20180814_104743

Bafa Gölü, Kapıkırı Köyü ve Herakleia Antik Kenti

Bafa Gölü, Kapıkırı Köyü ve Herakleia Antik Kenti

Bafa Gölü kıyısında bulunan Kapıkırı Köyü, ki aynı zamanda Herakleia Antik kenti olan alan, gerçekten zamanın durduğu ender güzel noktalardan birisi. Şimdiye kadar, özellikle de son dönemde ilgi çeken bir nokta olsa da, neredeyse hiç dokunulmamış bir antik kent.

Bafa gölü, aslında deniz kenarıymış. Yani bugün Kapıkırı köyü diye bildiğimiz nokta, o dönemlerde bir sahil yerleşimi imiş.

Herakleia Antik Kenti

İlk Çağ coğrafyacısı Strabon, bu bölgedeki Beş Parmak Dağları’na o dönemde “Latmos” dendiğini, bu sebeple buradaki kente ve körfeze de Latmos kenti ve Latmos körfezi dendiğini belirtmiş. Evet o zamanlar buralar körfezmiş. İlk kent ile ilgili bulgular M.Ö 800’lere dayansa da, kuruluş tarihi ile ilgili bir bilgi yok. M.Ö 400’lerde Halikarnassos Valisi Mausolos kenti almış. Başlarda Kybele inancına sahip halk, şehir el değiştirdikçe farklı inançlara da geçmiş. Nitekim M.Ö 300’lerde Helen yönetiminin de etkisiyle yeniden inşa edilen kente Grek mitolojisindeki Herakles’ten ötürü Herakleia adı verilmiş. Şehir M.Ö 133’te Bergama Krallığına, ardından da Roma İmparatorluğu’na dahil olmuş. Yaklaşık 2000 yıl önce ise, Büyük Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlar, şehri denizden koparmış. Bataklık ve buradan kaynaklı hastalıklar nedeniyle şehir hem önemini, hem nüfusunu hem de zenginliğini kaybetmiş.

Kapıkırı Köyü

Gelelim Kapıkırı Köyüne. Köy bugün oldukça tenha bir köy diyebiliriz. Bulunduğu alan, antik kentin tam üstü. Köye girişte yol ikiye ayrılıyor. Birisi sahil tarafına doğru götürürken, sağdan gittiğiniz taktirde köy içine ve eski pazar yerine varıyorsunuz. Köyün evleri, evlerden daha büyük kayalar arasına sıkışmış durumda. Pazar yerine geldiğinizde etrafta size bir takım hediyelikler ve ürünler satmak isteyen teyzeler ile karşılaşacaksınız.

Herakleia aslında günümüz modern şehir planlamasının atası olan Hippodomik planlı bir kent olsa da, köyün yerleşimi sebebiyle bunu pek farkedemiyorsunuz. Hatta köy yaşantısı antik kenti bir nebze gizliyor bile denebilir. Kapıkırı İlkokulunun hemen yakınında bulunan tepeye inşa edilen Athena tapınağı, en önemli eserlerden birisi. Bir diğer ilgi çeken yapı ise Agora duvarı. Bunun haricinde Bouleuterion, Roma Hamamı, Tiyatro, Nymphaion ve tapınak gibi yapılar olsa da, bunların çoğu viran durumda.

Kaya mezarları olarak tabela ile de belirtilen bölgede ise Nekropol bulunmakta. Gerçi köy içinde çeşitli yerlerde bu tür mezarlar bulunmakta. Toplamda 2500 kadar mezar olduğu söyleniyor.

Antik kentin yeniden keşfi

M.S 7. yy.’da, antik kent, Hristiyan keşişler tarafından yeniden keşfedilmiş. Bölgede birden fazla manastır kurulmuş. Bizans kalesi de yine bu döneme ait. Hristiyan dönemi kalıntıları genel olarak 7-12. yy. tarihleri arasına tarihleniyor. Kapıkırı köyünden yaklaşık 5 saatlik bir yürüme ile çıkılan Stylos Manastırı bunların içinde en önemlilerinden birisi. Gölkaya köyünden gidilen ve tabela ile de gösterilen Yediler Manastırı da, nispeten daha basit bir yoldan bir saatlik bir mesafede.

Bafa Gölü

Başlı başına bir doğal güzellik olan Bafa Gölü ise üzerindeki adalar ile henüz canlanmakta olan turizme katkı sağlıyor. Bu adaların bir kısmında sur ve manastır kalıntıları da bulunmakta. Kıyılarında ki köylerden tekne kiralayarak gezebiliyorsunuz. İkiz Adalar, görsel olarak da en ilgi çeken noktalardan birisi. Üzerinde Meryem Ana Manastırı bulunan ikiz adaların küçüğü, yanındaki koruma kalesi olan büyük ada ile birlikte anılıyor.

