın güney eteklerinde yer alan Gereme Harabeleri, halılarıyla ünlü Bünyan’daki Ulu Camii, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından 1160 yılında yapılan bir külliyenin parçası olan Merzifonlu Çarşısı, Pınarbaşı ilçesinde bulunan Melikgazi Kalesi, tarihi hakkında kesin bir bilgi bulunmayan Develi Kalesi, Melikgazi’de bulunan Güpgüpoğlu Konağı Etnografya Müzesi, Bünyan ilçesinde bulunan Karadayı Köyü sınırlarında olan ve Anadolu Selçuklularının şehre hediyesi Karatay Han, Dulkadiroğulları döneminden kalan önemli bir tarihi eser olan Şahruh Köprüsü ve Sultan Sazlığı.. İşte Kayseri böylesine saklı bir hazine.

Özel bir paragraf Erciyes Dağı için

Ve elbette Erciyes Dağı. Kayseri deyince akla ilk gelen yerlerin başında gelen Erciyes, son yıllarda kayak turizminin merkezi durumuna geldi. 30 milyon yıl önceki patlamaları sayesinde Kapadokya’nın oluşmasını sağlayan Erciyes (3917m) sönmüş bir volkan. Erimeyen kar nedeniyle olsa gerek, Hititler ona Beyaz Dağ anlamına gelen bir isim takmışlar. Harkasos toz karı, zorlu tırmanış rotaları, zengin florası, faunası ve yaylaları ile kayak meraklılarının, sporcuların, doğa aşıklarının ve macera tutkunlarının her mevsim akınına uğrayan Erciyes  Dağı, sadece kış mevsiminde değil ilkbahar ve sonbaharda da ayrı güzel. Doğal ortamda yapacağınız bahar yürüyüşlerine eşlik edecek kelebekler sizi mest edecek.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, Kayseri beklentilerimizin çok üzerinde ve son dönemlerde gezdiğimiz şehirler arasında en dikkat çekici yerlerden biri. Mutlaka vakit ayırın, plan yapın ve Kayseri’ye gidin görün. Kayseri Kapadokya bölgesine olan yakınlığıyla da ilgi çekiyor. Gelmişken her iki rotayı da keşfetme şansınız olur kimbilir?

Yazı ve Fotoğraflar : Gonca Sağlık

 

 

 

1.meclisweb

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzesi

Kurtuluş Savaşı Müzesi veya yapılış sebebi olan 1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası (1.TBMM Binası), Ankara‘da Ulus meydanında bulunan bir müze. Bina ilk etapta, İttihak ve Terakki Cemiyeti Kulüp Binası olarak tasarlanmış ve 1915 yılında yapımına başlanmış. Binanın mimari açıdan iki ayrı önemi bulunmakta. Bunlardan ilki Türk Mimarisi’nin güzel örneklerinden biri olması. Diğeri ise, bina yapımında Ankara taşı olarak bilinen Andezit taşının kullanılmış olması.

2 katlı bina, ilerleyen dönemde 23 Nisan 1920 yılında yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Millet Meclisi olarak ilan edildiğinde henüz bitmemiş bir haldeymiş. Halkın da yoğun desteğiyle bitirilen bina, 15 Ekim 1924 yılına kadar meclis binası olarak kullanılmaya devam etmiş. Daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Merkezi olarak da kullanılan bina, bir ara Hukuk Mektebi olarak da kullanılmış.

23 Nisan 1961 yılında müze olarak halkın ziyaretine açılan bina, o günden bu güne bu işlevini devam ettirmekte. Ankara’yı ziyaret eden herkesin görmesi gereken güzel bir müze olduğunu düşünüyoruz.

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı

Augustus Tapınağı, antik Ankara şehrinin, ezelden beri tapınaklarının bulunduğu noktaya yapılmış bir Roma Tapınağı’dır. Bu bölgede M.Ö 800’lü yıllardan beri, tüm mitolojik inançların başlangıcı olarak düşünülen Tanrıça Kybele’nin bir tapınağı bulunmaktaymış. Bu öyle önemli bir tapınakmış ki, bugün Sivrihisar’da bulunan Pessinus Antik Kenti‘ndeki ana tapınaktan buraya rahipler atanırmış.