Hayalet Ada

Kapıkırı Köyünün hemen karşısındaki Hayalet Ada ise üzerindeki Manastır ve sur kalıntıları ile çok güzel bir dinginlik sunuyor. Adaya tekneyle yanaşmak hayli zor. Denize yakın kısımda bulunan Menet Adası‘nda ise antik bir köy yerleşimi ve manastır var.

Bu bölgede konaklama için kullanılan, daha çok yerel halkın pansiyon olarak işlettiği evler bulunmakta. Tabii ki balıkçı restoranları da bu mekanın vaz geçilmezleri içerisinde. Eğer yolunuz Kapıkırı köyüne düşerse, odun ateşinde yapılmış çayını mutlaka için.

Biz gezerken zevk aldık. Umarız siz de bir gün yolunuzu buradan geçirirsiniz.

Bursa Kent Müzesi

Bursa Kent Müzesi

Bursa Kent Müzesi

Bursa Kent Müzesi, yaşayan bir müze iddiası ile kurulan ve bu iddiayı devam ettiren güzel bir şehir müzesi. Müzenin kurulduğu bina, 19 yüzyıl son dönem Osmanlı ile Cumhuriyet ilk dönem mimari özellikleri taşıyor. Bina aslında 1926 yılında Adliye Binası olarak yapılmış ve o tarihten itibaren 2001 yılına kadar 75 yıl boyunca bu amaçla kullanılmış. Sonrasında Bursa Belediyesi anlaşma ile bu binayı üzerine alarak 2004 yılına kadar restore etmiş ve 2004 yılında müze olarak halkın kullanımına açmış. 2006 yılında, European Museums Forum tarafından ödüle layık görülen müzeler içine girmiş.

Müze toplamda üç kattan oluşmakta. Bodrum katında “El Sanatları Çarşısı” konseptinde hazırlanan kaybolmaya başlamış el sanatlarının dükkan gibi düzenlenmiş sergilemeleri bulunuyor. Giriş katı “Uygarlıklar Kenti Bursa” adı altında, Bursa’nın tarihi geçmişini sergilemekte. 1. katta ise, kentin geçmişine katkıları olan kişiler ve kültürel varlıklar gibi unsurların sergilendiği, “Yaşam ve Kültürüyle Bursa” adlı sergi bulunuyor. Ayrıca yerel halkın da müzeye ilgisini sıcak tutmak amaçlı, değişken 3 sergi alanı daha var. Farklı zamanlarda, ilginç sergiler ile, müzenin canlı tutulması sağlanmış.

Güzel bir müze gezmek isteyenlere tavsiye edilir.

Emir Sultan Külliyesi

Emir Sultan Külliyesi

Emir Sultan Külliyesi

Emir Sultan Külliyesi, eşi ve aynı zamanda Yıldırım Bayezid’in kızı olan Hundi Hatun tarafından yaptırılan binalar topluluğudur. Külliye içerisinde Türbe ve Cami bulunmakta. Bir gönül ehli olarak ünlenmiş. Peygamber soyundan geldiği için Emir, gönüller kazandığı için Sultan olarak anılmış ve sufilikte velilik makamına gelmiştir. Eyüp Sultan‘dan sonra Türkiye’de en fazla ziyaret edilen ikinci Türbe ve Cami konumunda. Caminin kubbesi, Bursa’daki en büyük cami kubbesidir. 1795 yılında kubbe tamamen yıkılınca, 1804 yılında III. Selim tekrar yaptırmış. İlk girişte caminin avlusu ziyaretçilerini kendine hayran bırakır. Ancak yine de külliye, özellikle de türbe, orijinal yapısından tamamen kopmuş. Dini motifli geziler için kaçırılmaması gereken bir nokta.

Bursa Atatürk Evi

Bursa Atatürk Köşkü

Bursa Atatürk Köşkü

Bursa Atatürk Köşkü olarak bilinen yapı, Çekirge bölgesinde yer alan Çelik Palas otelinin hemen yanındaki müze ev. Bodrum ve çatı katıyla beraber 4 katlı olan binanın asıl sahibi Miralay Mehmet Bey’miş. Bursa Belediyesi, Atatürk’ün Bursa’ya ikinci ziyaretinde, Miralay Mehmet Bey’den köşkü satın alarak Atatürk’ün kullanımına vermiş. 1895 yapımı köşk, 1923 – 1938 yılları arasında Atatürk tarafından kullanılmış. 1938 yılındaki son ziyaretinden sonra Bursa Belediyesine bağışlanan köşk, bu sefer Emekli Sandığına satılmış. Emekli Sandığı 1968 yılında kullanım hakkını Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğüne devretmiş. 29 Ekim 1973 tarihinde, yani Cumhuriyetin ilanının 50. yıl dönümünde, Atatürk Müzesi olarak halkın ziyaretine açılmış.

Evin Bodrum katı mutfak ve hizmetliler için ayrılmış bölgedir. 1. Kat olarak giriş katında hemen sağda kabul salonu, sol tarafta yemek salonu ve buraya açılan dinlenme odası bulunmakta. 2. katta ise Yatak odası ile çalışma odası bulunuyor. Köşkün içinde sergilenen eşyaların büyük çoğunluğu, Atatürk’ün fiilen kullandığı eşyalar. Ancak müze bir süredir tadilat nedeniyle kapalı.

Hüdavendigar Camii

Hüdavendigar Camii

Hüdavendigar Camii

Hüdavendigar Camii, 1. Murat Külliyesi adı olarak da bilinen külliyenin camisidir. Şehrin eskiden boş olan bir kısmına yapılmış. Yapım tarihi hakkında tam bir bilgi olmasa da, çeşitli rivayetlerin gösterdiği tarih 1364 – 1365 yılına işaret ediyor. İlk resmi kayıt ise 1400 yılına denk gelen Vakıf kaydı. Evliya Çelebi, bu cami için enteresan ve türünün tek örneği kelimelerini kullanmıştır. Bunun en büyük sebebi ise iki katlı caminin alt katının cami, üst katının ise medrese olması. Ters T şeklinde inşa edilen cami, Osmanlı’nın gerek o dönem gerekse sonraki dönemlerinde ki cami tasarımlarına uymamakta. Mihrabın dua edilen kısmına açılan bir pencere de caminin diğer bir özelliği. Bu pencerenin, zamanında Sultan Murat tarafından kullanıldığı düşünülmekte. Cami içinde şadırvan uygulaması bu camide de bulunmakta. Caminin yanında 1389 yılında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan türbe, ve artık aslına pek benzemeyen bir imarethane bulunmakta.

Bursa Arkeoloji Müzesi

Bursa Arkeoloji Müzesi

Bursa Arkeoloji Müzesi

Bursa Arkeoloji Müzesi, tarihsel anlamda Türkiye’nin Osmanlı döneminden kalma en eski müzelerinden bir tanesi. İstanbul’da açılan Müze-i Hümayun Umum Müdürlüğü’nün bir şubesi olarak 19 Ağustos 1902 yılında açılmış. İlk binası Bursa Erkek Lisesi içerisinde olan müze, daha sonra Yeşil Medrese‘ye taşınmış. 1972 yılında ise Kültürpark içerisindeki günümüzde de kullanılan binaya taşınmış. 2013 yılında yapılan yenileme ile günümüz halini almış. 15 Milyon yıllık fosil kalıntılarından, Bizans dönemi buluntulara kadar, özellikle Bursa ve çevresinden 60,000 kadar parça sergilenmekte. Müzeyi gezerken bölge hakkında detaylı bilgiye sahip olacaksınız. Dönemlere göre salonlara bölünmüş müzede Frig Krallığı dönemi, taş eserler, Doğu Roma ve Bizans dönemi ile Üçpınar Tümülüsü buluntuları sergilenmekte.

Uludağ

Uludağ

Uludağ

Uludağ, Bursa’nın sırtını dayadığı, ve hatta İstanbul’dan bile gözüken bir dağ. Adı gibi ulu bir dağ. Yazın ayrı kışın ayrı güzellikler sunuyor. Dağ, 2543 metrelik yüksekliği ile, Marmara Bölgesinin en yüksek noktası durumunda. 15-20 kilometrelik bir genişliği ve yaklaşık 40 kilometrelik bir uzunluğu bulunuyor. Yazları kamp ve trekking meraklıları ön plana çıkarken, kışları kayak meraklıları yerlerini alıyor.

Tarihte ise burası Heredot tarafından Olympos olarak adlandırılır. Strabon ise yaklaşık 400 yıl sonra aynı dağ için Mysia Olympos’u demiş. Roma döneminde dini özellik de kazanan dağ, Hristiyanlık ile birlikte manastır bölgesi olmuş. Ancak bu manastırların çoğu, Orhan Gazi’nin bölgeyi ele geçirmesinden sonra boşalmış. Bu boşalan manastırlar, Bektaşi babalarının inzivaya çekildikleri tekkelere dönüşmüş. Bu sebeple Türkler bu dağa “Keşiş Dağı” adını vermişler. 1925 yılına gelindiğinde ise dağın ismi, “Uludağ” olarak değiştirilmiş.

Türk İslam Eserleri Müzesi

Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi

Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi

Bursa Türk İslam Eserleri Müzesi, Çelebi Mehmet zamanında yapılan Yeşil Külliye’nin içinde bulunan bir yapı. Asıl yapılış amacı Medrese, yani okul. Bu yüzden de binanın asıl ismi Yeşil Medrese. Binanın mimarı, külliyeninki ile aynı. Hacı İvaz’ın bu binayı 1414-1424 yılları arasında yaparak tamamlamış. O dönemden sonra Osmanlı için çok önemli şahsiyetlerin yetiştiği bir medrese haline gelen bina, Selçuklu medrese mimarisi özellikleri taşıyor. Külliyenin diğer binalarında var olan çini kullanımı ile yapılan süslemeler, burada oldukça az kullanılmış. Toplamda 13 odadan oluşan medrese binası 1930 – 1972 yılları arasında Bursa Arkeoloji Müzesi olarak işlev görmüş. 1975 yılından itibaren ise Türk İslam Eserleri Müzesi olarak ayakta kalmayı sürdüren bina, şu an için tadilat nedeniyle uzunca bir süredir kapalı. Müzede sergilenen eserler arasında 12. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar maden, seramik ahşap, işleme, silah, el yazması kitaplar, İslami sikke, İslami kitabeler ve mezar taşları ile etnografik malzeme bulunmakta. Umarız bu güzel müze, en kısa süre içerisinde tekrar ziyarete açılır.

Hanedan Kapısı

Saltanat Kapısı

Saltanat Kapısı

Bugün Saltanat Kapısı olarak adlandırılan yer, aslında antik dönemden kalma Bursa Kalesinin parçalarından bir tanesi. Kalenin, M.Ö 700’lü yıllardan sonra burada hüküm süren Bithynialılar tarafından M.Ö 100’lü yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor. Kale, tarih içerisinde önce Roma, ardından Bizans ve son olarak da Osmanlı tarafından kullanılmış ve geliştirilmiş. Tarihi kalelerin içinde en eskilerinden birisi olan Bursa Kalesi, Osmanlı döneminde 1326 yılında Orhan Gazi tarafından alındıktan sonra, üç köşeli burçlar ile desteklenmiş. Aslında Yer Kapı, Zindan Kapı, Hisar Kapı, Pınarbaşı Kapı ve Kaplıca Kapı adıyla 5 ayrı kapısı olduğu bilinen kalenin, Hisar Kapı isimli kapısı ve bu bölgedeki surlar, büyük Bursa depreminde (1855) yıkılmış. Evliya Çelebi’nin notlarında bu kale ile ilgili 67 kule, 5 kapı ve 10,000 adımlık sur detaylarını vermekte. Tarihin en eski kalelerinden birisi olan Saltanat Kapısı (Bursa Kalesi), Bursa gezisi içerisinde yerini almayı hak eden bir nokta.

Bursa Uzun Çarşı

Bursa Uzun Çarşı

Bursa Uzun Çarşı

Bursa Uzun Çarşı, Osmanlı döneminde bir dönem başkentlik yapmış olan Bursa’nın önemli ticaret noktalarından bir tanesi. Kimi zamanlar Bursa Kapalı Çarşı ile karıştırılsa da, Evliya Çelebi’nin Kapalı Çarşı’dan hariç olarak Uzun Çarşı’dan bahsetmesi buranın ayrı bir çarşı olduğunun ispatı. O dönem burada 9000 dükkan olduğunu yazmış Evliya Çelebi. Bugün ise 80 dükkan bulunmakta. Koza Han‘ın Kuzey kapısından Batpazarına kadar uzanan çarşının, tarihte üstü açıkmış. Daha sonra üstü kapatılan ve yine açılan çarşının, bugün de üstü kapalı durumda. Ağırlıklı olarak tekstil ürünlerinin satıldığı dükkanlara sahip çarşı, eskiden Atpazarına kadar uzanırmış. Eskiden olduğu gibi günümüzde de ticari canlılığını kaybetmeyen dükkanlar, ziyaretçilerine güzel bir alışveriş imkanı sunuyor.

logo

Yurt dışı gezi rehberi olarak hazırlanan Turrehberin'de sizlere, dünyanın birçok noktasını tanıtmanın haricinde, ülkemizden ilgi çeken yerleri de beğeninize sunuyoruz. Çeşitli gezi haberlerinin haricinde, kimi zaman garipsediğimiz olayları da sizlerle paylaşıyoruz. Gezginler için sanal bir Han olmaya başlayan sitemiz için, sizin de tavsiyelerinizi bekleriz. 

Bizi Takip Edin

  • TWITTER

    Bizi takip edin, haberdar olun

  • INSTAGRAM

    Instagram'da da varız

  • PINTEREST

    Bizi Pinlemeyi unutmayın!

  • FACEBOOK

    Takip edin ve Paylaşın

  • GOOGLE+

    +1'leyelim lütfen...

  • E-POSTA

    Soru sormak bedava :)

Güney Amerika

Pasifik

Copyright 2015 © All Rights Reserved / Tüm hakları saklıdır.

Hosted by PBS Tasarım

Site Haritası

Gizlilik Kuralları