Roma İmparatorluğu döneminde Ancyra, Galatya Eyaletinin başkenti olunca, dönemin Roma İmparatoru Augustus’a ithafen, bu tapınak aynı yere yapılmış. Tahmini yapılış tarihi olarak M.Ö. 25 yılı verilmekte. Tapınak daha sonra Hristiyanlığın yayılması ile kiliseye dönüştürülmüş. Türklerin şehri ele geçirmesi sonrasında ise, tapınağın hemen yanına bu sefer Hacı Bayram-ı Veli Camii yapılmış.

Anadolu topraklarındaki en iyi korunmuş Roma tapınaklarından birisi olarak günümüzde önemli bir turistik nokta olarak öne çıkmakta.

Ankara Kalesi evleriweb

Ankara Kalesi

Ankara Kalesi

Ankara Kalesi, şüphesiz geçmişi olan her şehirde olduğu gibi, Ankara‘nın en eski yerleşimlerinin bulunduğu noktalardan bir tanesi. Aynı zamanda şehrin en tepe noktalarından birisi. Şu an ki kale elbette ilk yapılanı değil. Ancak M.Ö 2. yy.’da burada bir kalenin varlığı biliniyor. O zamanlar Roma İmparatorluğu Galatya’yı ele geçirince bu kaleyi M.Ö. 217’de onarmışlar. O tarihten itibaren iç kalenin haricinde bu sefer Bizanslıların M.S 668 yılında dış kaleyi yaptırdıkları biliniyor. İç kalede 20, dış kalede 42 kadar kulesi bulunan kale, tarih boyunca sürekli el değiştirmiş ve onarım görmüş. Selçuklu zamanında 1073 yılında ele geçirilen kale daha sonra Haçlı seferlerinde kaybedilip, tekrar 1227 yılında ele geçirilmiş. Kale duvarlarına baktığınızda duvar içinde lahit, heykel parçaları gibi izlere de rastlanmakta. Bu da özellikle Roma İmparatorluğu sonrasında, kalenin acil tamiri için, elde ne varsa kullanıldığını gösteriyor. Bugün gezilebilen bölge iç kale alanı. Özellikle de surların tepesinden çok güzel bir Ankara görünümü sunmakta. Kale içerisindeki evlerin bir kısmı restorana döndürülmüş, bir kısmında ise hala yaşayan halk bulunuyor. El işi satan kadınlara, müzik çalan gençlere sıklıkla rastlanıyor.

Hacı Bayramıveli web

Hacı Bayram Veli Camii

Hacı Bayram Veli Camii

Hacı Bayram Veli Camii, Ankara’nın tarih boyunca en önemli dini noktalarından birisinde bulunan bir cami. Şehrin tarihi boyunca burada, bu cami öncesinde de çeşitli tapınaklar ve ibadet noktaları bulunmuş. Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri aslen Ankara’nın Solfasol köyündenmiş. Asıl adı Numan olan Hacı Bayram-ı Veli, eğitimini yine Ankara’da alıp daha sonra Kayserili Şeyh Hamideddin Aksarayi’nin öğrencisi olmuş. Hicaz ve Şam’a onunla birlikte giderek 3 yıl bu bölgelerde kalmış. Döndüğünde kendi adıyla anılan Bayrami Tarikatını kurmuş ve o dönemde çok fazla mürit toplamış.

Buradaki cami de 1427 yılında, halen yine bitişikte bulunan Augustus Tapınağı’nın yanına, yapılmış. Ancak caminin günümüz hali, daha çok 1700’lü yılların cami mimarisi örneklerini bulundurduğundan, caminin bu dönemde yenilendiğini düşünüyoruz. Türbesi de caminin hemen yanı başında bulunan Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri, Arapça ve Farsça’nın Türk diline yerleştiği dönemlerde, Türkçe şiirler yazarak ve yine Türkçe dersler vererek, dilin korunmasında büyük katkı sağlamış.

Yaşamı boyunca bir çok öğrenci yetiştiren Havı Bayram-ı Veli Hazretleri’nin öğrencileri arasında, yine Türk ve Osmanlı tarihine büyük katkıda bulunan, Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin Hazretleri de bulunmakta.

Sultan II. Murat, o zamanlar Edirne‘de bulunan başkente, kendisini vaaz vermesi için çağırmış. Edirne Eski Cami‘de bir Cuma vaazı veren Hacı Bayram-ı Veli’nin vaaz verdiği kürsüde, ona hürmetten, bugüne kadar başka hiç kimse vaaz vermemiş. Halen Edirne’de onun vaaz verdiği kürsü kullanılmamakta.

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • YouTube

    Abone olup video izleyebilirsiniz.

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları